Tankların Tarihi Günceli

SA 1

Ekim 29, 2016

    Önceki Bölüm | Tanıtım | Sonraki Bölüm

Çeviri: Haşirwara Düzenleyen: DunklesPlatz

Bölüm 1: Zeus’un Kuyumcu Dükkanı

Görkemli bir ışık, uzaklardan birden ortaya çıktı.

İlk başladığında, basit bir noktadan başka bir şey değildi. Nokta yavaşça, bir çizgi haline geldi. Işık demeti tamamıyla ortaya çıkmaya başladığı zaman ise parlak ışık, göz kamaştırıcı olmuştu. Tüm dünyayı dolduruyor ve besliyor gibi görünüyordu. Ama ayrıca bu görüntü, tüm dünyanın yok oluyor izlenimini de veriyordu.

Evren. Sonsuz ve sınırsız.

Işığın arkasında, her zaman bir karanlık olurdu.

O görüş alanındaki bu sınırsız ışığa bakarak, güldü.

“Hoşçakal, Hera”

Büyük bir gölge onun arkasında belirdi. O gölgeyi kendi içine çekti ve incelikle geri çekildi.

Gölge parladı ve bir anda uzaklara gitti.

……

Skyfire Star. Skyfire City. Skyfire Avenue.
(Skyfire Yıldızı. Skyfire Şehri. Skyfire Bulvarı.)
[ÇN: Skyfire= Gökyüzü Ateşi demek ama çevirilerimde Skyfire olarak kalacak haberiniz olsun. ]
Bu ünlü yoldan hiçbir araç ve robotun geçmesine izin verilmiyordu, aynı şekilde mecha’ların da. (ÇN: mecha= bir insan tarafından kontrol edilen robot.) Polisler bile devriyelerini hiç bir şey kullanmadan, çok eski zamanlardaki gibi yürüyerek atarlardı. Bunun nedeni, bu bulvar yayaların kullanımı için vardı ve soylular için bu yüksek teknolojili dünya içinde uzaklaşacağı/gizleneceği bir yerdi.

Tekdüze halinde yeni taşlar 2048 metre uzunluğundaki yolu kaplıyordu. Yolun her iki tarafındaki binalar, tamamıyla farklı tipteydi ama her birinin kendine has özellikleri ve tarihi vardı. Mesela Antik Fransız gotik-tarzı sivri binalar, Antik Çindeki büyük yeşim-oymalı binalar ve hatta Roma tarzı binalar...

Bu bulvar da hiç bir yüksek teknoloji bulunmasa da Skyfire Şehri içindeki en merkezi ve gelişmiş bölgeydi ve buradaki toprakların her bir metre karesi, üst düzey sıfır P-12 Sınıfı yüksek atmosferli hava aracı olan Michaely ile eş değerdi.

Skyfire Bulvarı merkezinde, görece sıradan küçük bir dükkan vardı. ‘Küçük’ dememizin nedeni, sadece etrafındaki çok büyük, heybetli yapılar ile karşılaştırılınca küçük kalıyordu.Dükkanın önü sadece on yedi metre genişliğindeydi ve basit bir neoklasik ile lüks stili karıştırarak dizayn edilmişti.Koyu mavi duvarlar ile kaplı ayna gibi parlak görüntülü pencereler büyüleyici, ışıl ışıl mücevherler ile doluydu. Dükkanın üstünde 4 harfli, safir bir ışık ile yanan dükkanın ismi kazınmıştı. Z.E.U.S.

Kapı bir tür bilinmeyen koyu mavi bir metalden yapılmıştı. Süslemesi yoktu sadece pürüzlü bir şimşek işareti ile yazılmış bir cümle bulunmaktaydı.

Zeus, Antik Yunan döneminin Tanrılar Kralı, şimşek gücünü kontrol eden kişi.

Ayrıca bu dükkanın adı da Zeus’un Kuyumcu Dükkanı idi.

Dükkanın içinde bir dünya safir mavisi bulunmaktaydı. Safir mavisi halılar, duvarları kaplayan safir mavisi kadifeler... hatta kuyumcunun aşağısındaki vitrinli dolaplar bile safirdi.

Zeus’un Kuyumcu Dükkanı’nın öndeki masanın arkasında iki genç bayan vardı. Onlar birbiriyle aynı dekolteli beyaz önlükler giymişti. Onlar her açıdan çok güzellerdi.

Birisi dağ gibi yüksek kaşı, gül gibi bir yüzü, omuzlarına kadar uzanan narin siyah saçları olan uzun, ince biriydi.Uzaktan da baksan yakından da o, temiz, güzel bir tablo gibiydi ve kendine has klasik bir izlenim veriyordu.

Diğeri ise sade, kısa açık mavi saçları olan çekici ve sempatik biriydi. Dekolteli kıyafeti onun göz alıcı ‘ikiz kule’lerini açığa çıkarmıştı ama onun koyu mavi gözlerinin rengi sürekli değişiyordu. O biraz garip görünüyordu.

“Patron, ben dondurma yemek istiyorum.” Kısa saçlı kız cilveli bir şekilde seslendi. Onun sesi o kadar tatlıydı ki bir adamı aşırı dozdan öldürebilirdi.

Üşengeç bir ses duyuldu.”Sen mi benimkini yiyeceksin yoksa ben mi seninkini yiyeyim?”

Ses ön masanın arkasından geldi. Bu yüzden anlaşıldığı üzere dükkanda üçüncü bir kişi daha vardı. O 20li yaşlarda görünüyordu ve dönebilen deri bir sandalyede oturuyordu.Ellerini başının arkasında kavramış, oraya rahat bir şekilde eğilmişti. O siyah gömlek, siyah pantolon ve üzerinde antik bir Yunan tapınağının diyagramı olan beyaz bir yelek giymiş, siyah kısa saçlı biriydi.

“İkisi de bana uyar.”Kısa saçlı kız kıkır kıkır gülümsedi.

“Ke’er oyalanmayı kes.”Uzun saçlı kız uysal bir şekilde dedi.

Genç düz bir şekilde oturdu, onun hareketleri pürüzsüz ve zarifti. Her ne kadar saçı düzensiz, yüzünde sakal olsa da o hiç te dağınıkmış izlenimi vermiyordu.

Onun gözleri çok parlaktı ama oldukça cansız dudaklara sahipti. Ancak her yaptığı hareket çok zarif ve seyredilesiydi.Bir bakışta onun bu asil görünümünü kazanması için bir çok yıl boyunca dersler aldığını anlayabilirdi.

Göğüs cebininden, küçük zarif taşlar ile kaplanmış güzel bir yıldızlı gökyüzü diyagramının olduğu gümüş bir cep saati çıkardı.

“Zamanı geldi. Ben biraz hava almak için çıkacağım, ardından içki içmeye gideceğim.Xiu Xiu, Ke’er siz de ayrılabilirsiniz artık.”

Uzun saçlı kız, Xiu Xiu ona bakarken zarif bir şekilde güldü.”Patron ne yapmak istiyorsan yap. Dükkana biz bakarız.”

Genç samimi bir şekilde güldü.”Xiu Xiu her zaman çok terbiyeli bir kız.”

Kısa saçlı kız anında dudaklarını büktü, ve onu gören genç ekledi.“Umm.. Ke’er de çok terbiyeli. ”

“Dingdingding” Duyulan ses sanki çan sesi gibiydi ve dükkanın kapısı itilerek açıldı. Bir bayan içeriye girdi.

Bu bayanı görünce, gencin gözleri daha da parladı.

Bu çok güzel bir bayandı. Makyajı biraz fazlaydı ve bu yüzden yaşını tahmin etmek zordu. 1.7 m boyundaydı, ince bir vücuda sahipti ve o, onun ince ve düzgün kıvrımlarını mükemmel bir şekilde gösteren oldukça abartılı, özel yapım gümüş ve kristal topuklu VaCleef&Arpels yapımı bir çift ayakkabı giyiyordu. Beyaz bir pileli eteği dizinin kaplıyordu, küçük beyaz bir elbisesi vardı. O oldukça derli toplu görünüyordu.

Gözlerinin rengi çok özeldi. Onlar zümrüt yeşiliydi. Eğer birisi yakından bakarsa, bu gözler tabiri caizse onun ruhunu esir alabilirdi.

Dükkanın içinde yürüdükten sonra,mücevherlerin sergilendiği vitrinli dolaplarda durdu.

Xiu Xiu onu karşıladı, gülümseyerek konuştu.”Zeus’a hoş geldiniz. Nasıl yardımcı olabilirim?”

Bayan ona bakmadı, onun bakışları gence doğruydu.”Ben asil mavi yıldız safiri kolyesinden almak istiyorum. En az elli karat büyüklüğünde olmalı. Siz de var mı?”

Genç ön masanın arkasından gülümseyerek dedi.”Tabiki de. Xiu Xiu, bu hanımefendiyi VIP odasına yönlendir.”

Xiu Xiu buyrun anlamına gelen el hareketi yaptı, bu arada diğer taraftan Ke’er çoktan koyu mavi renkli hakiki kürk ile kaplanmış VIP odasının kapısını açmıştı.

VIP odası geniş değildi. Sadece 10 metre kare boyutundaydı. Mavi halılar ve mavi duvarları vardı, aynı zamanda duvara karşı yanyana sıralanmış güvenlikli 6 vitrinli dolap bulunmaktaydı.

Bunu dışında 1 masa 3 tane de sandalye vardı. Bir sandalye içeriye doğru iken diğer ikisi dışarıya doğruydu.

Burası asıl anlaşmaların yapıldığı yerdi. Yüksek kaliteli mallar sadece burada sergilenirdi.

Genç, bayana oturmasını söyledi ve o, masanın dışında olan sandalyelerden birine oturdu.

Xiu Xiu bir bardak sıcak suyu gence verdi. Dükkanın sahibi olarak müşteriye içecek ikram etmek doğal olarak çalışanın ikram etmesine oranla daha anlamlıydı. Küçük bir detaydı ama bu küçük detaylar başarıyı ya da başarısızlığı belirleyebiliyordu.

Xiu Xiu yavaşça tek bir ses bile çıkarmadan VIP odasının kapısını kapattı. Dükkanın konuşulmayan kuralları vardı. Bu yüzden, patron burada olduğu sürece VIP odasına götürülen müşteriler ile kendisi özel olarak ilgileniyordu.

Genç bayanın bulunduğu kısıma yürüdü ve sıcak suyu ona verdi.”Lütfen biraz su için.”

Bayan bir bardak suyu kabul etti ama ardından başını kaldırdı ve ona doğru baktı.”Zeus!”

Gencin yüzünde hala zarif, miskin bir gülümseme vardı. ”Beni başkasıyla karıştırdınız. Benim adım Zeus değil Lan Jue, ya da belki de dükkanımın adı olduğu için mi böyle seslendiniz? ”

Bayan sanki onu duymamış gibi ona çok sıcak bir bakış ile bakıyordu.”Zeus benim için bir şeyler yapmanı istiyorum.”

Lan Jue’nin yüzündeki gülümseme kayboldu ve bayanın ellerinden bardağı geri aldı.

Bardaktaki su aydınlandı ve temiz su aniden maviye oldu ve sayısız küçük şimşeklere dönüştü.

Lan Jue sakin bir şekilde ona baktı. Bayanın vücudu bir parça sallandı, sanki bir çeşit felç edici güce maruz kalmış gibiydi, hiç bir şekilde hareket edemiyordu.

Tek dikişte elektrikli suyun tamamını içtikten sonra Lan Jue kapıyı iterek açtı ve VIP odasından çıktı.

“O buraya bir şey satın almak için gelmemiş. Lütfen çıkışa kadar ona eşlik edin. Ben içki almaya gidiyorum.”

/Dn: Yeni seri hepimize hayırlı olsun. Temennim uzun ömürlü olması :D


Yorum Yap "SA 1"