Lafla pilav pişerse deniz kadar yağı benden. #Atasözü

Altı Medeniyetin Dünyası - Bölüm 223-Tırmanan Gerginlik


“Küçük yakışıklı kahramanınız artık ayı maması oldu; şimdi bir düşünelim, ben sizinle ne yapmalıyım acaba?”

Alyon, hemen birkaç adım gerisinde vahşice parçalanan Alano’nun bağırışlarına aldırmadan, korku ile harmanlanmış bir şaşkınlık içinde ona bakan düşman askerlerine sesleniyordu.

“Elinizdeki silahları atın ve teslim olun, bende sizin hayatlarınızı bağışlayım!”

Adeta ilah olarak gördükleri adamın sefil bir şekilde can verdiğine tanık olan askerler, bu sözleri duyduklarında bir çıkış yolu bulabildikleri için sevinmişlerdi.

“Nafız olsa böyle söylerdi, ne yazık ki şansınıza bugün burada ben varım ve hiç havamda değilim biliyor musunuz?”

Rüzgâr tersine döndüğü an, alabora olmuş tekneler gibi sallandı iri yarı orkun etrafında bekleyen insanlar, uzun süren kuşatmanın ardından bunları yaşamayı hiç beklemiyorlardı.

“Karargâhın içindeki pislikler, hemen o aşağılık kıçlarınızı buraya getiriyorsunuz! Bugün, tek bir düşman askeri bile sağ kalmayacak!”

Hararetli bir mücadele sonucunda Alano’yu öldürmeyi başaran Alyon, biraz sakinleşir gibi olmuştu fakat tekrar en iyi durumuna geldiği an içinde yanan ateşin közleri birden alev alacaktı.

Şefin Hiddeti

Kır saçlı ork, soy gücünün ikinci seviyesini serbest bırakmaktan geri durmadı, tahminlerine göre kuşatma ordusundaki en güçlü kişiyi az önce devreden çıkarmıştı zaten.

Karargâhın içinde bir haftadır sürekli ölüm korkusunun baskı ile sindirilmiş olan birlikler, Alyon’ un çağrısını cevapsız bırakmayacaktı.

Cephenin gerisinden bekledikleri talimatları alamayan kuşatma birliklerini yarmaktı amaçları, bu nedenle içine saklandıkları dört duvarın asma kapısını indirmeye başlamışlardı çoktan.

Hemen, tüm saldırı amaçlı mekanik silahlar askerlerin çıkış yapacağı noktaya çevriliyordu, kuşatmayı aşacak momentumu kazanmaları için onlara bir alan açmaktı bu hareketin amacı.

Ne de olsa, artık etrafı su kanalı ile çevrili karargâhın içi de dışı da birdi, erkek ork geldiyse dişi ork da muhakkak buralarda bir yerdeydi ve hepsi onun neler yapabileceğini çok iyi biliyorlardı.

“Yüklenin, Patron orkun yanına ulaşmamız gerekiyor!”

“Dayanın beyler, biraz yaklaşabilirsek bu işi bitiririz!”

Askerlerin şimdiden kanları kaynamaya başlamıştı, bir önceki savaşta kır saçlı orkun tekniği nedeniyle aldıkları etkileri unutamamışlardı.

O gün savaşırken hissettikleri duyguların tadı damaklarında kalmıştı adeta, savaş arzusu, bedenlerinden taşmak isteyen güç, onları bir uyuşturucu müptelası gibi iri yarı orka bağlıyordu.

“Geberin köpekler!”

“Bir haftanın acısını çıkaracağız sizden!”

Gerçekten de, Şefin Hiddeti adlı soy gücünün etki alanına giren askerler birer kıyım makinasına dönüşmüştü.

Hiçbiri ölmüyor muydu? Tabii ki hayır lâkin en az on kişiyi kendi ile beraber götüremeyen kimse olmamıştı şu ana kadar.

“Kaçın!”

“Canını seven kaçsın, bu canavar hepimizi öldürecek!”

O gün, bedeni güç, ruhu öfke ile dolu olan Alyon, şu ana kadar sürdürdüğü hayatının belki de en büyük katliamını yapacaktı, sözünü tutarak tek bir düşman askeri kalmayana kadar savaş alanının da terör estirmişti.

Güneş ışıkları dünyayı terk edip yerlerini ayın hüzünlü parıltısı aldığında, bir haftalık kuşatma nedeniyle bunalmış karargâhta düğün havası esiyordu.

“Seni hiçbir yerde göremedim Nafız, hayırdır acil bir işin mi vardı?

Baştan aşağı kanla yıkanmış olan iri yarı ork, temizlenmeden geldiği ana komuta kulübesinin kapısında elindeki meyveyi keyifle yiyen Nafız’ı görünce homurdanarak çıkışacaktı.

“Sen demedin mi kötüyüm diye, bende seni kendi haline bırakırsam daha iyi olur diye düşündüm ama ne fayda!”

Duyduklarından sonra Alyon’ un zaten asık olan yüzü iyice düştü, savaşın ateşiyle beraber onu takip eden savaşçılar Nafız’ın ne demek istediğini anlamasa da, kır saçlı ork her şeyin farkındaydı.

“ Tamam, hemen kızma, bu bile planlarımızın saat gibi işlediğinin bir kanıtıdır!”

Savaşta gerçekleşen tuhaf olayın ne olduğunu bilen sadece iki kişi vardı, diğerleri en ufak bir şey dahi hissedememişti, buna Alyon’ un ezip geçtiği Alano’ da dâhildi üstelik.

“Efendim, efendim çok kötü bir şey olmuş, esir olarak tuttuğumuz …!”

Nafız, çene çaldıkları ana komuta kulübesi önüne doğru koşarak gelen Dimitar’ın aceleyle konuşan ağzını bir bakışı ile kapatacaktı. Sinsi komutan yardımcısı, hücrelerine kadar işleyen bir korku nedeniyle susmak zorunda kalmıştı.

“Jurij’i bize katılması için haberdar edin, siz ikiniz de derhal içeri giriyorsunuz!”

Dişi ork, arkasındaki kulübenin kapısını huysuz tavırlarla açarak, loş bir aydınlatma ile donatılmış odaya adımlarını atıyordu, birkaç nefes sonra Alyon ve Dimitar’ da onu izleyecekti.

Bir haftadır kuşatmanın pençesinde inleyen ana karargâh, bu gece tuhaf bir şekilde ikiye bölünmüştü, tam ortada yer alan kumanda merkezinin etrafı, insandan arındırılmış ıssız bir bölge gibiydi adeta.

Oranın aksine, surların dibinde kalan bölümlerde bayram vardı sanki, şenlik ateşleri yakılmış, içkinin ve kahkahanın dibine vuruluyordu.

“Efendim, bu beceriksiz adamı affedin! Nasıl olduğuna bende inanamıyorum, sanki yer yarıldı da, Gregoria içine girip elimizden kaçtı!”

Jurij soğuk terler döküyordu yarı aydınlatılmış odanın içinde, onun bu hali, kızgın tavrını sonuna kadar sürdürmek isteyen Nafız’ın daha fazla dayanamayıp gülmeye başlamasını sağlayacaktı.

“O mahlûkatı ben serbest bıraktım, hatta surların dışına çıkana kadar da eşlik ettim haspaya!”

Bomba haberi sonunda patlatmıştı Nafız, zafer sarhoşluğunu tadamadan canının derdine düşen Jurij ve Dimitar inanmayan gözlerle ona bakıyorlardı, ağızlarını açamasalar da, neden diye sorar gibiydi suratları.

“Ölüsü hiçbir işimize yaramazdı onun, şimdi paşa amcasının yanına gidip ağlayarak, planımızın ikinci kısmına geçmemizi sağlayacak zilli!”

“Daha önce, o Kara Zambak piçinin yolladığı birlikleri yok edip yeğenini esir aldık; hatta yetmezmiş gibi, korumasının kellesinin yanında kızın dilini de paketleyip ona yolladık!”

“Peki, ne oldu? Büyük ihtimal, ihtiyatlı moruk yolladığımız dilin yeğenine ait olduğuna inanmadığı için bu defa çoğunluğu kendi birliklerden oluşan bir ordu yolladı!”

“Galeno’ ya bulunduğu mevzii terk ettirecek tek bir şey olabilir, bu da ağzında dili olmayan yeğeninin bir ork tarafından tecavüze uğradığını ona anlatmaya çalışmasıdır!”

Nafız’ın sözleri bittiği gibi, sımsıkı kapanmış iri bir yumruk üzerinde şarap testisi ve çeşitli tabakların olduğu masaya şimşek gibi inecekti.

“Çabuk burayı terk edin!”

Tuzla buz olmuş eşyaların tozu daha havada asılıyken, gelen bu emri sorgulama şansı bulunmayan iki komutan kaçarcasına kendilerini kapının önüne atmışlardı, kır saçlı orkun neden bir anda deliye döndüğünü anlayacak fırsatları dahi olmamıştı.

“Hayırdır! Zindandan çıktığından beri götün başın ayrı oynuyor, ne derdin var senin aslanım!”

Kuşatma boyunca gölgelerde kalarak büyük planın bir sonraki hamlesini hazırlayan Nafız, emeline ulaştıktan sonra rahatlayarak, arkadaşının değişen tavırlarına karşı tepkisini koyuyordu.

“Bu planı, ne zaman yaptın?”

Soruya soruyla cevap veren Alyon, alarm durumuna geçmiş bir kedi gibi omurgasını dikleştiren dişi orku çileden çıkarmak üzereydi.

“Sen, ‘Bu karıyı bana ver, bu karıyı bana ver’ diye kıçımda dolanırken düşündüm. Ne oldu, bir mahsuru mu vardı paşamız için?”

Söylenenler doğruydu, dilini kaybederek esir düşmüş kıza sahip olmak için çok dil dökmüştü Alyon. Sonunda gereken izni aldığı anda da, bir saniye bile düşünmeden içinde köpüren hayvani arzularını tatmin etmişti.

“Haklısın, her ne kadar benim zaafımı kullanmış olsan da, sonuç olarak sonuna kadar haklısın!”

Konuşması bitince, kır saçlı Alyon başını önüne eğip uzunca bir süre düşündü, ses çıkarmadan onun kendisine gelmesini bekleyen Nafız bu halin büyük bir şeyin habercisi olduğunu biliyordu.

Nitekim düşündüğü gibi de olacaktı, derin bir nefesi şiddetle göğsüne çeken arkadaşının ağzından kelimeler dökülmeye başlıyordu.

“Zindanda ne gördüğümü çok merak ediyordun değil mi, o zaman aç kulaklarını da beni iyi dinle!”

-------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Eylem ve vicdan genellikle uyuşmazlar. Eylem, ağaçtan ham meyveleri toplamak isterken, vicdan onları gereğinden çok olgunlaşmaya bırakır, ta ki yere dökülüp ezilinceye kadar.

Friedrich Nietzsche

 

Yazar Notu

Alyon’ un yeni silahı için yapılmış bir fan art çalışması, ilk olduğu ve tam olarak hayalimdeki şeyle uyuştuğu için sizinle de paylaşmak istedim.

Teşekkürler “SWAGNAMENİTE”

https://hizliresim.com/JZLN7n

https://hizliresim.com/368MNp

Bu arada, serideki tüm karakter ve objeler, yetenekli arkadaşların onları resmetmesini bekliyorlar.

Haberiniz Olsun...

 

 




Yorumlar


Giriş Yap

Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1040

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 949

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 789

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 753

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 628

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 556

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 553

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 553

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 505

Heavenly Jewel Change
Heavenly Jewel Change
Beğeni Sayısı: 469

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 246

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 198

Altı Medeniyetin Dünyası
Altı Medeniyetin Dünyası
Beğeni Sayısı: 163

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 163

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 142

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 133

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 113

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 106

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 73

Mavi Elma
Mavi Elma
Beğeni Sayısı: 70

Site İstatistikleri

  • 10855 Üye Sayısı
  • 269 Seri Sayısı
  • 14984 Bölüm Sayısı


creator
manga tr