Tankların Tarihi Günceli

Kumo 19

Kasım 01, 2016


Kumo 19: Eğer Darbe Almazsam Sıkıntı Yok!

Ahh, tekrar tam olmak çok güzel bir his. Oh adamım, Seviyem yükseldiğinde tamamen iyileştiğimi unutmuşum.

Bunun her zaman kullanabileceğim bir şey olduğunu sanmıyorum. Daha yeni seviyem yükseldi yani bir sonraki yükselmeye baya bir zaman var. Eğer kendimi her dövüşte böyle yaralamaya devam edersem, şu açık ki yenilenme hızım yeterli olmayacak. Hmm, eğer her yaralandığımda kendime basit bir ev yapıp saklanırsam, belki…

Evet, hayır bu olmaz. Bu sadece eski alışkanlıklarıma geri dönmek olur.

.... Bunu dedim, ama hala bu sorunu nasıl çözeceğimi bulamadım. Seviyem yükselmiş olabilir, ama kesinlikle çokta güçlenmiş değilim. Bir dövüşçü olarak ne kadar zayıf olduğumun tamamen farkındayım, eğer zayıfsam bende aklımı kullanarak savaşları kazanmanın bir yolunu bulurum. Planım olmadan intihar edercesine savaşa atılmak, yüzerek Sanzu Nehri’ni geçmeye çalışmaya benziyor… Hm, şimdi düşününce ben zaten öldüm ve reenkarne oldum, ama nehri geçtiğimi hatırlamıyorum.
\\ Sanzu Nehri: Budizm öğretisine göre insanların öldükten sonra reenkarne olmadan önce geçecekleri çok tehlikeli bir nehir. Yunan mitolojisindeki Styx Nehrinin benzeridir. (Detaylı Bilgi)

Bundan başka yol yok mu? İdeal olan, hiç yara almamak olurdu, ama ben ne yazık ki böyle bir lükse sahip değilim. Daha doğrudan söylemek gerekirse, daha bir sonraki savaşımı kazanacağımın bile bir garantisi yok!

Kurbağayla savaşımda bir yanlış hamle yaptım ve işler ne hale geldi. Ya kurbağa ağıma düşmeseydi ne olacaktı? Bunun hakkında düşünmek bile istemiyorum. Bırak hiç darbe almadan savaşmayı denemeyi, bir ölüm kalım savaşında hayatta kalmak için zorlukla yeterli olabilmiştim. Bu öylece aşabileceğim bir engel değil.

Hmm, evet, bekle. Bu doğru bir düşünce tarzı olmayabilir. Darbe almak aşırı derecede tehlikeli değil mi? Benim kağıt inceliğindeki defansımın, gerçek savaştaki herhangi bir şeye dayanabileceğini sanmıyorum. Evet, bu gerçekten kötü.

Karşılaştığım tüm diğer canavarlarla yanında, kurbağalar tehlikeli bir tür bile sayılmazlar.

Evet, ama benim için aşırı derecede tehlikeli olduklarını da kabul etmem gerek; ki sadece bir tanesiyle dövüştüm! Baktığında aslında hiçte tehlikeli gözükmüyorlar. Eğer tüm o “Ben zehirliyim dostum, beni yeme” diyen parlak işaretleri görmezden gelirsen, bu şeyler en ufak bir tehdit bile sayılmazlardı. Lanet! Eğer zehirleri olmasaydı, sadece fiziksel güçleriyle buradaki tüm o şeylerin arasında hayatta kalmaları bile mümkün olmayabilirdi. Buna rağmen ondan aldığım sadece bir dil darbesiyle kendimi ölümün kıyısında bulmuştum.

Eğer daha güçlü bir şeyle savaşsaydım, ölmeden bir darbesini alabilir miydim ki?

İmkanı yok. Eğer daha güçlü bir şey bana vursaydı, bu yaralarla kurtulsaydım şanslı sayılırdım.

Ne yapmalıyım? Hiçbir önlemim yok. Defansım var sadece ama o da çok yetersiz! Şuan ki durumumla tek darbede ölürüm. Yani sadece tüm darbelerden kaçınıp hiç darbe almamam yeterli? Bu çok kolay! Ah! Ha! Ha! Ha! Sanki imkansız bir oyun gibi!

Önceki hayatımda, video oyunlarındaki sıyrılma yeteneklerim neredeyse tanrısaldı. Bu noktaya ulaşmamı sayısız saatler boyunca yaptığım pratiğe borçluydum. Pratik derken hatalarımdan öğrenmeyi kast ediyorum. Neleri yanlış yaptığımı anlayana kadar defalarca öldüm. Her seferinde düşmanlarımın hareketlerini gözlemleyip nasıl hareket etmem öğrendim. Böylelikle kendimi geliştirdim ve sıyrılmaya odaklanmış garip karakterimi gözlerim kapalı bile kontrol edecek hale geldim. Bu nedenle daha önceden hareketlerini bilmediğim bir düşmana karşı sıyrılma tekniklerim işe yaramaz.
\\ Kurbağada tam olarak dediği oldu. Tükürükleri atlattı ama dil saldırısını bilmediğinden sıyrılamadı.

Şuan ki durumum online oyundaki karakterimle birbirine çok yakın. Aynı o zamanki gibi hızım ve birazda saldırı gücüm dışında her şeyim çöp. Kağıt inceliğindeki defansımla uzak mesafeli saldırılarla baş etmem imkansız, dolayısıyla sıyrılmaya odaklanmış bir gelişim yolundan gitmek pekte pratik olmaz. Elbette birde böyle bir karakteri gerçek hayatta geliştirmenin komik dezavantajları var.

İlk olarak, gerçeklik oyunlardan çok farklı. Örnek olarak hareket etmeyi verebilirim. Oyunlarda, hareket etmek için sadece tuşlara birazcık dokunmak yeterliydi, ama gerçeklikte tüm vücudunu hareket ettirmen gerekiyor! Aynı şekilde görüş alanım monitörde görebileceklerime göre gerçeklikte çok daha sınırlı. Ama en önemlisi: oyunlardakinin aksine, savaşırken sürekli ölmekten korkuyorum.

Hm? Pek korkmuş gibi görünmüyor muyum? Komik olm… oh, korkmuyor muyum…? Hmmm? Evet, uh, neyse sonuncuyu unutalım.

Evet. Her halükarda, gerçeklik oyunlardan çok farklıdır. Aynı tür sıyrılma manyağı bir karakter geliştirmek istiyorsam öldüğümde kalkıp tekrar deneyebilmem gerek. Elbette, bunu yapmam mümkün değil derken elimde başka bir şey olduğundan bunu söylemiyorum.

Ummf. Bu bir kart oyunu olsaydı eğer elimde çok az kart olduğunu söylerdim. Örümcek İpliğim çok farklı şekillerde kullanılabiliyor olsa da Zehirli Dişlerin tek bir kullanım yolu var. Değerlendirme… şey, seviyem yükseldikçe eminim çok daha yararlı olmaya başlayacak! Dirençlerim kesinlikle yararlı, ama bunun en büyük sebebi benim temel defansımın çok zayıf olması. Geriye iki tane nasıl kullanıldığı hakkında bir fikrimin olmadığı yetenek kalıyor: Sapkın Büyü ve Tabu.

Sapkın Büyünün “büyü” kısmı aklıma uzun mesafeli büyü saldırılarını getiriyor, ama nasıl kullanıldığı hakkında bir fikrim yok. Aaaagh, benim gerçekten bir el kitabına ihtiyacım var. Cidden eğer birine bir yetenek veriyorsan, en azından nasıl kullanacağını da söylemelisin! Bir çok fantastik settingte, yeterince konsantre olmak büyü yapmak için yeterli değil midir? Adamım, keşke o kadar kolay olsa. Aaaaah!... ha. Görünüşe göre böyle yapınca bir açıklama ortaya çıkmayacak.
\\ Setting: Bir frp terimi. Kendine ait kuralları olan gerçeklikler olarak açıklayabiliriz. Mesela LotR bir setting’tir. Aslında her kurgu bir settingtir diyebiliriz. (Detaylı Bilgi)

Kayalığın gölgesinden gizlice baktım.

|Küçük Kaya Kaplumbağası — SV 2

Evet. Bu sırtında kaya olan bir kaplumbağa. Şunu söyleyebilirim ki gerçekten büyükler, neredeyse Dünyadaki Galapagos kaplumbağalarıyla aynı boyutlarda. Gerçekten, şimdiye kadar karşılaştığım diğer şeylerle kıyaslayınca o kadarda güçlü bir izlenim bırakmadı. Oh, bekle, demin “Küçük” mü demişti? Bu bir… bebek mi?

|Küçük Kaya Kaplumbağası: Kaya Kaplumbağasının çocukluk hali.

Ah, demek öyle. Aynen beklediğim gibi. Çocuğu bu boyuttaysa annesiyle tanışmak istemezdim.

Peki başlayalım mı? Görünüşe göre rakibim daha farkıma varmadı… Öyleyse! Gizli saldırıyla halledelim!

Saklandığım kayalıktan çıktım, tüm gücümle koşarak kaplumbağanın kayamsı kabuğuna sıçradım ve ipliğimle onu yapıştırdım!

Nwhooa! Beni silkeledi! Onu ipliğimle sıkıca bağladım, yani artık hareket etm— aaaaAAAAAAAH!

Kaplumbağa ipliklerimi kopartarak doğrudan üstüme hücum etti!

N?! Çekil! Çekil! Bana çarpmadan önce yana sıçradım.

KÜT!!

Kaplumbağa ben kaçınca korkunç bir gürültüyle duvara tosladı. Whooooooah. Eğer bu darbeyi alsaydım yamyassı olurdum, değil mi? Bu ağımı yırtabilen bir düşmanla ilk karşılaşmamdı. Bu kötü, değil mi?

Kaplumbağa bana doğru döndü. Başka bir Hücum! Sıyrıldım! Toslama! Hücum! Sıyrıldım!

Toslama! Hücum! Agh! Bu kadar yeter!

Son hücumundan sıyrılırken, kaplumbağanın bacaklarını ipliğimle bağlamayı başardım. Takıldı ve düştü, ama hızı çok fazlaydı taklalar atmaya başladı. Sayısız takladan sonra ters bir şekilde durdu!

Sana yaşattığım zor zamanları bana ödeteceksin, değil mi kaplumbağa? Heh, sanki denemene izin verirmişim gibi.

Kart!

Elbette, eğer bir darbe alsaydım ölmüş olurdum… ama eğer darbe almazsam sıkıntı yok!


Yorum Yap "Kumo 19"