Otto Von Bismark Günceli

Pmg 38:

Ekim 03, 2016



Bölüm – 38
Saygıdeğer Elder
EB: çok Saygıdeğer Elder

Lin Qian tamamen soğuk bir yüz ifadesiyle “Beni öldürmeye cesaret edebilir misini?” dedi.

EN: Buradan beni kekleyip delirten çevirmenimize selamlar olsun.

Lin Hai gözlerinde öldürme niyetiyle “Neden olmasın?” dedi.

Panik içinde olan Lin Ba Dao ve diğer birkaç elder “Ne yaptığının farkında mısın Lin Hai?” dediler.

“Lin Hai seni Piç! Sen kimi tehdit ettiğini sanıyorsun?”

Lin Hai kalabalığa doğru baktı gözleri hançer gibiydi “Benimle saçma sapan konuşmayın. Bugün önüme kim çıkarsa onu öldürürüm.” dedi.

Lin Hai elderlere sefil gözlerler ile baktı. Tam o anda uzaktan daralmış bir ses duyuldu.

“Öyle mi?”

Lin klanının sınırlarının içinde inanılmaz  güçlü bir Qi patlak verdi. Hemen sonra kalabalık yaklaşık bir kilometre uzaktan gelen bir insan silueti fark etti. Bu siluet inanılmaz bir hızla yaklaşıyordu ve arenaya geldi.

Bu yaşlı bir adamdı. Kaşları mürekkep kadar kalın ve Lin Hai boylarındaydı. Bu kişi Lin Ba Dao ya son derece tanıdık geldi.

Lin Hai hemen hüzünlü bir gülümseme ile selamladı “Saygı değer elder.” dedi. Bu kişi amcası Lin Rui idi.

Lin Rui genellikle klanın içerisinde gelişim yapıyordu. O hemen hemen klanda ne olursa olsun umursamaz ve eğitimine devam ederdi.

Herkes gösterdiği güç karşısında şaşırdı ve “Saygı değer elder.” diye selamladı. Sessiz ve huzurlu bir avluda dolaşırmışçasına gökyüzünden gelmişti. Bunun olabilmesin çok çevik yeteneklere ve çok yüksek bir gelişiminin olması gerekiyordu.

Lin Feng hala boğazından kan fışkırırken güçsüzce yerde yatıyordu. Hızlı bir şekilde birkaç şifalı kaynak hapı yuttu. Yarası iyileşmeye başlamıştı ama o hala orda yatıyordu çünkü çok güç kaybetmişti. Yerde yatarken Lin Rui yi sadece iki kez gördüğünü hatırladı, saygı değer elder neredeyse hiç dışarı çıkmıyordu.

“Saygı değer elder, Lin Hai klanımıza hiç değer vermiyor. Haksız yere yedinci elder i öldürdü.”

“Şu anda Lin Klanında görülmemiş bir dahi olan Lin Qian ı öldürmek istiyor hatta tüm elderleri tehdit bile etti.”

“Saygı değer elder, eğer Lin Hai cezalandırırsanız Lin klanının sorunları kökünden çözülmüş olacaktır.”

Lin Hai bu konuşmalara sadece güldü.

Lin Rui kayıtsız bir ses tonuyla “Lin Hai neye gülüyorsun?” dedi.
“Gerçekten utanmaz olduklarına gülüyorum. Saygı değer elder sizin de klan tehlikede olmadığı sürece arka plandan desteklemeniz gerekmiyor muydu? Buraya neden geldiniz?”

Lin Rui buz gibi gözler ve ses tonuyla “Ne kadar küstah, benimle böyle konuşmaya nasıl cüret edersin?”

“Amca, Lin klanının lideri benim. Saygı değer elder olsanız bile benim klanın işlerini nasıl yürüttüğüm hakkında endişelenme hakkını vermez. Lin klanı lideri Lin Hai olarak bu benim son kararımdır.” dedi.

Lin Ba Dao isyan başlatmak için fırsatı değerlendirmek istedi ve “Sınırını bil! Karşında saygı değer elder var normal bir elder değil. Gençler ve yaşlılar arasında ayrım yapmak küstahlıktır. Bu klana karşı işlenmiş bir suç sayılır.” dedi.

“Suç mu? Ben sadece klan lideri olduğumu ve kararımı söyledim.” Lin Hai bunun kaçınılmaz son olduğunu bildiği için arkasını döndü ve Lin Feng e doğru yürümeye başladı.

Buz dolu bir avuç içi aniden Lin Hai ye vurdu.

Lin Hai gelen saldırıyı görmezden geldi ve Lin Feng e doğru yürümeye devam etti. Buz dolu avuç içi saldırısı Lin Hai ye doğru gelirken tamamen savunmasızdı. Son derece güçlü bir saldırıydı Lin Hai nin vücudu hemen dondu. Tepeden tırnağa bembeyaz olmuştu. Lin Feng bu sahneye uçurtması kırılan çocuk gibi bakıyordu.

Lin Hai şaşırdı. Yerde dizlerinin üzerinde duruyordu. Oğlunun ölü olduğunu sanıyordu ama saldırıdan sıyrılıp oğlunu kucakladığında ölmediğini görünce çok şaşırdı. Yine de yüz ifadesi hiç değişmedi.

“Amca, ben savunmasızken bana arkadan saldırdın. Şu andan itibaren ben ve klanın arasındaki tüm kan bağı ilişkisini kesiyorum.” dedi. Lin Rui tarafından sürpriz bir saldırıya uğramıştı ve içindeki kemikler soğuktan delici hissettiriyordu. Birazda soğuktan titriyordu. Eğer Lin Feng i havada yakalamak zorunda olmasaydı daha ileriye gidip saldırıdan sıyrılabilirdi.

Lin Rui soğuk bir sesle “Gerçekten kan bağımız var bu yüzden seni öldürmeyeceğim hemen kaybol.” dedi. Lin Hainin saldırıyı engelleyeceğini düşünmüştü ama engellememişti bu onu çok şaşırttı. Ne olduğunu anlamaya çalışıyordu, Lin Qian klanın dâhisi olarak çağırılmaya başlamıştı. Klanın şöhreti ve seviyesi onun sayesinde çok artıcaktı. Eğer klan ünlenirse daha sonra Lin Rui de bundan faydalana bilirdi.
Lin Rui düşünüyordu “Lin Feng inde yetenekleri ve becerileri inanılmaz gelişmişti. Ama işe yaramaz bir ruh a sahipti ve hep öyle kalacaktı. Lin Feng in asla Lin Qian ile aynı seviyede olması mümkün olmaycak.”

Lin Hai yumuşak ve kırılgan bir ses tonuyla “Küçük Feng gidiyoruz.” dedi.

Lin Feng başı ile onayladı. Hala konuşamıyordu. Kalbinde nefret ve pişmanlık duygularından başka bir şey yoktu. Bir hayalet gibi görünüyordu, o kadar kan kaybetmesine rağmen hayatta olması şok ediciydi.

Lin Feng tahammül etti. Yürümek için hala babasının desteğine ihtiyacı vardı. Lin Feng klandaki herkesin yüzlerini kalbine kazıdı ve dönüp bakmadan ilerledi.

Herkes o ve babası giderken arkalarından baktı. Ne olduğu hakkında fikirleri yoktu ve akılları karışmıştı.

Lin Feng herkes tarafından çöp olarak biliniyordu. Ama onun bu kadar güçlü ve Kılıc Qi sine hakim olacağını tahmin edememişlerdi. Lin Wu yu solucan gibi yerde sürümüş ve bir Lin Qi katmanında birini yenmişti.
Lin Hai tek saldırıda Lin Zhen i öldürmüştü. Saygı değer elder gelmeden önce herkesi öldürmekle tehdit etmişti, ya elder gelmeseydi?

Ama ne yazık ki Lin Ba Dao nun dahi bir kızı vardı. Aksi taktirde Lin Hai hala klan lideri olarak kalabilirdi. Lin Klanın onlara karşı görüşleri değişmişti onlar saygıyı hak ediyorlardı.

Altıncı elder ikisinin arkasından bakarken “Ne yazık, keşke beraber kalabilseydik o zaman klan hakkında daha fazla endişelenmemize gerek kalmazdı.” diye düşündü. Pişmanlık dolu bir iç çekti çünkü bişeyleri değiştirmek için yeterince güçlü değildi. Şu anda sadece sessiz kalıp durumu kabul ediyordu.

Lin Hai odasında meditasyon yapıyordu. Beyaz ve sisli bir Qi bedenine nüfus etmeye başladı. Bu Qi onun yaralarını iyileştirdi ve vücudundaki saldırıdan kalan Buz Qi sini dışarı attı. Uzun zaman sonra gözlerini açtı ve göz kamaştırıcı bir ışık vücudunu kapladı.

Lin Feng “Baba kendini nasıl hissediyorsun?” diye sordu.

Lin Hai “Yaralarım tamamen iyileşti, bu şifalı kaynak hapları çok şaşırtıcı bunları nerden buldun?” diye sordu. Sadece bir hap kullanmıştı ama yaraları çok hızlı iyileşmişti.

Lin Feng yüzünde kocaman bir gülümseme ile “Eğer imkanım olursa koruyucu kong a teşekkür etmem gerekiyor.” diye düşündü. Bu hapların babasında bile bu kadar güçlü bir etki edeceğini düşünmemişti. O gün Han Man in yaraları iyileştiğinde bu hapların efsanevi bir şey olduğunu anlamıştı. Saygı değer elderin saldırısı Han Man e gelseydi heral de etten bir hamura dönüşürdü. Han Man in yaraları daha ciddiydi ama Lin Hai daha güçlü olduğu için daha az yara almıştı.

Daha önce olduğu gibi bu haplar kısa sürede Lin Hai yide iyileştirmişti. Bu durum bu hapların ne kadar güçlü olduğunu gösterdi.

Lin Feng “Baba, Yun Hai tarikatındaki koruyucu onları bana verdi.” dedi.

Lin Hai başını salladı ve “Küçük Feng çabucak Yun Hai tarikatına geri gitmelisin. Muhtemelen kısa sürede Lin Qi katmanına ulaşırsın.” dedi.

“Lin Qi katmanına ulaşmak?” Lin Feng gülümsedi. Gözlerinde Lin Qi seviyesi çok düşük görünüyordu. Uygulama yolu çok derindi nasıl olurda sadece Lin Qi katmanına ulaşmak isteye bilirdiki.

Lin Feng “Baba, sen ne düşünüyorsun? Nereye gideceksin?” dedi. Babasının konuşmasından sonra beraber kalamayacaklarını anlamıştı.

“İmparatorluk şehrine gitmeyi düşünüyorum.” diye cevap verdi Lin Hai.

“İmparatorluk şehri?” Lin Feng şaşırdı. İmparatorluk şehri Xue Yue ülkesinin tartışmasız en güçlü, en yoğun ve en büyük şehriydi. İmparatorluk şehri sessizce hiç iz bırakmadan kolayca Lin klanını yok edebilirdi.

Ayrıca bir tarikat olarak kabul edersek, Xue Yue ülkesindeki en güçlü tarikat oydu.
“Merak etme küçük Feng, İmparatorluk şehri olağan üstü uygulayıcılarla dolu, ben insanları öldürmek için gitmiyorum. Sadece ziyaret etmem gerektiğini hissediyorum. Oraya gidersem herhangi bir sorun olmayacak ve sende daha fazla çalış ve güçlendiğinde beni imparatorluk şehrinde ziyaret etmeye gel.” dedi ve Lin Feng in gülümsediğini görünce rahatladı.

Lin Hai ayağa kalktı ve “Hadi gidelim” dedi. Ayrılmadan önce birkaç parşömen ve resim aldılar. Sonuçta şehir dışına çıkıyorlardı.

Çok geniş ve sonsuz gibi görünen ufka baktılar. Gülümserken şehre doğru döndü ve tükürdü. Sonra Lin Feng e döndü ve “Aynı yoldan gitmeyeceğiz küçük Feng, sen artık gitmelisin.” dedi.

Lin Feng başını salladı ve “Baba sen gidene kadar buradan ayrılmayacağım, önce sen gitmelisin.” dedi.

Lin Hai şaşırmış şekilde baktı ve sonra “tamam küçük Feng, insanlar tehlikeli ve kötü niyetli yolda çok dikkatli ol.” dedi.

Konuşma bittikten sonra Lin Hai bir ata bindi ve hızla mesafe içinde kayboldu. Onun silueti yavaş yavaş kayboldu. Lin Hai yılsonu toplantısında Lin Feng in gücüne şahit olmuştu ve artık onun tavsiyelerine ihtiyacının olmadığını bildiği için daha rahat hissediyordu fakat bir baba olarak merak etmekten kendini alı koyamadı.

Babasının siluetinin ufukta kaybolmasını izledi Lin Feng. Kafasını gökyüzüne kaldırdı ve atını tekrar Yangzhou şehrine sürdü.

EN: Yürü be amk onların.
“Nasıl bu kadar şey olduğunda terk edebilirdi? Eğer yılsonu toplantısında Lin Qian ı yenmiş olsaydı babası klanı terk etmek zorunda kalmazdı. Lin klanına bunu ödeteceğim!”

Yorum Yap "Pmg 38: "