Bekleyin okuyun ve öğrenin... #Örkün

Altı Medeniyetin Dünyası - Bölüm 204-Kan Mührü


Teke tek düellolarında Pehlivan sahibini sürekli yeniyordu, nasıl oluyor da savaş alanında kendisinin birkaç katı fazla yıkıma neden olduğunu çözemiyordu güç hayvanı şu anda.

Büyükayı anlayamasa da bunun çok basit birkaç nedeni vardı; birincisi Alyon soy gücünü hiç kullanmamıştı, ikincisi birbirlerini ağır yaralamamak için iki tarafta silah kullanmıyordu bu dövüşlerde.

Ork savaşçısı baltasını, Pehlivan ise dehşet verici pençelerini işin içine katmadan sadece kaba kuvvet üzerinden yarışmaktaydılar.

Üçüncü ve en büyük fark ise Alyon’ un savaş meydanlarında geçirdiği yıllardı, güç hayvanı sadece Vahşi Bataklık kıtası üzerinde edindiği birkaç dövüş deneyimine sahipti.

Bunlarda genelde vur kaç tarzı taktiksel manevralardı, şimdi kat kat fazla sayıda düşmanın arasında kalınca sahibi ile rekabet etmesi mümkün değildi.

Alyon, soy gücü ile baskıladığı düşmanlarını hasat zamanı orağı ile tarlaya girmiş çiftçi gibi budamaktaydı, karşısında direnecek insan bulamadıkça daha da vahşileşiyordu ork irisi.

Diğer yanda Nafız’ın kömür karası hançerleri çoktan kan kırmızısı olmuştu, arkadaşı bedenleri parçalarken o sadece gırtlakları kesip bırakıyordu.

Yerde can çekişen insanlar fıskiyeye dönmüş, acı ile kıvranırken etrafa kanlarını saçar haldeydiler, bu manzaranın geride bekleyen birlikler de nasıl bir etki bırakacağını tahmin edebiliyorsunuzdur.

İki güç hayvanı hala düşmanları ile uğraşıyordu fakat orkların savunduğu duvarların önü taze etlerin teşhir edildiği kanlı bir mezbahaya dönmüştü bile.

“Saldırın sizi korkaklar, yoksa hepinizin derisini yüzdürürüm!”

Düşman komutanı kontrolünü tamamen kaybetmişti, tedirgin olan askerlerini tehdit ediyor, onları güdülendikleri korkularından kıskıvrak yakalıyordu.

İki arada bir derede kalan insanlar ne yapacakları bilemezken, tam bir aşağı tükürsen sakal yukarı tükürsen bıyık vakasıydı yaşanan.

Komutanın bağırması ve askerlerin kararsızlığı içinde geçen birkaç dakika da iki güç hayvanı da işlerini bitirebilmişti, gözlerini yeni düşmanlarına dikmek için çevirdiklerinde çok ilginç bir sahneye tanık olacaklardı.

“Kes sesini!”

Hiddetle kükreyen komutanın ağzından kanlar boşalıyordu, hemen arkasında beliren yardımcısının gölgesi ve böğrüne saplanmış bir hançer, fotoğrafı tamamlamaktaydı.

Hayatta kalmanın Paralı Askerlerin komuta kısmının en temel özelliği olduğunu söylemiştik, işte yardımcı komutanda tam olarak bu noktadan güdülenerek üstünü öldürmekten hiç çekinmemişti.

“Efendim, ben ve askerlerim teslim oluyoruz. Lütfen hayatlarımızı bağışlayınız!”

Yardımcı komutanın yetenekleri vasatın altında kalıyordu, bu mevkii üstün yalakalık becerisi ve yerinde kullandığı zekâsı nedeniyle edinmişti.

Cahil değildi bu kişi, kıtadaki son durumu yakından takip edip öne çıkan isimler hakkında araştırma yapmıştı. Kan Tanrısı Nafız, İsyancıların Lideri Alyon, bu kişilerin kayıt altına alınabilmiş tüm eylemleri ve özelliklerini adı gibi öğrendiğinden dolayı, isyan kararını böyle rahat verebilmişti.

“Bak sen, kafası çalışan biri varmış demek içinizde!”

En büyük emir mercii nefes almıyordu, onun yerine görevi devir alacak kişide çoktan teslim olduklarını açıklamıştı. Bir çare askerler, ellerindeki silahları yere bırakmak dışında yapacakları bir şey kalmadığı anlarda değişik duygular içindeydiler.

Bu yaptıkları hareket ile ölüm fermanlarını imzalamışlardı fakat eğer önlerindeki düşmanla yüzleşmek zorunda kalsaydılar, sonucun değişmeyeceğini de gayet iyi biliyorlardı.

Onların düştüğü açmazın aksine yardımcı komutan ufakta olsa bir umuda tutunmuştu, ona göre kendilerini rahatça öldürebilecek bir düşman teslim olmalarını istiyorsa, az da olsa yaşamak için bir fırsat var demekti.

“Ölenleri ellemiyorsunuz, kalanlarınız sakince bir araya toplanın. Aklından değişik fikirler geçen arkadaşlar olabilir; cesareti olan uygulamaya geçsin, belki o zaman yayımla tanışma şerefine nail olabilirler!”

Bunca olaydan sonra kim dişi orkun dediklerinin aksine hareket edebilirdi ki, uslu bir şekilde yerlerine geçen askerlerin tek düşüncesi hayatlarını kurtarmak olmuştu.

“Alyon sen içeriyi organize et, biz druidlerle beraber ilerlemeye başlayacağız. Çocuklar kalan işleri halledip geri dönerler ardımızdan!”

Arkadaşına yapılması gerekenleri söyledikten sonra, Nafız hızlı adımlarla dizlerinin üstüne çökmüş şekilde ona bakan tutsakların yanına geldi.

Ani bir hareket ile sağ elini hızla sallayacaktı, herkes bu olay bir kere olmuş gibi zannetse de, bu sırada dişi ork en az on defa bilekliğinde toplanmış kanlardan grubun üstüne saçmıştı.

Esirlerin alınlarında bir damla kan vardı artık, birkaç nefes sonra Nafız neşeyle gülümserken askerlerin derisi zorla bu kanı emmek zorunda kalacaktı.

Pek fazla acı hissetmemişlerdi lakin iradeleri üstünde oluşan tarifsiz baskı yüzlerini ekşitmiş, midelerinden gelen bir kramp nedeniyle iki büklüm olmuşlardı.

“Bu andan sonra istediklerimi söyleyecek ve yapacaksınız, iznim dışında kaçmanın cezası sorgusuz sualsiz ölümdür!”

Bir dakika süren ritüelden sonra Nafız sırtını dönüp karakola doğru yürümeye başlayacaktı, az önce bir şeyler olduğunun farkında olan askerler şaşkın bakışlarla onları yalnız başlarına bırak kişiyi izliyorlardı.

“Şimdi tam sırası, herkes bir yöne kaçsın!”

“Hepimizi aynı anda öldüremez ya, hep beraber kaçalım!”

Karakolun kapısına geldiğinde etraflarını saran Kan Kubbe’ yi dağıtmıştı dişi ork, üzerlerine Kan Mührü yerleştirilmiş insanlar için artık endişe etmesi gerekmiyordu.

Bunu fırsat bilen birkaç yüz kişi hızla yerlerini terk edip kaçmaya başlayacaktı, düşman ne kadar dehşet verici olursa olsun bu kadar fazla sayıda hedefi tek tek yok etmesi mümkün değildi onlara göre.

Bir yandan haklıydılar, kaçan birkaç yüz askeri bir kişinin avlaması çok zordu ama bilmedikleri bu işin Nafız için nefes almak kadar kolay olduğuydu.

“Öl!”

Kan Mührü etkisi altındaki askerlerin kafaları aynı anda patlayacaktı, ölü bedenlerinin yere düşerken çıkardığı toz ile kafalarından çıkan kanlar karışarak kızıl bir pus oluşturduğunda, cesaret edemeyip oldukları yerde kalan askerler korku içinde yutkunmuşlardı.

Ne aptaldı şu ölenler, onları zapt edebilecek kudrete sahip olan biri elinde hiç koz tutmadan yalnız başlarını bırakır mıydı onları hiç.

Düşüncelerinde sonuna kadar haklıydılar, Kan Mührü iki yıllık inziva sırasında Mora’dan öğrendiği bir teknikti. Kullanıcı kan özünü hedefin beynine zorla sokarak onu köleleştiriyor, iradesi dışında herhangi bir hareket yapmasını imkânsız kılıyordu.

Bu bir zombileştirme değildi, daha güçlü olanın zayıfa zorla boyun eğdirmesi olarak tanımlanabilirdi ancak.

Bir kere tekniğin etkisine girdiğinizde bundan kurtulmak için ya sahibinin izni veya aynı tekniğe sahip daha yüksek beceri seviyesindeki birinin bağı bozması gerekirdi.

Bu şekilde sayıları dört bini bulan askerleri emri altına alabildiği için Nafız çok sevinçliydi fakat surun içindeki druidler bu işten memnun olmadıklarını dile getirmekten çekinmiyorlardı.

“O askerler halkımızın katili, nasıl olurda aynı safta savaşırız!”

“Çıkalım tek tek öldürelim onları!”

Yüz elli druidin hepsinin sözleri farklı olsa da bu durum karşısında tavırları ortaktı, fahri liderleri Conlaoch sözcüleri olarak öne çıkmak zorunda kalmıştı.

“Efendim, sizinle beraber kıtamızı kurtarmak için savaşmaya başladık, yıllarca bize öğretilen tüm doğruları yıkarak özümüzden büyük ödünler verdik fakat bu insanlarla beraber mücadele etmeyi bizden isterseniz buna gönlümüz razı gelmeyecektir!”

Bu çıkış Nafız’ı karışık duygular içine sürükleyecekti, bir yandan işine karışılmasına kızarken aynı zamanda druidlerin hoşlarına gitmeyen bir durum karşısında dik durup konuşabilmeleri hoşuna gitmişti.

“Anlaşılıyor ki siz şanlı druid savaşçılarına birkaç soru sormam gerekecek!”

Karşısında kümelenmiş yüz elli druide bakan Nafız gözlerini devirerek konuşurken, kalın bir kibir dalgası bedeninden çıkarak bu insanlar üstüne hücum etmekteydi.

--------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Eğer bir insan kendi karakterine aykırı davranırsa ‘fazla zamanı kalmadı’ diye yorumlarız bunu.

Johann Wolfgang von Goethe

 

 




Yorumlar


Giriş Yap

Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1220

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 1054

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 872

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 812

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 688

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 643

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 625

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 599

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 548

Terror Infinite
Terror Infinite
Beğeni Sayısı: 518

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 346

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 204

Altı Medeniyetin Dünyası
Altı Medeniyetin Dünyası
Beğeni Sayısı: 192

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 179

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 142

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 138

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 116

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 114

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 97

Mavi Elma
Mavi Elma
Beğeni Sayısı: 70

Site İstatistikleri

  • 14821 Üye Sayısı
  • 455 Seri Sayısı
  • 19495 Bölüm Sayısı


creator
manga tr