“Dövüşte usta olanlar öfkelenmez, kazanmakta usta olanlarsa korkmazlar. Dolayısıyla akıllılar dövüşmeden önce kazanır, cahiller kazanmak için dövüşürler.” #Zhuge Liang

Altı Medeniyetin Dünyası - Bölüm 187-Tanrı Affetse Ben Affetmem


Druidler onu işaret etmeden geçip gitmiş, daha önce birçok defa penceresiz kulübedeki insanlara eziyet ettiğine şahit olduğu adamı göstermişlerdi.

Bu bir tesadüf olmayacaktı, onca çile çekmiş olan bu kişiler inanılmaz naif kişilikleri nedeniyle sadece işkence eden askerleri gösteriyorlardı, onlara tecavüz etmiş olanları affetmiş gibi görünüyorlardı.

Böyle olsa bile, sayıları yüzden biraz fazla olan esir askerlerin sadece on dört tanesi hala ilk diz çöktükleri yerdeydi.

Bunca iyi niyete rağmen çoğunluk ölümün elinden kurtulamayacak gibiydi, burma bıyıklı komutanında aralarında olduğu sadist sürüsüne bakan Pehlivan’ın gözlerinde farklı bir ışık vardı.

Druidler işleri bitince aceleyle ağır yaralı yoldaşlarının yanına doğru yürümeye başladılar, yollarının üstünde duran Nafız’ın yanından geçerken korkudan onun yüzüne dahi bakamıyorlardı. Sadece yeşil saçları yüzünü kapatmış olan kişi, tüm cesaretini toplayarak konuşmaya başlamıştı.

“Efendim, biz bu insanları affettik umarım sizde merhamet gösterirsiniz!”

Başından beri haklı intikamlarını almaları için yardım etmeye çalıştığı druidlerin takındığı tavır artık iyice sinir bozucu bir hal almıştı Nafız için

“Yürümeye devam et; değil sen, Tanrı affetse ben yine de affetmem!”

Bu kadar bağışlayıcılık, içinde bir insan yaşasa dahi doğduğu andan itibaren yaşa ya da öl biçimde ilerlemiş olan Nafız’ın kaldırabileceği yük değildi.

“Evet beyler, şu giden zavallılar sizi göstermese bile ben biliyorum ki sizlerde en az bir kere o yere girip çıktınız. Korkmayın, seçim hakkı onların olduğu için saygı duyacağım lakin bu pislik topluluğunun soysuz kanını akıtacak kadar düşmedi benim silahlarım.”

Cılız dişi orkun cümlesinin ilk bölümündeki sözleri nedeniyle, tansiyonları bir anda dibi görmüştü hayatını kurtardığını düşünen esirlerin ancak daha sonraki söylemleri sonrası bir nebze olsun rahatlayabildiler.

“Bu işi siz göreceksiniz, buradan bakınca isteğimi göz ardı edecek kadar salak görünmüyorsunuz; içinizde aksini düşünen varsa konuyu sağınızda bulunan arkadaşımla tartışabilirsiniz!”

Nafız’ın işaret ettiği yerde boyu üç metreyi bulan Pehlivan vardı, söylenmek istenen basitti “Götü yiyen buyursun” demişti dişi ork.

“Sizi kahpeler, kim bunu yapmaya cesaret ederse organizasyonun gazabından kurtulamaz!”

Ses burma bıyıklı komutanın oradan geliyordu, kendisinin dili artık olması gereken yerde bulunmadığından fırsatı kullanmak isteyen başka bir asker onun forsunu kullanmak istemişti.

“Sana da organizasyonuna da, kapa çeneni köpek!”

Tehdit savuran askerin eylemi, boynuna yağlı urgan geçirilmiş kişiye dikkat et kayıp düşersin demek kadar abesti, hareketi ters tepince ilk olarak kendisini öldürmek üzere gelenleri görünce o da aynı bu düşünceleri taşıyordu.

Esirlerin hepsinin elleri kelepçeliydi fakat şu anda bazıları savaş baltalarını savuracak kadar hareket edebiliyordu. Ölüm kalım savaşı en az hayatın kendisi kadar acımasız geçecekti, birçok can silahlar altında alınmış olsa da, az sayılamayacak kadar kişide öldürmek amacında olanlardan gitmişti.

Can havli ile mücadele eden insanlar, üstlerine ölümün kanlı gölgesini düşüren arkadaşlarından bazılarını indirmeyi başarmıştı. Ellerini kullanamasalar da dişleri, tırnakları ve tekmeleri ile daha aynı günün sabahı gülüp eğlendikleri kişileri yok etmek için vahşice savaşıyorlardı.

“Giden gider, kalan sağlar bizimdir!”

Nafız’ın iti ite kırdırma taktiğinden sonra, koca karakolda sağ kalan asker sayısı iki elin parmakları kadardı; yüreği bir türlü soğumayan Alyon onları parçalamak istese de, arkadaşının hatırı nedeniyle kendini zor tutuyordu.

“Sen, benimle geliyorsun; kalanları bir evin içine tık ve Pehlivan’ı başlarında nöbetçi olarak bırak Alyon!”

Dişi ork parmağı ile ilk olarak burma bıyıklı komutanın odasında karşılaştığı askeri işaret ederken, diğer taraftan arkadaşına ne yapması gerektiğini söyledi.

Önüne kattığı esiri ile ölen komutanın odasına geri dönerken yüzünde düşünceli bir hal vardı; ne yapmış olurlarsa olsunlar, aklı hala kesimhaneye dönmüş kulübeden çıkartmış oldukları gariplerdeydi.

“Sana bazı sorular soracağım, adam olup düzgün cevaplar verirsen ne ala, yok ben kahramancılık oynamak istiyorum diyorsan ölümün sana gelmesi için yalvarsan bile fayda etmeyecek!”

Odanın içine savurduğu yavere ne yapacağını söylerken, kararlılığını sertçe belli etti Nafız

“Yüce Kan Tanrısı Nafız, lütfen canımı bağışlayın. Ne derseniz yapacağım yemin ederim!”

“Kan Tanrısı falan yok burada, sadece Nafız var!”

Yalvarmaya başladığı zaman en cafcaflı kelimeleri seçmeye çalışmıştı genç asker, karşısındaki orktan böyle bir karşılık alması sonrası ne diyeceğini bilemiyordu.

“Anladığım kadarıyla burada yaşayan şahsiyetsiz itin uşağıydın, epey şey bilmen gerekiyor. Söyle bakalım Vahşi Bataklık’ ta neler oluyor?”

Eski efendisi gözlerinin önünde feci şekilde can vermişti, aynı kaderi paylaşmak istemeyen adamın bülbüle dönüp şakımaktan başka şansı var mıydı?

“Efendim, Vahşi Bataklık şu anda büyük bir işgalin pençesindedir!”

Genç adam konuşmak istemiyor değildi ama yaşadığı korku nedeniyle sertçe birbirine vuran dişleri, geçilmez dağlar gibi önünü tıkamaktaydı.

“Sakin ol, sorularıma cevap verdiğin sürece canını bağışlayacağım!”

“Efendim, size yemin ederim bir defa bile o pislik yuvasına ayak basmadım, benim sevdiğim bir kadın var onu aldatmadım efendim!”

Uzunca bir süredir zalim ve gaddar komutanın yaverliğini yapan gencin bakış açısı bambaşkaydı, ona göre druidler yapmasa bile bu iki ork tüm askerleri öldürecekti.

“Benim adım Nafız, bir laf ağzımdan çıkmışsa dönüşü yoktur, daha fazla canımı sıkma ve sorduklarıma cevap ver!”

Tereddütte düşmesinin sonu olacağını idrak eden asker yarıda kestiği açıklamalarına geri dönecekti

“Dört Medeniyet kıtanın dört bir köşesini ele geçirmiş durumda, sadece çekirdekte yer alan Druid yerleşkesi işgale direniyor!”

“Devam et, bekleme yapma!”

Nafız daha çok bilgi istiyordu, yutkunmak için ara vermesine bile müsaade etmedi genç yaverin

“Efendim, bulunduğumuz alan Paralı Askerler tarafından işgal edilmiş durumda, kıtanın kuzey batısı Cehennem Diyarı’nın birliklerince kontrol altında tutuluyor.”

“Gereksiz bir çatışmanın olmaması için, tam zıt yönlerinde ise Işığın Toprakları hâkimiyetini sürdürmekte. İki medeniyet ezeli düşman olduklarından, yan yana bulunmalarının önüne geçmek adına kuzey doğuda Makine Efendileri faaliyet göstermekte!”

Kendileri Ork Stepleri üzerinde özgürlük mücadelesi verirken, hemen yanı başlarında başka bir medeniyet soykırıma uğramaktaydı. Bu olaydan kendilerini soyutlamaları mümkün değildi, komşu olmalarının dışında tarih boyu orklar ve druidler ayrılmaz müttefikler olmuşlardı.

Biraz düşününce bunun nedenine anlamak çokta zor değildi, druidler bereketli toprakların üzerinde yaşayan naif ve aşırı merhametli bir ırktı; buna nazaran kuraklık içinde kavrulan orklar ise sanki bu insanların gölgesi gibi koyu karanlık ve vahşiydiler.

İki medeniyet karşıt kutuplar gibi birbirlerini çekmeye mahkûmdular, biri olmadan diğerinin var olması mümkün değildi. Bu teze en büyük kanıt, Ork Lordu Cesuryürek’in kardeşinin ihaneti sonucu ölümünden beri geçen yüz senede iki medeniyetin düştüğü durumdu.

“Diğer medeniyetlerin bu kıtadan istedikleri nedir, ağacının yeşiline, ırmağının akışına vuruldukları için gelmediler onca yolu değil mi?

“Haklısınız efendim, dört topluluğunda tek bir amacı var; yüz senedir ana druid yerleşkesini koruyan Yüce Ağacın yaşam özünü ele geçirmek!”

 ---------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Ne söyleyim şu dünyanın haline dağlar ayrı ayrı, çöl ayrı ayrı, şu insanlar bölüşmüşler dünyayı Hudut ayrı ayrı yol ayrı ayrı.

Neşet Ertaş

 

 Yazar Notu

 Merhaba Değerli Okurlar

Öncelikle, toplu bölümleri önümüzdeki hafta tatilde olacağım için erkenden sizlerle paylaşıyorum, anlayacağınız bir hafta yeni bölüm olmayacak.

Dikkatimi çeken başka bir konuda seriye gösterilen ilginin belirgin bir şekilde düşmüş olması, gerek yorum gerekse okunma sayılarından bunu rahatlıkla anlayabiliyorum.

 Bunu göz önüne alarak bir süredir yazmakta olduğum başka bir hikayemi sizlerle paylaşmaya karar verdim, aşağıda linkini görebileceğiniz seriye de bir göz atmanızı tavsiye ederim.

https://www.epiknovel.com/seri/cehennem-online

Altı Medeniyetin Dünyası aynı hızıyla devam edecek merakınız olmasın, herkese Keyifli Okumalar...




Yorumlar


Giriş Yap

Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1150

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 1028

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 842

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 792

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 674

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 624

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 619

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 586

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 531

Terror Infinite
Terror Infinite
Beğeni Sayısı: 507

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 313

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 202

Altı Medeniyetin Dünyası
Altı Medeniyetin Dünyası
Beğeni Sayısı: 182

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 168

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 142

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 136

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 114

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 111

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 88

Mavi Elma
Mavi Elma
Beğeni Sayısı: 70

Site İstatistikleri

  • 13331 Üye Sayısı
  • 399 Seri Sayısı
  • 18154 Bölüm Sayısı


creator
manga tr