Beni öldürmek istemiyor musunuz? İşte buradayım! Beni öldürmeniz için tam burada duruyorum! Bana ufacık bir çizik bile atabilirseniz, hepinizi yetenekli sayacağım. #Qin Yun - S.T.F.S.P.

Altı Medeniyetin Dünyası - Bölüm 230-Var mısınız?


Anlaşılan, Galeno’dan gelen talimatı uygulama konusunda bir saniye olsun geç kalmamıştı Kara Zambak birlikleri, bulundukları konumu bırakıp düşmanın aksi istikametine doğru kaçarak tek bir noktada birleşmekti amaçları.

“Bir boş karakol daha, Jurij kaç tane kaldı bunlardan!”

Kır saçlı ork savaşçısının savaşamadıkları her an hiddeti katlanarak artıyordu, kendisi farkında olmasa bile dördüncü karakolun önündeydiler.

“Bundan sonra sadece bir tane daha var önümüzde, sanıyorum düşmanlarımız bizi orada bekliyor!”

“Umarım!”

Kavgayı arzular bir haldeydi Alyon, taciz eden bakışlarını tilki komutanın üzerinden çekerken son sözünü de söylemişti.

Askerleri, bir destek karargâhına göre çok daha küçük boyutlardaki askeri üssü yıkarken, yavaşça birliklerinden ayrılıp yakınlardaki dik kayalara doğru yürüyecekti.

Hava dünün aksine rüzgârlıydı, küçük tepenin üstüne çıktığında yüzünü Ork Steplerine doğru dönen iri yarı orkun saçları hafifçe titreşiyordu.

“Beni, daha ne kadar aşağılamayı düşünüyorsun?”

Sadece kendisinin rahatça duyabileceği bir tonda konuşacaktı Alyon, öyle ki rüzgâra karışan sesler üç adım dahi ilerleyemiyorlardı özgürlüklerine doğru.

Tabii ki cevap beklemiyordu lakin derin bir nefes çektikten sonra devam etmeden önce sessizce duracaktı, bu konuşmayı uzun süredir bekliyordu, acele etmek gibi bir niyeti yoktu.

“Böyle yaparak bana yardım ettiğini düşünüyorsun belli ki ama yanılıyorsun ufaklık, her başım sıkıştığında beni koruyamazsın, aynen diğer tüm orkları da korumak zorunda olmadığın gibi!”

“Şimdi seninle bir anlaşma yapalım, iznim olmadan benimle alakalı hiçbir şeye karışmayacaksın yoksa oraya gelip annene rağmen kafanı kırarım!”

“Anlaştık mı?”

Alyon sorusunu sorduğu an, cildini okşarcasına hafif esen rüzgâr birden delirecekti, karakolu yıkmaya çalışan askerler bu anormal değişiklik karşısında tedirgin olmuştu ancak kır saçlı ork savaşçısı onların aksine keyifle gülümsüyordu.

Zavallı askerler, kilometrelerce uzaktaki bir tahta oturan kişi ile önlerindeki tepenin üstünde kendi halinde duran orkun sessiz bir anlaşmaya vardıklarını nereden bilebilirlerdi ki?

“Sizi tembel piçler, hala bitmedi mi buranın işi!”

Neşesi yerine gelen ork savaşçısı, eline aldığı normal bir balta ile yıkımı süren karakolun surlarına girişecekti. Yedikleri tatlı sert fırça ve başlarındaki rahatsız adamın hareketlerinde dolayı gaza gelen askerler de, darbelerini hızlandırıyordu.

Onların aksine, bölgenin içlerindeki bir yoldan yürüyen birliklerde gerginlik hali hâkimdi. Hızlı ilerleyişlerinden korkan düşmanları, yol boyunca kamikaze birlikleri bırakarak momentumlarını yavaşlatıyordu.

Bu saldırılarda ölen askerlerde olmuyor değildi ama Nafız’ın kafasına taktığı tek şey zamandı şu anda.

“Bu böyle olmayacak, sizi neden Vahşi Bataklığa yolladıkları çok açık! Alt tarafı önden gidip yolu temizleyeceksiniz, onu da beceremiyorsunuz!”

“Belli oldu ki bu işi de ben yapacağım fakat hele ki bir yavaşladığınızı sezeyim, yemin olsun sizi elimden kimse alamaz!”

Kırmızı bir şimşek gibi gözden kaybolan Nafız’ın sözleri, görüntüsünün olması gereken yerdeki boşluktan geliyordu, bu bile kulaklarını kanatmaya yetmişken nasıl olurda kaytarabilirdi emrindeki askerler.

Son destek karargâhına kadar sekiz tane pusuyu çökertecekti dişi ork, ilgisini çeken kimse yoktu bu savaşçıların içinde zira birliklerinin en güçsüz ve feda edilebilir insanlarıydı onlar.

Sonunda hedefe vardığında yalnız başınaydı Nafız, henüz birlikleri gelmemiş olsa da düşmana kendisini göstermekten çekinmeyecekti. Sakin adımlarla onu çevreleyen sık ormanın içinden çıktığı anda surlardaki nöbetçiler onu tespit etmişti, öten borulardan anlaşıldığına göre tüm karargâhı haberdar etmek için bir saniye bile geç kalmıyorlardı.

“Geldiler, herkes görev yerine!”

“Lord Galeno dönene kadar dayanacağız!”

Komutanlarının kişisel kaprisi nedeniyle sayıları normalin üçte birine düşmüş olsa da, iki üssün birleşmesi sonucu epey insan gücüne sahipti son kale.

Yerlerine geçen tüm savaşçılar adeta gerilmiş yay gibi tedirgin bir haldeydi, Vahşi Bataklık kıtasında geçirdikleri sıradan hayatlarında, yaşayacakları ilk büyük çaplı savaş olacaktı bu.

“Tahminime göre bizim eşeklerin gelmelerine daha var, şurada oturup manzaranın keyfini mi çıkarsam acaba!”

Karşısına aldığı karargâhtan taşan her türlü duygu ile yıkanıyordu Nafız; öfke, korku, hiddet, çaresizlik ve coşku, adeta sel olmuş dişi orkun oturduğu büyükçe kayanın altından akıp gidiyordu.

Yorgunluktan dili ağzının içine sığmayıp yere kadar sarkmış olan Dimitar, istenilen yere vardığında saat neredeyse öğleden sonraydı, ancak onları bekleyen yaratığın keyfinin yerinde olduğunu görünce bir nebze olsun sakinleşebilecekti zavallı komutan.

Galiba, kuşatma altındaki savaşçıları etkisi altına alanda aynı baskın duyguydu; korku! Öyle olmasa, saatlerce bakıştıkları dişi orkun üzerine saldırmadan nasıl durabilirlerdi?

“Bir saat zaman veriyorum size, iyice dinlenin ve göğüs göğse çarpışmaya hazır olun!”

Emri alan hain komutan bir an duraksayacaktı,

“Efendim, önce surları kuşatmamız gerekmeyecek mi?”

Dimitar o an olabilecek en kibar şekilde soruyordu sorusunu, etrafı yüksek duvarlarla çevirili bu yerde ilk andan sıcak çatışmaya girmek nasıl mümkün olabilirdi.

“Orası bende, karışma!”

Son söz yine, iki kırmızı gözü ile karşısındakine yiyecek gibi bakan dişi orkun olmuştu, arkadaşına verdiği mühlet dolmak üzereyken savaştan geri durmayacaktı belli ki.

Arkadaşı demişken, Alyon’da birliklerinin başında son karakola ulaşmıştı. Kendisini bekleyen sürprizi bir eli çenesinde, tek kaşını havaya dikmiş biçimde süzüyordu.

“Jurij, bunu bekliyor muydun?”

Yanındaki adamın ondan çok daha tecrübeli olduğunun farkında olan iri yarı ork, birlikleri kuşatma için mevzilenirken laflama fırsatını kaçırmayacaktı.

“Bir kez görme şansım olmuştu böyle bir şeyi, sanırım adı Seyyar Kale idi!”

Karakollar, destek karargâhlarına göre işgal edilmesi ve yıkılması çok daha kolay yapılardı, dört tanesinin askerleri birinin içinde toplansa bile, uzun süreli bir direniş göstermek mümkün değildi.

“Çocuklara söyle kuşatma ile uğraşmasınlar, tam burada karşımda toplansın hepsi!”

Neredeyse, bir karargâhın duvarlarının yüksekliğine sahip olan metalik yapının etrafını sarmaya çalışan askerler, bu emirden sonra hızla istenen yerde toplanacaktı. Nafız’ın daha önce yanında getirdiği bir diğer Seyyar Kale’den edindiği tecrübelerle beraber, Alyon’un değişik bir planı vardı.

“Paralı Askerlerin Boz Sırtlan Organizasyonuna bağlı ciğeri beş para etmez askerler, hepiniz burada mısınız?”

Alelacele geldikleri yerde tipsiz bir orkun hakaretleri ile karşılaşan insanlar şoka girmişti, onlara bakan yeşil canlıya ne cevap vereceklerini bilemez haldeydiler.

“Sizinle bu yolculuğa çıkmadan önce iki ufak çatışma yaşadık, gördüğüm kadarıyla fena adamlar değilsiniz ama nasıl desem, pek bir orkun sırtını rahatça döneceği tip de yok sizde!”

Ortam yavaş yavaş geriliyordu; tamam, can korkusu nedeniyle onu takip ediyorlardı ancak bu medeniyetsiz bir orkun onlara ağzına geleni söyleyeceği anlamına da gelmezdi.

“Sen sanki bizden farklısın, Gregoria’ ya ne yaptığını hepimiz biliyoruz!”

Tecrübeli paralı askerler, ne kadar öfkelenirlerse öfkelensinler kendileri tutmayı bildikleri için bu yaşa kadar gelmişlerdi, onların aksine gençlerin içinden biri dayanamayıp patlayacaktı.

“Doğru söylüyorsun ufak insan, ben de aynı bokun lacivertiyim!”

Otokontrolünü kaybeden asker altta kalmamak için tam öne atlıyordu ki, kulağından beynine gelen titreşimler çözümlenerek iri yarı orkun dediklerini anlayıverdi.

“Madem durum böyle, size ret edemeyeceğiniz bir teklif yapacağım. Bu savaştan sağ çıkan herkes, Ork Steplerine girdiği anda Yüce Ork Ordusunun bir neferi olacaktır, hayatınız boyunca mahrum kaldığınız saygıyı ve güvenilir insan olmanın verdiği hazzı tadacaksınız!”

Konuşmasını bitiren Alyon, az önce sarf ettiği sözlere inat koca sırtını kendilerine döndüğünde çoğu asker gördüklerine inanamıyordu, alanlar arası halkasından çıkardığı dev silahını başının üstüne kaldıran kır saçlı ork  onlara karşı tamamen savunmasızdı.

“Sizden bugün kan istiyorum, sizden bugün düşmanları acı içinde inletmenizi istiyorum, sizden bugün gerçek birer savaşçı gibi arkamda durmanızı istiyorum!”

“Var mısınız?”

---------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Zamanı tanrı yaşar, kişioğlu hep ölmek için yaratılmış.

Bilge Kağan

 




Yorumlar


Giriş Yap

Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1040

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 949

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 789

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 753

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 628

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 556

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 553

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 553

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 505

Heavenly Jewel Change
Heavenly Jewel Change
Beğeni Sayısı: 469

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 246

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 198

Altı Medeniyetin Dünyası
Altı Medeniyetin Dünyası
Beğeni Sayısı: 163

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 163

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 142

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 133

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 113

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 106

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 73

Mavi Elma
Mavi Elma
Beğeni Sayısı: 70

Site İstatistikleri

  • 10855 Üye Sayısı
  • 269 Seri Sayısı
  • 14984 Bölüm Sayısı


creator
manga tr