Tankların Tarihi Günceli

Pmg 39: Na Lan Feng

Ekim 03, 2016



Bölüm 39- Na Lan Feng

Yağmur yavaş bir şekilde yağıyordu. Gökyüzünde yağmur bulutları ve hava dolu dolu toprak kokuyordu.

Sokakta yürüyen yayalar fırtına çıkma ihtimaline karşı sığınak bulmaya çalışıyordu.

Sert görünümlü genç bir adam, yağmurun altında ilgisiz bir şekilde caddeden aşağıya doğru at sürüyordu. Siyah bir pelerin giymişti ve yavaş yavaş ıslık çalan rüzgar restoranına doğru gidiyordu.

Genç adam atın dizginlerini restoran personeline teslim ederken “Atıma iyi bak.” dedi. Sonra sakince ıslık çalan rüzgar restoranına girdi.

Yağmur yüzünden ıslık çalan rüzgar restoranı insanlarla doluydu. Restoranın zemin katında hareket etmek çok zordu çünkü çok kalabalıktı. Restorana her türlü insanın geldiği gibi yılsonu toplantısını izlemeye gelenlerde vardı. Atmosfer söylentiler, tartışmalar ve sarhoş sohbetleri ile doluydu.

“Olanları duydun mu? Lin Feng çöpü klandan kovulmuş. Babası ve o klandan ayrılmışlar, sanırım Lin klanı sonunda çöpü kapının dışına çıkarmaya karar vermiş.”

“Haha bu haberlerim tüm Yhangzhou şehrinde duyulduğunu düşünüyorum. Bende şöyle duydum Lin Ba Dao Lin Hai yi mağlup etti ve onları klandan ayrılmaya zorladı. Ancak kendisi çok güçlü değilmiş sanırım duyduğuma göre oğlu ve kızı Lin Qi tabakasına geçtiği için kazanmış.”
“Genç yaşta böyle bir seviyeye ulaştıkları için kendileriyle gurur duyabilirler. Onlar artık çöp parçasından kat be kat daha güçlüdür. Duyduğuma göre Lin Feng ve Lin Hong arasındaki mücadele biraz daha uzasaydı Lin Feng öldürülecekmiş ve Lin Hai de buna müdahale etmeye çalıştığı için klandan atılmış. Ne kadar utanmaz bir klan lideri iki genç nesil arasındaki savaşa müdahale ediyor!”

Restoranın içinde şaşırtıcı derecede Lin klanında olanlar hakkında yorum yapan insanlarla doluydu. Lin Feng birinci kata geldi ve tam oturmak üzereyken konuşmaları duyup tekrar zemin kata yöneldi.

Lin Feng alaycı şekilde konuşulanları düşündü “Artık yalanlara dayanamadığımız için Lin klanından ayrıldık? Lin Ba Dao nun ailesinde bir deha mı var?” diye düşündü. Lin Ba Dao nun küstahlıklarının sonu yok gibiydi, şahsen Lin Hai yi mağlup ettiğini bile söylemişti. Lin Feng beklenmedik dedikodular karşısında sakin kalmaya çalışıyordu.

Garson “Size nasıl yardımcı olabilirim sayın misafir?” diye sordu Lin Feng e

Lin Feng “Bir şişe şarap ve biraz turşu istiyorum.” dedi. Söyledikleri çok hızlı bir şekilde masasına gelmişti. Yılın bu zamanları restoran çok kalabalık oluyordu.

Lin Feng bardağına şarap dökerken “Islık çalan rüzgar restoranının en son haberleri almak için iyi bir yer olduğunu duydum. Biri bana yılsonu toplantısında neler olduğunu anlatabilir mi?” dedi. Lin Feng bardağını kaldırdı ve o ve babasının nihayet özgür olmasının şerefine içti. Bu günün şarabı oldukça güçlüydü. Lin Feng sarhoş olamaya pek alışık değildi o her zaman hafif şaraplardan içerdi.

O anda üç kişi restorana girdi. İki kadın ve bir erkek vardı. Herkesin gözleri restorana giren üç kişinin üzerine düştü, genç adam hiç konuşmamıştı ama tüylü yelpazesi yüzünden tüm dikkati üzerine çekmişti. Son derece şık bir arabadan inmişti ve elinde bir yelpaze vardı. Hepsi son derece kendinden emin ve özgüvenli görünüyordu. Genç adamın üzerinde mavi bir kıyafet varken iki genç bayanın üzerinde ışık yeşili bir kıyafet vardı. Yüzleri pek güzel olmasa da fizikleri son derece göz alıcıydı.

Kalabalık özellikle kızlardan birine dikkat etmişti.
Yağmur yağmasına rağmen o kızın vücudunda bir damla su yoktu. Kız yeşil ve mavi işlemeli bir elbise giyiyordu. Sakin görünüyordu ve kıyafetleri onun sakinliğine çok uygundu. Vücudunun her parçası büyüleyici güzellikteydi. Gözleri su gibi açıktı, son derece çekici bir kadındı. Baştan çıkarıcılık sanki onun ruhuna kazınmış gibiydi. Onun yanında duran kızda çekiciydi ama çok çekici bir kızın yanında durarak tüm ihtişamını kaybetmişti.

Diğer genç kız “Na Lan Hai sen yukarı çık, ben biraz daha burada kalacağım.” dedi. Sesi kulağa çok hoş geliyordu.

Na Lan Hai “Tamam.” dedi ve sonra hemen birinci kata çıktı. Diğer genç kız oturmak için bir yer bakıyordu.

“Bayan sanırım oturacak sandalye yok.” dedi genç adam. Açık yeşil elbise giyen genç kız oturacak yer baktı ama bulamamıştı.

“Bayan lütfen bir saniye bekleyin.” dedi genç adam. Genç kız ilerde Lin Feng in tek başına oturduğunu görünce o yöne doğru ilerledi.

Lin Feng kafasını kaldırdı ve açık yeşil elbise giyen kıza “Size nasıl yardımcı olabilirim?” dedi.

Genç kız masaya biraz gümüş para bıraktı ve “Masa karşılığında bunu sana veriyorum.” dedi.

Lin Feng önce biraz şaşırdı ve sonra gülümsedi. Hemen ardından gümüş bir para çıkardı ve oda masaya koydu.

Genç kız kaşlarını çattı ve “Ne demeye çalışıyorsun?” diye sordu.

Lin Feng başını kaldırdı ve direk genç kızın gözlerinin içine bakarak “Hoş göründüğünü düşünmüyorum, bu yüzden gözümden uzak bir yerde masa bulman için sana para veriyorum.” dedi.

“Bu ne cesaret!” dedi genç kız ve daha sonra soğuk bir ses tonuyla “Sen benim kim olduğumu biliyor musun?” dedi.

Lin Feng kafasını salladı ve sessiz kaldı. Bardağına şarap döktü ve devam etti.

Lin Feng daha sonra dayanamayıp “Kim olduğun umurumda değil. Beni yalnız bırak.” dedi.

Genç kız Lin Feng in konuşmasını duyunca sinirlerine hakim olamadı ve vücudundan Qi serbest bıraktı. Lin Feng bunu görünce şaşırdı genç kız ondan küçük duruyordu ve sekizinci Qi katmanına ulaşmıştı. Bu kadar kibirli olmasına şaşmamalı.

Lin Feng in ifadesini gören kız “Ne? Şimdide korkuyor musun?” diye sordu. Yüzünde sanki zafer kazanmış gibi bir gülümseme oluştu.

Lin Feng onun bu hareketine de sessiz kaldı. Daha sonra yumuşak bir ses “Lu Er lütfen başını belaya sokacak hareketlerde bulunma.” dedi. Bu ses mavi elbise giyen genç kız dan gelmişti ve onaylamayan gözlerle yeşil elbiseli kıza bakıyordu.

Güzel kız Lin Feng e sırıtarak “Lu Er her zaman böyledir. Lütfen onu suçlama.” dedi. Sözleri hoş bir bahar esintisi gibiydi. Hemen sonra Lin Feng in oturduğu masaya oturdu ve çok rahat gözüküyordu.

Lin Feng kaşlarını çattı. Hiç biri özür dilememiş ve kendini açıklama gereği duymamıştı, sanki onun açıklama yapma durumundaymış gibi davranıyorlardı. Ayrıca yeşil ve mavili kız Lin Feng den izin almadan masaya oturmuşlardı.

Lin Feng alaycı bir ses tonuyla “Oradan bakılınca bir hizmetkar gibi mi görünüyorum? Ama üzgünüm ben bu dünyada bir efendiyim ve bir hizmetkarın masama oturmasına izin vermedim.” dedi.

Güzel kız sessiz kaldı ve hoşnutsuzluk içinde inledi. Her nereye giderse gitsin herkes ona itaat ediyor ve saygı duyuyordu. Eğer o bir kişi ile aynı masada oturursa o kişi bundan gurur duymalıydı. Çoğu erkek onla aynı masada oturma şansı bulamazken o onların gözlerine bile bakmıyordu. Bu gün birinin onunla alay edeceğini hiç düşünmemişti.

Açık yeşil elbise giyen genç kız Lin Feng in sözlerine sinirlenmişti ve “Hanım efendi bu cahile bir ders vermeliyiz.” dedi.

Güzel kız başını sallayarak “Unut gitsin Lu Er.” dedi. Sonra ayağa kalktı ve “Hoş bir karşılama değildi, bazı insanların nezaket eksiği var hadi başka bir masa bulalım.” dedi.

Sözlerini bitirdikten sonra güzel kız döndü ve ayrıldı.

Kalabalık içindeki insanlar “Bayan Na Lan onun kabalığını bağışlayın, o sizin ne kadar harika olduğunuzu ve ailenizin ne kadar güçlü olduğunu bilmiyor. İsterseniz buyurun bizimle oturabilirsiniz.” diyenler oldu.

Genç kız reddetmedi ve bu davetten çok memnun olmuştu.

İnsanlar ilk davet eden olmadıkları için çok pişmanlardı ve ilk davet edenin çok şanslı olduğunu düşünüyorlardı.

“Nasıl bir adam bu? Gerçekten kör sanırım. Bayan Na Lan onunla oturmak istiyor ve o reddediyor. Belki de hayatının en şanslı anını reddetti ne salak ama.”

Lin Feng etrafta yapılan tüm yorumları duyabiliyordu. Lin Feng başını salladı, insanlar zenginlik ve güç için her türlü köleliği yapıyor diye düşündü. Lin Feng sadece karşılıklı saygıya inanıyordu. Eğer birisi ona saygılı davranırsa oda onlara karşı saygılı davranırdı. Ama yeşil elbiseli ve mavi elbiseli kız bu şekilde davranmamıştı. Eğer onlarda doğru şekilde yaklaşsaydı birlikte oturmalarında hiçbir sakınca yoktu.
Lin Feng yeşilli ve mavili elbise giyen kızın statüsünden haberi vardı. O şehrin başkanının tek kızı Na Lan Feng di.

Lin Feng başını salladı ve şöyle düşündü “Na Lan Feng ve Lin Qian birbirlerine çok benziyorlar. İkisi de çok kibirli ve insanlara yukarıdan bakıyorlar. Altında kalan insanlara solucan gibi davranıp istedikleri her şeyi yapabileceklerini sanıyorlar.” Na Lan Feng hakkında mükemmel söylentiler vardı aslında tam tersiydi.

Restoranın yüksek katlarından bir ses “Bayan Na Lan Feng neden yukarı gelip bizimle sohbet etmiyorsunuz?” dedi ve Na Lan Feng i yukarı davet etti. Tüm kalabalık şaşırdı, bu kim olabilirdi? Nasıl bir aptal onunla bu şekilde konuşmaya cesaret edebilirdi?
Na Lan Feng gülerek “Haha biraz bekleteceğim, daha sonra gelip uzun süre Lin klanının genç hanım efendisine eşlik edeceğim.” dedi.
EN: Sıktım seni o…

“Na Lan Feng ile bu şekilde konuşmaya cesaret edebildiğine göre? O Lin klanında Lin Qian olmalı.”

“Lin Qian ın tamamen değiştiğini duydum. Geçmiş ve şimdiki halinin arasında çok fark var, inanılmaz yetenekli ve Hao Yue tarikatı içinde mükemmel bir üne sahip.”

“Bu doğru, o Lin Qian olmalı. Hiçbir zaman Yhangzhou şehrinin iki inanılmaz ve güzel genç kızını aynı anda göreceğimi düşünmezdim.”

Lin Feng sesi duyunca hemen Lin Qian olduğunu anlamıştı. Sesi hala aynı kibirli sesti.

Lin Feng insanlar restoranda konuşurken çok şey öğrendi. Ayrıca şehirde olup bitenlerde haberdar olmuştu. O gün restoran da çok ilginç bir gün yaşanıyordu, genç neslin en yetenekli iki kızı ordaydı hatta Gu klanından ve Wen klanından gelenlerde vardı. Hepsi yukarıda oturuyordu kimse alt katta Lin Feng in oturduğundan haberdar değildi.

Yorum Yap "Pmg 39: Na Lan Feng"