Lafla pilav pişerse deniz kadar yağı benden. #Atasözü

Altı Medeniyetin Dünyası - Bölüm 184-İki Ayı


“Buradasın Burma bıyık saklanma boşuna; hem bak, bende senin aradığın kişiyi getirdim yanımda!”

Nafız, saçlarından sıkıca kavradığı bir kelleyi kapının ardında yatan burma bıyığın yanına yuvarladı, burnundan akan kanlarla uğraşan adamın gözleri yerinden çıkacaktı, bu sahipsiz başın kime ait olduğunu anlayınca.

Karakolun kumandanı acil emirle Vahşi Bataklık’ ta ki ana karargâhlarına çağırılınca, bu askeri üste onunla aynı yetkilere sahip tek bir kişi kalmıştı, ne yazık ki şu anda cansız gözlerle ona bakan da aynı kişiydi.

Dişi ork cehennemi andıran kulübeden çıktıktan sonra hedefine büyük başları koymuştu, önce etrafında çok sayıda askerin nöbet tuttuğu evlere doğru yöneldi.

Belki şans, belki de önsezilerinin keskinliği nedeniyle ilk girdiği evde, iki yardımcı komutandan birisini uyku sersemi bir şekilde yatağından doğrulmuş halde buldu. Bu karşılaşmanın sonucu çok önceden belirlenmişti bile, Nafız’ın vakit kaybetmeye ne niyeti ne de imkânı yoktu.

Nöbetçilerle uğraşmadan direkt Markov’un odasına daldığı gibi kafasını bedeninden ayırdı Nafız, zavallı adam ses çıkarmaya bile fırsatı olmadan öldüğünden, gözleri şu ana kadar hep açıktı.

“Ölümüne susamışsın sen, Boz Sırtlan Organizasyon’um senin canına okuyacak!”

Burma bıyıklı adam durumun gayet güzel farkındaydı, yalandan sert çıkışının ardındaki neden bağlı olduğu örgütün ismi söyleyerek kurtulma çabasıydı.

“Boz Sırtlan ha! Sizi gökte ararken yerde buldum!”

Başka bir zamanda yapılacak en mantıklı hareket olan bu tehdit, Nafız’ın karşısındaysanız ölüm fermanınızı kendi elinizle imzaladığınız anlamına gelirdi.

“Küstah, seni parçalara ayıracağ…”

“Efendim!”

İçinde bulunduğu halle ters orantılı laflar eden burma bıyıklı komutan, arkasında dişleri birbirine vurarak titreyen askerinin haykırışı nedeniyle konuşmasını yarıda kesmek zorunda kalacaktı.

“Zayıf dişi ork, iki kömür karası hançer!”

Sözlerini bitiren genç asker bedenindeki titreşime daha fazla dayanamayarak iki dizinin üstüne büyük bir gürültü ile çökmüştü, bunun nedeni kapı kırıldığından beri izlediği kişinin kimliğini nihayet çıkartmış olmasıydı.

Komuta kademesinde olmasa da, burma bıyığın postası olduğu için uç karakoluna gelen mesajları okuma şansı oluyordu. Şu anda bu halde olmasının nedeni de, iki sene önce Ork Stepleri üzerinde gerçekleşen savaş ile alakalı bir haberdi.

Mesajda geçen şeytan şu anda karşılarda dikilmiş kanlı gözlerini onlara doğrultmuştu, komutanın gereksiz konuşmalarına katlanacak zaman değildi.

“Kan Tanrısı Nafız, yalvarırım benim canımı bağışla!”

Genç askerin ağzından çıkan üç kelime sonrası sanki odanın sıcaklığı bir anda onlarca derece birden düşmüştü, yerde yatan komutanın yüzündeki alaycı ifade yavaşça silinirken, eli yıldırım gibi boynundaki kolyeye doğru ilişti.

“Bir yere kaçmıyorsun!”

Nafız bunları söylerken, burma bıyık çoktan sarı parlak taşı kavrayarak can havliyle sıkmıştı, bu aynı beşinci zebanin kullandığı kaçış mücevherine benziyordu. Boyutu ve parlaklığı onun yanına dahi yanaşamayacak kadar düşük olsa da, belli ki tehlike durumunda sahibini kısa bir mesafeye de olsa kaçırmaya yarayacaktı.

“Döndüğümde ölmek için bana yalvaracaksın!”

Bir ışık ışınına dönüşmeden önce, kaçışını şanlı bir geri çekilişe dönüştürmeye çalışan komutan küstahça konuşmuştu.

Düşmanın bu hareketi üzerine dişi orkun suratında tek mimik oynamadı, sadece sağ eliyle yere vurduğunda hafif bir gülümseme zar zor seçilebildi.

“Kan kubbe!”

Zemine temas eden elin altından semboller, sanki yanardağın püskürttüğü lavlar gibi dört bir yana saçılıyordu; evin sınırını geçtikleri gibi gökyüzüne doğru hızlanan bu semboller, tepede birleşerek kırmızı bir kalkanı oluşturacaklardı.

O anda komutanın konutunu çevreleyen kalkanın içi bambaşka bir dünyaya dönüşmüştü, yer basanların hareket etmesini engellemek istercesine balçık, gökyüzü sadece kan kırmızıydı.

Bu olaya tüm kampla beraber Alyon’ da şahit olmuştu, onun dışındakiler neler döndüğünün şaşkınlığını yaşarken Pehlivan ve üstündeki iri yarı ork çılgınca bağırıyordu.

“Hepinizi parça parça doğrayacağım ulan!”

Arkadaşının kan teknikleri uyguladığına ilk defa şahit olan Alyon feci gaza gelmişti, kaçmayı bırakıp meydan okurken, üstünden indiği güç hayvanı da gözlerini çevrelerini saran askerlere dikmişti.

“Öldürün!”

“Katledin şu pislik orku!”

Kır saçlı orkun kendilerine yönelik sözlerinin karşısında askerler top yekûn saldırıya başlayacaktı, bir süredir yaptıkları kovalamaca zaten sinirlerini germişken, bir de gözlerinde zerre değeri olmayan bir orkun sözlerini çekemezlerdi.

“Çok güzel, gelin babanıza!”

Sırtını güç hayvanına yaslayan Alyon’ un içinde ufacıkta olsa bir endişe yoktu şu anlarda, damarlarındaki kanın deli aktığı günlerdeki gibi gözü pek bir görüntüsü vardı.

Karakolun geniş meydanında bunlar olurken, Kan Kubbe’nin içinde de bambaşka bir manzara cereyan ediyordu, dişi ork korku ile yere kapaklanmış askerin yanına gelmiş kalkanı delmeye çalışan burma bıyığa bakıyordu.

Ona zaman kaybettirecek olsa da Nafız bu adamı öldürmek istememişti, genç askerin ellerini kan kırbacıyla sararken sabırla Kaçış Mücevheri’nin etkisinin bitmesini bekledi.

Yaklaşık yirmi nefes sonra burma bıyık belirdiğinde onun peşinde olan dişi orkun sabrı da yavaştan tükeniyordu; nihayet zaman geldiğinde bir kan kırbacı ışık hızında fırlayarak düşmanın boynunu sardı, onu sahibinin ayaklarının dibine getirirken adeta ölümün şarkısını da kurbanının kulağına fısıldamaktaydı.

“Siz ikiniz burada uslu uslu oturun, benim halletmem gereken ufak bir işim var.”

Kan Kubbe kaybolduğunda içinden zayıf bir gölge dışarı fırladı, büyük gürültünün ortama dalga dalga yayıldığı yere doğru ilerlerken bir yandan etrafı inceliyordu.

Burma bıyığı Kan Kubbe içinde hapsedebilmiş olsa bile, şu anda tekniği tüm uç karakolunu kapsayacak şekilde uygulayacak kadar iyi kullanamıyordu.

Neyse ki Alyon arkadaşının öldürdükleri harici diğer tüm askerleri kışkırtmayı başarmıştı, kulelerin bile hemen hemen hepsi boşalmış, ayısı ile beraber dövüşen orku öldürmek için seferber olmuştu.

“Geber!”

Bir asker uzun mızrağını Pehlivan’a doğru savururken küfürler eşliğinde bağırmıştı, bir ısırıkta yarısını koparttığı yoldaşının bedenini ağzında paçavra gibi sallayan ayıya kini büyüktü.

“Çılıng!”

Sinsi saldırısından sonuç alacağını düşünen askerin beti, güneşin altında pırıldayan elmas gibi pençelerle çarpışan silahının parçalanması sonucu beyaza dönecekti; korkmaması mümkün müydü, şimdi öğütücü gibi insana kıyan bu yaratık gözlerini ona dikmişti bile.

Gerçekten de Pehlivan cüssesinden beklenmeyen bir çeviklikle ileri fırlayarak, sonuna kadar açtığı ağzıyla askerden büyük bir ısırık almıştı.

Darbeyi alan kişinin bir gözü, başına gelenleri inkâr edercesine hayretle sonuna kadar açıldı zira bedeninde olması gereken diğer gözü, koca ayının dişleri arasından ona bakıyordu.

Güç hayvanı gibi Alyon’ da havaya girmişti, soy gücünü esirgemeden kullanırken, basit bir balta elinde Azrail’i orağı gibi can almaktaydı.

İki ayının etrafı cesetlerle dolmaya başladığında üzerlerine akın eden kişi sayısı da dramatik bir şekilde azalıyordu, önlerinde düşen her arkadaşları arkalarda bekleyen güçler için adeta ölümcül bir uyarı görevi görmekteydi.

Nasıl oldu bilinmez, durumun yarattığı baskıyı kaldıramayan genç bir askerin silahının yere düşme sesiyle beraber, onu diğerleri de takip etti.

Az sayıda asker mücadeleyi bırakmamıştı, onlar yıllarını savaş alanlarında harcamış kişilerdi anlaşılan; teslim olmaktansa savaşarak ölmeyi tercih ederlerdi.

“Bizim herkesin tercihine saygımız var, arzunuzu gerçekleştirelim bakalım!”

---------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

"Sadece özgür olmak istiyorum," dedim. "Kimsenin bir şeyi olmak istemiyorum."

Kraliçenin Soytarısı ·

Philippa Gregory

 




Yorumlar


Giriş Yap

Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1077

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 976

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 819

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 771

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 641

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 587

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 582

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 570

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 515

Heavenly Jewel Change
Heavenly Jewel Change
Beğeni Sayısı: 484

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 276

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 199

Altı Medeniyetin Dünyası
Altı Medeniyetin Dünyası
Beğeni Sayısı: 169

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 168

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 142

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 135

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 114

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 107

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 79

Mavi Elma
Mavi Elma
Beğeni Sayısı: 70

Site İstatistikleri

  • 11656 Üye Sayısı
  • 325 Seri Sayısı
  • 16487 Bölüm Sayısı


creator
manga tr