"En büyük bilgelik şu andan zevk almayı hayatın en büyük amacı kılmaktır, Çünkü tek gerçek budur, başka her şey düşünce oyunudur. Ancak bunun en büyük budalalığımız oldugunu da söyleyebiliz, çünkü yalnızca kısa bir süre için var olan ve bir rüya gibi kaybolan içinde bulunduğumuz bu an asla ciddi bir çabaya değmez." #Arthur Schopenhauer

Altı Medeniyetin Dünyası - Bölüm 198-Ruh Hayvanı


Pamuk şekere benzeyen kulağından yakaladığı Alis’in kıçına sağlam bir şaplak atan Nafız, sorgular bakışlarını güç hayvanının üzerinden çekmemişti.

“Şaka yaptım ya, yeter vurma insan içinde!”

Minik beyaz tavşanın geri vitesi çok seri olmuştu, hafif sulanmış boncuk gibi gözlerini kocaman açarken minnacık ağzından yalvarırcasına çıkmıştı kelimeler.

“Tamam, hadi git sen yemeğini ye!”

Dişi ork iki druidin bir araya topladığı cesetleri gösterdiğinde bir an bile beklemedi güç hayvanı, oluşan ufak tepenin altından yıldırım hızıyla girerken kemik sesleri kulaklara erişmeye başlamıştı.

“Efendim, bunlar efsanevi ruh hayvanları; Druidlerin kayıp öğretilerinden birini, nasıl oldu da yeniden canlandırabildiniz?”

Askerlerin ölü bedenleri ile işi biten Birinci gözleri yuvalarından çıkacakmışçasına hayret içinde Nafız’ın önüne atmıştı kendisini, sadece hikâyelerde duyduğu ve pek itibar göstermediği söylentiler gözlerinin önünde doğrulanıyordu.

“Kapa çeneni ve yerine geç, şu düellonun bitmesini bekle ilk önce!”

Alyon ve Pehlivan kıyasıya bir savaşın içindeydi, silahların kullanılmadığı bu mücadele daha çok yumruklaşma ve güreş şeklinde oluyordu.

Attığı her yumrukta rakibinin hissettiği acıyı bedeninde deneyimleyen ikilinin en çok kullandığı stil güreşti, bir taraf pes edene kadar diğeri acımasızca yükleniyordu.

“Pes!”

Bu eğitim yöntemine başladıkları zamanki kadar kısa sürmese de, çok zaman geçmeden iri yarı orkun sesi boş meydanda çınladı, kendi güç hayvanını alt edemeyen Alyon sinir içinde bağırmıştı.

“Vay be! Bu sefer yüz nefes falan sürdü dövüş, bu hızla gidersen üç beş seneye kalmaz berabere bitirebilirsin mücadeleyi.”

Üstünden kalkan güç hayvanı gururla göğsünü döverken, sahibinin hali içler acısı idi; kendisine ait bir parçanın onu sürekli yenmesi moralini sıfıra indiriyor, her seferinde aynı sonuçla karşılaşmak arkadaşının makara konusu olmasını sağlıyordu.

“Hissediyorum yakında, çok yakında o koca kafanı yere vurucam!”

Kır saçlı ork yavaşça doğruluyorken bir yandan da sevinç gösterileri yapan Pehlivan’a çıkıştı, bu eylemi sadece daha çok sinir olmasını sağlayacaktı zira az önce yenildiği ruh hayvanı eli ile gel gel yapmaktaydı.

“Ya arkadaş, neden tüm gücünü kullanmaktan çekiniyorsun sen?”

Konuşan Nafız’dı, peşine takılan iki druidle beraber arkadaşının yanına doğru yürüdüğü sıra da azarlar bir tonda seslendi Alyon’a.

“Sana hava hoş, Alis cesetleri yediği zaman hem kendisi güçleniyor hem de senin için kan özü topluyor, çıkar çatışmanız yok tabii.”

“Benim öyle mi? Yumruk yesem canım acıyor, yumruk atsam canım acıyor!”

Alyon bu konu da haksız sayılmazdı, Nafız ve güç hayvanı arasında karşılıklı kazanca bağlı bir ilişki sürerken onun durumu tam tersiydi.

 “Kardeşim benim içim güzel, istesem o kan özlerini bilekliklerimle de emerim ama maksat gönüller bir olsun!”

İri ork arkadaşının yalandan tevazusunu yememişti fakat diyecek sözü de yoktu, belki de hiçbir zaman Pehlivan ile iyi geçinebileceğini düşünemediğinden biraz da kıskanıyordu onları.

“Bak ne diyeceğim; ben buradayım nasıl olsa, önümüzdeki düellonuzda soy gücünü kullan bakalım neler olacak?”

Sadece kendi bilek gücü ile kapışan Alyon bu öneriyi duyduğunda iki elini kafasının arasına alarak bir süre hareketsiz kaldı, kimse bilemese de bunu neden daha önce düşünemediği için kendi kendine hayıflanıyordu.

“Beklemeye lüzum yok, hemen denemek istiyorum!”  

Alev alıyordu Alyon bu anlarda, yaşadığı hezimet daha tazeliğini korurken intikam ateşi damarlarında akan kanın hızlanmasını sağlamıştı.

“Oldu, bütün gün sizin boğuşmanızı mı bekleyeceğiz? Önümüzde fetih edilmesi gereken bir kıta, elimizde bir druid savaşçısı ve iki vasıfsız varken zaman kaybetme lüksümüz yok!”

Gerçekler bunlardı, uç karakolda edindikleri bilgi sayesinde Paralı Askerler’ in işgal ettiği topraklardaki üslerini ve askeri durumuna hâkim olsalar da, bilmek ve gerçekleştirmek bambaşka iki olaydı.

“Zaten o işe hiç aklım yatmadı Nafız, hadi diyelim üslerine baskın düzenleyip yok ettik bu adamlar yenisini yaparlar!”

“Sürpriz saldırı şansımız kalmadığı zaman işi kaba kuvvete döndürürsek bu seferde insan gücü gerekecek, Ork Stepleri üzerinden bir ordu getiremeyeceğimize göre nasıl olacak bu iş!”

Kır saçlı ork konuşurken Nafız’ın gözleri demir sopasını sıkıca kavramış sert bakışlı druidin üzerine düşmüştü, sözlerinin sonuna doğru Alyon’da bunu fark edince mesajı almakta gecikmeyecekti.

“Demek böyle olacak, o zaman ben bu çocukla ilgilenme işini daha ciddi şekilde gerçekleştireyim!”

Kendilerini takip eden on askerin öldürülmesi sadece Nafız ve Alyon’un bildiği bir sınavdı, üç druidin içinden sadece Conlaoch bundan geçer not almayı başarmıştı.

“Haydi, vakit kaybetmeden yeni ordumuz için asker bulabileceğimiz bir yere gidelim!”

Nafız neşe içinde konuştuktan sonra hızla arkasını dönecekti, burada kendisini bekleyen iki druidin bakışları ile karşılaştığı zaman onları tamamen unuttuğunu hatırladı.

“Siz ne istiyorsunuz?”

Bu tipler o kadar önemsiz bir duruma düşmüşlerdi ki biraz önce ne sordukları bile aklında kalmamıştı dişi orkun

“Efendim, topluluğumuz arasında bir efsane olan ruh hayvanlarına sahipsiniz, druid olmamanıza rağmen bunu nasıl başardınız?

Gelen soru kısa saçlı orku şaşırtacaktı, ödül zindanından dolayı kazandığı bir yeteneğin aynısının druidlere ait bir teknik olacağını düşünmemişti.

“Bu ruh hayvanı neymiş önce onu bir anlat bakalım bana!”

Cılız sesli druid sanki birinin ona bunları söylemesini beklermiş gibi hemen lafa girecekti

“Ruh hayvanı biz druidlerin en büyük mücadele yeteneğidir, doğa ile bir olmamız sonucu edindiğimiz bir muhafız düşmanlarımız ile yüzleşmek için bizim yerimizi alır!”

Atalarından duydukları buydu druidlerin zira çok uzun süredir ruh hayvanını uyandırabilecek kapasitede bir kişi topluluklarında çıkmamıştı.

“Demek öyle!”

Elini çenesine koyduktan sonra bir süre düşünen Nafız’ın ilk lafı bu olacaktı, olayı enine boyuna ele aldıktan sonra kısa da olsa bir açıklama yapmak istedi.

“Doğa ile uyumlu olabilme yeteneği sadece sizin ırkınıza mı ait sanıyorsunuz? Bizim doğduğumuz yerde en büyük düşmanımız çevre koşullarıydı, adam yutan nehirler, bir yanı derinizi eritirken diğer tarafı kemiklerinizi donduracak göllere sahibiz Ork Steplerinde!”

“Tüm dünyayı yeşil ağaçlar, uçan kuşlar ve insanın içini ısıtan tatlı güneş ışıklarından mı ibaret sanıyorsunuz sizi küçük cahiller?”

“Biz orklar elverişsiz şartları anladık, onlarla savaştık ve kendi istediğimiz hale getirdik; işte gördüğünüz iki ruh hayvanı bizim doğadan zorla aldığımız hediyeler!”

Nafız sözlerini tamamladığında üç druid adeta yeni doğmuş bir bebek gibi bakıyorlardı etrafa, duydukları onlara öğretilenlerden tamamen farklı bir bakış açısı sunmaktaydı.

Tabii ki onlara gerçeği söylemeyecekti dişi ork, ufak yalanlarla süslenmiş bir motivasyona hayır diyecek durumu yoktu.

“Benim karnım çok acıktı, şu zulandan biraz yemek versene Nafız!”

Ana vatanlarından ayrıldıklarından beri bir şey yemeyen iki orktan kır saçlı olanı ağzının suyunu geri yutkunurken zorlukla konuşabildi, arkadaşının alanlar arası halkasındaki etleri düşünürken Pavlov’un Köpeğine dönmüştü resmen.

“Seni pisboğaz git avlan, hazır yemeğe dağ olsa dayanmaz?”

Alyon boynunu bükecekti, bilmediği bir coğrafyada avlanmaktansa hazırda bekleyen yiyecekleri gömmenin peşindeydi.

“Yok, valla yemezler, senin bir öğününle iki kabile doyar. O ağzını bir açtın mı durmak bilmezsin sen!”

Nafız arkadaşının eski günleri hatırlayarak konuşmuştu aslında, birbirleri görmedikleri iki sene boyunca Alyon’un yemek yeme şeklini görse hiç böyle konuşmazdı.

----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Bilinir ki insan eğlencesiz yaşayamaz. Bendeniz gibi yaradılış olarak yalnızlığı sevenler için ise okumak ve yazmaktan iyi eğlence olamaz.

 Recaizade Mahmut Ekrem-Araba Sevdası

 

 

 




Yorumlar


Giriş Yap

Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1219

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 1053

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 872

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 812

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 688

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 643

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 625

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 599

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 547

Terror Infinite
Terror Infinite
Beğeni Sayısı: 518

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 345

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 204

Altı Medeniyetin Dünyası
Altı Medeniyetin Dünyası
Beğeni Sayısı: 192

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 179

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 142

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 138

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 116

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 114

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 97

Mavi Elma
Mavi Elma
Beğeni Sayısı: 70

Site İstatistikleri

  • 14821 Üye Sayısı
  • 455 Seri Sayısı
  • 19495 Bölüm Sayısı


creator
manga tr