Milyonlarca insanın aynı kötülükleri paylaşması o kötülükleri erdeme dönüştürmez; aynı hataları yapmaları, o hataları doğru kılmaz. #Erich Fromm

Altı Medeniyetin Dünyası - Bölüm 203-Kıyım


Mücadele başladığından beri Vahşi Bataklık kıtasının zaman birimine göre on beş dakika geçmiş olması gerekiyordu, kanın su gibi aktığı ve hayatların bozuk para misali harcandığı zamanlar geride kalmıştı.

Paralı Askerlerin oluşturduğu kuşatma tarafının en büyük kaybı verdiği zaman dilimi, hücumun başlaması ile bir şeylerin ters gittiğini anlayarak saldırmayı bıraktıkları sürede olacaktı.

Düşmanın tüm gücünün surun dışında olduğunu varsayarak alçak duvarların üstünden birlikleri içeri yollarken bir an tereddüt etmemişlerdi, bu planın sonucu ise eldeki insan sayısının yarısını kaybetmeleri olacaktı.

“Komutanım, karakolun içine girenlerden haber alamıyoruz!”

Yaveri kalkan duvarının içinde bekleyen komutana son haberleri ilettiğinde, ürkek adam hemen emrini verdi.

“Surlardan uzak durun, dışarıdaki dört kişinin icabına bakın öncelikle!”

Bulunduğu yerden pek bir şey göremediğinden dolayı gelen haberlerle birliklerini idare etmeye çalışan komutan, ancak büyük kayıp verdikten sonra taktik değiştirmeyi akıl edebilmişti.

Önlerindeki düşmanı öldürdükten sonra karakolu ablukaya alıp, içeride onları bekleyen sürpriz ile yüzleşmekti amacı.

“Beyler, bunlar gözlerini bize dikti anlaşılan. İçinizde baş edemeyeceğini düşünen varsa karakolun içine kaçabilir!”

Savaş alanındaki değişiklik Nafız’ın gözlerinden kaçabilir miydi? Kısa saçlı ork diğer üç duvarı savunan yoldaşlarına bağırırken, ufaktan iğnelemeyi unutmamıştı onları.

“Belki elimde eski silahım yok ama ben bunları çiğ çiğ yerim be!”

Alyon’ un sözlerini bir kükreme ve yüksek sesle haykıran gorilin çığlığı tamamladı, iki güç hayvanı da gövde gösterisi yapıyordu.

Usulca sırıtmıştı dişi ork, bazı savaş makinaları veya yüksek sınıf askerler karşılarında olsaydı diğerleri için endişelenebilirdi fakat Paralı Askerler’ in üçüncü sınıf bir organizasyonu olan Boz Sırtlanların düşük becerili kuvvetleriydi bunlar.

Paralı Askerlerin güçlerini sınıflandırma sistemleri çok basitti, Düşük, Orta ve Yüksek kalite olarak üç ayrı seviyeye ayrılıyordu ellerindeki savaşçılar.

Her seviye kendi içinde ayrıca üçe ayrılırken, Nafız’ın tahmini düşmanlarının en fazla Düşük seviye Orta düzey olabileceğiydi.

Daha yüksek seviyede bir asker, düşmanının gücünü tahmin edecek kadar tecrübe ile anlayışa sahip olurdu. Nafız’ın üstüne doğru koşmaya başlayan kişiler karşılarındaki varlığın kudretini ölçemediklerinden, sayısal avantajlarına güvenerek kendilerinden çok emin bir şekilde hücum etmeye başlamışlardı.

“Alis burada yemen için yeteri kadar kişi var gibi duruyor, biraz kan özü harcamamız pek sıkıntı olmaz değil mi?”

Cılız dişi ork bunları içinden geçirdiğinde, güç hayvanı olan minik beyaz tavşan ne dendiğini gayet iyi duymuştu.

“Kan Kubbe!”

Bir kan tekniğini serbest bıraktığında Nafız’ın etrafındaki hava aniden değişmiş, soluyanın genzini yakacak kadar keskin bir hale gelmişti.

Saldırıya geçen askerler ayaklarının altından ilerleyen sembolleri görünce aniden duracaklardı, on nefes içinde etrafları kan rengi bir bariyer ile sarıldığı an hepsinin suratı kireç gibiydi.

“Hemen karargâha haber yollayın, destek birim göndersinler!”

Kuşatma birliği komutanı neler döndüğünü çözemese de, her Paralı Asker rütbelisi gibi hayatta kalma içgüdüsü yüksek biriydi ve işlerin boka sardığını anlamıştı.

Emir ile beraber birkaç mekanik kırlangıç aynı anda havalandı, varacakları yer aynı olsa da düşmanın hedefi olmaktan kaçmak için hepsi ayrı yönlere doğru havalanmıştı.

Bunların nafile çabalar olduğu bilemeyecek kadar cahildi Nafız’ın bugün ki düşmanları, Kan Kubbe içinden değil bir cisim ruhsal mesajlar bile geçemezdi.

Nitekim, az önce havalanan mekanik kırlangıçlarda bir bir yere indiğinde ortamı bir ölüm sessizliği kapladı.

“Size tek bir şans tanıyacağım, silahlarınızı atarak teslim olun ve benim saflarımda savaşın!”

Savaşın en hararetli yerinde Nafız kimsenin beklemediği şeyler söylüyordu, askerler henüz duyduklarını sindirmeye çalışırken aynı ses bir daha konuşacaktı.

“Savaşmayı da seçebilirsiniz fakat şu andan itibaren saldıran herkesin öleceğinin garantisini kişisel olarak verebileceğimi belirtmek isterim!”

Hapsoldukları tekniğin içinde kan kırmızısı bir gökyüzüne bakan askerler ne diyeceklerini bilemiyorlardı, fısıldaşmalar artarken kuşatma birliği komutanı öfke ile bağırdı.

“Aptallar, hemen yok edin şu biçimsiz orku. Emre itaatsizliğin cezasını hepiniz çok iyi biliyorsunuz!”

Askerler için savaşmak bir iş dalıydı, geçimlerini sağladıkları bu meslek nedeniyle karakolu kuşatan birlikteki her asker aynı zamandı Boz Sırtlanların bir çalışanı sayılırdı.

Rütbelerine göre aylık bir maaş ve malzeme desteği alırken, katı kurallar altında korku imparatorluğuna dönmüş bir düzenin içinde yönetiliyorlardı.

Emre itaatsizliğin cezası ölümdü ve bu son öyle kolay gelmiyordu, türlü işkencelere uğradıktan sonra ölmek için yalvarana kadar kurbanı acılar içinde süründürüyordu bağlı olduğu organizasyon.

İsyanların önüne geçmek için alınmış bu önlem, komuta kademesinin altındaki askerleri tımar etmek için en çok kullandığı yöntemdi.

“Saldırın, sadece dört kişiler!”

“Öldürün!”

Dört bir yandan yeniden saldırıya başlayan birlikler ölümden beter bir son korkusu nedeniyle savaşma azmi ile dolmuştu, bunun olacağını bekleyen Nafız ise surları koruyan diğer üç kişiye hitaben bağırdı.

“Katledin!”

Bu bir çağrı veya istek değildi, Nafız’ın uzun süredir kullanmadığı Kan Tanrısı ismine yakışacak nitelikte bir emirdi.

Komutanın sözleri astlarının kalplerine yerleşmiş korku sayesinde onların savaşmasını sağlamıştı, onun aksine dişi orkun emri üç yoldaşının ruhundaki vahşeti uyandıracaktı.

Yaptığı teklif sonrası ilk saldırıyı tüm haşmeti ile karşıladı Nafız, hareketleri hızlı ve keskindi. Üzerine akın eden düşmana aynı şekilde karşılık vermiş, arasına karıştığı kalabalığın içinde ölüm saçmaya başlamıştı.

Ellerinde Kan Hançerleri yoktu, ödül zindanından kazandığı iki kömür karası silahı ile her sallayışında bir boğazı keserek ilerliyordu.

Komutanlarının çıkışı sonrası ön saflarda bulunan askerler galeyana gelse de, arkalarında yer alanlar durup durumu gözlemlemeyi daha mantıklı bulmuşlardı.

Mekanik kırlangıçların düşüşünü görmüş bunca düşman karşısında kendinden çok emin bir şekilde konuşan orkun sözlerini işitmişlerdi, şimdi konuşulanların blöf mü yoksa güçten doğan özgüvenin eserimi olduğunu anlama vaktiydi.

Diğer cephelerde de durum aynı idi, birkaç yüz kişilik askerler savaşırken silah arkadaşları sonucun ne olacağını merak eder biçimde onları izliyordu.

Gönülleri düşmanlarını bir an önce katledip sakin cephe arkası hayatlarına dönmekti, aslında konumları o kadar kıyaktı ki bu isyancıların çıkışına en çok onlar lanet ediyorlardı.

Druid Yerleşkesi çevreleyen kalkana saldıran birliklerin başında yüksek rütbeli komutanlar vardı ve disiplinin ön planda tutulduğu bu yerlerde askerlerin hayatı epey zordu.

Ork Stepleri sınırında kalan beş karakol önceleri keyif merkeziyken, komşu kıtadaki son gelişmeler sonrası onların da eski tatları yoktu.

Kendileri ise organizasyonlarının işgal ettikleri kısmın orta bölgesinde yer alıyorlardı, amaçları merkez ve sınır bölgelerindeki herhangi bir sorun anında destek birim olarak olay yerine intikal etmekti.

Bazı temel eğitimleri tamamladıktan sonra tüm günleri aylaklık yaparak geçiyordu, esir druidlerle gönül eğlendirmek için komutanlarına yalakalık yapmaları gerekse de bunu kafaya takan pek yoktu.

Şu anda hepsinin aklında biz nereye düştük sorusu vardı, surun dışında onları karşılayan dört kişi tam anlamıyla birer yaratıktı. Pehlivan ve Yadigâr bu sıfatı doğdukları anda kazanmış olmalarına rağmen, Alyon’ la beraber Nafız’ın yaptığı kıyım sonrası kendilerini sorgulamak zorunda kalacaklardı.

---------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Etrafta değişen hiçbir şey yoktu sanki fakat ben çok değişmiştim.

Mihail Bulgakov

 

 

 




Yorumlar


Giriş Yap

Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1076

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 974

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 818

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 770

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 641

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 586

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 581

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 569

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 514

Heavenly Jewel Change
Heavenly Jewel Change
Beğeni Sayısı: 484

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 276

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 199

Altı Medeniyetin Dünyası
Altı Medeniyetin Dünyası
Beğeni Sayısı: 169

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 168

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 142

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 135

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 114

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 107

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 79

Mavi Elma
Mavi Elma
Beğeni Sayısı: 70

Site İstatistikleri

  • 11649 Üye Sayısı
  • 324 Seri Sayısı
  • 16480 Bölüm Sayısı


creator
manga tr