"Çok fazla eğilmek kişiyi kambur eder." #Swallowed Star

Altı Medeniyetin Dünyası - Bölüm 185-Kötülük Yuvası


Birleşik kompozit yay ellerinde belirdiğinde Nafız sözlerini yeni bitirmişti, kulelerde kalan birkaç askeri indirdikten sonra hedefine Alyon’un çevresinde birikmiş kalabalığı aldı.

Şu anlar verdikleri mücadelenin belki de en kritik dönemeciydi, teslim olmuş askerlerin morallenip fikir değiştirmemesi için direnenlerin acilen yok edilmesi gerekiyordu.

Direnişçiler, iri yarı orkun soy gücünün etki alanında hareketliliklerini büyük ölçüde kaybedecekti; her pençede bir can alan ayıya, yağmur gibi gelen oklarda eklenince bu sefer onlar fikirlerini çabucak değiştiriyorlardı.

Henüz ölmemiş olanlar silahlarını atıp teslim olmak istedi fakat bilmedikleri şey bu eylem için artık çok geç kalmış olduklarıydı.

Onlar ilk teslim olanlara uysaydılar belki bir şansları olabilirdi, eylemlerine devam ettikleri an biletleri kesilmişti, şimdi onları sağ bırakmak birçokları tarafından zayıflık olarak algılanabilirdi.

Saldıran üçlü buna müsaade etmedi, ellerinden geldiğince hızlı bir biçimde hepsinin işini bitirdiler.

“Şunları alın ve birbirinizi kelepçeleyin!”

Tantana bittiğinde, Nafız’da yakın dövüşü bitiren arkadaşlarının yanına gelerek teslim olmuş askerlerin ortasında durdu. Alanlar arası halkasından yüzden fazla mor alaşım kelepçeyi çıkararak yere fırlatacaktı, aynı anda söylediği sözlerden sonra bazı esirlerin aklına değişik fikirler gelmişti.

Alyon ve ayısı hem cüsse, hem de yaptıkları vuruşların ölümcüllüğü nedeniyle onların gözlerinde dokunulmaz bir konumdaydı lakin densizce ortalarına kadar gelen cılız dişi orktan neden korkacaklardı ki?

Hepsi onun okuyla saldırdığını görmüştü, belki uzaktan durdurulamaz bir atışçı olabilirdi, oklarının her atışta nasıl da isabetle hedefi bulduğuna şahittiler. Kibri nedeniyle aralarında dolaşmasa ona ulaşmaları mümkün olamazdı fakat şu anda kendi kendine avuçlarına düşmüştü bile.

“Yakalayalım!”

“Tutsak alalım, diğer orka şantaj yaparız bununla!”

Bir grup aralarında fısıldaşmaya başladığında, kaybettikleri cesaretin ufak parıldamaları gözlerine yavaşça yerleşiyordu; dişi orku bir ele geçirirlerse tüm sahneyi tersine çevirebilirlerdi.

“Saldırın!”

En sonunda sabırları tükendiği an, içlerinden dominant karakterde birinin sesine uyarak yirmiden fazla kişi dört bir yandan Nafız’a doğru hızlandı.

Başını eğmek zorunda kalanların son direnişiydi bu, hedeflerindeki diş orkun tüm planı duyması dışında da hiçbir kusuru yoktu yaptıkları eylemin.

“Geberin!”

Genellikle silahlarını Mora’nın babasının yaptığı taşıma halkasında bulunduran Nafız bu sefer bileklerindeki ekipmanı kullanacaktı, dışarı fırlayan kan kırmızısı iki hançer üç karış uzunluğa eriştiğinde o da dizlerini kırarak kendi ekseninde tam bir tur döndü.

Düşmanları neredeyse yanına kadar gelmişken, dişi orkun bu saldırıyı yapması bir nefesten fazla sürmemişti. Üzerine doğru koşanlar birden sanki put kesilmişler gibi oldukları yere çakıldılar, değil bir adım ileri atmak kaşlarını dahi oynatamıyorlardı.

“Şimdi dediğimi yapacak mısınız yoksa bu geri zekâlılar gibi ölmek mi istiyorsunuz?

Yerden kalkmamış olanlar anlamsız bakışlarla gözleri önünde gerçekleşen olayı izlemekteydiler, neler döndüğünü anlamasalar da gelen uyarı ile enselerine soğuk çelik temas etmişçesine irkildiler.

Bu duygunun tutsaklığından uzun süre çıkamayacaklardı, ayaktaki arkadaşlarının üst gövdeleri teker teker yere düşerken, her seferinde daha da artarak onları pençesinde inletecekti içlerindeki korku.

Onun sözlerini ikiletmek gibi bir şansları olmadığını gören askerler ne deniliyorsa onu yapmaya başladılar, doğalarında olan emir alma eğilimi büyük bir güç karşısında çabucak etkisini göstermişti.

“Pehlivan sen başlarında nöbetçi olarak kal, Alyon sen benimle gelsene!”

Kendilerini kelepçelemeyi bitiren askerlerin başında güç hayvanını bırakan iri yarı ork, peşine takıldığı arkadaşının ardından tek katlı penceresiz bir kulübenin yanına gelmişti.

“Alyon, içeride nefes al kim varsa dışarı çıkaracağız!”

Uzun konuşmuyordu Nafız, geçen her saniye içeride can vermek üzere olan kişiler için çok önemliydi.

Elini uzatıp hızlıca kapıyı açmaya çalıştığında amacına ulaşamayan dişi ork, önce şaşırmış sonrasında tek kaşını havaya kaldırarak bağırmaya başlamıştı.

“Aç kapıyı ben geldim!”

Onlara görev verdiğinde bunu gerçekleştirebileceklerine pek inanmıyordu lakin görünüşe göre en azından kapıyı sağlamlaştırmayı başarmıştı içerideki sağ kalanlar.

Tahta kapı gıcırtılar eşliğinde açıldığın en önde sorumluluk verdiği kişi karşıladı onları, sesini tanıdığından zorluk çıkarmadan açmıştı kapıyı.

“Dışarısı artık güvenli, kendi başına yürüyebilenler hemen burayı boşaltsın!”

Duyduklarına inanamayan insanlar beş nefeslik süre geçmesine rağmen hiçbir tepki vermemişlerdi, bu durumda birinin onları şoklaması gerekiyordu belli ki

“Çıkın ulan dışarı!”

Nafız daha önce içerideki yaşananlara şahit olduğundan dolayı bu kişilere karşı yumuşak davransa da, aynısı yanındaki ayıdan bozma ork için geçerli değildi. Arkadaşının acelesini anlayan Alyon, duyanların kalplerini zıplatacak bir ses tonuyla tereddüt içindekilere sertçe bağırdı.

Bu çıkış kendilerine gelmelerine yetmişti; sonbahar rüzgârlarında dalına tutunmayan çalışan bir yaprağın titrekliğinde bile olsa, yavaşça penceresiz kulübeyi terk ettiler.

Onların hemen ardından içeri giren iki arkadaştan biri hızlıca yerde yatan tutsakların durumunu kontrole başlayacaktı fakat diğerinin durumu tuhaftı, bu anlarda donup kalma sırası Alyon’a gelmiş gibiydi.

“Nafız ne olmuş burada!”

Yerler ceset doluydu, normal bir insanı dehşete düşürmeye yetecek olan bu manzara doğduğundan beri birilerini öldüren kır saçlı orku ürkütmüyordu, onun nefesini kesen işkence edilen insanların durumuydu.

Çarmıha gerilmiş, dev tahta tekerleklerin üstüne bağlanarak uzuvları kırılmış, etlerinden keskin yanık kokusu gelen bedenler dört bir yandaydı, kafasını nereye çevirse bambaşka bir vahşet tablosu onu karşılıyordu.

“Buna zaman yok Alyon, nefes alanları alıp çabucak çıkmamız lazım buradan!”

 Ork stepleri üzerinde yaşayanlar için savaş bir yaşam tarzıydı, can alıp can vermek doğanın bir döngüsü gibi doğal karşılanıyordu fakat burada yapılmış olanların bu zihniyet ile uzaktan yakından alakası yoktu.

Nefesi zorlukla duyulan, bedenindeki tüm kemikler dışarıdan bakarak sayılabilecek bir kadını kucağına alan Alyon beynini kemiren düşüncelerle beraber dışarı koştu.

Hemen arkasında elleri ve ayakları kesilmiş küçük bir çocuğu taşıyan Nafız vardı, tüm uzuvlarını kaybeden çocuğun dağlanmış etinin yürek burkan sesleri hala tazeydi.

“Açılın!”

Birkaç yetişkinin bedenlerinin altından çıkardığı çocuğun hali dişi orkun içini sızlatmıştı, yürüyebilenlerin boşalttığı alana doğru elini hızla salladığında, bir anda içleri sıvı ile dolu pek çok kaplumbağa kabuğu belirecekti.

“Alyon, içeriden çıkardıklarımızı Dilber’in şifalı suyunun içine yatıracağız!”

Kafasını sallayarak onayladı kır saçlı ork, kelimelerin anlamını yitirdiği şu anlarda onunda tek amacı daha çok yaralıyı buraya getirmekti.

İki arkadaş sayılarını kendilerinin bile hatırlayamayacağı kadar çok sayıda girip çıktılar penceresiz kulübenin içine, bir süre sonra kendini toparlayabilen insanlardan bazıları da eşlik etmeye başladı onlara.

Geri kalanlar ise hıçkırıklarla ağlıyorlardı, kurtuluş ümitlerini kesip bir an önce ölmek için dua ettikleri bu cehennemde çıkabilmiş olmalarını henüz sindirebilmiş bile değillerdi; çok uzun süredir hasret kaldıkları güneş ışıkları gözlerini yakarken onlar durmaksızın ağlıyorlardı.

Nihayet nefes alabilen son kişide şifalı suya yatırıldığında hava hafiften kararmaya başlamıştı, aynı anda saydam bir damla gökyüzünden aşağıya doğru usulca süzüldü. Yavaşça artan sayıları ile sağanağın habercisi olan damlalar tüm karakolun üstüne düşüyordu, gökler bile sessiz kalamamıştı bu olanlara.

Tüm kirleri arındırmak için yollamışlardı yağmuru, göz pınarları kuruyana kadar ağlayan insanların tükendiği noktada, sanki onlar bu kutsal görevi devralmış gibiydiler.

Nafız kulübenin açık kapısından son kez içeriye baktıktan sonra elinde beliren bir tüpü hırsla içeri fırlattı, ölü bedenlere temas ettiği gibi bir parlamayla aleve dönüşen iksirin yaydığı parlaklık göz alıcıydı.

------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Niyeti iyilik olan karşılaştığı kötülüğe takılıp kalmaz.

Fyodor Mihayloviç Dostoyevski

 

 

 




Yorumlar


Giriş Yap

Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1217

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 1052

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 871

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 812

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 689

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 642

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 625

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 598

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 546

Terror Infinite
Terror Infinite
Beğeni Sayısı: 518

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 342

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 204

Altı Medeniyetin Dünyası
Altı Medeniyetin Dünyası
Beğeni Sayısı: 191

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 179

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 142

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 138

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 116

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 114

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 96

Mavi Elma
Mavi Elma
Beğeni Sayısı: 70

Site İstatistikleri

  • 14780 Üye Sayısı
  • 450 Seri Sayısı
  • 19444 Bölüm Sayısı


creator
manga tr