Üç kuruşluk eşeğin beş paralık sıpası olur. #Atasözü

Altı Medeniyetin Dünyası - Bölüm 178-Hükmümdür


Han’ın verdiği sürenin bitmesine birkaç nefes kala, bölgedeki en büyük çadırın içinde iki farklı grup birbirlerine bakıyorlardı.

Yüce Ork Lordunun sağ tarafında kabilesinin en önemli şahsiyetleri dizilmişken, diğer yanında ise üç şehrin heyetleri vardı. Başını Ölümün Rüzgârı’nın çektiği orklar, altlarına serilen hayvan postlarının üstünde keyifle oturuyorlardı; adettendi, sadece Lord kendine ait bir tahta sahip olabilirdi.

Sol tarafta dizilen insanların başında Parthenia heyeti vardı. En önde Marcos bulunurken, arkasında sıralanmış hemşerileri de aynı karşılarındaki orklar gibi onlara tahsis edilen postların üstüne yerleşmişti.

Bu Lordun lütfunun ispatıydı, onları kendi kabilesinin kıdemlileri ile aynı statüde gördüğünü söylüyordu herkese.

Nikonya temsilcileri, onlara verilen tabure benzeri küçücük şeylere oturtulmuştu, ne bacaklarını toplayabiliyor ne de rahatlıkla dik durabiliyorlardı. Hemen sağlarında bulunanların hali ile kıyaslandığında durumları beterdi fakat şu anda ortamda onlardan daha fena halde olanlarda vardı.

Karsak heyetine ne post ne tabure verilmişti, yapılan uyarı çerçevesinde ayakta duracakları kendilerine iletilmişti. Yüzlerinde sanki bok yedirilmiş gibi bir ifade ile olacakları beklerken, yerin yarılıp hepsini içine almasını umut ediyorlardı.

“Orkların yüce Lordu Han!”

Çadırın içindeki bir savaşçı gür sesi ile yeri göğü inlettiğinde, büyük deri kapıdan zayıf bir ork giriş yaptı. Üzerinde sade bir zırh olan bu kişi, tüm Ork Stepleri’nin hükümdarı olan Han’dan başkası değildi.

Bir yandan yavaş adımlarla tahtına doğru ilerleyen Lord, aynı zamanda umursamaz gözlerle huzuruna gelmiş insanları süzüyordu. Bakışlarının değdiği kişilerin içi titrerken, onların Han’da bıraktığı izlenim havada uçuşan toz zerreleri kadar bile değildi.

Yerine geçtiğinde iki eliyle buyurun dermişçesine bir hareket yaptı, herkes otururken yine ayakta kalan Karsak heyeti yüzlerine bir tokat daha yemişti.

“Efendim, burada büyük bir aşağılamaya maruz bırakılıyoruz, bu yanlıştan ivedilikle vazgeçilmesini talep ederim!”

Şehirlerinde yaşanan yıkım ve kabile sınırlarının içine girdiklerinden beri gördükleri çirkin muamele sonrası, heyet liderinin arkasında dizilmiş üç kişinin en yaşlı olanı öne çıkarak konuşmuştu.

Düne kadar en pis işleri yaptırdıkları orkların karşısında bu durumlara düşmenin yarattığı infiali, ancak bu kadar kibar bir şekilde dile getirebilmişti bu kişi. Dudaklarının hafiften bükülerek aldığı yalandan gülme formu kaybolmuş, kaşları adeta hesap sorar halde yukarı kalkmıştı.

Şu anda kendini çok daha iyi hissediyordu; o bir bilim insanıydı, nasıl olurda daha dün önünde yerlere kapanan sefil orklar tarafından aşağılanabilirdi. Yerine gelen ruh halini sonrası, tatmin edici bir cevap bekliyordu lakin tam karşısındaki sıradan bir kişi onunla aynı fikirde değildi.

Siyah cübbesinin geniş kol yenlerinin içinden mor bir sis yükselirken, Kitapkurdu yaptığı küstahlık sonra zevkle kasılan adamı izliyordu. İki nefes sonra sis onun etrafını sardığında hala gözü ondaydı, ta ki acı dolu çığlıklar eşliğinde yok olana kadar.

“Orkların Yüce Lordu’nun huzurunda, izin verilmeden başka konuşmak isteyen var mı?

Bu bir soru değildi, aynı zamanda tehditte sayılmazdı, sadece kusurunuzun sonucunda başınıza neler geleceğine dair bir uyarı olabilirdi. Çadırda bulunan insanların neredeyse tamamı küçük dillerini yutmak üzereydi, birçoğu tek hamlesi ile ihtiyarı hiçliğe karıştıran bu orku tanıyordu ancak daha önce böyle bir kudrete sahip olduğunu tahmin dahi edemediklerinden sarsılmışlardı.

Soğukkanlılığını koruyan tek kişi Eftelya idi, ağzından çıkan sözlerin tatlı birer yalan olmadığını ispatlarcasına sadece sevgiyle bakıyordu onun yüzüne.

“Hükmümdür!”

“Büyük savaş sonrası kabilemizden kaçan orkların affının bedeli, elli yıldönümü madenlerde çalışmaktır!”

“Savaş sonrası doğmuş olan orklar, hiçbir koşul olmaksızın kabilemize tabii olabilirler!”

“Parthenia Ticaret Şehri, ödemekle sorumlu olduğu vergilerinin yarısından azat edilmiştir!”

“Nikonya Ticaret Şehri’nin, ödemekle sorumlu olduğu vergileri yarı misli arttırılmıştır!”

“Karsak Ticaret Şehri Ork Kabilesi’ ne bağlanmıştır, yeni Şehir Lordu Kitapkurdu’ dur!”

Üç gün önce olduğu gibi tüm Ork Stepleri Han’ın ağzından çıkan sözleri işitmişti, ardından gelen uzun bir sessizlik süresince ağızları bıçak açmıyordu.

Elli yıl maden cezasını duyan orkların başından aşağı kaynar sular döküldü, Büyük Savaş sonrası doğanlar rahatken, zamanında kabileden kaçanların bazıları eski alışkanlıklarına geri dönmüştü.

Birkaç kişi ile başlayan bu eylem zamanla artacak, dönenlerin neredeyse yarısı yerleştirildikleri alandan ayrılarak onlarla geri dönmeyen arkadaşlarının yanına kaçacaktı.

Önlerini kimse kesmedi, nasıl geldiyseler aynen öyle ayrılıyorlardı. Mücadele, belki savaş beklerken bu şekilde serbest bırakılmayı beklemediklerinden şaşkındılar Zamanında yaptıklarının bir anlık korku olmadığını ispatlamışlardı, bu kişilerin mayası bozuktu.

“Öl!”

Tahtında oturan Han yüksek olmayan bir sesle konuştu, buna rağmen Ork Stepleri üzerinde yaşayan tüm canlılar, kafalarının içini işgal eden bir uğultu sonucu acı çekmişti.

Akabinde, kabilenin dışında gecenin karanlığına inat kırmızı çiçekler açmaya başladı, ateş böceği gibi bir yanıp bir sönüyorlardı. Uzaklardan bakınca oluşan bu güzel tablonun aksine, yakındakilerin tek duyabildiği kırılan kemiklerin ve yırtılan kasların sesleri ile oluşan hüzünlü bir şarkıydı.

Orkların Yüce Lordu onlara acımamıştı, sadakatsizliklerine verilen bu merhametli cezadan bile kaçanlar için tek yol ölümdü. Bu kıyım sadece onlarla sınırlı kalmayacaktı, bağlılığını bildirmek için gelmemiş orklar ve kıta dışındaki oluşumların sağ kalan ajanları da bu gece yok olmuştu.

Hepsi Han’ın sıra dışı soy gücünün uyanması nedeniyle olurken, o zirvesi görülemeyen engin bir dağ gibi tahtında oturuyordu. İki sene boyunca bugün için hazırlanmış, mührünü nakış gibi tüm kıtanın üstüne örmüştü.

O, bu kurak ve ıssız steplerin seçilmiş çocuğuydu, Büyük Savaş sonrası girdiği trans halinden uyandığında gerçeği kendisi de anlamıştı. Bastığı topraklar adeta ona kucak açıyor, bedeni dolan enerjiyle beraber an ve an kutsanıyordu.

Mühürleme sürecine iki sene boyunca dışına çıkamayacağına çadırında başlarken, bu duygu sadece çevresi ile kısıtlıydı. İlerleme kaydettikçe özümseyebileceği enerji miktarı arttı ve bu da sürecin hızlanmasını sağladı.

Han kıtanın toprakları üzerindeyken yenilmezdi, ilk duyulduğunda bu söz çok iddialı gelse de, salt bir gerçeği ifade ediyordu. Kelimeler ona ait değildi oysaki kendisinin dünyanın hâkimi olduğunu söyleyen adamın laflarıydı bunlar.

Orkların Yüce Lordu hedefine bir gün onunla yüzleşmeyi koyduğu içindir ki etrafındaki insanların durumunu zerre umursamıyordu.

“Emirlerime uyan yaşar, diğerlerini bekleyen tek yol ölümdür!”

Son söz herkes için olsa da, en çok üstüne alınması gereken Karsak halkıydı zira tahmin edildiği üzere Godfrey çoktan kıtanın dışına, Işığın Toprakları’ na dönmüştü.

Kıta çalkalanırken olan bitenden alakasız iki kişi, daha önce içine kimsenin girmeye cesaret edemediği Deli Su’nun derinliklerine doğru yüzüyordu. Han’ın sözlerini onlarda duymuştu ve canlı cenaze olarak hayatını sürdüren Alyon için, bunlar yeniden yaşama nedeni olabilecek kadar önemliydi.

Bir süredir yüzüyorlardı fakat hala dibi görünmemişti bu nehrin, neyse ki hedefleri akarsuyun tabanı değildi; kenar duvarından ayrılmadan ilerlediklerinden, birkaç kulaç ilerideki ışığı görebilmişlerdi.

Bir oyuk vardı orada, tereddüt etmeden iki arkadaş daldılar içeri. On adımlık bir tüneli geçmeleri ile zemininin çoğu göle dönmüş büyük yer altı mağarasına ulaşmışlardı.

----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Hun, göğün mağrur oğludur ki ufak saray teşrifatı ve merasimine ehemmiyet vermez.  Mete Han

 




Yorumlar


Giriş Yap

Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1147

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 1028

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 841

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 791

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 674

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 623

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 617

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 586

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 530

Terror Infinite
Terror Infinite
Beğeni Sayısı: 507

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 310

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 202

Altı Medeniyetin Dünyası
Altı Medeniyetin Dünyası
Beğeni Sayısı: 182

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 168

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 142

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 135

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 114

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 111

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 87

Mavi Elma
Mavi Elma
Beğeni Sayısı: 70

Site İstatistikleri

  • 13248 Üye Sayısı
  • 392 Seri Sayısı
  • 18107 Bölüm Sayısı


creator
manga tr