"En büyük bilgelik şu andan zevk almayı hayatın en büyük amacı kılmaktır, Çünkü tek gerçek budur, başka her şey düşünce oyunudur. Ancak bunun en büyük budalalığımız oldugunu da söyleyebiliz, çünkü yalnızca kısa bir süre için var olan ve bir rüya gibi kaybolan içinde bulunduğumuz bu an asla ciddi bir çabaya değmez." #Arthur Schopenhauer

Altı Medeniyetin Dünyası - Bölüm 171-#######


Gerçekten ölmüştü Sangre, neden ona fedakârlık yapma şansı tanımamıştı? Kendisini teslim ederek her şeyi bitirme niyetindeydi, neden olaylar dönüp dolaşıp bu hale gelmişti.

Her zaman böyle bir şey yaşarsa delireceğini, önüne gelen kimse varsa katledeceğini düşünürdü. Aklındaki olmak istediği kişi buydu çünkü boyun eğmeyen, kendisini küçük görenlerin başlarını eğdiren olmalıydı.

En kötü senaryo gerçek olduğunda acı bir hakikatle yüzleşti Nafız, kafasında planladığı en ince ayrıntısına kadar kurguladığı hiçbir şeyi yapmak istemiyordu.

Çok üzgündü, Sangre’nin yanına giderek başını okşamak istiyordu sadece. Gözleri kapalı halde oturduğu yerde, aklından geçen tek düşünce buydu.

Ne düşmanının zevkle tınlayan kahkahaları ne de kendi ve diğer orkların hayatını düşünüyordu, tek mücadelesi ayağa kalkarak onun için canını feda eden kişinin yamacına gitmekti.

Ayaklarında derman yoktu, bedeni tonlarca ağırlığındaydı şu anda, değil yeniden iki ayağının üstünde durmak gözlerini açacak gücü yoktu.

Dipsiz kuyulara düşmüş ve çıkmak için hiçbir yol bulamıyordu, ruhunun derinliklerinden gelen bir ses ıstırabının üstünü örtene kadar da bu durum devam edecekti.

‘’Nafız!’’

‘’Başka bir dünyanın insanı olan kişi, artık uyu!’’

Çok uzun süre sonra tekrar bu sesi duymuştu Nafız, gücünü miras aldığı kişiydi konuşan.

‘’Ben olmaya çalışmanın imkânsız olduğunu anladın artık, yaşadığın acıyı senin için göğüslememe izin ver zavallı öğrencim!’’

Her kelimede ciğerini yakan acı biraz daha hafifliyordu Nafız’ın, adeta bahar meltemi gibiydi Mora’nın sesi.

Kederle dağlanan bilinci daha fazla dayanamayacaktı artık, ipleri kesilmiş bir kukla gibi yığılmıştı yere.

‘’Hey! Hey! Sakın bana kendini öldürdüğünü söyleme, hani sizin meşhur ork gururunuz!’’

Duyanları iliklerine kadar tiksindirecek bir kibir vardı tonlamalarında Beşinci Zebaninin, biri ölü diğeri üzüntüden bayıldığından dolayı yerde yatan iki orku aşağılamak için hayâsızca konuşuyordu.

Gözleri ikilinin üstündeydi, bakışlarında tiksintinin dışında kibrinin ağır gölgesi de vardı. Ölü olduğundan emin olduğu erkek orkun çevresindeki Ateş Kafesini kaldırmıştı, yerde yatan diğer orkun durumunu öğrenmek için de yürümeye başlayacaktı.

Henüz birkaç adım atmıştı ki aniden durmak zorunda hissetti kendisini, görünürde hiçbir tehlike yoktu beş duyusu ile tamamen güvende olduğunu ispatlayabilirdi. Her nasılsa içine bir sıkıntı düştü, bağırsakları birbirine girmişçesine karnı ağrımaya başlamıştı.

Bakışları istem dışı olarak dişi orkun üzerine düşecekti, ondan gelen anlamdıramadığı tuhaf bir enerji hissediyordu.

Bir nefes sonra önsezisi gerçek çıkacaktı, dizlerinin üstünde iki büklüm duran orkun saçları akıl almaz bir hızla uzuyordu. Aynı anda, sadece uçlarında olan kan kırmızısı renkte çoğalarak yeni çıkanlarda dâhil tüm saçlarını kaplamıştı.

Aniden bir iç çekiş sesi geldi yerdeki orktan, uzun bir uykudan ansızın uyanmışçasına derin ve ürperticiydi. Yavaşça başını kaldırdı dişi ork, gecenin karanlığının içinde iki yakut gibi parlayan gözleri ile ona doğru gelmekte olan adama bakıyordu.

‘’Kan Kubbe!’’

Sessizliği yırtan bir çığlık koptu, az önce bir ölüden farksız şekilde devrilmiş olan kişi sağ eliyle yere vururken çılgınca bağırıyordu.

Çıkan ses herkesin şaşkınlık içinde kalmasını sağlamıştı, bu derece dehşete düşmelerini sağlayan şey yüksekliği veya gücü değildi. Tanıdıkları kişinin sesi değildi bu, daha önce hiç duymadıkları bambaşka biri haykırmıştı adeta.

Dişi orkun yerde olan sağ elinden zemine kırmızı renkte bir akış vardı, merkez noktasını burası belleyerek dört bir yana dağılıyorlardı. İlerlerken çeşitli mühür sembolleri oluşturmaktaydılar, çok değil üç nefes içinde Beşinci Zebani’nin Ateş Duvarı’na kadar varmışlardı.

Alevlere temas ettikleri anda söndüreceklerdi onları, bununla da kalmadılar, yerden göğe doğru çıkarak tüm savaş alanını saran kan rengi bir kubbe oluşturdular.

‘’Sende kimsin!’’

Gözlerine inanamıyordu Resbaladizo, etrafındaki dünya bir anda değişmişti. Ork Stepleri’nin içindeydiler, bu çapta bir uzmana rastlama olasılığı yüzde kaçtı?

‘’Kutsal Ateş Tarikatı’nın boklu veledi, benim sesim o küçük beyninden ne kadar çabuk silinmiş!’’

Saçları beline kadar uzamış olan dişi ork bir daha konuşmuştu ve ses yine Nafız’a ait değildi. Bu sefer Beşinci Zebani bir şey hatırlar gibi oldu, beyaz yüzü kirece dönmüş, ellerinde tuttuğu kılıç şiddetli bir biçimde titriyordu.

‘’Demek sadece Beşinci Zebani olabildin ha, o gün kuyruğunu bacaklarının arasına kıstırarak kaçtığın laboratuvarına gelip senide öldürmeliymişim!’’

Dişi ork çoktan ayağa kalkmıştı, gecenin karanlığında üzerine ay ışığı düşmesi ile küçük yakamozlar oluşturan uzun kan kırmızısı saçlarını savurarak konuşuyordu.

“Tüm şerefsizleri parçalara ayırmama rağmen ancak bu kadar mı yükselebildin, gözümde her zaman küçük bir fare kadar değerin vardı, bunun doğruluğunu ispatlamak için mi bunca sene yaşadın be ezik!’’

Yaydığı hava tamamen değişmişti bu orkun, artık hafif kambur durmuyordu. Başı göklere meydan okur gibi dimdikti, bakışlarının içinde barındırdığı kibir o kadar yoğundu ki maruz kalanlar altında ezilmek dışında hiçbir şey yapamıyordu.

Aynı şekilde sözleri ve konuşurken yaptığı tonlamalarda değişmişti, bu hali çok acımasızdı, lafları ile muhatabının üzerinden bir tank gibi geçmekteydi.

‘’Sen öldün, çok uzun süre önce öldün!’’

Kısa bir süre önce yüksek perdeden atıp tutan siyah pelerinli adam, kekelemeye başlamıştı.

‘’Bana teslim olursan, tüm orkların canını bağışlarım demiştin değil mi? Kendini öldüreceğini anlamana rağmen şu yerde yatan orkun üstündeki baskını neden geri çektin o zaman haysiyetsiz?’’

Beşinci Zebani’nin korku içindeki sözlerini duymaya tenezzül dahi etmemişti dişi ork, karşısındakini sorguya çekmeye başlamıştı bu sıralar.

‘’Sen öldün Mora, yüz sene önce öldün!’’

Korkudan gözleri yuvalarından çıkacak gibi olan keçi sakallı adam aniden patladı, içinden sürekli tekrarladığı cümleyi bu sefer avazı çıktığı kadar bağırarak yinelemişti.

‘’Demek beni hatırladın ha boklu velet, hayatında kendisine Kan Tanrısı diyen ilk şıllık olan Mora’nın ismini sonunda hatırladın!’’

Nafız derin uykudaydı, şu anda konuşma şekli, ses tonu ve yaydığı aura ile dişi orkun olduğu kişi, Cehennem Diyarı’nın en önemli Tarikat’larından Kutsal Kan Tarikatı’nın bir zamanlar Lider Varisi olan kadındı.

‘’Kokuşmuş pislik, ruhumun son kırıntısını yarattığım ilk Kan Savaşçısı’nın canına alan kancık için saklıyordum ama şimdi sen ikincisinin kendisini öldürmesine neden oldun!’’

‘’Kraliyet Ailesi’nin şatosunda olanlara şahit olmamıştın değil mi? Korkaklığın nedeniyle Misericordioso son nefesini vermeden hemen önce ortadan kaybolmuştun ama üzülme, bugün sana neleri kaçırdığını göstereceğim!’’

Mora sakin başladığı sözlerini adeta ağzından ateşler saçarak tamamladı, ağır bir öldürme niyeti yayılmıştı ortama.

Beşinci Zebani bir süredir susuyordu, dudaklarından dökülen korku sayıklamaları bıçak gibi kesilmişti. Ölüm kalım anının geldiğini idrak ettiğinden beri sadece yapacağı mücadele vardı aklında, titreyen elini zorla zapt ederek alevleri harlanan kılıcını başının üstüne kaldırdı.

Bölüm 171-Mora

----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Ya zamanIa birlikte yaşar ölürsün, ya daha yüce bir yaşam uğruna zamanın dışına çıkarsın

Albert Camus

 

 

 

 




Yorumlar


Giriş Yap

Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1077

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 976

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 819

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 771

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 641

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 587

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 582

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 570

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 515

Heavenly Jewel Change
Heavenly Jewel Change
Beğeni Sayısı: 484

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 276

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 199

Altı Medeniyetin Dünyası
Altı Medeniyetin Dünyası
Beğeni Sayısı: 169

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 168

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 142

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 135

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 114

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 107

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 79

Mavi Elma
Mavi Elma
Beğeni Sayısı: 70

Site İstatistikleri

  • 11656 Üye Sayısı
  • 325 Seri Sayısı
  • 16487 Bölüm Sayısı


creator
manga tr