“Göklerin altında tek şeytan. Yeryüzünün üzerinde basit bir tavuk.. “ #Emperor’s Domination

Altı Medeniyetin Dünyası - Bölüm 190-Kuşatma Altında


Yeşil saçlı druidin aklı karışmıştı bu sözlerden sonra ancak belki korku, belki de saf mizacından dolayı sesini çıkarmadan ikiliyi takibine devam etti.

“Vay vay vay, burası ne kadar da şenlikliymiş!”

Sık bitki örtüsü içinde belli bir düzenle ilerlediklerinden dolayı, ışıltılı kalkanla korunan alanın yakınına geldiklerinde ağır kuşatmayı gören ilk isim Alyon olmuştu.

Aslında druidleri sarıp sarmalayan saydam kalkan renksizdi, adeta bir tül gibi ince dokusunun arasından sızan güneş ışıklarının ne kadar da kolay geçtiği hemen göze çarpmaktaydı.

Uzaktan dahi görünen ışıltılar bambaşka bir konuydu, dört bir yandan saldıran düşmanların marifetiydi bunlar. Büyülü teknikler, savaş makinaları ve kuşatma silahlarıyla amansızca saldırıyorlardı, beyaz bir tuvalin üstüne boyalarını boca eden çılgın bir ressamın esrikliği vardı üstlerinde.

“Yeşil, sen bu kuşatmadan sıyrılarak mı Ork Stepleri’ ne doğru yola çıktın!”

Nafız bir süre etrafı kolaçan etmek için arkadaşlarının yanından ayrılacaktı, geri döndüğünde yüzündeki ifadeden çözemediği bazı konular olduğu okunuyordu.

“Efendim, Kutsal Ağacın Yüce Ruhu kalkanın şeklini değiştirebilme becerisine sahiptir, dışarı çıkabilmem için kuşatmanın dışına uzanan bir tünel oluşturmuştu!”

Cevap sonrası iki ork istem dışı birbirlerine baktılar, ne kadar yakınlaşmış olsalar da arada bin adıma yakın bir mesafenin olduğu net bir biçimde görülebiliyordu.

Diğerlerinin verdiği tepkiyi gören druid konuşmasına devam edecekti,

“Karakoldan ayrılırken söylemek istediğim buydu, sizi yardımımın dokunacağı yer işte burası!”

Bu Kutsal Ağacın Yüce Ruhu her kimse gerçekten çok hassas bir kontrol yeteneğine sahipti, yeşil konuşurken Nafız’da bu gerçekten yola çıkarak bambaşka bir şey düşünüyordu.

“ Görüyorum ki içeri hava ve ışık girişini sağlamak için sürekli kalkanın hassasiyetini ayarlıyor bu ruh, madem bu kadar becerikli neden kuşatma halindeki düşmana zarar veremiyor?”

“Efendim, bizler doğası gereği”

“Hay senin efendine de, doğana da, ulan kıtanıza girmişler daha neyin vicdanı bu?”

Safkan ork olan Alyon bu kadarına dayanamayacaktı, iki eliyle yakasından tuttuğu gibi bir kenara savurdu zayıf druidi.

Yere düşen yeşil saçlı adam konuşmuyordu, gözlerinde beliren tuhaf bir örtü ile bakıyordu onlara; korku veya sinmişlik değildi bu, olanı kabul etme, karşı koymaya çalışmak yerine anlayışla karşılamanın verdiği huzur vardı sanki gözlerinde.

“Bizi kalkanın içine götürebilecek misin?”

Herkesin sıkıntılar karşısındaki duruşu farklıydı, değiştiremeyeceği bir haldi bu ve ısrarcı olmamaya karar verdi Nafız

“Evet, kısa süre sonra içeri girmiş olacağız!”

Sözlerini bitirdiği zaman yavaşça düştüğü yerden kalkan druid, etraflarındaki kurumuş dalları toplamaya başladı. Alyon ve Nafız’ın meraklı bakışları arasında, dallarla çizdiği desenin başına oturan yeşil saçlı adamın dudaklarının arasından bazı mırıltılar çıkmaya başlayacaktı.

Eş zamanlı olarak kalkanın yüzeyinde de bazı dalgalanmalar meydana gelirken, bu durum dört medeniyetin kuşatma birliklerinin dikkatini çekmişti.

“Ha ha ha, yine bir tanesini yardım çağırması için yollayacaklar galiba!”

“Dur aman ses etme, son yakaladığımız hemen ölmüştü belki bu seferki daha dayanıklı çıkar!”

İstilacı askerlerin arasında geçen konuşmalar devasa bir çekirge sürüsü gibi gök kubbeyi sararken, ana tema akıllarından geçen türlü iğrençliklerdi.

“Umarım kadındır, bir daha erkek çıkarsa huyumuz suyumuz değişecek ha ha ha!”

Keyifler yerindeydi kuşatma ordularında, Paralı Askerler etkileşimin olduğu yerin kendi kısımlarında belirdiğini görünce neşeleri bir kat daha artacaktı.

Dört kuvvetin sınırları kesin olarak çizilmişti fakat merkeze doğru çember daraldıkça rahatlıkla birbirlerini kontrol edebilecek kadar yakınlaşmışlardı.

“Yine şu çapulcu sürüsünün oradan çıkıyor druid, ne var bir kerede bu yönde belirseler!”

Önündeki büyük topun başında atış yapmakla meşgul olan bir asker keder içinde söyleniyordu, mavi üniformasının göğüse denk gelen yerindeki iki çarka bakılırsa, bu kişi Makine Efendileri kuvvetlerine mensuptu.

“Sızlanıp durma! Mühimmat nakliyesi için deniz yoluna hâkim olmamız gerektiğinin farkında olmalısın!”

İsyan içinde konuşan kişiye cevap birkaç adım arkasında olayları sessizce izleyen birinden geldi, kır saçları ve yüzünün bir bölümünü kaplayan metal alaşımla beraber ürkütücü olduğu kadar, insanı içine çeken bir cazibesi de vardı bu adamın.

Kuşatma planı gereksiz çatışmaların önüne geçmek adına düzenlendiğinden, iki ebedi düşman medeniyet temas halinde değildiler lakin mesafe kısalınca kimse birbirinin diline ket vuramıyordu.

Kalkana yollanan büyülü tekniklerden daha fazla sayıda küfür ve hakareti birbirlerine yollayan Işığın Toprakları ve Cehennem Diyarı insanları için, bir druidin yerdegezen karınca kadar önemi yoktu.

Yeşil saçlı druid sözünün eri çıkmıştı, dediği gibi kısa süre içinde kalkanın dış yüzeyinden ayrılan bir parça durdukları yerle Druid yerleşkesi arasında güvenle yürünecek bir geçit oluşturacaktı.

Alyon ve Nafız haricinde büyük kuşatma alanındaki hiç kimse olanlara şaşırmıyordu, aynı sahneyi kaç defa izlediklerini onlar bile unutmuştu.

Onları asıl hayrete düşüren on nefes geçmesine rağmen kalkanın içinden çıkan kimsenin olmayışıydı, hepsi bir noktaya odaklandığından dışarıdan içeri doğru yürüyen üç kişiyi çok geç fark edeceklerdi.

“İnanamıyorum, geri dönen birileri var!”

Cılız ses ortamda tınladığında pek dikkat çekici olamadı, dikkatler başka yöndeyken Nafız ve yanındaki iki kişi yolun yarısına kadar gelmişlerdi.

“Bu taraftan, dışarıdan kalkanın içine girenler var!”

Bir, iki derken, iki ork ve bir druidin geçidin içindeki görüntüleri onlarca asker tarafından görüldükten sonra gerçek anlaşılabilecekti, bu sefer yardım çağırmaya gidilmiyordu bilakis beklenen kişiler gelmişti.

“Ne çok gürültü yaptılar, hâlbuki hepsi an itibari ile artık ölüler!”

Kalabalığın sesi ve enerjisi üstlerine yöneldiğinde Nafız sadece göz ucuyla etraflarına toplanan kalabalığı inceledi, sözlerinde belirttiği gibi onların geleceği mühürlenmişti kendisine göre.

“Şunlara bak, yamuk bir druid ve iki ucube gelebilmişler ancak!”

Yağdan yapışmış saçlarının örttüğü yüzündeki en belirgin şey, sanki sonradan eklenmiş gibi duran sivri bir burun olan zayıf asker nefes nefese bağırıyordu; onun sesi ile heyecanlanan insanlar, türlü sözler ve hakaretlerle üçlüyü taciz etmeye başlayacaktı.

“Ne derisi kalın tiplermiş bunlar, hadi çocuklar şunlara bize yakışır şekilde hoş geldin diyelim!”

Her şey beklendiği gibi gerçekleşiyordu, düşmanın içinden geçerken size dokunamayacak olsalar dahi ellerinden ne geliyorsa yapmak isteyeceklerdi. Nafız ve Alyon bunun bilincinde olsa da, son çağrı ile yaşanacak durumu itiraf etmeleri gerekir ki tahmin edebilmeleri mümkün değildi.

Paralı Askerler’ in kuvvetine mensup bazı kişiler kahkahalar eşliğinde soyunuyorlardı, edep yerleri ve cinsel organlarını kalkanın oluşturduğu tünele sürterken bakışlarında soysuz bir deliliğin emareleri sezilmekteydi.

“Bi tadına bakmaz mısın dişi ork!”

“Şu kıçıma bir bak, senin yeşil sıfatından çok daha güzel değil mi?”

Saldırıların hedefi iki orktu, yeşil saçlı druidin haline bakıldığında zaten bu tarz şeylere alışık olduğunu açıkça belli ediyordu.

Trajikomik hadisenin yaşanmasının üstüne henüz on adım atmışlardı fakat görünen o ki yolun geri kalanında onları hep aynı manzara bekleyecekti.

“Hangi salak bu kadar basit bir kışkırtmaya kanabilir ki, bir avuç beyinsiz işte!”

Nafız druid kadar rahat olamasa da, bu insanların çaresizlik içindeki sapıkça kıvranmalarını kafasına pek takmamıştı. O, kalkanın içine girdikten sonra neler yapacağını planlamakla meşguldü ta ki kulağının dibinde patlayan bir volkanın sesleri şiddetle sarsılmasını sağlayana kadar.

“Onun bunun çocuklarına bak, siz kime şekil yapıyorsunuz ulan!”

Zurnanın son deliğine gelinmişti, ork gururunun beynini esir aldığı anlarda Alyon’da misilleme olarak pantolonunu sıyırıyordu.

Bir anda tüm sesler sanki hiç var olmamışçasına kesilmişti; bu andan itibaren geçecek yirmi nefeslik süre, son yüz yılda Vahşi Bataklık kıtasının geçirdiği en sessiz zamanlar olacaktı.

-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Bilinçdışı arzu asla tatmin edilemez. İnsan hep düşlerinin peşinde koşar, fakat sadece düş kırıklıklarıyla ilerler.

Jacques Laca

 




Yorumlar


Giriş Yap

Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1218

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 1053

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 870

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 812

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 688

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 643

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 625

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 599

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 547

Terror Infinite
Terror Infinite
Beğeni Sayısı: 518

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 342

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 204

Altı Medeniyetin Dünyası
Altı Medeniyetin Dünyası
Beğeni Sayısı: 191

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 179

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 142

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 138

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 116

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 114

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 96

Mavi Elma
Mavi Elma
Beğeni Sayısı: 70

Site İstatistikleri

  • 14814 Üye Sayısı
  • 453 Seri Sayısı
  • 19476 Bölüm Sayısı


creator
manga tr