Dünyanın Oluşumu Günceli

Tmw 23

Ekim 01, 2016







Yi Yun’un Öz Arıtması



“Yani metruk kemik arıtabilir miyim?” Yi Yun sordu.

Lian Chengyu sessizce onayladı. Ölüme gönderildiği için bu kadar mutlu olan bir insan görmek çok acıklıydı.

“Teşekkürler, genç efendi.” Yi Yun çok mutluydu. Aslında Lian Chengyu’nun, yaşadığını gördükten sonra onu öldürmek için delireceğini ve birkaç kez daha dokunmaya çalışacağını düşünmüştü.

Lian Chengyu’nun metotları, Yi Yun’a zarar veremese de birçok etkiye neden olabilir.

Lian Chengyu, Yi Yun’u ilk kez öldürmekte başarısız olduğunda bir hata yapmış olabilir ama ikinci sefer olursa o, Yi Yun’ un durumunu fark edebilirdi. Yi Yun için bu kötü haber demekti.

Yi Yun’un hedefi, metruk kemik arıtımını tamamlamaktı.

Metruk kemik arıtımı, Yi Yun’a nefes alacak zaman verecekti. Yi Yun’un gücü iki ay içinde katlanarak artacak ve artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı.

“Yun’er, neden yemek için eve gelmiyorsun?” Jiang Xiaorou yemek hazırlığını tamamlamıştı ve Yi Yun’a bakmak için dışarı çıkmıştı. Ama kapıdan çıktığı an Lian Chengyu ile Yi Yun’un konuştuğunu gördü.

Jiang Xiaorou hemen endişelendi. Lian Chengyu daha önce Yi Yun’a ağır bir şekilde zarar vermiş ve neredeyse hayatını almıştı.

Lian Chengyu’nun Yi Yun’a yine zarar vereceğinden korktuğu için hızlıca yürüdü.

Jiang Xiaorou, Lian Chengyu’dan iliklerine kadar nefret etmesine rağmen, ona karşı nezaketsiz olamayacağını biliyordu.

“Anlıyorum, bu genç efendi Lian.” Yi Yun’u arkasından çekerken, Lian Chengyu’yu gördükten sonra alaycı bir şekilde gülümsedi.

“Oh? Jiang Xiaorou, seni hatırlıyorum.” Jiang Xiaorou’nun hareketini farkeden Lian Chengyu kaşlarını çattı. Bu kız, kendisine karşı hala düşmanca davranıyordu.

Lian Chengyu, yoksul köylülerin ona karşı herhangi bir saygısızlıkta bulunmalarını sevmezdi. Bu, tüm o büyük gücünün altındaki aşağılık kompleksinin sonucuydu. Bu sebeple kendinden fakir olanlar arasında otorite kurmaya çalışıyordu.

Ama Jiang Xiaorou, beğendiği saygıdeğer bir kadın olduğundan ona karşı daha anlayışlı oldu. Yavaş yavaş onu evcilleştirecekti.

Lian Chengyu ayrıldı. Jiang Xiaorou’yu beğenmesine rağmen, ne ona karşı herhangi bir girişimde bulundu ne de bir kelime daha söyledi. O bir seçkindi. Ziyaret edilen ama asla kimseyi takip etmeyen bir imparator gibiydi.Jiang Xiaorou’ yu elde edebilmek için sadece onun umutsuz bir duruma düşmesini bekleyip sonra onunla başa çıkmak için Zhao Tiezhu’ yu göndermesi gerekliydi.

Jiang Xiaorou, Yi Yun’un küçük ellerini tuttu ve arkasından Lian Chengyu’ya baktı: “Yun’er, neler oluyor?”

“Hiçbir şey, Xiaorou abla. Endişelenmene gerek yok.” Yi Yun cevapladı.

Yi Yun, Lian Chengyu’nun ona zarar verdiğini Jiang Xiaorou’ya söylemişti. Yi Yun ona güvence verdiğinden dolayı biraz rahatladı. Birkaç gündür, kardeşinin artık sadece bir çocuk olmadığını belli belirsiz hissetmeye başlamıştı. Onun kendi fikirleri vardı.

Ama Jiang Xiaorou düşünmeye başladıktan sonra yanlış bir şey olduğunu hissetti: “Yun’er, metruk kemikleri arıtmayı düşünmüyorsun, değil mi? Oraya gidemezsin!”

Yi Yun şaşırarak Jiang Xiaorou’ya baktı. Keskin önsezileri şaşırtıcıydı. Arıtma sürecinin sırlarını bilmese de, tehlikeli bir iş olduğunu düşünmüştü.

Yi Yun düşündükten sonra yumuşak bir sesle söyledi: “Xiaorou abla, ben düşündüğün kadar zayıf değilim. Ölümden geri döndüm, geçmiştekinden farklı olduğumu düşünüyorum…Birkaç gün önce 20 metre yukarıdaki uçuruma nasıl tırmandığımı hatırlamıyorsun sanırım.”

Bunu söyleyerek, Jiang Xiaorou’ya yeniden hatırlattı. Yi Yun’un uçuruma tırmanma hızı onu afallatmıştı ama bu kabul edilebilirdi. Çünkü Yi Yun gençliğinden beri tırmanmayı ve bitki toplamayı severdi.

Enine boyuna düşününce, Yi Yun gerçekten eskisine göre daha güçlüydü. Savaşçı hazırlık kampının çoğu üyesine göre uçuruma tırmanma konusunda daha iyiydi.

Bunu göz önüne aldığında, Jiang Xiaorou Yi Yun’ un güvende olduğunu hissetti. Kardeşi gerçekten farklıydı.

Bazen ölümcül durumlardan kurtulduktan sonra büyük bir şans kapıyı çalardı. Jiang Xiaorou, bazı insanlara yıldırım çarptıktan sonra, sadece ölmemekle kalmayıp özel yetenekler de kazandıklarını duymuştu. (ÇN: Flash gibi dandik bir hero her yerde biliniyo:))

Yun’er de benzer bir durumda olabilir mi?

O gece, Yi Yun yeni işçi olarak tahıl kurutma alanına getirildi.

Tahıl kurutma alanı ahşap çitle çevriliydi. Anca tifo olayından sonra, dışarıdan kimsenin görmemesi için ahşap çit yükseltildi.

Metruk kemiklerin arıtılmasında çalışan yaklaşık 30 kişi vardı ve iki vardiyaya bölünmüşlerdi.

Yi Yun gece vardiyasına atandı. Gece vardiyasında yaklaşık bir düzine insan vardı. Bu insanlar savaşçı hazırlık kampındakiler kadar zinde olmasa da hepsi kayda değerdi. Onların arasında Yi Yun, kuğular arasındaki küçük tavuk gibiydi. Boyu, diğerlerinin sadece göğsüne ulaşıyordu. (ÇN: Yazarın benzetmeleri gayet güzel.:))

Bir düzine adam, Yi Yun’u görünce şaşırdı. Bunun nedeni bakışlarından belli oluyordu. Metruk kemik arıtmak için nasıl böyle ince bir çocuk seçilmiş?

Gücünün yanında boyu da çok kısaydı, taburenin üzerinde dururken bile kazanın ağzına ulaşamazdı. Nasıl kazanın içine Li ateş suyu ekleyebilir ki?

“Delikanlı, benimle dalga mı geçiyorsun? Senin gibi biri kemikleri arıtabilir mi?”

“Küçük bedeninle ne yapabilirsin? Bacakların odundan bile daha ince?”

Tüm adamların, Yi Yun’u aşağı gören, güçlü görünümleri vardı. Yi Yun’a hiçbir iş yapmadığı halde pastırma parçası verilecekti. Bununla mutlu olmadılar.

Yi Yun konuşarak canını sıkmadı ve onların istediklerini söylemelerine izin vererek odun yığınına oturdu.

“Lapa zamanı!” Savaşçı hazırlama kampından bir adam bir kova lapa ortaya çıkardı. Metruk kemikleri arıtan kişiler için sağlanan besin buydu. Bu, üst kademedekilerin, metruk kemiklerin arıtım işleminin düzgünce sürmesini garanti altına almak için sundukları refahtı. Yedikten sonra çalışacak güçleri olacaktı.

Lapanın geldiğini işitmeleri üzerine, adamların gözleri alevlendi ve oraya doğru koştular.

“Lan!” Lapa kovası kapılıp boşaltıldı. Arkadaki Yi Yun bu insanlar ile nasıl boğuşup yemek için mücadele edebilirdi ki? Zaten Yi Yun için bir şey kalmamıştı.

Yi Yun çaresiz hissetti. Kötü çevre, insanları da kötü yapar. Bu ifade gayet mantıklıydı. Çünkü kötü çevredeki insanlar ahlaksız olurdu ama ahlaklı olmak da hayatta kalmalarını sağlamıyordu.

Çalışma zamanı! Çalışma zamanı!” Savaşçı hazırlık kampından insanlar bağırdı.

Birkaç adam büyük kazana doğru yürüdü. Günlük vardiya değiştirme zamanı gelmişti.

Yi Yun arkada olanlardan ayrıldı. Kazana bakarken yavaşça yürüdü.

Başkalarının gözünde, Yi Yun, mor odunlar tarafından kavrulmuş devasa bronz kazana bakarken adeta aptala dönmüştü. Kazan cidden devasaydı. Yi Yun’un boyu kazanın ikinci kulpuna bile ulaşamıyordu.

Aslında Yi Yun’un görüşü, soluk ışık noktaları ile doluydu. Geceleri uçarak dans eden ateş böcekleri gibi görünüyordu.

Böylesine mistik bir güç! Bu metruk kemiklerin enerjisi ve efsanevi gücüydü.

Sonsuz ışık noktaları nehrinde, Yi Yun heyecanlandı. Daha önce, mor kristal, metruk kemiklerdeki enerjinin bir kısmını özümsemişti ama o zaman metruk kemiklerinin uzağındaydı ve çok özümseyememişti. Metruk kemiklerle yakın temas içinde olduğu bugünden farklıydı.

Siyah mantar ve mor yeşim ginseng bununla kıyaslanamazdı. Sade yemekler yemeye alışmış bir insanın ziyafet görmesi gibi, Yi Yun da aşırı heyecanlıydı.

Bu, hırsızın imparatorun mezarına girmesi, gelinciğin tavuk kümesine sızması gibiydi.

Metruk kemiklerin tüm enerjisi ona aitti.

“Velet, ne aylaklık ediyorsun? Odun kes!” Yi Yun’un önüne bir balta inmeden önce bir adam bağırdı.

Yi Yun tembel durumundan uyandı ve mutlulukla odun kesmek için öne çıktı.

“Bu delikanlının kafası kırık!” Adam yemin etti. O da işine koyuldu. Yi Yun ve diğerleri odun kesmekten sorumluydu.

Ateş kaynağının anahtarı odunlardı. Son derece güçlü ve ağırlardı. Birkaç güçlü erkek mor odunları kesmeden önce çok çalıştı.

Bu adamlar sıkı çalıştılar. Çünkü iyi çalışırlarsa ustabaşılığına terfi edebilir ve daha çok gıda ile pastırma alabilirlerdi.

Yi Yun mutlu olsa da kontrolünü kaybetmedi. Metruk kemik arıtmanın tifonun yayılması ile bir ilgisi olduğunu biliyordu.

Tifonun yayılmasının nedenini iyice araştırmak istedi. Mor kristal çözemezse, sonrasında büyük ödül nasıl olursa olsun, Yi Yun sadece çalışacaktı.

Yi Yun fazla amacı olmadan odunları kesse dahi kızgın bronz kazanı dikkatlice gözetledi.

Yi Yun yavaş yavaş sorunu fark etmeye başladı.

Büyük kazandan iki farklı renk ışık noktaları uçtu.

Birincisi mor renkteydi. Yaygın olan parçaydı. Amaçsızca etrafta uçuyordu ve odaklandığında bu ışık noktalarının kendisine doğru uçtuğunu fark etti.

Mor kristal, Yi Yun’un kalbiyle birleşmişti, mor kristalin özümsediği miktarı kontrol ettiğinde, ölümlü kanın ikinci alemini kırdığını hissetti.

Özümsemeyi isterse seçer, isterse seçmezdi. Bu onun kontrolündeydi.

Diğer ışık noktasının rengi, buz mavisiydi…


Yorum Yap "Tmw 23"