Dünyanın Oluşumu Günceli

Tmw 73

Kasım 27, 2016


Önceki Bölüm | Tanıtım | Sonraki Bölüm

Çeviri: bebebuskivisi Düzenleme: bezald35

True Martial World 73 - Yi Yun’un Ortaya Çıkışı

“Kim gelip denemek istiyor?” Zhao Tiezhu’nun morali yüksekti. “Dongzhi, buraya gelip benimle oynamak istemez misin?” Zhao Tiezhu kimsenin gelmediğini görünce bağırarak isimler söylemeye başladı.

“Kardeş Zhao, benimle eğlenme. Sana karşı nasıl kazanabilirim? Gönderdiğin yumruk, eklemlerinde bir çınlama yaptı. Bu Gök Gürültüsü bir şey, ve ateş eden yay akını âlemi veya öyle bir şeydi, değil mi?”

Bu Dongzhi adındaki genç savaşçı her türlü yalakalık yöntemini kullandı. Savaşçı hazırlama kampında hayatta kalabilmesi için birine sıkıca sarılması gerektiğini, böylece et dağıtıldığı zaman daha fazla alacağını anlıyordu.

“Hahaha! Dokuz Buluttaki Gök Gürültüsü, Sürpriz Yay Düşüş Akını!” Zhao Tiezhu’nun bu ifadeyi ağzına almadan önce ezberleyebilmesi çok uzun sürmüştü.

O bu âlemden hâlâ bir ışık yılı kadar uzaktı ama Zhao Tiezhu’nun ifadesine bakılırsa bu duruma çoktan ulaşmış gibiydi.

İzleyicilerden kimsenin onunla karşılaşmaya istekli olmadığını fark eden Zhao Tiezhu gösterişçi bir şekilde orada kalmaya gerek olmadığını düşündü ve yüksek sesle söyledi: “Sahneye kimse çıkmazsa, bu yeri memnuniyetle kabul edeceğim!”

Başlangıçta Zhao Tiezhu kuralları böyle belirlemişti, kimse sahnedeki kişiyle yüzleşmeye cesaret edemezse o kişi dokuz yerden birini alacaktı. Bu boşlukları doldurma yöntemiydi.

Zhao Tiezhu’nun gücüne inandıklarından dolayı kimse karşı çıkmadı.

“Kabul etmeyen biri var mı?” Zhao Tiezhu ahşap tablete doğru olan adımlarını kasten yavaşlattı. Daha yüksek teklif vermek isteyenler için açık arttırmalarda geri sayım yapılmasına benzer bir duyguydu.

Zhao Tiezhu için bu, bir başka iddialı davranıştı; ama kimsenin beklemediği oldu, kalabalıktan bir cevap geldi: “Kesinlikle tiksindiricisin, neden sadece ahşap tableti almıyorsun? İlla insanlara sana karşı çıkıp çıkmayacaklarını sorup çileden çıkarman mı gerek? Eğer öyleyse, arzunu yerine getirip sana karşı çıkacağım.”

“Kim? Kim?” Zhao Tiezhu mükemmel hareketini bitirmek üzereydi ama sahiden de biri ona kafa tutmuştu!

Ve satır aralarında onu tiksindiricilikle suçlamıştı!

Aynen öyle, Zhao Tiezhu’nun gösterişçi bir tavır takındığını herkes söyleyebilirdi. Bu durumu, savaşçı hazırlama kampındaki en güçlü kişi olduğunu tüm Lian kabilesine duyurmak için kullanmıştı, ama bunu açıkça söylemeye cesaret eden de kimdi?

“Bunu söyleyen kimse buraya gelsin. Yaşamaktan sıkılanın kim olduğunu görmek istiyorum!”

Zhao Tiezhu’nun aklındaki Lian kabilesinde Lian Chengyu bir kaplansa, o kaplana yardımcı olan çakaldı. Kendi topraklarında yüzüne tokat atılmasına nasıl müsamaha gösterebilirdi?

Şu an birileri ileri çıksaydı kendi otoritesini kurmak amacıyla bir örnek oluşturabilirdi!

Herkesin önünde soruna sebep olan kişiyi öldürmeye karar vermişti!

Kanunsuz engin yabanda güçlünün zayıfı öldürmesi yanlış bir şey değildi; dahası arenanın ortasında duruyordu, bu onu daha da haklı hâle getirirdi.

Zhao Tiezhu bunu düşünürken kana susamış gözleriyle kalabalığı baştan aşağı taradı.

Bu sözleri söyleyen kişiyi arıyordu ama bu kişi insan denizinin içinde gizlenmişti ve ileriye çıkmıyordu.

Yaklaşık on nefes süresi sonunda biri sahnenin önlerine ulaşmak için kalabalığı itmeye başlamıştı.

İnsanlar kısa boylu bir çocuğun sahnenin önüne yürüdüğünü görünce yol verdi ve çocuk yavaşça sahneye çıktı.

Kısa boylu çocuk anca Zhao Tiezhu’nun göğsüne ulaşabiliyordu ve kötü keten giysiler içindeydi. Elbiseleri temizdi ama yırtık pırtıktı, ve elbisede birkaç geniş yama vardı.

Çocuğun boyunu ve tavrını gören kalabalığın aklı soru işaretleri ile doldu. Bu çocuk, o sözleri söyleyen kişi miydi?

İnsanlar başlangıçta bu sözleri söyleyen kişinin kendi gücüne güvenen bir savaşçı ve muhtemelen bir savaşçı hazırlama kampı üyesi olduğunu düşünmüştü ama beklenmedik şekilde bir çocuktu! Bu çocuk yaşamak istemiyor mu?

Daha önce görülememesine şaşmamak gerek, çünkü boyu kısaydı ve kalabalığın altında saklıydı!

“Sen...nasıl olabilir…” Zhao Tiezhu önündeki çocuğu görünce şoke oldu. “Yi Yun? Sen ölmedin mi?”

Yi Yun’un sırtı insanlara dönüktü, bu yüzden bir çok kişi fark etmemişti. Şimdi ise sahnedeki kişinin Yi Yun’dan başkası olmadığını açıkça görebiliyorlardı.

“Kardeş Yi Yun! Gerçekten de Kardeş Yi Yun!” Yi Yun’un komşusu Wang Teyze ve kızı Zhou Xiaoke de izleyiciler arasındaydı. Yi Yun’u canlı gören Zhou Xiaoke hoş bir şaşkınlık duydu ama birden sahnenin ortasında durduğunu fark ederek Yi Yun için endişelendi.

Zhou Xiaoke yüreği ağzındayken annesinin sert ellerini sıkıca tuttu.

“Evlat Yun hâlâ hayatta, ama neden bu tehlikeli kişiyi kışkırtmak için şimdi sahneye çıksın ki?”

Wang Teyze, Yi Yun’un ne yaptığını bilmediği için endişeliydi.

Ve o anda sahnede duran Yi Yun, bedenini yavaşça Lian kabilesi liderinin evinin avlusunda hayvan derileri arasında sandalyesinde oturan zayıf Lian Chengyu’ya doğru çevirdi!

Karşısındaki gözler ona mermi yağdırıyormuş gibiydi!

Lian Chengyu koltuğunda hareketsizdi, çevresindeki dört hizmetçi ürpermeden duramıyordu.

Lian Chengyu’nun aniden vahşi bir canavara dönüştüğünü hissedebiliyorlardı.

Bu kaçıncı kez? Evet… Bu, üçüncü sefer!

Lian Chengyu çay fincanını yere koydu ve Yi Yun’a bakmaya devam etti.

İlk seferinde, Yi Yun bitki toplarken düştükten sonra dirildi.

İkinci seferinde, Lian Chengyu’nun gizlice saldırmasından sonra kurtulmuştu.

Üçüncü seferinde, metruk kemiklerin donmuş toksininden ve Kan İnceltme Hapı’ndan zehirlendikten, yedi deliğinden de kanayıp büyük bir uçurumdan düştükten sonra yine hayatta kaldı.

Lian Chengyu’nun gözleri seğirmeye başladı. Yi Yun’a olan bakışı, açgözlülük ve acımasızlık izleriyle avına bakan zehirli bir yılanınki gibiydi.

“Bedeninde bir sır var!” Lian Chengyu, Yi Yun’un hayatını koruyan bir hazineye sahip olduğuna inanıyordu. Hazinenin ne olduğunu bilmese de bunun bir önemi yoktu, çünkü bu hazine yakında onun olacaktı.

Yi Yun’u öldürdükten sonra hazineyi elde edecekti. Daha sonra yavaşça inceleyebilir ve sonunda nasıl kullanılacağını çözebilirdi.

Lian Chengyu bunu düşünürken sakinliğini yavaşça geri kazandı.

İfadesi görünüşte sakindi ama bedeninin içinde heyecanlıydı ve kanı kaynıyordu. Gözlerinde kana susamışlığın belirtileriyle usulca dudaklarını yaladı.

İyi! Çok iyi! Gökler nihayet bu sefer bana adil davranıyor!

Gökler bana muhteşem bir aile vermemiş olabilir, dövüş sanatları çalışmak için gereken kaynakları vermemiş olabilir ve hatta Mor Kan  lemi’ne yükselmek üzereyken yolumu dahi kesmiş olabilirler!

Ama bugün birinin hayatını koruyabilen bir hazineyi bana göndererek bana bir şans verdiler.

Eski bir deyişte denildiği gibi: Size sunulan fırsatı kaçırırsanız zarar görürsünüz.

Göklerin bana verdiği bu nesneyi görmezlikten gelirsem gelecekte felakete neden olurum. Ben, Lian Chengyu kesinlikle aptal biri değilim.

Şaşırtıcı bir biçimde aç, küçük köle olarak nitelendirdiği bu çocuk böyle kutsal bir hayata sahip ola...Hayır, kutsanmış bir hayatım olduğu söylenmeli. Onu öldürerek hazineyi alacağım. Hazineyi elde eden kim ise, kutsanmış hayat da onun!

Lian Chengyu’nun aklında birçok düşünce belirdi. Zhao Tiezhu yüzünde bir sırıtışla, Lian Chengyu’nun emirleri olmadan Yi Yun’a doğru yürümeye başlamıştı bile.





Yorum Yap "Tmw 73"