Korku dağları bekler. #Atasözü

Altı Medeniyetin Dünyası - Bölüm 217-Yine mi Kuşatma?


Zindanın girişinde, birbirinden haz etmeyen iki insanın aynı ortamda mecburen baş başa kalmış olmasının itici soğukluğu adeta kemik donduruyordu.

Bu tarz bir zindanı ilk kez deneyimleyen Ainle, tuhaf bir şekilde daha önce Bilinçaltı İblisleri denemesini geçen Nafız’a göre çok daha sakindi.

“Alis ortaya çıktığı zaman insan olarak sürdüğüm hayatımın keşkeleri ile baş etmem gerekmişti, burada ise direkt ork olarak doğduğum zamana geri döndüm!”

Kısa saçları yavaşta olsa uzamaya başlayan dişi ork sırtını verdiği soğuk taşın dibinde olan biteni anlamaya çalışırken, bir önceki deneyimi ile bugünü karşılaştırıyordu.

“İnsan olarak sürdüğüm hayatım mı dedim ben? Ne tuhaf, artık kendimi insan gibi hissetmiyor muyum?”

Düşüncelerin içinde adeta fırtınalı denizde sadece can yeleğiyle kalmış gibi savrulan Nafız, aklından geçen son fikir ile zindanın asıl amacını çözer gibi olacaktı.

“Aydınlanma 1. Bölüm tamamlandı!”

Beyninin içinde metalik bir ses çınladı Nafız’ın, bu yenidünyasına gelirken duyduğu sesin aynısıydı.

“Sanırım sen de benim duyduğum ikinci uyarıyı işittin kudretli ork savaşçısı, senin adına çok sevindim!”

Mağaranın diğer tarafından genç druidin olduğu yerden geldi bu kelimeler, tamamen sakin bir şekilde meditasyon yapan Ainle konuşmuştu.

Cevap vermedi dişi ork, sadece belli belirsiz bir öfke ile baktı genç adama. Bu tepkisinin temelinde, ona ait özel bir şeyin bir başkası tarafından keşfedilmiş olması yatmaktaydı.

Her ne kadar dışa dönük bir kişi izlenimi verse de, işin aslında Nafız pek çok şeyi sadece kendisine saklama eğilimindeydi, özellikle de korkularını.

Şimdi sevmediği biri tarafından görülebilir bir duruma düşmek canını sıkmıştı, içinden hala zindandan çıkamamış olan Alyon’a küfürler etmekteydi.

Gerginlik an ve an artarken dakikalar geçmek bilmiyordu, genç druidin aksine ork savaşçısı Nafız gittikçe sinirli bir hale gelmişti.

“Hay ben senin yapacağın işe be adam, ne ağırkanlıymışsın!”

Girdiği tünelin çıkışında arkadaşını gören Nafız, aslında çok daha ağır şeyler söylemek istemişti ama son anda Alyon’ un suratını gördüğünde fikrini değiştirmek zorunda kalacaktı.

“Hiç havamda değilim, üstüme gelme!”

Kirece dönmüş suratını korku evi dekoru gibi süsleyen kan oturmuş gözleri ile iri yarı orkun bir şey demesine gerek yoktu, ilk bakışta onda bir terslik olduğu seziliyordu.

“Ne oldu? Ne gördün de bu hale geldin sen böyle?”

Aldığı cevap dişi orku daha da meraklandırmıştı, gayet neşeli ve canlı bir ruh haliyle girdiği yerden niye böyle çıkmıştı arkadaşı.

“Bir an önce siktirip gidelim bu yerden Nafız!”

Kafası yerde sinirli bir şekilde yürüyen Alyon hırlayan bir vahşi hayvan gibi konuşmuştu, anlaşılıyor ki saçları kırlaşmış ork savaşçısının heyheyleri üstündeydi.

“Neyse, yakında çıkar bu işin de kokusu!”

Sıkıntılı ortamın daha da gerilmemesi için işi üstelemeyen Nafız, Alyon’ un çıkışıyla beraber saydam bir perde ile kaplanan tünelin girişine doğru yürüdü.

“Sanırım buradan çıkıyoruz, önden ben gidiyorum, bu meymenetsizin tipsiz sıfatını daha fazla görmek istemiyorum!”

Bir önceki zindandan edindiği tecrübe ile bu yeni oluşan geçidin çıkış olduğuna karar verdi Nafız; haksız da çıkmayacaktı, iki nefes sonra içine atladığı bataklığın yanında belirmişti.

Diğerlerinin de gelmesiyle beraber dönüş yolculuğu başlayacaktı, bu süreçte Nafız birkaç kez daha laf atsa da Alyon’ un ağzını bıçak açmamıştı.

“Bu iş iyice âdet olmaya başladı, ne zaman zindana girsek ardımızdan kuşatma başlatıyorlar!”

Ainle’ yi zindana götürmek için ayrıldıkları Ana Destek Karargâhının düşman işgalinde olduğunu gören Nafız, en az yanındaki iri yarı ork kadar depresif bir moda girecekti.

“Nafız, bu elimdekinin yapmak istediklerim için yeterli olmayacağını düşünüyorum, Mora’nın silahlarının içinde benim için uygun bir şey var mı?”

Kendisinin aksine Alyon’ un sinirlendiğini gören Nafız bir an boşta yakalansa da, iri yarı orkun ondan direkt bir silah istemesine çok şaşıracaktı.

“Beyimizi böyle ateşli görmeyeli ne kadar oldu acaba, yanıyorsun bu aralar aslan parçası!”

Duyduklarından sonra damarına basılmışçasına ters ters bakışlar atan Alyon’ un gazını, envanterinden çıkardığı bir silahla alacaktı Nafız.

“Al bakalım, bu ilk kullandığın dandik çekice benzemez ha dikkatli ol!”

Cılız dişi ork, görüntüsünün aksine ne kadar güçlü olduğunu göstermek istermiş gibi yüzüğünden çıkardığı silahını elinde tutuyordu.

“Bu nasıl bir şey böyle?”

Unutulmamalı ki Nafız’ın ustası Mora’nın babası, tüm dünyadaki en kudretli üç demirciden birisiydi, barış yanlısı bir druidin bile hayretler içinde kalmasını sağlayan silahta direkt onun elinden çıkmıştı.

Önce Ölümün Rüzgârı’nın baltası, sonra Çekiçdöven’ in kalın enli dev kılıcı, yapıldıkları topraklardan çok uzakta Ork Stepleri üzerinde yükselme başlıyorlardı. Nafız’ın şansı, aynı zamanda Alyon’ un kurduğu ork kabilesinin de şansı olmuştu.

“Bakma öyle öküzün mekanik araca baktığı gibi, istemiyorsan geri koyabilirim!”

Son söz ağzından çıktığı an koca bir el silahın uzun gövdesine yapışacaktı, soğuk metali kavrayan parmaklar bu anlarda pençeden farksız değildi.

“Bu silahın hakkını vereceğime emin olabilirsin, lütfen bu sefer düşman komutanını bana bırak!”

İki ork ve bir druidden oluşan minik ekip kendi aralarında tartıştığı sıralarda, Boz Sırtlanların eski ana destek karargâhında tansiyon tavan yapmıştı.

“Efendim askerler bitik durumdalar, böyle giderse gün bitmeden hepimizin kellesi uçmuş olacak!”

Kurt komutan Jurij, yardımcılığını yapan Dimitar’ın raporunu dinlerken epey keyifsizdi, onu bu işlerin içine sokan ork alıp başını gittiğinden beri çoktan bir hafta geçmişti.

Bu sürenin son dört gününü ise Cehennem Diyarı güçleri ile desteklenmiş Boz Sırtlanlar ordusunun kuşatması altında yaşamak zorunda kalmıştı.

Yardımcısı söylemese bile o zaten olan bitenin gayet iyi farkındaydı, aslında dişi orkun bıraktığı bazı mekanik savunma silahları olmasa şimdiye çoktan nalları dikmişlerdi.

“Dimitar, hep beraber dönüşü olmayan bir yola girdiğimizi sen de biliyorsun değil mi?”

Verdiği rapora karşılık aldığı cevap sonrası konuşmadı yardımcı komutan, iki kişi arasında sessiz bir anlaşma vardı.

Onların aksine kuşatma yapan tarafın komutanları gayet neşeli ve yüksek sesle savaşın gidişatını tartışıyorlardı.

“Ne kadar da abartmışlar bu orkları, daha cesaret edip kafalarını çıkaramadılar surlardan dışarı!”

“Ah o şerefsizleri bir elime geçirirsem, diri diri derilerini soyacağım!”

“Önce onların, sonra Kutsal Kan Tarikatı adındaki hainler yuvasının icabına bakacağız. Çok az kaldı, gün batımını göremezler!”

Vahşi bataklığın sık ormanlarında savaş aletleri ile ilerlemek imkânsız olduğu için, kuşatma güçleri karargâh olarak bir çadır kurmayı uygun görmüştü. İçerisinde hararetli konuşmaların döndüğü bu yerde, sadece bir kişi gözleri kapalı bir biçimde başköşede oturuyordu.

“Alano, Ruh Savaşçısı olmanın eşinde olduğunu duydum, umarım bu yolculuk çalışmalarını aksatmıyordur!”

Mat gri zırhının üstünde siyah zambak desenleri olan yakışıklı genç, kendisine seslenildiği zaman ancak gözlerini açtı. Bulunduğu yerle alakasının olmadığını hissettiğini belli edercesine, derin bir nefes verdikten sonra konuşmaya başlayacaktı.

“Evet, Lord Galeno bu küçük iş için beni buraya yollamamış olsaydı, bu hafta içinde Ruh Savaşçısı bariyerini kırmış olacaktım!”

“Şimdi, izin verirseniz darboğaza saldırmak için enerjimi dengelemeye çalışacağım!”

Yüzüne düşen perçemlerini kulağının arkasına doğru savuran genç adam, kömür karası gözlerini kapatarak ortamdan kendini soyutlamıştı, onun bu tavırları diğer komutanların hiç hoşuna gitmese de, Kara Zambakların gelecek vaat eden bir üyesine karşı mecburen kibar olmak zorundaydılar.

“Düşman Saldırısı, arka cepheden düşman saldırısı!”

Alarmlarla beraber gelen sesler, Alano’nun kibirli hareketlerine karşılık genel olarak iyi bir havanın estiği çadırın içinde bomba gibi patlayacaktı, yoksa bugün dirençlerinin kırılmasını bekledikleri düşmanları onlara bir tuzak mı kuruyordu?

------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Oldum olası içimde biri, tüm gücüyle hiçbir şey olmamaya çalışıyor.

Albert Camus

 




Yorumlar


Giriş Yap

Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1010

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 934

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 772

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 742

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 624

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 544

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 535

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 500

Heavenly Jewel Change
Heavenly Jewel Change
Beğeni Sayısı: 464

Sovereign of the Three Realms
Sovereign of the Three Realms
Beğeni Sayısı: 430

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 232

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 198

Altı Medeniyetin Dünyası
Altı Medeniyetin Dünyası
Beğeni Sayısı: 160

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 160

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 142

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 134

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 115

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 99

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 72

Mavi Elma
Mavi Elma
Beğeni Sayısı: 70

Site İstatistikleri

  • 9578 Üye Sayısı
  • 250 Seri Sayısı
  • 14499 Bölüm Sayısı


creator
manga tr