Dünyanın Oluşumu Günceli

Tmw 43

Ekim 01, 2016





Kuralsız, Şekilsiz, Eksiksiz,  Bensiz



Su akışı yavaşça yerini fırtınalı sulardaki güçlü akıntıya bıraktı. Yi Yun şelaleye yaklaştığını anladı.



Vücudunu en uygun durumda tutarak nefes ritmini korudu.



Dünya’da, insanlar ölmeden 60 metreden dalmışlardı. Doğu Nehri şelalesine gelirsek o, 100 metre yükseklikteydi.



Yi Yun’un formu üst seviye olsa da hiç dalış dersi almamıştı. Ayrıca en iyi halinde de değildi. Haliyle  bu, büyük bir meydan okumaydı.



“Boom!”



Yi Yun, dalış havuzuna çarpan şelalenin sesini duyabiliyordu. Akıntının hızı Yi Yun’u çoktan ileriye çekmişti.



Suda savrulduktan sonra aniden ayaklarının altında bir boşluk hissetti. Ağırlıksızlığın anlık hissi Yi Yun’u kapladı. Önceden gördüğü her şey şiddetli suların beyazlığına döndü.



Bunun üzerine, şelaleden aşağı yüz metre düştü.



Görkemli uçurumlar uzaktan, itinayla ayakta duran devlere benziyorlardı. Uçurumdan dökülen şelale adeta bir devin kılıcı gibiydi. Kılıcın üzerine yaslanmış devle, bu sahne fazlasıyla nefes kesiciydi.



Yi Yun’a gelince, o sadece etkileyici bir hızla dev kılıçtan aşağı yuvarlanan küçük, siyah bir noktaydı!



“Cup!”



Büyük su sıçraması, tamamen açmış bir nilüfere benzedi.



Yi Yun’un su yüzeyine çıktıktan sonra yaşadığı su saldırısı muazzamdı. Etkili bir güç, bedenine ve organlarına saldırdı. Bedeni örs üzerinde çekiçle dövülüyormuş gibi hissettirdi.



ÇN: Su yüzeyine çıktıktan sonra, şelale bunun üzerine dökülmeye devam ediyor. Ondan bahsediyor yazar. Kafanız karışmasın.



Bu ağır darbe Yi Yun’un kaslarını gevşetti. Vücudunda baştan başa eşsiz bir acıya sebep olsa da, beraberinde inanılmaz bir rahatlama duygusu hissetti.

Yi Yun nefesini tuttu ve dümdüz aşağı daldı!



Bedeni yanıyordu. Buz gibi soğuk suda derinlere daldıkça daha rahatlamış hissetti.

Böylelikle daha önce hiç ulaşmamış olduğu derinliklere sessizce daldı.



Ta ki oraya kadar…



Dibe ulaştı!



Yi Yun, dalış havuzunun dibine ulaşmayı ilk kez başarmıştı!



Dalma havuzunun dibinde saf ve temiz kum vardı. Kum, parlak yeşim gibiydi. Yi Yun’un bedeni cenin pozisyonunda kıvrıldı ve dalma havuzunun dibinde derin bir uykuya dalmış gibi göründü.



Zaman kavramını kaybetmiş gibi görünüyordu. Bilinmeyen bir süre zarfından sonra yüreğinde bir serinlik hissetti. Nefes alması mümkün olmasa da boğulmadan durabiliyordu.



Meridyenlerindeki ısı, soğuk sudan dolayı soğumaya başladı. Su, Yi Yun’un organları üzerinde baskı uygulamaya devam etti…



Yi Yun, annesinin bedenine dönmüş gibi hissetti. Dış dünyadan kopmuş, annesinin rahminde bir bebek gibi…



Vücudunda sanki yanan bir ateş vardı. Düşündüğü tek şey, mümkün olduğunca hızlı bir şekilde bu enerjiyi sindirmekti. Aksi halde, kanalları patlayabilir ve yıkıcı bir sonuca neden olabilirdi.



Neredeyse sıfır derecelik dalma havuzunda Yi Yun’un vücut ısısı hızla düştü. Sıfır derece bir havada, birisi uyanık kaldığı sürece ölmezdi. Ama sıfır derecelik bir suyla çevriliyken, kişinin tamamen donması için suda on dakika kalması yeterdi.



Düşük sıcaklık, ağır basınç ve oksijen eksikliği haşin bir ortamdı. Bu durum, Yi Yun’un bedenindeki metruk kemik enerjisini hızla tüketmesini sağladı. Bedeni enerjiyi tüketirken vücut yapısı iyileşti ve İlik Temizliği yaşadı.



Zaman akıp geçerken su altı iyice sessizleşti. Dalış havuzunda küçük bir hareket bile yoktu. Yi Yun sanki tamamen bağımsız bir uzay-zaman boyutuna girmiş gibiydi. Bu boyutta, kendisinin yavaş ama daimi kalp atışlarını duyabiliyordu.



“Dum! Dum! Dum!”



Tekrar tekrar, ritmi bir sarkaç gibi aralıklı.

ÇN: Saat sarkacı kastedilmiş.



Yi Yun’un ruhu yavaşça bedenini terk ediyormuş gibi görünüyordu. Aklındaki son düşünce de yok olmuştu. Yi Yun, donmuş gibi görünüyordu.



Derin dalış sırasında bilincini kaybeden kişi ölüme mahkum olurdu.



Yi Yun bilincini kaybetmiş olsa da göğsündeki mor kristal yavaşça titreşiyor, Yi Yun’un bedeninin tüm parçalarına enerji gönderiyordu.



Yi Yun ruhani bir duruma girmişti. Vücudunun her hücresi soğukla ve korkutucu basınçla mücadele etmek için metruk kemik enerjisini özümsüyordu!



Doğrusu, Ejderha Kaburgası Kaplan Kemik Yumruğu gibi üst seviye bir beceri bile kanının ve etinin her bir santimini geliştirmekten acizdi. Vahşi Kaplanın Dağa İnişi olsa da, Dokuz Göğe Yükselen Ejderha olsa da önemi yoktu, vücudu için faydasız olacaktı.



Bu eksiklik, nerede olursa olsun savaşçının zayıflığı haline gelirdi.



Teoride, sadece ‘Engin Suda Ejderha Dansı’ duruşu, savaşçının bedeninin her bir santimini düzgün olarak eğitmek için muazzam su basıncını kullanabilirdi.



Yine de fiziksel bir sınırı vardı. Engin Suda Ejderha Dansı çok fazla çalışılamazdı.

Etin ve kanın her bir santimini sertleştirebilmek için kişinin zihni ruhani duruma girmek zorundaydı yoksa kişinin bedeni, aklın kurallarına tabi tutulacaktı. En sık kullanılan güçlü organlar kasten kullanılacaktı. Mesela, biri kaya parçasını ittiğinde fark etmeden alıştığı elini kullanır ve onunla baskı uygulardı.



Sadece kişinin bilincini boşaltması yoluyla, her bir hücre soğuğa ve basınca doğal direnç uygulayabilirdi. Sadece o zaman beden tamamen sertleşebilirdi. Böyle bir durumda kişinin bedeni, içgüdülerini izlerdi. Bu da “Kuralsız, şekilsiz, eksiksiz, bensiz.” kavramıydı!



Bu duruma girebilmek son derece zordu. Derin sularda bilincini kaybetmek intihara eşdeğer olduğundan, bunu başarmak daha da zordu!



Yi Yun bilincini kaybetse de mor kristal, Yi Yun’un kanı sayesinde enerji dağıtıyordu. Yi Yun’un beyni, meridyenleri, organları bu enerji tarafından beslendi. İnsan bedeninin nefes alması gerekirdi çünkü bedenin solunumla enerji açığa çıkarması lazımdı. Ama mor kristalin sağladığı enerjiyle, oksijen artık gereksizdi.



Yi Yun, bu durumdayken farkında olmaksızın tüm bir gündüzü ve geceyi su altında geçirdi!



Tüm kemikleri, organları ve hücreleri canlandı. Bağımsız bir bilinç geliştirmiş gibi görünüyordu.



Yi Yun, ikinci günün sabahının geç saatlerine kadar yavaşça süzüldü. Boğulmuş bir bedenin yüzmesi gibiydi…






Bulut Çölü, Tai Ah Kutsal Krallığı’nın 24 yabani toprağından biriydi. Büyük kabileler tarafından muhafaza edilen verimli topraklar dışında, birkaç kişi çölden geçerdi.

Bulut Çölü’nde, insanlar, verimli toprakların etrafına toplansa da, ‘Metruk Topraklar’ olarak bilinen başka bir yer de vardı.



Metruk Topraklar, metruk gücü bakımından zengindi. Ve gerçekten güçlü metruk hayvanların hepsi Metruk Topraklar’ın ortasında bulunuyordu!



Yetersiz bir savaşçı, Metruk Topraklar’a girerse kesinlikle ölürdü!



Ama...şu anda, Bulut Çölü’nde Metruk Toprakları’nın hududunun yanı sıra bir genç kız ve bir yaşlı belirdi.



Yaşlı, sarı elbise giyiyordu. Şişmandı ve kırmızı bir ten rengi vardı. Ama gözleri küçüktü ve bu da, bakışlarını iğrençleştiriyordu.



Yanındaki genç kıza gelince, onun narin bir görünüşü vardı. 17 yaşındaymış gibi görünüyordu. Kaşları, zarif bir çift gözün üstünde kavisliydi. Kaynak suyu kadar berrak bir çift göz bebeği bu gözlerin içindeydi ve bunlar fazlasıyla netti.



Genç bayan, keten giysi seti giyiyordu. Kaba giysinin altında nilüfer gibi beyaz kolu görülebilirdi.



Bu kızın, ince kan damarları bulunan hassas beyaz bir teni vardı.



Genel olarak konuşursak, böyle beyaz bir tene kırmızılık çok yakışırdı. Bu, aynı zamanda sağlığın da işaretiydi. Ama bu kızın cildi beyaz olsa da bir zayıflık hissi veriyordu.



Ama sadece duruma bakarak böyle düşünülemezdi.



Genç kızın yeşim gibi elleri, kandan dolayı kırmızıya boyalıydı. Ve genç kızın önünde, inek boyutlarında bir azgın hayvan ölüsü yatıyordu. Bu kız, tek başına onu öldürmüştü!



ÇN: İki yeni karakterimiz geldi :) Yi Yun öldü mü, yoksa power up mı alacak? Havuzdan nasıl kurtulacak? İki yeni karakterimizle karşılaşacak mı? Karşılacaksa ne olacak? Köye ne zaman dönecek? Köydekiler ne yapıyor? Zhao Tiezhu’nun götünün ağrısı geçti mi? Merak ediyorsanız okumaya devam edin.


Yorum Yap "Tmw 43"