Otto Von Bismark Günceli

Tmw 59

Ekim 29, 2016


Çeviri: bebebiskuvisi Düzenleyen: bezald35

True Martial World 59 - İkram

Normal bir insanın kabileden ayrılmasının yolu yoktu. Kabileden ayrılmak demek, yemek bulamamak demekti. Yani Bulut Çölü’nün içlerine gitmek kendi ölümüne gitmekle aynı şeydi.

“Dağların arkasına gidebiliriz. Tüm yemeğimizi götürür, bir ahşap ev inşa ederiz ve bir ay boyunca orada kalırız.”

Yi Yun zaten ayrılmayı planlıyordu. Artık Lian kabilesinde kalabilmesinin yolu yoktu. En iyi çözüm dağların arkasında gizlenmekti.

Arka dağlar genişti ve hiç bitki yoktu. Normalde oraya gidenler nadirdi.

“Dağların arkası mı? Yemeğimiz bittiğinde ne olacak? Sonra nereye gidebiliriz?”

“Bitirmeyeceğiz. Xiaorou Abla, cesur ol.”Yi Yun gülümsedi. Yaşlı adamdan bir sürü et elde etmişti. Birkaç ay yeterli olacak kadar. Ve bir ay içinde krallık seçmeleri olacaktı, bu yüzden Yi Yun biraz bile endişeli değildi.

İşte o zaman borçlarını ödeyebilirdi! Lian Chengyu, Lian Cuihua, Zhao Tiezhu ve ona zorbalık eden herkese hak ettiklerini verecekti!

Yi Yun, Jiang Xiaorou’nun eşyalarını toplamasına yardımcı oldu. Aslında sadece bir yiyecek çantası ve inek gübresiyle kirlenmemiş iç odada bulunan bir yatak vardı. Tüm kâse ve tabaklar inek gübresiyle kirlenmişti, artık kullanılamayacak hâldeydiler.

“Oh? Birisi var.” 
Yi Yun saklandı ve ay ışığı altında avlu kapısını iten ve ardından gübre dolu avluya ilerleyen birkaç kişi gördü.

Bunlar yan komşuları, Wang Teyze, Zhou Amca ve kızları Zhou Xiaoke idi.

Wang Teyze, Yi Yun’a sık sık yemek vermişti. Yi Yun da daha önce aldığı pastırmanın büyük bölümünü Wang Teyze’ye vermişti.

Wang Teyze’nin kızı Zhou Xiaoke de Yi Yun ile hemen hemen aynı yaştaydı, onlar küçükken her şeyde Yi Yun’u takip ederdi. Kızın işgüzarlığından dolayı sık sık çamurla kaplanmış olurdu ama şimdi daha sessizdi ve genç bir hanımefendinin mizacını edinmişti.

“Küçük kız Jiang, teyzen sana yemek vermeye geldi. Tüm gün bir şey yemedin…”

Wang Teyze avlunun inek gübresiyle dolu olmasından rahatsız oldu. Yi Yun’un hangi hastalığı kaptığını bilmiyordu. Birkaç gün önce Lord Zhang tarafından seçilmiş sapasağlam bir çocuktu. Ve köylüler, nihayet iyi bir şey olduğunu ve ailesine şansın vurduğunu söylemişlerdi.

Ama birkaç gün içinde her şey bitmişti.

Cennet kör olmalı.

Evden hiç ışık gelmediğini gören Wang Teyze dehşete kapıldı.

“Xiaorou Abla ile Yi Yun Kardeş gitmiş mi?”


Dışarıdan Zhou Xiaoke’nin üzgün, titrek sesi duyuldu.

Yi Yun pencereden dikkatle baktı ve kapının önünde duran, onunla aynı yaşta genç bir kız gördü. Elma gibi yuvarlak yüzü göz yaşları içindeydi.

Yi Yun içini çekti, bu fakir ve vurdumduymaz Lian kabilesinde bile teyze ve kızı gibi onu hatırlayan insanlar vardı…

Zhang Yuxian tarafından seçildiği zaman köylüler ona yaltaklanmaya başlamıştı ama bu önemli değildi. Ama herkes onun vebadan öldüğünü düşündüğü zaman onu suçladı. Bu onların gerçek yüzleriydi.

Yi Yun, Jiang Xiaorou’ya göz kırptı.

Jiang Xiaorou anladı ve konuştu:“Wang Teyze, içeri gelme. Uyuyorum zaten. Adım atacak yer de yok ve…”

Jiang Xiaorou daha fazla konuşmadı. Wang Teyze, Jiang Xiaorou’nun ona veba bulaştırmaktan çekindiğini bildiği için iç çekti. Bir noktayı temizleyip eşyaları oraya bıraktı.
“Küçük kız Jiang, sana bir kâse erişte çorbası yaptım. Buraya koyuyorum. Kâseyi de kullanabilirsin. Öyleyse ben gideyim.”

Fakir bir köyde kötü insan olmak kolaydı ama selam verip borçlu çıkma anlayışına sahip olan iyi insanlardan olmak zordu. Yi Yun, Wang Teyze’ye pastırma vermişti, şimdi de Wang Teyze bir kâse erişte çorbası getirmişti. Bu sıralar erişte çorbası nadir bir şeydi.

Wang Teyze, Jiang Xiaorou’nun öğleden sonra bir şeyler yeme şansı olmadığını biliyordu. Evi inek gübresi bombardımanı altındayken nasıl yemek yapabilirdi?

Wang Teyze erişte çorbasını yere koydu ve konuştu:“Hadi gidelim.”

Wang Teyze Zhou Amca ile beraber, ağlayan Zhou Xiaoke’yi çekti ve bahçe kapısını kapatarak oradan ayrıldı.

Zhou Amca duygusuz bir adamdı ve tek kelime bile konuşmadı. Ailesini geçindirebilecek biraz gücü vardı.

Wang Teyze ayrıldıktan sonra Yi Yun bahçeye çıktı ve sıcak erişte çorbası kâsesini içeriye götürdü. Erişte çorbası Dünya’dakilerden farklıydı. Bu el yapımıydı. her kısa ve kalın erişte Wang Teyze’nin damgasıydı.

“Gelecekte, onlara karşılığını vermem gerek. Bana zarar verenleri unutmayacağım ama bana iyilik yapanları da.”

Yi Yun bunu tüm kalbiyle söyledi ve Jiang Xiaorou’yu uzaktaki dağların içlerine götürdü.



Gecenin geç vakitlerinde Jiang Xiaorou ve Yi Yun arka dağlara vardı. Burası, Yi Yun’un özellikle seçtiği bir yerdi. İyi gizlenmiş ve bir su kaynağına yakındı. Bir ahşap ev inşa etmek için uygun, büyük bir ağaç da vardı.

Zaten kara kıştı ve dağlarda da hava daha soğuktu. Kayaların üzerinde beyaz buz parçaları vardı ve her nefeste beyaz bir buhar üflüyorlardı.

Jiang Xiaorou’nun yüzü soğuktan kıpkırmızıydı. Vücudu büzüldü ve ellerini, tüylerinin diken diken olduğu görülen cildine sürtmeye devam etti.

On beş yaşındaki bir genç kızı geç, güçlü bir adamın bile bir kış gecesinde, dağların derinliklerinde hayatta kalabilmesi mümkün olmazdı. Uyuduktan sonraki gün üşütmeleri garantiydi.

Evlerinde bile yetersiz de olsa bir yatak takımları vardı, şimdi soğuk dağlardayken durumları daha da kötüydü.

“Yun-er çok soğuk. Birkaç günden fazla dayanamayız.”Jiang Xiaorou’nun kafası karışıktı. Bir gazla evden ayrılmışlardı. Evleri savaş alanı gibi olsa da soğuktan korunabilirlerdi. Dağlarda nasıl hayatta kalacağız?
Geleceğimiz karanlık gibi görünüyor.
Nasıl hayatta kalabiliriz?

Yi Yun güldü. “Xiaorou Abla, endişelenme.”

Yi Yun büyük bir kayanın arkasına gitti ve bir odun yığını çıkardı.

Yaşlı adam Su ayrıldığı zaman gökyüzü hâlâ aydınlıktı. Köye hemen dönemezdi, bu yüzden geçici bir sığınak için kabaca hazırlanmıştı. Yakacak odunları da o zaman hazırlamıştı.

“Yun-er, sen…” Jiang Xiaorou şaşırdı. Yi Yun odunları yerleştirerek ateşi yaktı.

Sıcak hava yükselmeye başlarken alevler de yanmaya başladı. Etraftaki kayaların buzları erimeye başladı ve Jiang Xiaorou biraz ısındığını hissetti.

Böyle umutsuz bir zamanda küçücük bir sıcaklık bile Jiang Xiaorou’ya umut verdi.
“Abla, bak burada ne var?”
Yi Yun bir kayanın arkasından büyük bir çanta çıkarıp onu açarken güldü. Jiang Xiaorou meraklı bir bakış attı ve içindekileri görünce donup kaldı.

Çantada yiyecek vardı, et vardı, sebzeler ve yabani meyveler de!

Büyük kısmı etti. Postları ayrılmış ve tümü parçalanmıştı. Hepsi de tazeydi ve bir araya getirildiğinde iki yüz pounddan daha ağır olurdu!

“Yun-er, bunları nereden buldun?”Jiang Xiaorou, Yi Yun’a inanamayarak baktı.

Et, yağ bakımından zengindi ve yüksek kaliteli bir yiyecekti. Verimsiz yerlerde, et hayat kurtarıcıydı.

“Xiaorou Abla, soru sorma. Gelecekte sana rahat bir yaşam sağlayacağıma söz veriyorum. Zor günlerimiz bitti. Bize zorbalık eden kim olursa olsun yüz katını ödeteceğim!” Yi Yun’un sesi, öldürme niyetinin izini taşıyordu. İki ay çalıştıktan sonra, tıpkı gücü gibi kararlılığı ve merhametsizliği de yavaş yavaş artmıştı.

Bu dünyada hukukun üstünlüğü yoktu, güçlü olan zayıfı avlardı. Diğerleriyle etkileşimde olmak için Dünya’nın değerlerini kullanmak ölümle dans etmek gibiydi.

Mor Kristal’in yardımı olmasaydı kabuğunu kıramazdı.


“Xiaorou Abla, iyi izle! Bugün sana en lezzetli yemekleri yedireceğim!”

Yorum Yap "Tmw 59"