Dünyanın Oluşumu Günceli

ST 1.19

Ekim 02, 2016

ÇevirenSteelAlpha – Düzenleyen: Fullbringer – Yayıncı: F5 Tarikatı Lideri Useless…




19.Bölüm İlk Kez Öfkeyle Öldürmek 2

Bir süre araştırdıktan sonra , Qin Yu'nun morali bozuldu. Silah deposunda bir eldiven vardı ama o da tüm parmakları korumuyordu. Qin Yu kesinlikle böyle bir şey istemiyordu çünkü böyle bir eldiveni giyerse, bazı saldırı tekniklerini kullanamazdı.
"Pekala, iyi mineral ve materyalleri bulduğum zaman kendim bir tane yaparım." Qin Yu'nun başka bir seçeneği yoktu bu yüzden kendini avundurdu. Sonrasında Silah Deposundan ayrıldı.
-----
At toynakları uçar gibi çok hızlı koşuyordu. 100 den fazla atlı, ana yolda atlarını dörtnala tüm hızıyla koşturuyorlardı. Liderleri, barbar tipli, 2 m boyunda, son derece kaslı bir adamdı. Bu adam siyah bir elbise giyiyordu. Tüm bedeni bu elbise tarafından sarılmıştı. Gözleri soğuk ışıklar saçıyordu ve çok ürkütücü görünüyordu.
"Durun !"
Barbar tipli adam aniden elini havaya kaldırdı ve soğukça bağırdı. Arkasındaki 100 atlı hemen durdu.
"3. Kardeş, bir grup atlıya liderlik ederek köye git ve tüm para ve kadınları topla. Sana 5 dakika veriyorum. 2. Kardeş ve ben yolumuza devam edeceğiz. Seni Zorba Dağında bekliyor olacağız." diyerek emrini verdi adam. - (ÇN: “Mount louting”’di ingilizcesi ben zorba dağı diye çevirdim özünde kaba adam gibi bir şey.)
"Burası sadece küçük bir köy. 5 dakika mı ? Bu çok fazla. Büyük kardeş, endişelenme ! Kardeşlerim, gidelim !" Arkasında uzun dar pala asılı , çok zayıf tek gözlü adam, gürültülü bir şekilde bağırdı ve 50 kişiye liderlik ederek oradan çok uzakta olmayan köye doğru yola çıktı.
Sonrasında,  barbar tipli kaslı adam , geriye kalan 2 atlı grubuna liderlik ederek Zorba Dağına doğru yola çıktı.
-----
Tie Shan, üstü çıplak bir şekilde köyün önünde bir yeri kazıyordu. Güçlü sırtından ter damlaları boncuk boncuk yere düşüyordu. Hemen arkasındaysa, Xiao Lu, yol kenarındaki çiçekleri izliyordu. Gözlerini çevrede dolaştırıp bir sürü hayal kuruyordu.
"Büyük kardeş, kardeş Yu ne zaman döner ?" Xiao Lu gökyüzüne bakıyordu. Kara bulutlar toplanmaya başlamıştı. Hava kesinlikle çok iyi değildi.
Tie Shan gülümseyerek: "Xiao Lu endişelenme. Xiao Yu unutmayacaktır." O an, Tie Shan, Qin Yu dan iyi bir savaş bıçağı istediği anı hatırladı. Tie Shan boş zamanlarında genellikle savaş sanatlarına çalışıyordu. En büyük dileği, çok keskin sağlam bir savaş bıçağına sahip olmaktı.
"Aa, atlı, kardeş Yu geliyordur." Xiao Lu heyecanla uzaklara baktı.
Tie Shan topraktan gelen titreşimleri hissetmeye başladı: "Yanlış, orada sadece tek bir kişi yok." Gözlerini kısıp daha dikkatli bakınca 10 tane atlının dörtnala geldiğini gördü. Bir fikir aklında canlandı. Korkmadan edemedi.
"Hızla kaç, Xiao Lu!" Tie Shan, Xiao Lu’yu kucaklayıp köye doğru itti ve kafasını tekrar gelenlere doğru çevirdi. O an, onlarca atlı haydut köye yaklaşıyordu. Hepsi ellerinde savaş bıçağı tutuyordu. Tie Shan köye doğru bağırdı: "Atlı haydutlar burada ! Atlı haydutlar burada !"
Atlı haydutlar, normal haydutlardan çok daha fazla korkutucuydu. Çünkü hiçbir tehlike içine girmeden ve hiç iz bırakmadan atlarını sürüyorlardı. Ek olarak hepsi de kana susamışlardı. Sıradan haydutlar biraz para çalıp kaçardı, bundan dolayı köylüler sadece soyulurdu. Ama atlı haydutlar tüm köyü katlederdi.
Atlı haydutlar burada !
Tüm köy halkı panikledi. Tüm güçlü yetişkenler odalarına kapandı ve ellerine silah olarak ilk geçen şeyi aldılar. Kimsinin elinde kürek kimisinin elinde ağaç baltası kimisinin elinde de kasap bıçağı vardı ve arkalarında çocuklar, yaşlılar ve kadınlar saklanıyordu.
"Hah!" Tek gözlü adam aniden atını hızlandırdı. Gözleri soğuk ışıklar saçıyordu. At çok hızlı koşuyordu ve biraz sonra Tie Shan'ı yakalayacaktı. Köydeki herkes Tie Shan ve küçük kız kardeşi için korktu. Ama hiçbiri onları kurtarmak için ileri atılmadı.
Tie Shan ve köylüler arasında yaklaşık 500 metre vardı ama arkasındaki tek gözlü adamla aralarında sadece 10 metre vardı. Bir ışık parlamasıyla, uzun dar pala tek gözlü adamın elinde belirdi. Gözleri kana susamışlıkla parlıyordu.
"Dur !" Aniden , güçlü bir adam ileri atıldı. Bu Tie Shan'ın babasıydı.
Soğukça bir gülümseme, tek gözlü adamın yüzünde peydah oldu. Bileği aniden hareketti. Uzun dar pala hemen döndü ve Tie Shan'a yıldırım topu gibi savruldu. Tie Shan darbeyi sırtına alacaktı. Ne olacağını görünce hemen kendini yere atıp yuvarlandı. Şanslıydı ki savaş sanatlarını çalıştığı için darbeyi mükemmel bir şekilde savuşturmuştu.
Tek gözlü adamın yüzünün rengi değişti. "Dur !" Bunu takiben ayaklarını çekti ve atın sırtından havaya zıpladı. Dönen pala inanılmaz bir şekilde geri büküldü ve adam kolayca tutmayı başardı.
Whizz !
Bir ışık parladı. Tie Shan aceleyle yuvarlanmaya devam etti ve palanın menzilinden kaçtı. Ama...
"Ah !!" Xiao Lu berbat bir çığlık attı. Tie Shan kafasını kaldırıp baktı ve Xiao Lu'nun sağ kolunun kesildiğini gördü. Kesilmiş kolu yerde boylu boyunca duruyordu. Xiao Lu'nun yüzündeki tüm kan çekildi ve acıdan yüzü bembeyaz oldu. Az önce, Tie Shan paladan sıyrıldığında, Xiao Lu'nun kolu açıkta kaldı ve bir anda kesildi. O an Tie Shan'ın babası onlara yetişmişti. Ne olduğunu görünce , gözleri sonuna kadar açıldı.
Pu!
Pala hareket etti ve bir anda Tie Shan'ın babasının kafası havaya uçtu. Bir anda öldürülmüştü. Bir köylü nasıl atlı haydut birliğindeki üçüncü kişiye karşı koyabilirdi ki..
"Hepiniz beni dinleyin ! Tüm para ve genç kadınlarınızı getirin bende küçük hayatlarınızı bağışlayayım. Diğer şekilde.... Hepiniz ölürsünüz !" dedi tek gözlü adam soğuk bir kahkaha eşliğinde. Elindeki pala yere kan damlatıyordu.
Diğer atlı haydutlarda ilerlemiş ve köylülere yukardan bakıyorlardı.
Aniden bir rüzgar çarptı. Bir kürek, inanılmaz bir kuvvet ve berbat bir gürültüyle bir atlı haydudun kafasına iniyordu. "Bang!" Atlı haydudun kafasına çarptı. Kanı büyük bir alana sıçradı. Vahşi ve sapıtmış bir yüz ifadesiyle, Tie Shan elinde tuttuğu küreği kendisine doğru çekti. Tüm kiniyle atlı haydutlara baktı.
"Vaay, sen gerçekten bir kardeşimizi öldürdün. Kardeşlerim, hadi tüm köyü katledelim. Sadece kadınları canlı bırakın." dedi tek gözlü adam donuk bir şekilde. Şu an gerçekten çok kızmıştı.
Diğer atlı haydutlarda kızmıştı. Gözlerinde normal köylüler birer parça etten ibaretlerdi.  Kimse bir kardeşlerini burada kaybedeceklerini düşünmemişti.
"Baba... Xiao Lu.." babası öldürülmüş ve kardeşinin kolu kesilmişti, Tie Shan artık doğru düzgün düşünemiyordu. Kafasında sadece tek bir şey vardı. O da kardeşi ve babasının intikamı.. Gözleri sonuna kadar açılmış, tek gözlü adama bakıyordu.
Kesilmiş kollar uçuyordu. Kanlar etrafa saçılıyordu.
Tek gözlü adam bir köylüyü öldürüp diğerine geçiyordu. Masum köylüler bir bir darbelerinin altında ölüyordu. Sıradan insanlar nasıl bir içsel uzmana karşı koyabilirdi ki ?
Birinin ardından biri, Tie Shan'ın geçmişte tanıdığı tüm insanları katlediyordu, büyük amcası ve onun karısı gibi.. Tie Shan'ın gözleri kırmızıya döndü. Gözlerini o kadar zorluyordu ki göz kenarları parçalanacaktı.
"Gel, gel ve öldür beni." Tie Shan, ölü bir haydudun savaş bıçağını almış, tek gözlü adamı öldürmek için savuruyordu. Ama tek gözlü adam Tie Shan ile oynuyor gibi gözüküyordu. Onu kolayca öldürmek için, akıllı hafiflik sanatını kullanacağına, o Tie Shan'ın onu kovalamasına izin veriyordu.
Diğer insanların kolayca katledildiğini gören Tie Shan acıdan çıldırmak üzereydi
"Durun !"
Aniden gök gürültüsü gibi bir bağırış köyün girişinden yankılandı. Herkes irkildi ve hareket etmeyi kesti.
Bir elinde siyah demir savaş bıçağı bir diğer elinde bir bez bebek tutan Qin Yu, köyün girişinde belirdi.
Tek gözlü adam, Qin Yu'ya bir bakış attı. Gözlerini hafifçe kıstı ve gülümseyerek : "Selam sana dostum. Benim adım Bai San, Siyah Rüzgar atlı haydut birliğinin üç numaralı adamıyım. İnsanlar beni Pala San diye çağırır. Senin kim olduğunu sorabilir miyim ?" bu Bai San aslında bir içsel uzmandı. Tek bakışta anlamıştı ki Qin Yu, sıradan biri değildi.
"Xiao Lu..." Qin Yu, Xiao Lu ya ve kesilmiş koluna baktı. Kalbi acıyla yandı. Tabi ki, Qin Yu tıp sanatına çalışmıştı. Hemen biraz ağrı kesici ve kanamasını durduracak şeyleri çantasından çıkarıp sürdü.
Xiao Lu yavaşça gözlerini açtı. Qin Yu'yu görünce yüzünde acılı bir gülümseme oluştu ve bembeyaz yüzüyle: "Kardeş Yu." dedi. Xiao Lu, babası ve diğer köylülerin ölmüş cesetlerini görünce göz yaşlarını tutamadı.
"Baba, büyük amca, amca !"
Xiao Lu'nun göz yaşları bir bir yere düştü. Aynı zamanda kız kasılıyordu. Bir kolunun kesilmesi küçük bir kız için gerçekten çok korkutucuydu.
Daha bir gün önce karşılaştığı köylülerin cesetlerini görünce , Qin Yu'nun damarlarındaki , Qin Klanı'nın kanı kaynamaya başladı. Gözleri öfkeyle parlıyordu.
Qin Yu bez bebeği dikkatlice Xiao Lu'nun yanına bıraktı ve aniden ayağa kalktı ve siyah demir savaş bıçağını Tie Shan'ın eline atarak : "Da Shan, bıçağı yakala." dedi. Tie Shan hemen bıçağı yakaladı. Savaşırken tabii ki siyah demir savaş bıçağı çok daha kullanışlıydı.
Qin Yu yerde küçük kesilmiş bir kol gördü. Bunun Xiao Lu'nun kesilmiş kolu olduğunu anladı. Şuandan itibaren Xiao Lu, sonsuza kadar sakat bir insan olacaktı.
Tek gözlü adam Bai San aceleyle gülerek: "Dostum, sen her halükarda bir uzmansın. Bu sıradan insanlar için neden Siyah Rüzgarla savaşasın ki ? Hem istersen buradaki kadınlardan birini alabilirsin. Ne düşünüyorsun ?"
Bai San, Qin Yu'nun bir uzman olduğunu görebiliyordu. Uzmanların arkasında genellikle ustaları ve okulları olurdu bu yüzden Bai San bunları karşısına almak istemiyordu. Ayrıca gözlerinde bu çocuğun gücünü tahmin edemiyordu. Bu çocuğu öldürürken de kaç atlı haydudun öleceğini düşünemiyordu.
"Hepiniz...." Qin Yu önündeki onlarca atlı hayduda soğukça baktı ve sonrasında "...Öleceksiniz !" dedi dişlerini tüm gücüyle sıkarak.
Aniden -
Qin Yu bir atlı haydudun arkasında belirdi. Elleri kartal pençesine dönüştü ve tek harekette haydudun boğazını kavradı. Qin Yu soğukça atlı hayduda baktı, gözleri terör ve şaşkınlıkla doluydu. Hemen elinin gücünü kullanarak haydudu bir clack sesiyle öldürdü.
Aynı zamanda, şimşek gibi bir diğer atlı hayduda atıldı. Bacakları bir gök gürültüsü gibi hareket ediyordu. Gökyüzüne sert bir tekme attı. Bacağı yeri ve göğü yararak haydudun kafasına doğru geliyordu. Bang ! sesiyle haydudun kafasına çarptı. Bir atlı haydut daha ölmüştü.
"Kardeşlerim, geri durmayın, öldürün!" Bai San öfkelenmişti. Tüm atlı haydutlar Qin Yu'yu öldürebilmek için ileri atıldı.
Qin Yu çok hızlıydı. Vücudunun basit bir hareketiyle çok uzağa gidebiliyordu.
"Bang!" Qin Yu bir adamı ağır tekmesiyle uçurdu. Sonra ayağını bir balta gibi karşısındakinin kafasına savurdu.
"Clack!" Qin Yu ayaklarının ucuyla yükseldi ve bir başka haydudun direk boynuna bir tekme attı. Haydut tek tekmede ölmüştü.
"Hah!" Qin Yu gürültülü bir şekilde bağırdı. En güçlü çarpışma saldırısı olan “Mızrak El” saldırısı, karşısındakinin midesine vurdu. Adamın iç organları anında parçalandı. Atlı haydudun gözleri yuvarlak olana kadar acıyla baktı. Adam çoktan ölmüştü.
(ÇN : Bu adamlar çekik gözlü ya o şekil düşünün :0 )
"Bang!" Qin Yu etrafında döndü ve büyük bir hızla bir tekme daha attı. Ayak uçları atlı haydudun omurgasındaki yaşamsal noktalardan birine vurmuştu. Haydut aniden kitlenerek yere düştü.
-----
Oluşturduğu manevra kabiliyeti ile, Qin Yu rüzgar gibi hareket ediyordu, yumruklarını ve bacaklarını kullandığı saldırıları inanılmaz derecede hızlıydı. En basit saldırılarını bile hiçbir atlı haydut karşılayamadı ve genelde karşısındakini sadece tek hamlede öldürdü. Birine karşı harcadığı en fazla hareket 2 taneydi.
Darbeleri yaşamsal noktalara geldiği için hepsi son derece yıkıcıydı.
Qin Yu antrenmana başladığından beri her şeyi mükemmel bir şekilde planlamıştı. Şuan tek koluyla 100 jinlik ağırlığı rahatlıkla havada taşıyabiliyordu. Normaldeyse vücudunda 200 jinlik ağırlığı giyip rahatlıkla hareket edebiliyordu. Yumruk ve bacaklarının saldırı gücü son derece müthişti. Kesinlikle birini tek vuruşta öldürmesi kolaydı.
Ek olarak, Qin Yu’nun manevra kabiliyeti için şükretmesi gerekiyordu, rüzgar bile ona engel oluşturamıyordu. Çünkü o, Qi Men Dun Jia sanatıyla vücudunun inanılmaz çevikliği ve patlayıcı gücünü kullanarak oluşturduğu manevra kabiliyetini birleştirmiş ve ortaya hiç kimsenin hayal edemeyeceği bir teknik çıkarmıştı.
"Bu nasıl olabilir ? Bu nasıl olabilir ?"
Elindeki palasını tutan, tek gözlü adam önündeki sahneyi mal gibi izliyordu.
Bir silüet korkunç bir hızda hareket ediyordu -
Yumrukları yıldırım kadar hızlıydı. Bacaklarıysa dağ kadar sarsılmaz !
Ne zaman yumruğunu savursa birisi yere düşüyor. Ne zaman tekme atsa birisi uçuyordu.
Bir anda tüm atlı haydutlar öldürülmüştü. Yarım dakikadan kısa bir zamandan sonra 50 ye yakın atlı haydut öldürülmüştü...
"Dur. Benimle dövüş !" Tek gözlü adam çok hızlı bir şekilde hafiflik sanatını kullanarak Qin Yu'ya saldırdı.
Fakat Qin Yu'nun manevra kabiliyeti her türlü onun sahip olduğundan daha derindi. Bir anda, aynı zamanda hem çok yabancı hemde çok sıradan gözüken bir hareketle, bir kaç metre uzağa geçti. Tek gözlü adam Bai San basitçe onu takip bile edememişti. Bai San palasını kaldırıp deli gibi salladı. Ama başaramadı ve Qin Yu'nun kıyafetinin köşesine bile dokunamadı.
Daha takip bile edemeden, atlı haydutları göz açıp kapayıncaya kadar bir bir ölmeye devam etti.
"Dövüş benimle. Eğer kabiliyetin varsa kaçma. Kaçma !!!!" Bai San çıldırmış gibi bağırdı. Ama bağırdıkça kendini daha fazla işe yaramaz hissetti. Atlı haydutlar kolayca ölmeye devam etti. Bazı atlı haydutlar kaçmaya çalıştılar ama bu girişimleri de hiçbir işe yaramadı.
Çünkü.... Qin Yu bir attan bile daha hızlıydı.
Qin Yu havaya sıçradı ve fırtına gibi bir tekmeyle, korkak tavuk gibi panikleyen haydudun kafasına vurmak için havalandı, ki bu hareketi tam tapmalıktı. Bir anda atlı haydudun kafasına vurdu. Haydut oracıkta yere çakıldı ve anında öldü. Qin Yu havada hafifçe kayıyormuş gibi yere indi ve soğuk bakışlarını son hayduda yani Bai San’a dikti.
Yaklaşık bir dakikada, 50 haydudun biri hariç hepsi ölmüştü. Kalan tek kişi Bai San yani Siyah Rüzgar atlı haydut birliğinin 3 numaralı adamıydı.
Bai San palasını sıkıca tuttu. Gözleri parlıyor ve göğsü durmadan inip kalkıyordu. Yaklaşık 1 dakikada emrindeki herkes ölmüştü. Siyah Rüzgar atlı haydut birliği bir anda gücünün üçte birini kaybetmişti, Bai San nasıl korkmazdı ki ?
"Öl !" Kendi hafiflik sanatını kullanarak, Bai San son hızıyla Qin Yu'ya saldırdı. Palası soğuk buzlu ışıklar saçıyordu.
Qin Yu ayakta durarak, Bai San'ın hücumunu izledi. Bai San'ın gözleri kızardı. Vücudundaki içsel enerji patladı ve kılıcı ışık saçtı. Ayrıca vücudu da en yüksek hızına ulaştı. Bir anda Qin Yu'nun yüzünün dibine geldi. Qin Yu'nun hala hareket etmediğini gören hayatta kalan köylüler endişelenmeye başladı. Ama o anda ... -
Qin Yu, vücudunun tek bir hareketiyle bir anda, beklenmeyecek bir şekilde Bai San'ın arkasına geçti ve o anda direk Bai San'ın dizine tekme attı.
"Clack!" Dizin arka tarafının çok zayıf bir direnci vardı ve bir anda oraya darbe almıştı. "Ah!" Bai San anında berbat bir çığlık attı. Tüm bedeni sallandı. O anda Qin Yu'nun sağ eli kartal pençesi halinde, Bai San'ın bileğini kavradı. Parmaklarının güçle dolup taşan kuvvetini kullandı.
Kemik kırılma sesleri eşliğinde , Bai San'ın sağ bileği tamamen yok edildi.
"Bang!"
Mızrak El saldırısını kullanarak, direk Bai San'ın boynundaki yaşamsal noktaya vurdu. Tüm gücünü mızrak el saldırısına odaklamış ve en iyi çarpışma gücüyle vurmuştu. Duyulan net bir sesin ardından Bai San, gözleri pörtlemiş bir şekilde, büyük bir gürültüyle yere düştü. Bir daha asla kalkamayacaktı.
Sadece 1 dakika içinde, Siyah Rüzgar atlı haydut birliğinin 50 kişilik güçlü grubu yok edilmişti!
DN: Ne bölümdü bee.


Yorum Yap "ST 1.19"