Otto Von Bismark Günceli

SA 10

Kasım 19, 2016



Önceki Bölüm | Tanıtım | Sonraki Bölüm

Çeviri: Haşirwara Düzenleyen: DunklesPlatz

Bölüm 10: Kızıl-Saçlı Chu Cheng

Luo Gezegeni, Astro-Continental Hoteli, İdari Suiti, Balkonu.

Lan Jue, sessizce balkondaki demirliklere yaslanmış manzarayı seyrediyordu.Otelin platin üyesi olarak, herhangi bir hizmetin tadını çıkarırıken sadece cûzi miktar ödemesi yeterliydi.

Baş parmağıyla orta parmağı arasında El Laguito firmasının ürettiği Eski Çağdan kalma Küba purosu vardı. Bu puro aynı zamanda 1966 Edicion Limitada olarak da bilinir, nadir ve değerli bir üretimdir. Kırmızı şarapın düzgün bir şekilde depolanması için farklı alanlar ve teknikler gerekli olsa da, bu puro, sadece nanmu* gibi belirgin bir koku ile birkaç yüz yıllık bir nemlendiriciye ihtiyaç duyar. Gerçekte bunun üretimi 1966 yılında değil, 2012 yılındaydı. Ama bunun neden 1966 olarak biliniyor olduğunu ise kimse kesin olarak bilemiyordu. Sınırlı basım kusursuz bir 1966, Şarapların Kralı olan Romanee-Conti şişesinin üçte biri kadar değere sahipti. [CN: *nanmu : Çinde yaygın olan bir odun türü. ]

Lan Jue yoksulluğu hiç yaşamadı, ama bu tarz değerli, nadir eşyaya da fazla sahip olduğu söylenemezdi. Ama bugün, 1966 Edicion Limitadanın sonu aralıklı olarak ateşle parladı. Derin bir soluma, duman asla boğazdan geçmiyor, dilin ucundan köküne kadar dönmek için ağızda kalıyor, tadını çıkarıyor, daha sonra yavaş yavaş nefes kesiyor.

Kahve çekirdeklerinin yoğun lezzeti ve ağzındaki olağanüstü yanan tat büyüleyiciydi. Bütün puro krema lezzetiyle kaplanmıştı ve deri tadı, ancak bir zamanlar tütsülemiş süt çikolatasının tatlı tadıyla doluydu. Karşı konulamazdı. Bir süre yoğun bir memnuniyet hissi kalbini doldurdu.

Yüksek dereceli puro en az bir hafta boyunca şarap içmemek anlamına gelse de, kendini 1966’nın lezzetinden kendini alıkoymak/direnmek Lan Jue için çok zordu.

“Çok güzel kokuyor, mis gibi, sadece.. beraber yaşamaktansa beraber zevkini almak daha iyi olmaz mı üçüncü kardeşim. Hakikaten bunların hepsini kendine mi saklıyordun? ” Bir ses duyuldu. Aniden Lan Jue’nin yanında başka biri belirdi.

Lan Jue’nin yaşlarında orta-uzunlukta kızıl saçları geniş omuzları olan bir adam göründü. Pembe gözleri vardı, bu ona şeytanımsı bir izlenim yaratıyordu. O Lan Jue kadar yakışıklı değildi ama kendine ait bir karizması vardı. Siyah gömlek, siyah pantolon, siyah ayakkabı; Sanki geceyle karışmayı amaçlıyordu, yalnızca kırmızı saçları karanlıkta bir alev gibi ışıldıyordu.

“Eğer gerçekten benimde seni bu şekilde çağırmamı istiyorsan, durma devam et beni üçüncü kardeş olarak çağırmaya.” Lan Jue hafif bir sesle ona bakmadan dedi.

Kırmızı saçlı adamın yüzündeki sırıtış bir anda kayboldu. "Neden senden birkaç ay daha büyük olmak isteyeyim ki? Neden ikinci olmak isteyeyim? Tamam, A-Jue , Üçüncü Kardeş demeyeceğim! "
Sonunda Lan Jue, kendisiyle aynı boyda olan kızıl saçlı genç adama doğru döndü. "A-Cheng, özür dilerim."

Kızıl-saçlı adam parmağını salladı.”Senin duygularından sıyrıldığını ve Luo gezegenine sadece beni görmek için geldiğini sanmıyorum. Sen üzgün değilsin. Eğer sen duygularını gizlemeye çalışırsan kimse ne hissettiğini anlayamaz. Ben sadece merak ediyorum... Sen 3 yıl boyunca inzivaya çekilmiştin, ne tür bir olay efsanevi paralı askeri emekliliğinden geri döndürebildi.”

Lan Jue, purosundan bir miktar daha çekti, sonra yavaşça dumanı teneffüs etti. Sonra Skyfire Gezegeninden ayrılmasına neden olan o kağıdın üç kelimesini söyledi. "Hera ölü değil."

Kızıl-saçlı adamın vücudu fark edilebilecek şekilde salladı ve bilinçsizce biraz daha dik durdu. "Gerçekten mi?"

Lan Jue başını salladı. ”Bu onun nerede olduğu öğrenmem için ödemem gereken fiyat.”

Kızıl-saçlı adam bir nefes aldı ve elini Lan Jue’nin omzuna atarak ”Tamam. Büyük kardeşin sana yardım edecek.”

Lan Jue ona baktı gülümsedi, ve gözlerinde sıcaklık hissetti. "Kayıp ne kadar kötüydü?"

Adam sıradan bir şekilde. ”Ailem, Cennetsel Müzayede Evinin %30 hissesini elinde tutuyor.” Adam bunu söylediğinde Lan Jue’nin ağzında olan 1966 yapımı puroyu kaptı.”Ve bu benim. Sen yanlış yaptığın zaman, her zaman bir bedeli vardır.”

Lan Jue’nin yüzü seğirdi.”Ben bunu aldım sadece.”

“Saçmalık” Kızıl-saçlı adam saygılı bir şekilde puroyu içine çekti.

Lan Jue elini onun alnına kaldırdı. ”Chu Cheng, senin eşkiyadan bir farkın yok lan.”

Chu Cheng’in göz bebeği büyüdü. ”Lan sen benim ailemden çalıyorsun ve bana eşkiya mı diyorsun? La ayrıca sen soylu/asil değilmisin? Ne çeşit bir soylu ‘lan’ diye konuşur?”

Lang Jue sakince dedi. “Ben yarın ayrılıyorum.”

“Hera orda olacak, benim yardımıma ihtiyacın var mı?” Chu Cheng dedi.

Lan Jue başını salladı.

Chu Cheng gevşek bir şekilde gülerek. ”Evet, Eğer sen başaramazsan, benim de şansım olmaz.”

“Akşam bana katılacak mısın?” Lan Jue ona doğru baktı.

“Tabii.” Chu Cheng vurgulu bir şekilde başıyla onaylayarak 1966’dan bir fırt daha aldı.

Lan Jue odasına gittikten bir süre sonra bir şişe konyak ve 2 bardak ile tekrar geri döndü. Chu Chengin yanında durdu, bardakları doldurmadan önce keskin bir koku ortaya çıktı.

Chu Cheng’in gözleri parladı.”A-Jue, şansıma sen hala büyük kardeşinin özellikle neyi sevdiğini hatırlıyorsun. Bu Hennessy XO şişesi en yüksek kalite değil ama fena da değil.”

Lan Jue küçük bir gülümsemeyle, ”Sen her zaman büyük olmanın dezavantajını hakkında mızmızlanmıyor musun? Bunu nasıl bir dikişte içeceksin. Hala Önceki Çağ da olduğumuzu mu düşünüyorsun? XO konyak şişesini bulmak çok ama zor. X’in anlamı ‘Nadir’ ve O’nun anlamı ise ‘Eski’. Bu konyağa sahip olmak başlı başına zor bir olay zaten.”

Konuşurken, her bir bardağa yaklaşık 30 milimetre döktü.

“Buz parçası getir.” Chu Cheng bardağını kaldırarak dedi.

Lan Jue kardeşine kibirli bir bakış fırlattı. ”Biz soylular her zaman biraz sıcak bir konyak takdir ederiz.”

“Konyak ısınabilir mi?” Chu Cheng şaşkınlıkla dedi.

Lan Jue onun önündeki bardağı gösterdi, bir şey demedi.

Chu Cheng sol bileğiyle ani hareket etti ve iki küçük alev, konyak bardağının altında belirdi. Bir süre sonra Lan Jue alevleri söndürdü.

Bardağı parmaklarıyla kaldıran Lan Jue, içindekileri hafifçe kokladı. Bir yudum alarak aromatik üzümler ve sıcak akıntı boğazından geçti. Aslında ince bir puro içtikten sonra şarap tadını alamazdınız, ancak konyak, şaraptan tamamıyla farklıydı.

“Hiç fena değil.” Chu Cheng içerken konyağı övdü.

Chu Cheng devam etti. ”A-Jue, biliyor musun... Zeus isimli birinin Cennetsel Müzayede Evini soyduğunu duyduğumda, ilk reaksiyonum neşeydi. Ama şimdi seni burada görünce bu beni daha da mutlu etti. Benim kardeşim geri döndü.”

Lan Jue bardağından bir yudum alarak ”Üzgünüm, herkesi endişelendirdim.”

Chu Cheng şaşkın göründü.”Oh. Benden yana sıkıntı yok ta. Ama En büyük kardeş... sen onunla hiç temasa geçmedin değil mi? Hakikaten onu suçlamıyorsun değil mi?”

Lan Jue titredi ve başını salladı ”İçelim.”

“Tamam, içelim! Bu akşam ben seninle beraberim. Hadi beraber sarhoş olalım.”
——-

Sabahın erken saatleri.

Chu Cheng sadece bir kağıt parçası bırakarak ayrıldı

“Ben senin Şifreli Kutuyu açma yeteneğinin olduğunu biliyorum. Ama bunu neden kendi başına yapma zahmetine giriyorsun? Hera’yı bul, bana iyi haberler ver. Onu geri getir ve beraber tekrardan içelim.”
Bu cümlenin altında ise Şifreli Kutuyu açacak olan 3 haneli şifre yazılıydı.


Yorum Yap "SA 10"