Korku dağları bekler. #Atasözü

Altı Medeniyetin Dünyası - Bölüm 179-Orklara Özel


“İyi geldik Alyon, çabucak işimizi halledip gidelim!”

Cevap vermedi iri yarı ork, arkadaşının peşine düşerek yürümeye başladığında aklında sadece kendisinin bilmediği bu yeri Nafız’ın nasıl öğrendiği sorusu vardı.

Üç numara kesilmiş saçları kafasının üstünde kirpinin dikenleri gibi dikleşmişken, dişi ork önlerindeki tuhaf kapıya bakıyordu. Herhangi bir kolu yoktu düz taş duvarın, ortasındaki derin yarığa bakılınca bir mekanizma yardımıyla iki tarafa doğru açılabileceği anlaşılıyordu.

“Buraya sadece orklar girebilir, buralarda bir yerde bizim ırkımızı anlamalarını sağlayacak bir şeyler olmalı!”

Sağa sola bakınan arkadaşını izleyen Alyon, ne yapacağını bilmediği için anasının peşinden giden yavru ördek gibi onu takip ediyordu.

Şansına arayış çok sürmedi, kapının sağ tarafında kalan bir oyuğun keşfi ile Nafız ne yapmalarını çözecekti.

“Tükür şunun içine!”

Elindeki iki cam kabın birini Alyon’a uzatırken ne yapması gerektiğini de söyledi, yanlışı yoksa kapının açılması için DNA testi gerekiyordu.

“Haayyyk püüüü!”

Kibarca dilinin altında toplanmış sıvıyı kaba aktaran Nafız, yan tarafından gelen sesle irkilmişti

“Oğlum sana tükür dedik sadece, bademciklerini bırak demedik!”

Vur deyince öldürmüştü Alyon, ufak kap ağzına kadar dolup taşmıştı bile.

“Gel buraya, o leş gibi şeyi ben elleyemem!”

Peşi sıra gelen arkadaşı ile oyuğun yanına gittiklerinde, ellerindeki kabın tabanı büyüklüğünde bir girinti gördüler.

“Koy şuraya elindeki, aman yavaş saçma etrafa!”

İkisi de kendilerine ait kapları girintili yerlere koydukları anda, numuneler altlarında açılan bir tünelden aşağı kayıverdi. Beş nefeslik bir süre geçmemişti ki taştan kapı büyük bir gürültüyle açılmaya başlayacaktı, Alyon hayretler içindeyken, sürecin bu kadar hızlı olmasını beklemeyen Nafız’ın ise gözü parlamıştı.

‘SSK olaydı birkaç gün beklemek zorunda kalırdık, sorsan Ork Stepleri burası..’

İçinden hayıflanırken önünde beliren yolda yürümeye başlayan ikili ışıl ışıl bir manzara ile karşılaşacaktı, göz kamaştırıcı renklere sahip milyonlarca mücevher camekânların içinde parlıyordu.

Odanın merkezine gelmeleri ile beraber iki tezgâhın camı otomatik olarak havaya kalktı, biri kırmızı, diğeri yeşil iki taş onlara bakarken adeta al bizi diye bağırıyorlardı.

“Orkların Hazinesi adlı ödül zindanına hoş geldiniz!”

Soğuk ve metalik ses geri gelmişti, kıta üzerindeki dördüncü ödül zindanına girdiklerini resmen ilan ediyordu.

“Ork ırkına sahip olmanız ve buraya gelmeyi başarmış olmanız nedeniyle ödülünüzü alabilirsiniz!”

“Bu kadar mı?”

Alyon’un ağzından çıkan iki kelimenin içine gizlenen birçok soru vardı ne yazık ki Nafız’ın bunlarla uğraşacak vakti bulunmuyordu.

“Söylediği gibi, burası sadece orkların girebileceği bir yer!”

Kır saçlarının, olduğundan daha yaşlı gösterdiği iri yarı ork anlamış gibi kafasını sallarken, parlak mücevherlerle alakalı bir açıklama gelecekti.

“Alacağınız mücevherler, her nerede olursanız olun kırdığınız anda sizi Ork Stepleri’ ne geri getirecek nesnelerdir. Lütfen, üzerlerine kanınızı akıtarak kendinize bağlayınız!”

İkili verilen talimata uyarak, kırmızı ve yeşil taşlarının üzerine kestikleri parmaklarından akan kanları damlattılar, üzerindeki sıvıları hızla özümseyen mücevherler bir nefes sonra havalanarak orkların ellerine inmişti.

“Tebrikler maceracılar, sağınızda kalan portaldan kıtanın içinde rastgele bir noktaya gönderileceksiniz!”

Metalik ses sustuğunda zindanın işlevi sona ermişti. Alyon ve Nafız’a düşen, belirtilen yere giderek burayı terk etmek olacaktı.

“Gel buraya, şu ışıklı kapı gibi şeyden bahsediyor!”

Elindeki mücevheri sıkı sıkıya tutan arkadaşına bakan Nafız, kolundan çekiştirerek onu kendisiyle beraber portalın önüne getirdi.

“Kol kola girelim yoksa birimiz anyadan, diğerimiz Konya’dan çıkarız!”

Omuz omuza ışık cümbüşünün yaşandığı geçitten adımlarını atan arkadaşlar, gayri ihtiyari kapattıkları gözlerini açtıklarında önlerinde bambaşka bir manzara bulacaklardı.

Yerlerde bitmiş yabani otların oluşturduğu yeşil halının üzerini, sık düzen yükselen ağaçların dalları kaplamıştı; ay ışığı yaprakların arasından akıyor, değdiği yerleri gümüşi bir parlaklıkla kutsuyordu.

Nafız ve Alyon bu büyülü anların rüzgârına kapılıp savrulurken, onların keyifli anlarını bölecek bir ses uykuya dalmak üzereyken gelen sinek vızıltısı gibi ortamda yankılandı.

“Bu salak Druidler canlarını düşüneceklerine, hala etraftaki yeşilliği yaşatmanın peşine düşmüşler!”

Sözlerin sahibi sinirle konuşmaktaydı, her adımda ikilinin olduğunu yere daha da çok yaklaşıyordu.

“Saklandıkları kalkanın güç kaynağı aynı zamanda bu yeşillikleri de besleyen şeymiş, bu nedenle eline ayağına hâkim ol!”

Yaklaşan ayak seslerine karşılıklı gerçekleştirilen konuşmalar eşlik ederken, birkaç nefes sonra iki grup karşı karşıya gelmişti.

“Orklar!”

“Orklar burada, silahlarınızı çekin!”

Yaklaşık on kişiden oluşan insan topluluğu, karşılarında Alyon ve Nafız’ı görünce panik içerisinde savaş düzenine geçecekti. Düşmanları iki kişi olduğundan etraflarını sararak çember içine almışlardı, hal ve hareketlerine bakılırsa Ork Stepleri üzerinde neler döndüğünden haberleri yok değildi.

“Kaptan, bunlar casus olmalı!”

“Yakalayıp işkence edelim!”

Tüm bakışlar üzerine yöneldiği an, genç askerlerin lideri öfkeyle kükredi

“Kapayın çenenizi!”

Sesi bir kaya kadar sertti ve sanki durgun suya atılmışçasına dalga dalga ilerlerken büyüyordu.

“Sen bunların kaptanı mısın?”

Kendi aralarında yakaladıkları iki orku ne yapacaklarını tartışırken, hiçbirinin beklemediği bir şey olmuştu; deri zırhının içindeki zayıf dişi ork onlarla konuşuyordu.

“Bundan sana ne!”

Az önce ekibini azarlayan kişi Nafız’a bakarken bıyık altından güldü, kıta dışında orklar düşük zekâları ile tanındığından cevabı tamamen alay etme amaçlıydı.

“Alyon sen sabit dursan yeter, ben biraz hareket edeceğim!”

Sözleri biter bitmez arkadaşının üstüne uçan dişi ork, iki bacağını onun kalın beline sardıktan sonra etrafında tam bir tur dönmüştü. Hareketleri o kadar seriydi ki, çevresinde konuşlanmış insanlar onun ne zaman yayını çekip boğazlarına girecek olan okları fırlattığını görememişti bile.

İçlerinden tek kurtulan kaptanları olan kişiydi, şu anda baldırından girmiş okun şokuyla oturduğu yerde, yana düşmüş kalkanına uzanmaya çalışıyordu.

“Anlat bakalım Kaptan Amerika, siz kimsiniz?”

Nafız sorguya çekeceği kişinin elindeki kalkanı sertçe tekmelerken, arkadaşı yanında durmuş sessizce onu izlemekteydi.

“Sen beni ne sanıyorsun, sizinle konuşacağıma ölürüm daha iyi!”

Son kelime ağzından çıktığı gibi boynu yana düştü askerin, yavaşça tekmesini geri çeken Nafız’ın yüzünde ise umursamaz bir ifade vardı.

“Nafız, biraz işkence edip konuştursa mıydık? En azından nerede olduğumuzu öğrenirdik!”

Ölü adamın bedeni ağaçlardan düşen yaprakların yanına uzandığında, arkadaşının ivedi kararını sorguluyordu Alyon.

“Hallerine baksana şunların, belli ki devriye olarak ön saflara sürülmüş bir izci takımıydılar.”

“Büyük ihtimal Vahşi Bataklık’ın sınırının hemen içindeyiz, sadece geldikleri yöne doğru yürümemiz yeterli olacaktır!”

Alyon’da arkadaşı gibi bulundukları yeri az çok tahmin edebilmişti fakat içinden bir ses ona temkinli olmalarını söylüyordu.

“Nafız, gelmek istediğimiz yerin çok yakınındayız ve taşıdığın arzuyu çok iyi anlayabiliyorum lakin önce oturup detaylı bir plan yapmamız gerekmez mi?”

Önden yürümeye başlayan dişi ork, arkadaşının sözleri sonrası daha fazla ilerlemeyip aniden durdu; her ne kadar rahat görünmeye çalışsa da, sesindeki hırs yerdeki yaprakların havalanmasını sağlayacaktı.

“Neredeyse altı sene dönümü plan yaptık ta ne oldu Alyon, itin biri geldi ve senin özgüvenini benim ise Kan Savaşçı’ mı aldı gitti!”

İri yarı orkun kır düşmüş saçları üzerine doğru gelen baskının etkisiyle savrulurken, ağaçların üstüne konmuş türlü çeşit kuş aynı anda havalanacaktı.

“Bundan sonra taktik maktik yok, BAM BAM BAM!”

--------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

 Bu gürültülü dünyayı ve dünyanın baştan çıkarıcı şeylerini unutun. Bırakın o da sizi unutsun. Dünyada barış yoktur.

Nikolay Vasilyeviç Gogol

 




Yorumlar


Giriş Yap

Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1077

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 976

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 819

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 771

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 641

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 587

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 582

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 570

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 515

Heavenly Jewel Change
Heavenly Jewel Change
Beğeni Sayısı: 484

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 276

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 199

Altı Medeniyetin Dünyası
Altı Medeniyetin Dünyası
Beğeni Sayısı: 169

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 168

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 142

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 135

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 114

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 107

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 79

Mavi Elma
Mavi Elma
Beğeni Sayısı: 70

Site İstatistikleri

  • 11656 Üye Sayısı
  • 325 Seri Sayısı
  • 16487 Bölüm Sayısı


creator
manga tr