Tankların Tarihi Günceli

Tng 2

Ekim 19, 2016

Önceki Bölüm | Tanıtım | Sonraki Bölüm

Çeviren: gremreaper44 Düzenleyen: bebebuskivisi


Bunun ardından Shin unvanlarının yanı sıra, baştan sona bütün becerilerini ve büyülerini kontrol etti ve etkilerini denemek için bir kaç tanesini etkinleştirdi. Neyse ki çevresinde yok edebileceği hiçbir şey yoktu; büyülerinin ve becerilerinin gerçek gücünü tespit edebilirdi.

Sonuç olarak, seri bir şekilde büyük kraterler türedi; dövüş sanatları için felç ve bekleme süresinin kaldırıldığını öğrenmişti ve şimdi de büyü yoğunluğunun kontrol edilebildiğini öğrendi.

Şimdiye kadar gerçekçi olmasına rağmen bir oyun olduğu için böyle bir kısıtlama olması normaldi. Ancak böyle bir şeyin gerçekte olmayacağı açıktı.

Ve bu yüzden, oyunun karakteristik özelliklerinden dolayı daha önceden dikkat etmediği hafif yaralanmalar artık gerçeğe dönüşmüştü. Bu tür şeyler gerçekte belli olur. Her neyse, Shin şu an bir oyun dünyasında değildi. Eğer düşman saldırırsa her şey bitmezdi, sadece Hp(sağlık puanı) azalırdı. Eğer hareketlerini dikkatlice düşünmezse, çıkmaza girdiğinde harekete geçememe riski vardı.

Shin, kendine bir kez daha bunun bir oyun olmadığı gerçeğini hatırlattı.

Dünya ile arasındaki farkı görünce şaşırdı, oyun dünyasını biliyordu; Shin bu noktayı düşündü, THE NEW GATE sanal gerçekliğinin 'İkinci Gerçeklik' olduğunu önceden fark etmişti. “Bu durumda, şu anda içinde olduğum yeri ‘Üçüncü Gerçeklik’ diye çağırmalıyım.” Diye düşündü Shin alaycı bir gülümsemeyle. İkinci gerçekliğin(oyun dünyası) gerçek hissettirmesi uzun zamanını almıştı ama beklendiği gibi üçüncü dünyaya hızlı bir şekilde adapte olması gerekiyor gibi gözüküyordu. Bir süre öncesine dek yorgunluğu bir şaka olarak düşünürken, şimdi bu şekilde hareket edebilmesine kendi de şaşırdı.

“Öyleyse gitme zamanı geldi sanırım.”

Bunu söylerken, Shin bir kitap ayracı* çıkardı, bu sıradan, beyaz kitap ayracını başının üzerine kaldırdı.

(ÇN: Bookmark yazıyodu şekli kitap ayracı şeklinde … Açıklayamıyorum :D kitap ayracı de geç fazla düşünmeyin bunu :D)

“Eve gidelim.”

Shin bunu mırıldanırken kitap ayracının ışığı toplandı ve beyzbol topu büyüklüğüne ulaştığı zaman, bir şahin şeklini aldı. Şahin şeklindeki ışık havada süzüldü ve başı belli bir yere döndü.

Shin’in kullandığı eşya 【Rehber】 diye adlandırılıyordu; kayıtlı bir konuma yönlendiren bir nesneydi. Normalde bir av alanını işaretlemek için kullanılırdı ama Shin gibi bir grup oyuncu, evlerini kayıt ederdi.

(İngiliççe çevirmen notu:Um, japonca şöyle ‘yol gösteren rehber’ ” 導きのしるべ, ama çok saçma duruyodu/ingiliççesi kulağa saçma geliyodu demiş)

Shin harita çalışmadığından nerede olduğunu bilmiyordu ama  【Rehber】’i envanterde gördü. Sadece evinin konumunun kayıtlı olduğunu görünce, ilk önce oraya gitmeye karar verdi.

Aslında ışık topunun şahine dönüşme sebebi Shin’in zevkinin böyle olmasıydı. Işık, oyuncunun istediği şekle dönüşürdü.

“İstikamet, evim!”

Shin, ışığın gösterdiği yöne doğru koşmaya başladı. Şu anda 【Rehber】’i hedef seçmişti ve onu takip ediyordu, varma uzaklığı altmış yedi kemel olarak gözüküyordu, bir kemel yaklaşık olarak bir km olduğu için altmış yedi km vardı

(ÇN: Niye direk kilometre yazmadın, kemeli ne  karıştırıyon)

Normalde, yürüyerek çok uzun bir mesafe olurdu ama Shin’in güçlendirilmiş ayak gücü, olağandan çok uzaktaydı. Sadece yürüyerek oldukça hızlı bir şekilde gidebilirdi. Koşan Shin çoktan 70 Km/h ‘ye ulaşmıştı. Üstüne üstlük bir araç da kullanmıyordu, kesif bir orman olsaydı bile devam edebilirdi ya da sağlam bir kayalık.

"Yaaaaaaaaaahoooooooooooooo!!"

Çünkü koşarken rüzgarı yarıp geçmek güzel hissettiriyordu, Shin uyandığından beri endişeli hissediyordu ve bunu, üzerinden atmak istediğinden büyük bir çığlık attı. Daha ne kadar dayanabileceğini bilmese de koşmayı, neredeyse hiç yorucu hissetmiyordu. Bu yüzden dinlenmeden koşmaya devam etti.

Yolda dört kollu bir ayı, iki başlı bir yılan ve alev yeleli bir domuz gördü ve gücünü test etmek için onlarla tek tek savaştı. Ayının, yılanın ve domuzun seviyeleri sırasıyla seksen yedi, altmış sekiz ve yetmiş dokuzdu..

İsimlerini ve seviyelerini 【Analiz Ⅹ】 yeteneğiyle onayladı, hata yoktu.
Yeni başlayanların sık sık av olduğu bu canavarların hepsini de temel hareketlerle yendi, yani onlar Shin’in tek eliyle yenebileceği düşmanlardı[dikkat etmeye gerek duymadan yenmek].

Ancak oyundan farklı olarak Shin, bir belirtiyi kendiliğinden yakalamıştı ve bu da, ona bir ürperti veren yaşam arzusuydu.

(İngiliççe Çevirmen notu:(valla ne yazdığı hakkında en ufak fikrim yok :D google amcaya hokora ve noreni felan sorun demiş ne alaka anlamadım :D)(anladığımı yazıyom) bu noktada bi fren yapın internetten veya wikiden hokora ve noren’in resimlerine bakın,bunlar japon bilmemşeysi Shinde japon başka bilmemşeysi)


Çayırları geçtikten, kayalıklardan zıpladıktan, ormanlarda koştuktan bir saat sonra… Bu sefer büyük bir kale duvarı görmeye başladı, ışık şahinin ışığı yanıp sönmeye başladı, bu hedefe yaklaştığını gösterirdi.

Hızını yavaşlattı ve durdu. Şahinin gösterdiği yöndeki duvardan birazcık uzaktaydı. Duvarın önüne kadar genişlemiş ormanın içindeymiş gibi görünüyordu. Eğer Shin’in hafızası onu yanıltmıyorsa orada, evinin yanında surlarla çevrili bir şehir olmamalıydı.

“Ne zaman inşa edildi bu halt?”

Shin duvara bakarak mırıldandı. Surun boyu altı katlı bir bina kadardı. Kesilmiş taştan yapılmış gibi gözüküyordu ve değerli bir atmosferi vardı.

Burada kırılan parçalar ve buradaki canavar saldırıları nedeniyle mi ya da onların yaptığı savaştan dolayı mı?

Oyunda, Shin’in de dahil olduğu, kalabalık partilerle yapılan kuşatma savaşları olmuştu. Duvarlar canavar-geçirmez, güçlendirme ve sihir dayanıklılığıyla efsunlanmıştı, bu yüzden Shin saldırmanın zor olacağını hissetti.

Shin içeride bir şehir olmadığından şüphelendi ama gerçekten içeride ne olduğunu söyleyemezdi. Bu takviyeli duvarlar ile çevrili olduğundan, muhtemelen terk edilmiş bir şehir değildi.

Her neyse, onunla bir işi yoktu, bu yüzden onu düşünmeyi bıraktı, bakışları ormana doğru döndü ve şahinin gösterdiği yöne doğru yürümeye başladı.

Yüz mel yürüdükten sonra, çevrede ve bitki örtüsünde bir değişiklik olmuştu. Şimdiye kadarki en uzunu otuz kırk cemel olan ağaçların aksine bu açık alanda çapı bir meli aşan ağaçlar duruyordu.

Büyük ağaçtan yayılan atmosferin ortasında, onun için nostaljik bir bina duruyordu. Bu bina taştan ve ahşaptan yapılmıştı ve dükkan girişinin üzerine asılı perdelerde  büyük yazılarla 『Yorozuya Tsuki no Hokora』 yazıyordu. [Jack of All Trades Hokora of the Moon]

(ÇN:kapı perdesi (animelerde hamam girişlerinde felan görünen şeyden)

“Hemen hemen aynı gözüküyor, değil mi ?”

Açıkça Origin ile savaşmadan öncesiyle aynıydı. Değişmemiş evini görmek Shin’in kalbini rahatlatmıştı.

Oyunda『Yorozuya Tsuki no Hokora』, Shin tarafından işletilen silah, zırh ve eşya dükkanıydı, aynı zamanda ev olarak da kullanıyordu. Esasında, burada satılan eşyalar, zindanlardan ya da av bölgelerinden aldıklarıydı. Ayrıca Shin canı istediğinde kendisi de eşya üretiyordu.


Shin yüksek seviyeli canavarların olduğu neredeyse tüm alanlara ve zindanlara gitmişti, nadir öğeler ve materyaller bulmak kolaydı ve bunları satan bir dükkan olan Hokora No Tsuki gizliydi ama iyi bilinen bir dükkandı, öncelikle gelişmiş oyuncular arasında ünlüydü. Nedeni muhtemelen oldukça yüksek fiyatları olmasıydı. Böylece bunu alanlar sadece gelişmiş oyuncularla sınırlıydı


Eski dükkanındaki hareketli işi hakkında geçmişi yad ederken(gerçi nadiren hareketliydi), Shin kapı perdesini geçti ve kapıyı açtı. Bu dükkan resepsiyon masasından başka bir şey olmaksızın ve raflar mallarla doluyken nasıl iş yapıyordu?

Dükkanın içinde bir kadın ve bir sürü adam duruyordu, zırhlarının üzerine manto giyiyorlardı. Aralarından birçoğu Shin’i fark etti ve ikisi ona yaklaştı.

“Üzgünüm ama dükkan, şu an bizimle ilgileniyor, görüyor musun? Daha sonra tekrar gelebilir misin?”

Bunu söyleyen müsrifçe düzenlenmiş bir zırh giyen sarışın genç bir adamdı. Shin’le yaklaşık olarak aynı boydaydı ama muhtemelen vücut çalışmıştı, kolları ve bacakları Shin’den daha kalındı.

“Bir şey mi oldu?”

“Önemli değil, çık dedik!”

Güçlü bir ses tonuyla Shin’e emrederken kahverengi saçlı genç bir adam neler olduğunu sorar şekilde sarışın adama ve Shin’e yaklaştı. Tıpkı sarışın gibi, o da aşırı süslenmiş bir zırh giyiyordu. Shin’den bir kafa daha uzundu ve uzunluğuyla orantılı bir yapısı vardı.

“Ama bugün yapılması gereken şeyler var.”

“Gürültücüsün, maceracılar senin gibi lanet şekilde konuşan gevezeler olmamalı.”

“Hey kes şunu, İran!”

İran, muhtemelen kahverengi saçlı adamdı. Konuşurken keigo(saygı eki sanırım -kun -san gibi) kullanmaya gerek duymuyordu, Shin İran’la konuşurken normal konuşma tarzını kullandı.

(İng Çevirmen NoT:Shin başta teneigo(ne sen sor ne ben söyleyem :D ama kibar saygı eki de geç) kullanmış, sonrada normal konuşmuş.)

Belki de Shin’in isteksizliği onu kızdırmıştı. İran, Shin’i zorla itmek için, Shin’in karnına avuç içiyle vurdu. Shin bunu görünce tepki vermedi, İran’ın ağzında kavisli bir sırıtma ortaya çıktı.

“Whoa!”

Ancak eli Shin’i sıyıramadı bile  ve üstüne İran dengesini kaybetti ve zemine popo üstü düştü( ÇN: fizik kurallarına yoksaymış düşerken :D). Zırhı yere çarptı ve dükkanda çok yüksek bir çınlama duyuldu. Çevredeki gözler Shin ve İran üzerine kilitlendi. İran'ın dili tutuldu, olanları anlayamadı, ne olduğunu merak ediyordu.

“Ku- seni si-!”

İran elini bir çılgınlıkla kılıcına götürdü. Odada yüksek bir ses yankılanmaya başlayınca yere çöktü.

“Bu gürültü de ne?”

Neyden rahatsız olduğunu düşünürken Shin iç çekti.

◆◆◆◆◆◆

İnsanlar doğal olarak ayrıldı ve bir adam figürü ortaya çıktı. Beklendiği gibi gereksiz güzellikte bir zırh seti giyen, yakışıklı, sarı saçlı, mavi gözlü bir adamdı. Shin ve İran’a bakarak birkaç mel yürüdü. Öncekinden farklı olarak, İran suspus olmuştu.
Shin ise adamı kalabalığın parçası olarak görüyordu, ”Musa,huh…” dedi, umrunda değilmiş gibi hissediyordu.

“Size kimseyi içeri almayın demiştim.”

“En içten özürlerimi sunarım, Loost-sama!”

İran gecikmeden eğildi. İran’ın davranışlarını görünce, Shin bu adamın rütbesinin oldukça yüksek olduğundan şüphelendi. Loost, İran’a bir bakış bile atmadan Shin’e yaklaştı. Gözleriyle Shin’i inceledi.

(Uwah, İran’dan daha can sıkıcı biri göründü.)

Shin’in düşüncelerini yok sayan Loost birkaç ağır adım attı ve Shin’in önünde durdu.

"…"

"?"

Loost sessiz kalmış göründü, İran öfkeyle bağırdığında Shin şaşkınlıkla başını eğdi.

“Hey, kendini bile tanıtmadan Loost-sama’nın önünde durmak da ne demek!”

Loost, önce Shin’in kendisini tanıtmasını bekliyor gibi gözüküyordu.

“Benim hatam, benim adım Shin, bir gezginim.”

Shin, birisi kendini -sama eki ile tanıtırsa sinir bozucu olacağını düşünüyordu, Shin kendini eğilerek tanıttı. Shin’in tecrübelerine göre Loost, kendini alçalttıysan sırf adet yerini bulsun diye olsa da salla gitsin diyecek tipte bir insandı.

“Hmph, görgü kurallarını bile bilmiyorsun demek. Neyse zaten gezgin olduğun için kültürlü olmanı beklemiyorum.”

Loost’un sözlerini duymazdan gelerek küstahça kendi kendine başını salladı. Shin, bu tekniğin diğer dünyada işe yaradığını hatırlayınca içinden çarpıkça güldü.

“Burada işimiz bitti. Ayrılıyoruz.”

Bunun ardından Loost dümdüz ileri yürümeye başladı. Çarpışacaklarmış gibi görünüyordu, Shin hemen sola kaçındı. Sarışın genç adam dışında, Shin’in hareketini gören diğer birçok adam çevikliği karşısında gözlerini kısmıştı.

"Tch."

Kınayarak çıkan Loost’u, İran da dahil, astı gibi görünen tüm erkek ve kadınlar, dükkanın dışına doğru takip etti. Bu nedenle dükkanda sadece üç kişi kaldı.

“İran affedilmez bir şey yaptı. Onun adına özürlerimi sunarım.”

Sarışın adam Shin’den önce konuşmuştu. Diğer ikisi de özür dileyen açıklamalarını yaptı.

“Hayır , büyütülecek bir şey değil.” 

“Bunu duyduğuma sevindim. Ben Ardi, Ardi Sheil. Eğer şövalyeye ihtiyaç duyarsan bana uğra.”

“Ben Shin. Eğer fırsatım olursa, bu nazik teklifinizi kabul edeceğim.”

Shin cevap verdi, Ardi’nin sağ elini sıktı. Önceki grup, şövalyelere benziyordu. Shin nunu göz önüne alarak çok kibirli olduklarını düşünmüştü ama Ardi’yi görünce ikinci kez değerlendirmeyi uygun gördü.

Ardi dükkanı terk etti ve diğer ikisi de, Shin’e umursamazca el sallayıp onu takip ettiler. Onlar muhtemelen Ardi’nin astlarıydı(ÇN:ilk cümle değişik bi cümleydi o yüzden biraz oynama yaptım.)

Şimdi tüm şövalyeler çıktığından dükkan ferahlamıştı. Shin daha önce göremediği rafları ve malları fark etti.

(Silahların tümü neredeyse bakır ya da demir ve en iyisi gümüş. Zırhta sadece deri, bakır, demir ve gümüş, ha? Eşyalar, düşük seviyeli [HP Yenileme] ve [MP Yenileme] iksiri ve birkaç istatistik yükselten hap. Hiç ham madde yok.)

(Dükkan eskisine göre daha gelişmiş gözükmüyor...)

(ÇN: Şok yaşıyorumm şu an ben bölümü bu kadar sanıyodum devamı varmış lo.)

Dükkanın endişe verici durumda olması bir gerçekti.

“Neden bahsediyorsunuz?”

“Eh?”

(ÇN: İşte Shin ve Tiera (hehe ismi önceden söyledim) )

Shin cevabın ne olduğunu bilmediği bu soruyla irkildi. Bilinçsizce dışından konuşmuş gibi görünüyordu. Sesin geldiği yöne dönünce, tezgahın diğer tarafında siyah saçlı , altın gözlü bir elf kızı gördü. Sivri kulakları, siyah ipeksi saçlarının arasından görünüyordu.

Eğer onu on kişi görse, onu da onun güzelliğine hayran olurdu. Mükemmel fiziğiyle uyumlu harika bir görünüşü vardı. Boyu yaklaşık olarak yüz altmış cemeldi, Shin’den bir kafa kısaydı. Cildi beyaz ve sağlıklı, göğüsleri genel olarak ince vücuduyla orantılıydı.

Ona bakıldığında 17-18 yaşında gibi görünüyordu ama elfler uzun yaşarlardı, çoktan birkaç yüzyıl yaşamış olabilirdi.

“Ahh, nasıl malların olduğuna bakıyordum.”

“Öyle mi? Sanki bazı kötü sözler duydum.”

“Böyle bir niyetim yoktu.”

“Eh, etrafa bakmaktan çekinmeyin, o sıkıntılar sonunda gitti.”

Elf böyle dedi, tezgah için konulan bir sandalyeye oturdu.

“O sıkıntılar mı?”

“Evet çoğu zaman ustamı sormak için gelirler, söylemek zorundayım, kalıcılar.”

Sık sık  geldikleri belliydi çünkü sesi, sadece bu kelimeyi söylerken bile yorulmuş gibi geliyordu, Shin bunu fark etti.

“Bu zor olmalı. Ah biraz geç oldu ama ben Shin, gördüğün gibi bir sokak gezginiyim.”

“Bu, sıradan bir garsonun kendini tanıtma şekli değil mi? Ben, Tiera Lucent. Beni sadece Tiera diye çağır. Burada dükkan sahibinin vekili ve çırağıyım. Eğer bazı güzel maddelerin ve eşyaların varsa, alabilirim.”

“Evet, lütfen benimle ilgilen. Tiera’nın ustası, şövalyeleri buraya sık sık getirecek kadar inanılmaz mı?”

“Ne demek istiyorsun? Bu günlerde bütün çocuklar Tsuki No Hokora’nın Schnee Raizar’a ait olduğunu bilir.”

“Ha, senin ustan bu kadar ünlü mü ?”

“Bu insanların kendi kendine söyledikleri. Ustamın gerçekleri tartışılamaz…”

“Bu dükkanın arkasında böyle ünlü birisi var...”

Shin yanlış dükkanda bir yanlış anlaşılma olduğunu düşündü, nihayetinde, burada ünlü biri olsaydı, dükkan düşündüğünden iyi durumda olmalıydı. Ancak, bu ismi daha önce bir yerde duymuş olduğu gibi bir his vardı içinde.

“Schnee Raizar…Schnee Raizar…Schnee…Schnee Raizar…Ahh!?”

“Hey, ne oldu !?”

Shin aniden bağırınca Tiera şaşırdı. Shin aniden kalkınca sandalye “gatan” diye düştü.

“Ah, benim hatam. Biraz şaşırdım.”

Shin özür diledi ve sandalyeyi eski konumuna getirdi. Bu ismi daha önce bir yerlerde duymuş olduğunu düşündü, ama bu normaldi, Tsuki No Hokora’da tezgâhtarlık yaparak yardımcı olan karakterin ismiydi Schnee Raizar.

“Özür dilerim ama ustanla ilgi bazı şeyleri teyit edebilir miyim ?”

“Eh, evet yapabilirsem cevap veririm.”


Tiera, Shin’in tehditkâr görünümünden dolayı biraz geri çekildi. Ancak onun kabul etmesine şaşıran Shin, Tiera’nın ifadesini anlamadı.

“Bu Schnee Raizar, yüksek elf sınıfı, kalçalarına kadar uzanan uzun saçlı, mavi gözlü, yüz altmış altı cemel boyunda güzel bir bayan mı?”

“Bu kesinlikle doğru….sen ustamın hayranı falan mısın?”

Tiera yine hafifçe geri çekildi ama Shin bunu da fark etmedi.

“Hayır, hayır değilim, sadece Schnee benim tanıdığım biri gibi bir şey.”(Oyunda dükkan sahibi ve tezgahtar ilişkisiydi.)

“Ustanın tanıdığı? Bu, doğru mu?”

“Eğer ustan hatırlamıyorsa, bilmiyorum...”

Tiera, Shin’e şüphe dolu bakışlarla baktı.

Bu normaldi. Shin aniden dükkana gelmiş, sadece uğradığını, mağaza sahibinden haberdar olmadığını söylemişti.

“Bahsetmişken, Schnee nerede?”

“Üzgünüm, ama söylemeyeceğim. Neden şövalyelere söylemediğim şeyi sana söylemeliyim?”

“.... Tamam, anlıyorum…”

Gerçi Shin bu dünyadaki hiyerarşinin nasıl çalıştığı hakkında hiçbir şey bilmiyordu, Ardi’nin pozisyon olarak normalden daha yüksek olduğunu anlamıştı. Shin ise gezgin olduğundan daha az güvenilirdi.

“Eğer istersen mesaj bırakabilirsin. İşimin yarısı ustam için mesajları almak.”

“Yarısı...işinin yarısı…”

“Çoğu ülke ve bölgeden yüksek mevkide kişiler geliyor. Bazı sözlü mesaj ve isteklerini belirtmek için. Çünkü çeşitli bölgelerden gizli bilgilerle geliyorlar, Gözlerimi kapatıp onları görmemek zorundayım.”

“Sadece şaşırtıcı diyebilirim.”

İstekler için her türlü yüksek mevkiden kişi gelmiş olmalı, diye düşündü Shin.

“Ancak nadiren bir tane alabilirim. Ee, ne yapacaksın? Mesaj yollayacak mısın?”

 “Olur, şu an için sorabilir misin?”

“Bir mesaj için bin jul ödemelisin.”

“Jul ne?...Bu para mı?”

Shin başını eğdi çünkü bu para birimini daha önce hiç duymamıştı. THE NEW GATE para birimi olarak geyl kullanırdı.

“Gerçekten mi, beni dinliyor musun? Para birimini bile bilmeden nasıl yolculuk edebilirsin ki?”

“Hayır, daha önce kullandığım para biriminden farklı.”

“Daha önce kullandığın para birimi mi? Para birimi yaklaşık dört yüz yıldır değişmedi, bana kullandığını gösterebilir misin?”

Dört yüz yıl...Shin bu sözleri duyduktan sonra kasıldı. Shin, daha önce kullandığı para birimini kullanabileceğini düşünmüştü. Aniden, Urashima Taro gibi hissetti.

(ÇN: Urashima Taro alın okuyun  Güzel hikayeymiş yalnız :D )

“Bu para…”

Shin, envanterinden bir geyl çıkardı ve tezgâha koydu. Geyl, üç cemel çapında altın bir paraydı. Paranın ortasına, bir kızla sekiz tüylü bir ejderha resmi kazılmıştı.











(ÇN:Ahanda bu)


“Hey, şimdi, bunu nereden çıkardın ?”

“Tabi ki envanterden.”

“Envanter…”

Tiera bu sözleri duyduğunda, parayı bir anda çıkarmasından daha çok şaşırmıştı.

“Tiera?”

“Oh..Umm...Ne?”

“Hayır, çok şaşırmış gözüktün, yanlış bir şey mi var?”

“Yanlış bir şey yok, envanter kullanabildiğin için şaşırdım.”

“...Şaşırtıcı bir şey mi?”

“Sen…”

Nedense Tiera’nın omuzları düştü. Shin’e gelince, Tiera’nın neden bu kadar şaşırdığını anlayamadı.

“Bugünlerde, sadece krallar ve bazı büyükler envanter kullanabilirler. Ayrıca, uzun ömürleri olan yüksek elfler veya yüksek periler için de mümkün. Şaşırdım, çünkü senin kullanman beklenmedik bir şeydi. Sen kraliyet ailesinden biri misin?”

“Hayır, kraliyet ailesinden falan değilim.”

Shin, envanterin mevcut statüsüne şaşırdı. Normalde herkes bir tanesine sahip olabilirken şimdi sadece yüksek mevkideki insanların kullanmasını hayal edemiyordu.

Bu arada, üstün insan ırkı, adını almadan önce birçok kez reenkarnasyonu deneyimlemişti. THE NEW GATE’de bir sürü ırk vardı ama temel ırklar: insan, canavar, dragnil, elf ve yedi çeşit periydi.

İnsanlar, Hominini kabilesi; canavarlar, Therianthropy yada Beastman; dragniller, Dragonewt kabilesi; lordlar, Şeytan kabilesi ve periler, Fairy kabilesi diye sınıflandırılıyordu.

(ÇN:İki perinin yazılışı da farklı o yüzden bunu böle bırakıyom :D)

“Bunu anlamıyorum, neyse, benim ırkım: üstün insan.”

Shin’in ırkı istatistik ekranında belli oluyordu. Yüksek insanın özelliği, gelişmiş büyü direncine sahip bir ırk olmasıydı. Diğer oyunlarda, karakterin gücü diğer ırklar arasında en düşük olurdu ve nadiren parti kurulurdu, hatta yalnız gidilirdi.

(Benim için oldukça iyi oldu)

Karanlık bakış açısı olan insanlar vardı ama Shin,  daha da gelişmiş ve ırkların özel nitelikleriyle kıyaslanamaz istatistiklerinden memnundu. Yine de oyuncuların küçük bir kısmı bunu diyebilirdi.

“Üstün...İnsan…”

“Evet ? Evet, bu doğru.”

Shin insanların onu hâlâ küçük gördükleri anılarını hatırlıyordu. Tiera şaşırdı ve Shin’e bir şeyler mırıldandı.

Ve Shin, Tiera’nın ağzından çıkan sözlere şaşırdı.

“Üstün insanların...soyu...tükendi…”

“Ehh...tüken-..tükendi mi?”  


-------------------------------------Çevirmen Notu----------------------------------------------------

Shin'in statü ekranı Çevircektim üşendim :P.

 Bu arada Schnee almanca Kar demekmiş :D
Çok Şükür bitirdim ne bölümdü bee. Bana çeviride yardımcı olan herkese ve söz verdiğim için SpiritsNeverDie’ye teşekkür ederim :D Yanlışlarım varsa affedin bu arada yorum görünce mutlu oluyom bişeye etki edeceğinden değil sadece manevi :D hadi kendinize iyi bakın.




Yorum Yap "Tng 2"