Tankların Tarihi Günceli

Tmw 48

Ekim 02, 2016





True Martial World 48 - İlkeleri Olan Bir Obur Olarak, Taviz Vermemek



Şişman, yaşlı adam sülünü yukarıda tutuyordu ama ateşin de çok yakınına yerleştirmişti ve dönüş hızı çok yavaştı. Yemeği çıplak ateşte kızartmak, barbekü lokantalarındaki ızgaralardan farklıydı. Bir barbekü lokantası kolayca yanan özel ızgaralar kullanırdı. Onların ateşi standart ve en önemlisi dumansız olurdu.

Ama yakılan odun dolayısıyla ateş sabit değildi ve duman da kalındı. Bu duman, yanmamış odunlardan kül taşıyordu ve alevlerle yüksen küllerin, sülünün derisine yapışmasını sağlıyordu. Yani yaşlı adamın elindeki sülün bir süre içinde siyahlaştı. Fazla pişmesinden değil, kül ile kaplanmasından dolayı. Dokuyu etkilemezdi ama tadını acılaştırırdı.

Yaşlı adam, arada bir yağı silse de kül tabakasının kalınlaşmasını önleyemedi. Yaşlı adamın yaptığı yoldan, sülünü yakmadan önce temizlemesinin bir zaman meselesi olduğu açıktı.

Elbette odun kullanarak et kızartmak zor işti. Barbekü lokantalarının uzmanları bile bunu hakkıyla yapamayabilirdi ama yaşlı adam daha da beterdi.

Bu anlaşılabilirdi, sonuçta, yaşlı adam nasıl bir mevkiye sahipti ki? Zaman değerliydi, bu yüzden kendisi için yemek hazırlaması gerekmiyordu.

Aşçılık becerileri elbette rezildi, üstelik odunla et kızartmak de baya zordu.

“Bu, pratikte Cennet’in varlıklarına zarar verme!” Bir obur olarak...eh...hayır...nefis yiyecekleri araştırıp onlardan zevk alan bir uzman olarak Yi Yun, artık dayanamadı.

Yaşlı adam, sülün neredeyse kızarmışken çeşitli baharatlar serpiştirdi ve kararmış sülünü Lin Xintong’a sundu.

Yi Yun, birinin ondan bir ısırık alabileceği hiçbir noktanın olmadığını fark etti!

Ama Lin Xintong aldırmıyor gibi görünüyordu. “Teşekkürler usta.” deyip kızarmış sülünü kabul etti ve ondan küçük bir ısırık aldı. Dudaklarının pembe ve küçük olmasına rağmen böyle kızartılmış bir sülünü yedikten sonra dudakları siyaha boyandı. Böyle bir sahneyi izlemek, Yi Yun’un yüzündeki tüm ifadeleri sildi.

Bu, yemek kültürüne karşı işlenmiş büyük bir suç!

Yaşlı adam, öğrencisine değer veriyordu, bu yüzden kızarmış sülünü ona bırakması doğaldı. Yi Yun ise, sonuncuyu alacağı konusunda şüphe duymuyordu. Ama yine de minnettardı. Bu sülün satılsaydı, o kadar pahalı olurdu ki, Lian Chengyu gibi biri bile bunu alamayabilirdi.

Yaşlı adam, bir sülünü kızartmayı bitirdikten sonra ikinciyi kızartmaya başladı.

İlki Lin Xintong için olduğundan, yaşlı adam fazladan özen göstermişti ama ikincisi kendisi için olduğundan, daha da kötü görünüyordu.

Yaşlı adam yine de çıkardığı işten memnundu. İkinci sülünü de kızartmayı bitirdikten sonra yüzüğünden bir testi şarap çıkardı. Zevk alarak kızarmış eti yemeye ve şarabı içmeye başladı. Bitirdikten sonra bundan hoşlandığını belli ederek memnuniyetle beyaz sakalıyla oynadı.

Ondan sonra yeni aklına gelmiş gibi Yi Yun’a baktı ve tembelce söyledi: “Bu, senin için. Kendin için kızartabilirsin. Sana hizmet edecek değilim.”

Ne…

Yi Yun’un nutku tutuldu. Yaşlı adamın kendisi için sülün kızartmasını beklemiyor olmasına rağmen, yaşlı adam daha önce, “Çoğu insan benim aşçılık becerilerimi tadamaz!” demişti.

Yi Yun bu sözleri duyduğunda, yaşlı adamın, onun için bir sülün kızartacağına inanmıştı ama görünüşe göre yanlış düşünmüştü!

Yi Yun kendisi için kızartma konusunda pek emin değildi. Yemekler hakkında araştırmalar yapmış olsa da sonuçta modern bir insandı; bir barbekü çukuru ve dumansız kömürle kolayca tavuğu kızartabilir ve yine kolayca yemeği sunabilirdi.

Ama odunla bunu yapmak zordu. Odundan gelen külü engellemenin yolu yoktu ve sülün ne kadar dönerse dönsün, küller sülün etinin üzerinde  kalırdı.

“Hey, bir tavan var mı?” Yi Yun son derece kibarca sordu. İlkeleri olan bir obur olarak, ne kadar aç olursa olsun ilkelerinden ödün vermeye istekli değildi! Bu, iki aydır eti ilk kez görüşüydü, kaldı ki yüksek seviye bir et söz konusu bile değildi!

Yaşlı adam, “Var!” diyerek yüzüğünden bir kap çıkardı.

Kap, bilinmeyen bir maddeden yapılmış olsa da uygun büyüklükteydi ve Yi Yun bunun için çok memnundu.

Yi Yun, kendini meşgul etmeye başladı. Yaşlı adamın çıkarmış olduğu baharatları ayırt etmeye başladı. Baharat, yağ, tuz ve sos çeşitlerini tanımlamayı bitirince baya şaşırdı. Yeşil soğana ve maydanoza benzeyen bazı bitkisel baharatlar bile vardı.

“Bu şarabı ödünç alabilir miyim?” Yi Yun tekrar sordu.

“Ha? Şarap mı? Yaşlı benle karşılıklı içmek mi istiyorsun?” Anlık şaşkınlıktan kurtulduktan sonra şarabı Yi Yun’a verirken gülümsedi. Bu çocuk aslında şaraptan anlıyor, ha?

Yaşlı adam cimriydi ama içki içmenin ancak arkadaşlarla beraber içiliyorken anlamlı olduğunu bildiğinden şarabı vermişti.

Karşısındaki çocuğu kast etmese de yine de hiç yoktan iyiydi. Sonuçta Lin Xintong alkol kullanmıyordu, bu yüzden bütün yıl boyunca yalnız başına içmişti.

“Usta!” Lin Xintong bir parça şaşırmıştı. “Nasıl olurda çocuklara alkol verebilirsin?”

Ama hiç beklemedikleri bir şey oldu; Yi Yun sülünü kuruttu ve ardından şarap döktü, sülünün karın boşluğunu ıskalamadan eşit bir şekilde yaydı.

“Çocuk, ne yapıyorsun?” Yaşlı adam sakalı aydınlanırken gözlerini Yi Yun’a dikti. Bu, bin yıllık bir şaraptı. Bir şarap meraklısı olarak, şarabın israf olmasına tahammül edemezdi.

“Yemek yapıyorum.” Biraz şaşırmış olan Yi Yun, sakince cevapladı.

Söylemeden geçemeyeceğim, bu şarap kesinlikle çok iyi. Aroması tatlı. Ne tür bir hazineden damıtıldığını merak ediyorum. Bir yudum içmenin, gelişimimde harikalar yaratacağına inanıyorum!

“Yemek mi? Yemek pişirmek için şarap kullanılabilir mi?” Yaşlı adam kabullenemedi.

Biraz tereddütten sonra Yi Yun durumu kavradı.

Bu dünyanın aşçılık yöntemleri, Dünya’ya göre çok farklıydı.

Yemek kültürünün Çin’de zirvede olduğu zamanlarda bile pişirme teknikleri, antik zamanlarda çok basitti.

Tang ve Song hanedanları sırasında temel pişirme yöntemleri buğulamak ve kaynatmaktı. Sebze veya et fark etmez, ikisi de tuzla karıştırılır, kapağı kapatılır ve pişirilirdi.

Tavada kızartma, hızlı kızartma, tütsüleme, haşlama veya alkolle pişirme gibi yöntemlere gelince, bu pişirme yöntemleri sadece servetin artmasıyla gelişmiş olabilirdi.

Her bölgenin farklı yemek kültürü vardı. Çin mutfağının ise yaklaşık yüzde sekseni benzersizdi.

En basitinden, sebzeleri tavada kızarmak bile Çin mutfağının bir ürünüydü ve tüm dünyaya yayılmıştı. Kulağa inanılmaz gelse de durum buydu.

Tüm Dünya’daki en karışık pişirme teknikleri, rakipsiz bir şekilde Çin’e aitti.

Bu dünyada, engin yabanı dışarıda tutarsak, ağır işlerde çalışan insanlar çok zorlu bir yaşam sürüyorlardı, bu yüzden gıda deneyleri için ne tâkatleri ne de malzemeleri kalıyordu.

Zengin şehirlerin ise uzmanları zengindi. Onlar dövüş sanatlarına, gösterişe ve metruk kemik arıtma tekniklerine odaklanıyorlardı, bu yüzden pişirme araştırmalarına vakit kalmıyordu.

Sadece büyük kabilelerin hizmetkârları bu araştırmaları yapabilirdi. Bu insanlar iyi yemekler yapar ve deneyimleri sayesinde bazı aşçılık becerileri kazanırlardı. Ama böylesi küçük bir alanda, aşçılık becerilerinin bir sınırı olurdu. Amerika’da bile birçok kişi yemek pişirirken alkol kullanıldığını bilemeyebilirdi.

Yi Yun, sülünü yağ ve soya sosuna buladı. Karın boşluğuna şarap döktü ve yeşil soğan ve kişniş gibi bazı baharatlar serpti. Yi Yun baharatları tatmıştı ve onun oburluk yeteneğiyle, baharatların, yeşil soğan veya kişnişe kıyasla yetersiz olmayacağını biliyordu.

Sonraki kritik nokta ise,Yi Yun’un sülünü sarmak için temiz, kaba bir kumaş kullanmasıydı. Sonrasında kaba büyük miktarda tuz döktü ve sülünü içine gömdü. Sülünü tamamen gömdükten sonra kabı kapadı ve buğulamaya başladı.

Şişman, yaşlı adam, şüpheyle Yi Yun’a baktı. Çok fazla tuz kullanıp sülünü örtmüştü. Aşırı tuzlu olmayacak mı?

Bu kabilenin yoksul çocukları tuz yememiş miydi?

Tuzdan yoksun olsalar bile bu şekilde yiyebileceği anlamına gelmezdi. Olayların beklenmedik yönde gelişmesi sessizliğe sebep oldu. Şişman yaşlı adam, çocuğun acayipliği ile dalga geçti.

Kızarmış sülününü yemeye devam etti ama Lin Xintong yemeyi kesmişti ve merakla kabı ateşin üstüne yerleştirmiş Yi Yun’u izliyordu.

Yavaşça, kaptan güzel kokular yayılmaya başladı. Koku belirgin değildi. Bu insanlar, keskin duyuları olan dövüş sanatçıları olmasalardı bu kokunun farkına varamazlardı.

Böyle hafif kokusu olan bir şey lezzetli olabilir mi?

Şişman, yaşlı adam kızarmış sülününü yemeyi çoktan bitirmişti ve kısa, kalın parmaklarını emmeye başlamıştı. Bu sırada Yi Yun kabı açtı ve bir kepçeyle sıcak tuzu temizleyip sülünü çıkardı.

Tuzda pişmiş, lezzetli bir sülün hazırdı.

Yi Yun’un yaptığı tuz kaplamanın bozulduğu an taze, lezzetli bir koku yayıldı ve sülün yemeye hazır hâle geldi.

Yi Yun, kapasitesinin tamamıyla yemek hazırlayabilmesine şaşırdı. Tabii ki, başlıca sebep sülün etinin enerji dolu olmasıydı. Dünya’da yetiştirilen tavuklardan çok daha iyiydi.

Ve bazı hazinelerden damıtılan şarap. Sadece bazı mayalar ve birkaç yüzyıl, Tanrıların İçeceği’ni yaratmak için yeterliydi.

Yi Yun, bu ikisini birleştirerek, eşi görülmemiş bir kaliteye ulaşan tuzda pişmiş sülünü üretebilmişti.

“Ha?” Yaşlı adamın gözleri genişlerken sakalı aydınlandı.



Yorum Yap "Tmw 48"