Eğer hakim olsaydım, yapacağım ilk şey kölelik ve aristokratik sistemi değiştirmek olurdu. Eğer kanunun karşısında eşitsek, o zaman herkes her şeyde eşit olmalı ve sınıf farklılıkları olmamalı! #The Dark King

Altı Medeniyetin Dünyası - Bölüm 206-Sorgulama


Dimitar ve ardındaki bin kadar asker Azrail peşlerine düşmüş gibi kaçıyorlardı, yardım çığlıkları karargâhın yüksek duvarlarına çarparak yıldızlı gökyüzüne doğru yükselmekteydi.

Bu çağrılara ilk kulak verenler surların üstünde devriye gezen muhafızlar olacaktı, yıldızların aksine ayın bir bulutun arkasında gizlendiği o anlarda, karargâh cephesinden bir ses duyuldu.

“Olduğunuz yerde kalın, yaklaşırsanız okçular atış yapacak!”

Bugünlerde Paralı Askerlerin yönetimindeki bölgeye, sınır karakollarının birbiri ardına yok edilmesinin getirdiği tedirginlik hâkimdi, bunu en ağır şekilde hisseden sıradan askerler adeta diken üstünde görev yapmaktaydılar.

“Biziz saldırmayın; pusuya düşürüldük, peşimizdeler ne olur içeri alın bizi!”

Taraf değiştirmiş olan komutan can havliyle haykırırken, surun dışında olanlar çoktan nöbetçi komutana, onun aracılığı ile üstlerine bildirilmişti.

Ne kadar yalvarsa da durum değişmeyecekti, atılan birkaç uyarı atışı nedeniyle ilerlemesi duran grubun içinde bazı fısıldaşmalarda başlayacaktı.

“Neden bizi içeri almıyorlar!”

“Olamaz, yoksa ne yaptığımızı anladılar mı?”

Bir iki derken artan homurdanmalar uzun mesafelerden duyulabilecek hale gelmek üzereyken, Dimitar sessiz bir bomba gibi patladı

“Kapayın çenenizi, daha önce kaçmaya çalışanlara ne olduğunu görmediniz mi?”

Üstü kapalı tehdit sonrası sesler bıçak gibi kesilecekti, hiç şüphesiz önlerinde gerçekleşen o vahşet tablosunu unutmuş değildi askerleri.

Neyse ki korktukları başlarına gelmeyecekti, yavaşça açılan kapıdan önce çok sayıda asker çıkarak girişi korumaya aldı. Akabinde yavaşça çelik zincirleri indirilmeye başlayan köprü ile karargâh etrafındaki su havuzunu aşarak karaya bağlanmıştı.

Nafız esir aldığı askerlerin hepsini Dimitar ile beraber geri göndermemişti, bin kişilik bir kuvvet hem daha az dikkat çekecekti, hem de planı için gerekli olan rakamı karşılamak için yeterliydi.

Dimitar vefakâr bir komutan edasıyla karargâha en son giren kişi olmuştu, daha ilk adımını atması ile beraber iki korumanın kollarına girerek onu sürüklemesini ise hiç beklemiyordu.

“Nereye götürüyorsunuz beni, siz kimsiniz?”

Ağzını açma fırsatı yakalayamadan kalabalıktan adeta söküp alındığını gören komutan epey telaşlanmıştı.

“Kapa çeneni, Destek Karargâhı Baş Komutanı seni görmek istiyor!”

Dimitar’ın surat ifadesi, duydukları ile beraber hızla değişti, daha resmi bir protokol izlenerek yaşayacağı olayın bu şekilde olması dışında, zaten sıkı bir sorguya çekileceğini adı gibi biliyordu.

“Gir içeri!”

Büyük bir alana kurulmuş orta çağ kalelerini anımsatan karargâhın ortasındaki komuta merkezine yaka paça getirilen Dimitar, önce üstüne bir çekidüzen vermek için duraksadı.

Derin bir nefesi ciğerlerine çekerken, bunun son nefesi olabileceğini bilerek hoyratça davranmaktan imtina etmiyordu. Tüm hazırlıklarını bitirdiğinde, yol boyunca üzerine kafa yorduğu duygu maskesini yüzüne takarak kapının kolunu sıkıca kavradı.

“Efendim, beni emretmişsiniz!”

Girdiği odanın içerisi yetersiz ışıklandırmadan dolayı loş bir ortama sahipti, kalın perdelerle örtülmüş camlardan dışarıya ışık sızmıyor, büyük bir masanın üstündeki mumların ince dumanları zarifçe havaya karışıyordu.

“Dimitar neler oluyor, birliğinizin komutanı nerede?”

Masanın arkasında huzursuzluk yayarak oturan üç kişiden en sert görünümlü olanı, hesap sormaya tam anlamı ile örnek olabilecek bir tavırla bağırdı.

Alnının yanından çıkan damarları solucanlar gibi kıvrılırken, iki eli de yumruk olmuş şekilde masanın üstündeydi.

 “Efendim çok üzgünüm, komutan Antuan düşürüldüğümüz pusuda hayatını kaybetti!”

Dimitar belki de yol çoğunu en çok bu cümleyi nasıl kuracağını düşünerek geçirmişti zira destek karargâhının askeri kanadı lideri olan kişi ile bıçaklayarak öldürdüğü komutanı kardeştiler.

“Senin derini yüzerim!”

Sorguya başlayan komutan vahşi bir hayvan misali oturduğu yerden fırlamıştı, bir adımda masayı aşmış, bir sonrakinde ise çehresi kirece dönmüş Dimitar’ı boğazından kavrayacaktı.

“Victor kendine gel!”

Var güç ile sıkılan boynunun bağlarından çıtırdama sesleri gelen Dimitar acı içinde boğulurken, imdadına davudi bir erkek sesi yetişti.

Konuşan kişi bağırmamıştı, kelimeler ağzından çıkarken zorbalık niyeti de taşımıyordu, sadece hitap edilen kişiye denileni yapması hususunda tuhaf bir baskı uygulamaktaydılar.

“Özür dilerim efendim!”

Burnundan soluması bitmemiş olan Victor, yırtıcı bakışlarla taciz ettiği Dimitar’ın iki adım yanına çekilecekti, bu vesile ile hain komutan şu anda en çok korktuğu kişi ile göz göze gelmişti.

“Tüm olan biteni en ufak ayrıntısına kadar duymak istiyorum!”

Destek Karargâhı Baş Kumandanı Tilki Jurij, üç destek karargâhının en büyük ve en donanımlısının tek patronu.

Nafız’ın oynamaya başladığı büyük kumarın en kilit kısmı bu adamdı, ellili yaşların ortasında gösteren, geniş omuzlarının üstüne düşen saçlarını toplayamadan alelacele buraya geldiği apaçık belli olan mavi gözlü adam, zihninin en kuytu köşesini bile görebiliyormuşçasına gözlerini diktiği Dimitar’dan istediği cevabı bekliyordu.

“Efendim, komutan Antuan önderliğinde ayakta kalan son sınır karakoluna vardığımızda düşmanın çoktan onu ele geçirdiğini anladık!”

“Başımızdaki yetkili subayın engin tecrübesi ve yönlendirmeleri ile kısa sürede etraflarını sarmayı başaracaktık, hepimiz de başımıza bela olan bu haşaratları yok edecek olmanın heyecanı vardı!”

Dimitar, acımadan öldürdüğü adamın abisinin yanında onu övgüye boğarken bir an olsun teklememişti, bu hareketleri Victor’u yumuşatmak adına yapılsa da, aksine öfkeli adamın sabırsızlanmasını sağlamıştı.

“Kısa kes!”

Acılı kardeşin sıkılı yumruklarından çıkan seslere eşlik eden kan damlalarını gören Dimitar, zorlukla yutkunduktan sonra konuşmaya devam edecekti.

“Saldırı emri verildiğinde, karakolun içinden dört gölge fırlayarak her biri farklı duvarların önünde belirdi. İki ork ve iki yaratıktı bunlar; bir tanesi dişi diğeri erkek olan orklara, dev boyutlara sahip boz ayı ve goril eşlik etmekteydi!”

Son cümle ile Jurij’ in ifadesi dramatik bir şekilde değişecekti, dev ayının kime ait olduğunu bilseler de, yeni görünen hayvan konusunda bir bilgileri yoktu.

“Düşmanın bu son çabasını görmezden gelerek direkt içeriye hücum ettik, bazı kayıplar vermiş olsak da güçlerimizin yarısını içeri sokmayı başarmıştık!”

Bu an Dimitar sanki hayatında yaşadığı en sarsıcı olayı tekrardan hatırlamış gibi titredi, eğer bu halini görebilme fırsatı olsaydı Nafız bile onu takdir etmeden duramazdı.

“Ne olduysa bu dakikadan sonra oldu efendim, karakolun içinden yükselen siyah bir sisin ardından can çekişen askerlerimizin çığlıkları yankılanmaya başladı!”

“Patlama sesi geldi mi?”

Olayların başından beri sessizce yerinde oturan üçüncü kişi nihayet konuşmuştu, karargâhta mühimmat sevki ve idaresinden sorumlu olan kişiydi bu adam.

“Hayır, bir anda sanki hiçlikten var olmuşçasına belirdi siyah sis!”

“Devam et!”

Victor sabırsızca çıkışırken, bir eli ile de Dimitar’ı sertçe sarsıyordu.

“Biz olayın şokunu yaşarken üzerimize dört bir yandan oklar yağmaya başladı, karakolun içine yardıma gitmek istesek de, ağır ateş altında olduğumuzdan yerimizden ayrılamıyorduk!”

“Kısa süre sonra oklara bazı renkli ışıkların eklendiğini gördüm, kalkanlarımızı delemeyen okların aksine bu saldırılar bizi çaresiz bırakıyordu!”

“Komutanımızın bulunduğu yerde üç bin asker ile bir savunma çemberi oluşturmaktan başka çaremiz kalmamıştı, tam olarak bu durumda ne kadar kaldık bilmiyorum ama karakolun içindeki sis üstümüze doğru gelmeye başlayınca vaktimizin dolduğunu hissediyorduk.

“Neden yardım istemediniz!”

Kardeşinin etrafındaki çemberin daralışını dinleyen Victor, sanki o anları yaşayan kendisiymiş gibi telaşla konuştu.

“Standart prosedürü izledik efendim lakin düşman sanki hususi olarak yolladığımız haberleşme araçlarını hedef alıyordu!”

“Devam et!”

Jurij acılı abiye bir miktar anlayış göstermekteydi ancak olayların düğümlendiği noktada lafa girmesine kızmış gibi bir tavrı da vardı konuştuğunda.

“Sis adım adım yaklaşıyordu, biz ise o kadar şaşırmıştık ki sanki ölen arkadaşlarımızın çığlıklarını hala duyar gibiydik. Biraz zayıflamış ve boğuk gelse de sesler, şu an bile eminim ki onların sesiydi duyduklarım!”

Üç komutanın birbirlerine dönmesi o kadar ani olacaktı ki, bunu binlerce defa prova etseler dahi aynı akıcılıkta olmasının imkânı yok gibiydi.

-------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Doğru pabucunu giymeden, yalan dünyayı dolaşır.

Mark Twain

 




Yorumlar


Giriş Yap

Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1008

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 932

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 769

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 736

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 619

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 542

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 532

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 500

Heavenly Jewel Change
Heavenly Jewel Change
Beğeni Sayısı: 462

Sovereign of the Three Realms
Sovereign of the Three Realms
Beğeni Sayısı: 429

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 230

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 198

Altı Medeniyetin Dünyası
Altı Medeniyetin Dünyası
Beğeni Sayısı: 161

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 160

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 142

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 134

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 111

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 95

Mavi Elma
Mavi Elma
Beğeni Sayısı: 70

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 67

Site İstatistikleri

  • 9300 Üye Sayısı
  • 247 Seri Sayısı
  • 14333 Bölüm Sayısı


creator
manga tr