Dünyanın Oluşumu Günceli

Pmg 6: Ok Ruhu

Ekim 03, 2016




Bölüm 6: Ok Ruhu

Yun Hai Tarikatı sekiz tane dağ zirvesiyle çevreleniyordu. Her bir dağ ötekiyle uyum içerisinde bağlanıyordu. Böylece Yun Hai Tarikatı öğrencileri kolayca yüksek-rakımlı dağ zirvelerine gidebiliyordu. Bu dağlar, kutsanmış gökten bir kıta yapanlar, öğrencilerin gidip huzurla çalışmalarına odaklanabileceği mağaralarla doluydu. Bu dağlar sıra dışı şekilde yüksek ve engin bir araziyi kaplıyorlardı. Bu dağlara gitmek gelişim için huzuru ve sükuneti bulmanın daha kolay bir yoluydu.

Lin Feng sarkık kayalarla süslenmiş sarp bir kayalığa yürüyordu. Tehlikeli uçurumlar ve kayalıklarla çevrelenmişti. Etrafına bakınca, bulutlardan oluşmuş sınırsız denizi görebiliyordu. Böyle bir görüntü her kim olursa onu kaygısız yapardı, rahatlatıcı ve keyifliydi.

Fakat, Lin Feng bu görüntünün keyfini çıkaracak bir kalbe sahipti. Kesintisiz olarak tekrar ve tekrar kılıç çekme yeteneğine çalıştı.

“BOOM” Lin Feng’in kılıcı onlara her vurduğunda bu kayalardan yayılan sesti. Kayalara her vuruşunda uzun ince bir yarık açıyordu.

Lin Feng eğitimde çoktan yedinci günü tamamlamıştı. Hiç dinlenmeden çalışıyordu bu da her taş üzerindeki değişik kılıç izlerinden görülebilirdi.

Kılıç çekme iki yönde gelişme isteyen bir yetenekti: hız ve güç. Bu ikisi pratiğin nihai hedefiydi. Kılıcı kınından çıkardığın anda, fazla bir güç de gerekliydi. Kılıcın nasıl bir açıda çekildiği de önemliydi, kılıcı düzensiz bir açıda çekmek lazımdı. Elbette, tahmin edilebilir hamlelerle çekmek kullanıcıyı, bir sonraki hamlenin ne olacağını bildiği için rakibin merhametine bırakırdı. Kılıç çekme yeteneği kesinlikle düzenli bir teknik değildi.

Lin Feng ter akıtıyordu çünkü her gün sabahtan akşama kadar çalışıyordu. Kesintisiz pratik gücünü arttırmanın tek yoluydu. Sürekli olarak ısrarcı kıyaslanamaz bir irade ve kararlılık isteyen hareketleri tekrar ediyordu. Bu gelişim yolunda güçlü olmanın tek şekliydi. Lin Feng önceki hayatını unutmamıştı. Unutamazdı. O dünya kibirli düşünceler ve doğrucu heyecanlarla dolu olsa da, kişi aynı zamanda bu dünyada da zorlukları aşmalıydı. Zayıf olmak ve yetersiz güce sahip olmak ölmene yol açardı. Zayıf ve güçsüz, bu Lin Feng’in, Lin Heng tarafından öldürüldüğünde olduğu şeye benziyordu.

Bu ruh gelişimci’nin ruhuydu ve el üstünde tutulmalıydı, bunu aralıksız kullanmak kişinin hayati esansını çok fazla tüketiyordu.

Lin Feng kılıcını geri kınına yerleştirdi. Kın, içinde parlayan bir taşın gömülü olduğu azgın bir hayvanın derisinden yapılmıştı. Sonrasında, çalışmaya tekrardan başladı, ama bu sefer Ay Işığı Tüyü tekniğine çalışıyordu.

Gökyüzünün tepesinde olan güneş şimdi ufka doğru batıyordu. Lin Feng biraz dinlenirken dalga hareketleri yapan bulutlardan denize baktı. Yüzünde ışıl ışıl bir gülümseme vardı.

Sonrasında kılıcı kınından çıkardı ve ileri doğru tuttu; batan güneşin yavaşça kılıcına inerken siyahımsı kırmızı ışığı seyretti, bunu sonu gelmeyerek akan kan olarak düşledi. Yaratılışa tepeden bakan bir tanrı gibi hissetti. Bu yer ona çevresindeki dağların manzarasının ve şu anda yaydığı aura altında acımasız bir soğukluk yatan güçlü birininkiymişe benzer bir görüntü veriyordu. “Çalışmak için bir mağara bulma zamanı geldi.” Lin Feng bir süreliğine dinlendi, sonrasında ayağa kalktı ve dağlara doğru yürüdü.

Lin Feng’in gelişim için birkaç mağara bulması uzun sürmedi. Tabii mağaralar hep diğerleriyle meşgul olsa da. Sonrasında, Lin Feng çayın aktığı olduğu bir vadiye geldi. Bir şeyler onun dikkatini çektiği ve yürümesini durdurduğu için çay boyunca ilerleme kararı aldı.

“Bu dağlar arasında bir gün ışığı var!” Önünde iki zirve duruyordu. Bu iki zirvenin ortası kılıcıyla taşlara vurduğu zaman ortaya çıkan işarete benziyordu. O kadar dar görünüyordu ki sadece iki kişi yan yan yürüyebilirmiş gibiydi. Yol gün ışığı kadar dardı.

“Acaba orada ne var!” Lin Feng kendi kendine düşündü. Sonrasında merakla hareket etti. Anlaşılan çay ve güneş ışığı aynı yerden geliyordu.

Uzak bir yerde, iki öğrenci Lin Feng’in gün ışığına doğru ilerlediğini gördü. Ona gülüp onu eleştirmekten kendilerini alamadılar: “Şu çöp parçası o kadar da şanslı değil, anlaşılan orası üstümüz kız kardeş Liu Fei’nin çalıştığı yer olduğunu bilmiyor. Oraya gitmeye cürret etmesi oldukça şaşırtıcı.”

“Liu Fei’nin gücü bizimkiyle kıyaslanamaz, bizim olduğumuzdan çok daha güçlü, çoğu öğrenci dostumuzdan daha güçlü, gerçek bir dahi. Üstümüz Kız Kardeş, demek böyle bir dâhiye hitap etmek için tek doğru yol.”

İki öğrenci fısıldaşırken, Lin Feng çoktan gün ışığının geldiği bölgeye doğru birkaç yüz metre yürümüştü ve nihayet gelmişti. Gözlerinin önünde geniş bir manzara vardı. Burası fevkalade büyüleyici ve had safhada engin bir yerdi. Sol tarafında ipek gibi sıcak buharlar tüttüren devasa bir göl duruyordu. Şaşırtıcı şekilde doğal bir kaplıca gibiydi.

“Ne kadar güzel bir yer, banyo yapabilirim.” Lin Feng’in giysileri çok fazla terlediği için tenine yapışmıştı. Üstünü çıkardı ve direkt olarak doğal kaplıcaya atladı.

“Çok rahatlatıcı!” Lin Feng aniden suyun bir yerlerinden gelen sesi duyana kadar mutlulukla doluydu. Aniden, suyun üzerine çıkan bir kızın kafasını gördü. Saçları çok yumuşak görünüyordu. 15-16 yaşlarında bir kızdı. Kavisli kaşları ve narin oval bir yüzü vardı. Çok güzeldi. Bu dünyada, dişi gelişimciler çok güzel oluyordu çünkü saf bedenler geliştiriyorlardı. Cezbedici doğal bir güzeldi ve kesinlikle makyaj yapmasına gerek yoktu.

Yine de, genç kızın gözleri onu pek barışçıl yapmıyordu. Gözleri kızgınlığın alevleriyle doluydu. Liu Fei nefesini tutmuş suda çalışıyordu. Başka bir Yun Hai Tarikatı öğrencisini görünce gerçekten şaşırmıştı. Dahası her gün çalıştığı suda onu üstsüz bir şekilde görmeyi kaldıramadı.

“Üzgünüm, burada birileri olduğunu bilmiyordum.” Dedi Lin Feng özür diler bir gülümsemeyle. Sonrasında sudan çıktı ve en güzel öğrenciyi tanıdı.

Liu Fei’nin yüz ifadesi hiç değişmemişti ve hala daha hiddetli görünüyordu. Kim buranın Liu Fei’nin çalışma mekanı olduğunu bilmezdi ki? Kim gün ışığı dağının Liu Fei’nin olduğunu bilmezdi? Şu sapık buraya fettan niyetler taşıyarak bilerek gelmişti.

Lin Feng gerçekten burada birilerinin olduğunu bilmiyordu. Önceki hayatında, Lin Feng bir korkaktı ve kıtanın bu tarafına eğitim için hiç gelmemişti.

Liu Fei müthiş derecede güçlü olsa da, Lin Feng, kesinlikle onu alımlı bulan, gerçekten gizli niyetlere sahip değildi. Yıldırım hızında giysilerini üzerine geçirdi ve ayrılmaya gitti.

“Nereye gittiğini sanıyorsun?” Lin Feng bunu duydu. Bu onun ayrılmasıyla arkasından gelen Liu Fei’nin sesiydi. Liu Fei bunu soğuk ve mesafeli bir sesle söylemişti. Lin Fen döndü ardından Liu Fei’nin ellerinde bir yay ve ok tuttuğunu gördü.

“Sence nereye?” Dedi Lin Feng ona öfkeyle bakarken. Onu tahrik etmek için gelmemişti. Bu yalnızca bir yanlış anlaşılmaydı dahası değildi. Ayrıca, çoktan özür dilemişti.

Cevap vermedi. Liu Fei’nin büyüleyici vücudu savaş pozisyonuna girdi. Yaya oku yerleştirdi ve ateş etmeye hazır biçimde gerdi. Okun gitmesine izin vermek için hazır bekliyordu. Islık sesi çıkaran oku fırlattı. Altın ok havayı yardı ve Lin Feng’e hücuma geçti.

“Ne kadar güçlü.”

Lin Feng ona gelirken oku izledi. Kesinlikle tereddüdü yoktu ve Dokuz Ağır Dalga tekniğine başladı. Ok ona gittikçe daha fazla yaklaşırken ağır dalganın patlamaları duyuldu.

O sırada ok çok yakınındayken tam da ona ulaşmak üzereyken, ok ve dokuz ağır dalga çarpıştı. Ok dalgaların içine girdi, yere düşmeden önce birkaç saniyeliğine havada asılı kaldı.

“Beni öldürmek mi istiyorsun!?” Diye söyledi Lin Feng sesi öfkeyle dolu olan. Okun gücü 7000jin’e eşti. Eğer Lin Feng’in önceki hayatındaki olsaydı, çoktan ölmüştü.

“Evet, ne olmuş yani?” diye konuş Liu Fei başka bir ok alırken. Aldatıcı altın bir ok aniden onun tarafında belirdi.

Lin Feng korkuyla ürperdi. Soğuk hissi bütün bedeni boyunca yayıldı. Aldatıcı ok onu karşılıyordu. Hayali ok rehberdi bu da biri hayattaysa onu seziyor ve otomatik olarak hedefi haline getiriyor demek oluyordu.

Ok otomatik olarak nefes alan insanları hedef alıyordu. Bu ok ruhu taşıyanların özel nitelikleri ve yeteneklerindendi.

“Bzzeeomm.” Işıltılı ok Lin Feng’e biraz daha yaklaşırken kiriş ses çıkardı.

“Ay Işığı Tüyü Çevikliği.” Lin Feng on metre geri sıçradı. Ardından altın okun çarptığı başka bir patlamaya benzeyen dalga yolladı… ama o sırada dalganın tek etkisi oku yavaşlatmak oldu. Ok durmadı. Çarpışmanın çıkardığı ses korkunçtu ve Lin Feng’in kalbinin küt küt atmasına neden oldu. Ok doğrudan Lin Feng’in alnına gidiyordu.

Liu Fei, Yun Hai Tarikatının öğrencilerinden farklıydı ve sıradanlıktan öte olduğu sayılabilirdi, olağan dışı bir öğrenciydi. Dokuzuncu Qi katmanına ulaşmıştı. Ok ruhunu kullanarak, gücü 9000jin’i aşıyordu. Lin Feng’in Dokuz Ağır Dalgası açıkça onun okunu durdurmaya yetmezdi.

Lin Feng dalganın ve okun çarpışmasıyla ortaya çıkan enerji yüzünden yere düştü. Liu Fei’nin ok ruhu oku kontrol edebildiği için, oku hayattaymış gibiydi, dönmesini sağladı ve tekrardan onu öldürmeye çalıştı.

“Ahhh.” Lin Feng haykırdı! Aniden, ışıltılı ok parıldayan beyaz bir ışık içerisinde yok oldu.

“Ben, Lin Feng, bunu daima hatırlayacağım.”

Uzaktaki ses Liu Fei’yi sersemletti. Döndü ve sadece okunun ikiye ayrıldığını görebildi. Lin Feng çoktan ayrılmıştı. Müthiş bir hızla ayrılmıştı.

“Bu ok ışığıydı.” Diye fısıldadı Liu Fei…

Sahneyi izleyen öğrenciler hep birlikte Lin Feng’in kaçtığını gördü. Dehşetle dolmaktan kendilerini alamadılar. Liu Fei şaşırtıcı bir şekilde şu çöp parçasını öldürmemişti.

Belki de Liu Fei onunla savaşıp öldürmeye isteksizdi.

Liu Fei’nin ıslak giysilerinin bedenine yapıştığını gördüler. Vücudunun nasıl da zarif olduğunu düşündüler. Sınırsız bir cazibeyle doluydu. Bu da arzuyla yutkunmalarına yol açtı. Salya akıtmamalarının tek nedeni ağızlarını kapalı tutmalarıydı. Yapabilecekleri tek şey gizlice seyretmek ve böyle nadir bir sahnenin keyfini çıkarmaktı.


Herkes Liu Fei’nin çok güçlü olduğunu biliyordu. Yun Hai Tarikatı içerisinde, ona talip bir sürü kişi vardı. Ona talip olan bazı aşırı yetenekli öğrenciler vardı. Sadece röntgenleyen bu iki öğrenci o aşırı yeteneklilerle karşılaştırılamazdı. Eğer birileri onların Liu Fei’nin sapına kadar çekici vücudunu gördüğünü öğrenseydi, çok çirkin bir şekilde öldürülürlerdi.

Yorum Yap "Pmg 6: Ok Ruhu"