Dünyanın Oluşumu Günceli

USAW 5 - ...

Ekim 03, 2016


Önceki Bölüm | Tanıtım | Sonraki Bölüm



Bölüm 5:
(Bölüm ismi spoiler o yüzden alta yazacağım.)

Vahşi Kurt ikisine doğru adım adım yürüdü. Vücudundan da durmadan kan damlamaya devam ediyordu. Arkasında, küçük bir alan kol ve bacaklarla kaplanmıştı. Bu sırada, sadece bir katliamdan çıkıp gelen bir şeytana benzemiyordu, tam anlamıyla öyleydi!
Vahşi Kurt kendisine bakmak için gözlerini çevirdiğinde, Bai Yunfei yüzüne vuran çok şiddetli bir baskı hissetti. Ruhundaki ürperme, tüm vücudunun kaskatı kesilmesine neden oldu. Ölçülemez bir korku zihnini kapladı. Tüm görebildiği kan kırmızısı bir savaş alanı ve kendisine doğru adım adım yürüyen vahşi bir şeytandı.
“Bu iyi değil. Çabuk koş, Yunfei! Ayrılalım ve hızla kaçalım!” Vahşi Kurt’un gelişini görünce Wu Amca kalbindeki korkuyu zorla bastırdı ve Yunfei’ye bağırdı. Ardından bir tarafa doğru koşmaya başladı.
On metre kadar koştuktan sonra, Wu Amca etrafa göz gezdirdi ve Bai Yunfei’nin kendisine adım adım yaklaşan çılgınlığa aklı karışık bir şekilde baktığını, hâlâ yerinde durduğunu fark etti.
“Yunfei! Çabuk koş!” Wu Amca yüksek sesle uyardı. Ama Bai Yunfei zerre kadar tepki vermedi.
O esnada, Bai Yunfei’nin zihninde sadece korku vardı. Kaçma fikrinden eser yoktu. Önceden korkunç bir şekilde öldürülen o adamların ölme şekilleri, zihninde canlanıp duruyordu. Sonra bu düşünce kendine döndü.  Ölmek, o ölecekti, ölecekti!
Vahşi Kurt, hâlihazırda gittikçe daha da çok yaklaşıyordu.
Wu Amca birçok kez bağırarak uyardı ama hepsi etkisizdi. Vahşi Kurt’un Yunfei’ye doğru yürüdüğünü görünce elindeki baltaya baktı sonra Yunfei’ye bir bakış attı. Gözleri kararlılıkla doluydu. Ardından Vahşi Kurt’a döndü ve tüm gücüyle elindeki baltayı fırlattı.
“Seni şeytan! Gel ve beni öldür!”
Beklenmedik bir şekilde Wu Amca, Bai Yunfei’ye kaçması için zaman kazandırmaya uğraşarak, Vahşi Kurt’un dikkatini çekmek için kendisini yem olarak kullandı.
Vahşi Kurt hafifçe yana eğilerek baltadan kaçındı. Wu Amca’ya bir bakış attı ama onun beklediği gibi kendisini kovalamadı. Bunun yerine, bir şey düşünüyormuş gibi Bai Yunfei’ye tekrar baktı. Ardından memnuniyet içinde kendinden geçmiş, vahşi bir gülümseme attı… Sonra ayağının yanında uzanan kullanışlı bakır bir çekici aldı ve… Bai Yunfei’ye fırlattı!
Şaşkınlık dolu bir yüzle Bai Yunfei hâlâ olduğu yerde duruyordu. Eğer bakır çekiç onu ezseydi, kesinlikle hayatta kalma şansı yoktu!
“Bang!” Ağır bir cismin bir vücudu ezmesiyle boğuk bir ses duyuldu. Savaş alanın dışındaki seyirciler hep bir ağızdan haykırdı.
Onlar çekiç birine çarptığı için şaşırmamışlardı, ama çekiç hala ayakta duran Bai Yunfei yerine Wu Amca’ya çarptığı için şaşırmışlardı!
Son anda, Wu Amca, beklenmedik bir şekilde Bai Yunfei’nin olduğu yere doğru aceleyle koşmuş ve onu kenara itmişti. Ama uçarak gelen çekiç doğrudan göğsüne çarpmıştı!
“Pu!” Bir ağız dolusu taze kan Wu Amca’nın ağzından fışkırdı ve yere düşmeden önce havaya ve bakır çekicin üstüne sıçradı. Bai Yunfei’nin yüzü ve daha da önemlisi zihni kaskatı kesilmişti.
Göz açıp kapayıncaya kadar, etrafındaki tüm sesler kayboldu. Bai Yunfei, Wu Amca’nın kendisine doğru düşerken yüzündeki derinden endişeli ifadeyi görünce… Kaybolmuş gücü vücuduna geri geldi. Kaskatı bir şekilde yere düşen Wu Amca’yı yakaladı, onu düz olarak yere koydu. Yanında diz üstü çöküp ne yapacağını bilmez bir halde hafifçe konuştu: “Amca… Wu Amca…?”
Bu umulmadık olay herkesi şaşkına çevirmişti. Geçici olarak bağırmayı bıraktılar ve birbirleriyle fısıldaşırken savaş alanındaki Bai Yunfei’ye baktılar.
Vahşi Kurt da adımlarını durdurdu. Beklenmedik bir şekilde ileri gitmeyi sürdürmedi, ama kendisinden çok uzakta olmayan önündeki iki kişiye büyük bir ilgiyle baktı.
Kan, Wu Amca’nın ağzından aralıksız olarak akmaya devam etti. Göğsünün büyük bir bölümü içine göçmüştü. Fışkıran kan, çoktan kıyafetlerini tamamen kırmızıya boyamıştı.
“Yunfei… Öhö öhö… Sonunda uyandın, değil mi?... Koş, kaçmalısın…”
“Wu Amca, Wu Amca… Konuşma, konuşma… Wu Amca… Sen… Sen ölmemelisin… Ölmemelisin…” ÇN(Ne üç nokta yazdınız be…) Bai Yunfei, gözyaşları durmaksızın akarak Wu Amca’nın yüzüne damlarken Wu Amca’nın ağzından akan kanı sildi.
“Ha ha… Üzülme, Yunfei. Pişman değilim… Sen hayatta kalabildiğin sürece sorun yok…”
“Biliyor musun? Evlat, gözlerindeki temiz bakışları ilk gördüğümde düşündüm ki, torunum hâlâ hayatta olsaydı, ikiniz de dışarıda yaşasaydınız, kesinlikle seninle Xiao Yu’er’i tanıştırırdım. Siz… Kesinlikle mutlu bir çift olurdunuz, ha ha… Öhö öhö!” Belki mutlu şeyler hakkında düşündüğünden, belki de ölümden önce bilinci bir anlık yerine geldiğinden, Wu Amca bu sözleri çok hızlı dile getirdi. Ardından ağzından büyük miktarda kan ve hatta iç organlarının bazı parçalarıyla birlikte bir dizi şiddetli öksürük daha geldi!
“Wu Amca, Wu Amca…” Bai Yunfei’nin kalbi sanki birisi bıçak saplamış gibi acıdı. Tek kelimeyle ne söyleyeceğini bilmiyordu ve sadece tekrar ve tekrar Wu Amca’ya seslenebildi.
Wu Amca güçlükle bir elini kaldırdı ve Yunfei’nin yüzündeki göz yaşlarını sildi. Gözleri şefkat doluydu.
“Yunfei… Azimle yaşamaya devam etmelisin… Ne kadar zor olursa olsun, umudunu asla kaybetmemelisin… Sözlerimi hatırla… Sen… Temiz bir vicdanla yaşamalısın!”
“Ne yazık ki… Hâlâ… Sevgili torunumun ölümünün… İntikamını alamadım…”
Kibarca Bai Yunfei’nin yüzünü okşayan el güçsüz bir şekilde yere düştü ve hareket etmeyi kesti… “Wu Amca… Wu Amca…”
ÇN(Evet şimdi klişemiz devam ediyor başkarakterimiz de power up aldı mı tam olur.)
Bai Yunfei, sadece yarım gündür tanıdığı bu yaşlı adama gözünü dikmiş, makine gibi mırıldanıyor, son sözlerini kafasına kazıyordu.
“Ah!”
“Ah!”
“Ah!”
Bai Yunfei kafasını kaldırıp yüksek sesle feryat etti. Ama kalbindeki üzüntüyü dindiremedi. İki kırmızı çizgi yüzünden aşağı kaydı… Kanlı göz yaşları!
Sahnede, Zhang Yang ağzının köşelerinde soğuk bir gülümsemeyle Yunfei’ye bakıyordu. Gözleri sevinç ve memnuniyet doluydu.
İkinci genç efendi Zheng de Bai Yunfei’yi izliyordu. İfadesi yavaşça değişti.
Hatta şu anda sağdaki siyah pelerinli adam bile kafasını kaldırmış, sahnedeki durumu gözetliyor gibiydi… Vahşi Kurt önündeki Yunfei’ye soğukça bakıyordu. Belli ki bu sahneyi yeterince izlediğini düşündüğünden, ayağını kaldırıp ilerlemeye hazırlanıyordu.
Ama Bai Yunfei’nin ağlamayı bıraktığını, yavaşça ayağa kalkıp elinde bir tuğla tutarak adım adım kendisine doğru yürüdüğünü gördü!
Nedense Vahşi Kurt, rakibi kanayan kıpkırmızı gözleriyle ona gözünü diktiğinde ansızın bir korku hissetti.
“Korku? Bu nasıl mümkün olabilir ki…?"
Vahşi Kurt hafifçe başını salladı ve o da Yunfei’ye doğru yürümeye başladı. Bu son rakibe, öldürene kadar yavaşça işkence etmeye karar vermişti… Birbirlerinden çok uzakta olmadıklarından, birkaç nefes süresinde yüz yüze geldiler. Vahşi Kurt sağ yumruğunu kaldırıp Bai Yunfei’nin yüzüne doğru bir yumruk attı.
Bai Yunfei tuğlayı kaldırdı ve onunla Vahşi Kurt’un yumruğuna vurdu.
Vahşi Kurt’un becerileri göz önüne alındığında kolayca tuğladan kaçabilirdi, ama sadece bunu yapmak istemedi. Bir tuğla? O bir duvarı bile yumruğuyla parçalara ayırabilirdi!
Tuğlayı ezip çocuğun kolunu kırmak, bu da kötü bir seçenek değildi. Soğuk bir gülümseme Vahşi Kurt’un ağzının köşelerinde belirdi.
“Pa!”
“Çat!”
İlk ses doğal olarak tuğla yumruğa vurduğunda çıkmıştı.
Ama ikinci ses, tuğla kırıldığında çıkmamıştı. Bunun yerine kemiklerin parçalanma sesiydi!
Vahşi Kurt, afallamış bir şekilde bükülmüş ve kırılmış parmaklarına baktı. Bütün acısını ve hareketlerini bile unutmuştu… Ama Bai Yunfei unutmamıştı!
Tuğlayı sallayıp Vahşi Kurt’un yumruğunu parçaladıktan sonra bir adım ilerledi, tuğlayı tekrar kaldırdı ve alnına doğru savurdu!
Tuğla geldiğinde, Vahşi Kurt kendi kontrolünü geri kazanmıştı ama kaçınmak amacıyla kafasını yana eğmek için artık çok geçti; kafası da yumruğu gibi ezilebilir miydi?
“Benimle dalga mı geçiyorsun!”
Vahşi Kurt aslında hayal meyal algıladığı vücudundaki gücü tekrar hissetti. Bu güç ansızın kabardı, vücudunda herket etti ve birden kafasına doğru gitti. Kafasındaki ve yüzündeki deri hafifçe seğirdi ve ansızın ölü bir tabakaya dönüştü. Sanki derisi… daha kalın olmuştu?
“Oh?” Sahnede, Zhang Yang hoşnut bir ifade takındı. “Kırıp geçti mi?”
ÇN( Kırıp geçmek derken gelişim sırasında darboğazları kırıp bir sonraki gelişim seviyesine geçmekten bahsediyor.)
“Pa!” Hafif bir ses duyuldu.
Bu, tuğlanın kafaya çarpma sesiydi. Bu sefer kemiklerin kırılma sesi yoktu.
“Yaralanmadım! Üstelik… Kırıp geçtim!”
Vahşi Kurt aşırı derecede heyecanlanmıştı. Kalbindeki mutluluğu bastırıp, yırtıcı ifadesine geri dönmüştü. Ama tam karşı saldırı için elini kaldıracakken, aniden… bir süre sersemlemiş hissetti.
+10 Ek etki: Saldırılar rakibi %1 şansla en fazla 3 saniyeliğine sersemletir (kafaya saldırırken, sersemleme şansı %5 e çıkar.)
Ek etki başarıyla tetiklendi!
“Oh?” Sahnede, hafif bir şaşırma nidası tekrar duyuldu. Bu sefer, pelerinli adamdan geliyordu!
“Sorun ne, Qin Amca?” İkinci genç efendi Zheng diğer tarafta tereddütle sordu.
“Az önce bir anlığına, şu tuğla… Şu tuğladan bir ruh gücü dalgalanması hissettim gibi geldi…”
“Ne? O tuğla… O tuğla bir ruh eşyası olabilir mi? Bu nasıl mümkün olabilir…?”
“Oh… Belki de Vahşi Kurt başarıyla uyandığından, Ruh Çırak Âlemi’ne geçtiği sırada oluşan ruh dalgalanması beni yanıltmıştır… Ayrıca, şu gencin ruh gücü de uyanıyor. Hâlâ çok zayıf olduğu hâlde, gerçekten de değişti… Büyük ihtimalle ben yanıldım.”
Savaş alanında, ani baş dönmesi Vahşi Kurt’un kafasının içinde bir boşluk hissetmesine neden olmuştu. Doğal olarak, ruh gücünü kontrol edemedi ve kafasındaki değişim birden kayboldu.
Ardından, Bai Yunfei’nin ikinci saldırısı sağdan geldi!
“Pa!”
“Çat!”
Ee, bu sefer, kırılan kemiklerin sesi vardı.
1 saniye!
Vahşi Kurt’un bedeni bir adım geri gitti, hemen ardından üçüncü tuğla darbesi de geldi!
Bu defa, kemik kırılma sesine ek olarak, kan da çıktı!
2 saniye!
Sersemlemiş Vahşi Kurt, sonunda dengesini koruyamayıp sırt üstü yere düştü.
Kan kırmızısı gözlerle, Bai Yunfei zerre kadar tereddüt etmedi. Bir adım ilerleyip, Vahşi Kurt’un beline, ayaklarını iki yana atarak oturdu. Tuğlayı kaldırdı ve tekrar sertçe vurdu!
3 saniye!
Vahşi Kurt sonunda sersemliğinden uyanmıştı. Hissettiği ilk şey kafasının feci bir şekilde acıdığıydı… Ardından görüşünü geri kazandı ve gördüğü şey… Bir tuğlaydı!
Daha sonra, bilincini kaybetti. Bu sefer tamamen bayılmıştı, yani bir daha asla tekrar uyanma şansı yoktu.
Tuğlanın üçüncü darbesiyle Bai Yunfei, Vahşi Kurt’un yüzünü hemen dümdüz etmişti. Ve aynı zamanda tamamen savunmasız ve bilinçsiz hâlde olan Vahşi Kurt’u yenmişti.
Ardından, durmaksızın tuğlayla tekrar ve tekrar kafasını ezdi. Bütün arena sessizlik içindeydi. Zhang Yang, ikinci genç efendi Zheng ve hatta Qin Amca da dâhil olmak üzere herkes savaş alanında tuğlayı savuran gence şaşkınlık içinde bakakalmıştı… Vahşi Kurt’un tam olarak kaç tane tuğla darbesiyle öldüğünü söylemek çok zordu. Seyirciler bir kenara, Bai Yunfei bile bu sorunun cevabını bilmiyordu.
Belirsiz uzun bir süreden sonra, Bai Yunfei sonunda hareketlerini durdurdu, çünkü… Artık ‘kafaya vurduğunu’ hissedemiyordu… Gözyaşı dökmeyi bırakmıştı, ama gözleri hâlâ kan kırmızısıydı. Elini kaldırıp gözlerini sildi. Nihayet sakinliğini geri kazanmıştı.
Altında uzanan Vahşi Kurt’a bakmak için kafasını eğdi. Sadece kısa bir süre düşüncelere daldıktan sonra sessizce ayağa kalktı. Wu Amca’nın cesedine doğru yürüdü, onu kollarına aldı ve Zhang Yang’a dönüp sakin bir şekilde söyledi:
“Ben kazandım. Ayrılmama izin ver…”
Buz gibi gözleriyle ona bakınca, Zhang Yang kontrolsüz bir şekilde ansızın içinde bir endişe ve korku hissetti. Fakat hemen tepki verdi, bütün vücudu titrerken yüz ifadesi şekilden şekle giriyordu.
Savaş alanındaki Vahşi Kurt’un cesedine baktı, ardından Bai Yunfei’ye baktı. Aniden acımasız bir ifadeyle Bai Yunfei’yi işaret edip çılgınca bağırdı.
“Muhafızlar! Muhafızlar! Onu, benim için öldürün! Onu öldürün!”
Bölüm ismi: Wu Amca’nın Ölümü ve Dönüşüm

Yorum Yap "USAW 5 - ..."