Otto Von Bismark Günceli

[Overlord Bölüm 1.3 ]

Ekim 01, 2016






Son ve Başlangıç – Parça 3



Çevirmen: Ainz Ooal Gown

Düzenleyen: Miina

Carne Köyü.

İmparatorluk Krallığı sınırında, Azallerisia Dağı’nın güney ucuna yakın Büyük Tob Ormanı’nın hemen dışında ağaçlık bir yer.

Re-Estize Krallığı’nın bir sınır köyü, istisnasız nüfüsu ──25 aile arasında dağılmış 120 kişi.

Köy, orman ve tarım kaynaklarından geçimini sağlıyordu. Şifalı ot toplamak için köye gelen bitki uzmanları ve doktorlar haricinde köyün tek ziyaretçileri, yıllık vergileri toplamak için gelen vergi memurlarıydı. Zaman, bu köyün birkaç sakini için hala durmamış gibiydi.

Köy hayatı sabahın erken saatinde bile çok yoğundu. [Sürekli Işık] büyüsü ile aydınlatılan şehirlerin aksine, köylüler güneşin doğuşundan batışına kadar sürekli çalışmak zorundaydı.

Enri Emmot’un sabahın köründe her zamankinden daha erken bir saatte kalktıktan sonra yaptığı ilk şey, yakınlardaki kuyudan su taşımak olurdu. Su çekmek bir kadının işiydi; evdeki bitmiş büyük su tankını bir bir kez daha doldurduktan sonra, angarya işleri tamamlamış oldu. Bu sürede, annesi 4 kişilik aileleri için kahvaltıyı hazırlamış olurdu.

Kahvaltıda arpa ya da buğday püresi, bazen de sebze kızartması olurdu. Ara sıra meyve de olurdu.

Kahvaltıdan sonra, anne ve babasıyla tarlaya çalışmaya giderdi. 10 yaşındaki kız kardeşi yakacak odun toplamak için ya da tarla çalışmasına yardımcı olmak için ormana giderdi. Ne zaman köyün ortasındaki ── köy meydanı ── çan öğlen sinyali için çalsa, herkes öğle yemeği için mola verirdi.

Öğle yemeği, birkaç gün önceden pişmiş kara fırın ekmeğiyle birlikte, içine parçalanmış pastırma serpilmiş çorba olurdu.

Tarla çalışması, öğle yemeğinden sonra güneş batıp akşam yemeği yemek için eve dönene kadar devam ederdi.

Akşam yemeği için, aynı kara fırın ekmeği ve yanı sıra kuru fasulye olurdu. Köydeki avcılar çantalarında herhangi bir av ile döndükleri vakit, akşam yemeği için biraz et almak mümkün olabilirdi.

ÇN: kuru fasulyeye kara fırın ekmeğini sıcak sıcak banarak yiyorlar ohh miss ağzınız sulandı demi :)

Akşam yemeğinden sonra aile, yanan ocağın ışığının etrafında toplanarak  böyle aşınmış veya hasar görmüş giysilerin tamiri gibi günlük ev işlerini yaparlardı.

Akşam 8 gibi uyumaya giderlerdi.

Kız, Enri Emmon, 16 yıl önce doğmuştu ve o zamandan beri köyün bir parçası haline gelmişti. Tüm hayatı boyunca bugünkü gibi yaşayabilirdi. Yüreğinin içinde,  merak etti: daha ne kadar bu değişmeyen günler devam edecek?

Bugün de diğer herhangi bir günden farklı değildi. Uyandıktan sonra Enri, su taşımak için kuyuya gitti.

Kuyudan suyu kovalara doldurduktan sonra, evin su tankını doldurmak için üç kere git gel yapması gerekiyordu.

“Yosh~”

Enri, kollarını sıvadı ve onun soluk ve göz alıcı bronzlaşmış teni açığa çıktı. Her ne kadar kolları ince ve kırılgan görünüyor olsa da köy hayatında uzun yıllar geçirdiği için, aslında çok güçlü kasları olduğunu dikkatli bir şekilde bakmadan görmek mümkün değildi.

Dolu kovalar çok ağırdı, ama Enri her zaman yaptığı gibi onları taşıdı.

Kovalar büyük olsaydı, daha az git gel yapardım, bu da işleri kolaylaştırmaz mıydı? Gerçi, eğer kovalar daha büyük olsaydı, muhtemelen onları kaldırmam mümkün olmazdı...

Enri, bu konuda düşünerek eve doğru giderken, bir ses duydu ve ona bakmak için döndü. Havadaki gerilimden dolayı yüreğinde korku tohumları filizlenmeye başladı.

Kulakları tahta kırılması gibi bir ses duymuş gibiydi, ve sonra...

“Bir çığlık──?”

Kesinlikle bir kuş sesi olmamasına rağmen, boğazlanmış bir kuş sesi gibiydi.

İnanılmaz bir ürperti Enri’nin omurgasından aşağı doğru indi. Bir çeşit hata olmalıydı. Bu bir insanın sesi olamazdı. Bu şekilde düşünerek onu rahatsız eden bu sesi silmeye çalıştı ve sonra ortadan kayboldu.

Çığlığın geldiği yere doğru koşmak zorunda kaldı, çünkü çığlığın kaynağı onun eviydi.

Enri, su kovalarını bir kenara attı. Ağır bir yük taşırken koşamazdı.

Uzun eteğine birkaç kere takıldı, ama biraz şansla dengesini kaybetmeden koşmaya devam etti.

Ses bir kez daha havada yankılandı.

Enri’nin kalbi göğsünde tekledi.

Hiç şüphe yoktu──bu bir insan çığlığıydı.

Koştu, koştu ve koştu.

Enri hayatında bundan daha hızlı koştuğu bir anı hatırlamıyordu. Bacakları birbirine düğümlenmek üzereydi, o kadar hızlı koşuyordu.

Atların kişnemeleri. İnsanların çığlıkları ve haykırışları.

Bu sesler daha net ve anlaşılır hal alıyordu.

Enri uzaklarda, bir köylü ve kılıcını ona doğru sallayan yabancı bir zırhlı adam görebiliyordu.

Köylü acı ve feryat ile yere çöktü, ki dizleri kesilmiş bir kukla gibiydi, ve kılıç hızlı bir saplanma ile ona ölümcül bir darbe indirmişti.

“Morja-san…”

Böyle küçük köyde hiçbir yabancı yoktu. Herkes bir akraba kadar birbirine yakındı. Bu yüzden, Enri gözlerinin önünde öldürülen kişinin kim olduğunu biliyordu.

Bay Morja, gürültülü ama hoş bir adamdı. Yanlış bir şey yapmamıştı ve bu şekilde ölmeyi hak etmemişti. Enri durmak istedi──ama sonunda dişlerini gıcırdatacak kadar sıktı ve kaçtı.

Su taşırken oldukça yakın hissettiği mesafe artık sonsuz bir boşluk gibi hissettiriyordu. Kulağına gelen sesleri ve küfürleri duymamazlıktan gelirken, nihayet evinin önünde onu gördü.

“Baba! Anne! Nemu!”

Enri kapıyı açtı ve ailesi için bağırdı.

3 tanıdık yüzün, korkuyla dolu tanıdık olmayan bakışlarıyla karşılaştı. Hareket etmiyorlardı. Enri kapıyı açtı ve içeri girdi, yüzleri yumuşadı, korku yerini rahatlama ile değiştirdi.

“Enri! İyi misin?”

Babası ona güçlü kollarıyla sarıldı, kolları tarlada çalışmaktan sert ve kaslıydı.

“Ahh, Enri…”

Annesinin yumuşak kolları onu kucakladı.

“İyi, Enri geri döndü, artık biz de kaçsak iyi olur!”

Emmot ailesi ölümcül bir tehlike ile karşı karşıyaydı. Arkalarında Enri’yi bırakmak hakkında endişelendikleri için evde kalmışlardı ve bu yüzden kaçmak için en iyi şansı kaçırmışlardı. Hayatlarını tehdit eden bu kişiler her an onları yakalayabilirdi.

Onlar, bunları düşünürken, korktukları başlarına geldi.

Ailecek kaçmayı düşünürlerken, bir adam figürü evin kapısında belirdi. Gün ışığı ile silüeti görünen adam, parıldıyordu. Tam zırh kuşanmış, göğüs zırhında Baharuth İmparatorluğu’nun bir nişanı olan şövalyeydi. Elinde uzun bir kılıç tutuyordu.

Baharut İmparatorluğu ile Re-Estize Krallığı komşu olduğu için ikisi birbirine karşı sık sık savaşmıştı. Yakın zamana kadar, savaşın alevleri çoğunlukla E-rantel Şehri’nin çevresindeki ormanda görülürdü ve bu köye yayılmış değildi.

Ancak, onların hoşlandıkları bu sessiz hayat burada sona erecekti.

Enri, kask deliklerinin arkasındaki adamın soğuk bakışlarını hissedebiliyordu. Sanki Enri’nin ailesinde ne kadar kişi olduğunu sayıyordu. Bu onu korkutmuştu.

Şövalye kılıcını tutan zırhlı eldivenini sıktı ve metalin metale sürttüğü yerden bir çıtırtı sesi geldi.

Ve sonra, evin içine girmek üzereyken──

“Yeeart!”


“Gwaaah!”

──Babası adama saldırdı, bir ivme ile kapı dışarı itti.

“Koş!”

“Allah belânı versin!”



Babasının yüzündeki küçük bir kesikten kan akıyordu. Şövalyeye boğa gibi çullandığı zaman zarar almış olmalıydı.

Enri’nin babası, şövalye ile yerde yuvarlanarak boğuşuyordu. Şövalye Enri’nin babasının bıçak olan elini tuttu, o sırada şövalye onun bıçağından korunuyordu.

Aile üyelerinden birisinin vücüdunda kan görmek, Enri’nin zihnini solduruyordu. Babasına yardım etmek veya kaçmak konusunda tereddüt etti.

“Enri! Nemu!”

Annesinin sesi Enri’nin yeniden kendine gelmesine yardımcı oldu ve annesine bakarken, yüzünde üzücü bir ifadeyle başını sallayan, olgun bir kadın gördü.

Enri küçük kız kardeşinin elini tuttu ve büyük adımlarla annesinin peşinden koştu. Suçluluk ve tereddüt kalbini pençeliyordu ama sonunda Büyük Tob Ormanı’na kaçmak zorunda olduklarını biliyordu.

At kişnemeleri, öfkeli haykırışlar, çarpışan çeliklerin sesleri ve pis bir yanmış et kokusu.

Tüm bunlar köyden doğru gelerek Enri’nin kulaklarına ve burnuna saldırıyordu. Nereden gelmişti? Bu olanlara anlam vermeye çalışırken, Enri tüm gücüyle koştu. Açık bir alana kaçana kadar, vücudunu küçük gösterebildiği kadar gösterecek ya da evlerin köşelerine saklanacaktı.

Kalbinin şiddetli atışıyla birlikte uzaktaki korkunç tehdit, sağlam vücudunu dondurmaya yetiyordu. Buna ek olarak, tuttuğu küçük el onu dizginliyordu.

──Kız kardeşi.

Anneleri, onların önlerinden koşuyordu, aniden dondu ve hemen geri çekildi; ellerini çılgınca başka bir yere kaçmaları için işaret etti.

Enri annesinin neden bunu yaptığını fark ettiğinde, dudağını ısırdı ve haykırmak için kendini zor tuttu.

Küçük kardeşinin elini kavradı ve koştu, ovalara inmek için umutsuzca çabalıyordu; çünkü gelecekte başlarına ne geleceğini bilmiyordu.

                                                                       ***

“Momonga-sama, bir sorun mu var?”

Ç.N: Japonların kullandığı “-Sama” kendinden üstün seviyedeki kişilere, çok saygı duydukları kişilere söylenen yüksek saygı ekidir.

Albedo ona sorular sormaya devam etti. Momonga nasıl cevap vereceğini bilmiyordu çünkü çok fazla bilinmeyen değişken vardı, bu yüzden onun beyin faaliyetleri kısa devre yaptı.

“Affedersiniz.”

Momonga sadece yanında dikilen Albedo’ya bakakalmakla yetindi.

“İyi misiniz?”

Momonga’yı okurmuş gibi Albedo güzel yüzünü ona yaklaştırdı. Hafif bir koku burun deliklerine girdi. Koku, Momonga’ya düşünme yeteneğini geri getirmiş gibiydi ve şimdiye kadar yerinde olmayan zihni, yavaş yavaş normale döndü.

“Hayır… yanlış bir şey yok … Hayır, yok bir şey..”

Momonga’nın kuklalarla [(NPC leri kastediyor)] kibarca konuşma gibi bir alışkanlığı yoktu. Ancak… Albedo’nun sorularını duyunca içgüdüsel olarak ona yanıt vermek zorunda kaldı. Onun hareketleri, konuşma şekli, bütün varlığı inkar edilemez bir şekilde insan gibiydi.

Momonga hâlâ kendisi ve Albedo hakkında çok yanlış bir şeylerin olduğunu hissediyordu ama sorunun tam olarak ne olduğunu anlamasının bir yolu yoktu. Bu bilgisiz durumda yapabileceği tek şey, korkusunu; şok, ve diğer gereksiz duyguları bastırmaktı. Ancak, Momonga sıradan bir insandı ve bunu yapamadı.

Momonga haykırmak üzereyken, lonca üyelerinden birinin sözleri aklına geldi.

──Panik yenilginin tohumudur, bu yüzden sakinliğini koruman ve mantıklı düşünmen gerekir. Momonga-san, sakin kalın, vizyonunuzu genişletin ve gereksiz şeyler üzerinde çaba harcamayın.

ÇN:”-san” Japonların en genel saygı eklerinden biridir. İngilizcedeki Mr. ile Mrs bu eke karşılık gelebilir ama bu kadar basit değildir. Japonlar her şeyde bunu kullanabilir. Anne-san baba-san abi-san gibi gibi ama her şeye ota bka bile kullanırlar tavşan-san güneş-san bk-san gibi gider :)

Bu sözleri hatırladığı gibi Momonga yavaş yavaş sakinliğini geri kazanmıştı.

Momonga, Ainz Ooal Gown’un Zhuge Liang’ı, Punitto Moe’ye sessizce teşekkür etti.


“Bir şey mi oldu?”

Şimdi ona daha yakındı. Albedo’nun nazik nefesini hissedecek kadar yakın. Soru sorarken güzel yüzündeki gamzeleri çok hoş bir şekilde görünüyordu. Birçok çabadan sonra kendini sakinleştiren Momonga, yine onun yaklaşan yüzünden, panik içinde tahrik olma tehlikesiyle karşı karşıyaydı.

“...GM Çağrısı fonksiyonu çalışmıyor gibi görünüyor.”

Albedo’nun berrak gözleriyle büyülenen Momonga, NPC’yi sorgulamaktan kendini alıkoyamadı.

Momonga geçmiş hayatında, karşı cinsten ilgi görmemiş tek başına yaşayan doğal bir romantikti. Sadece bir NPC olduğunu bildiği halde, kendini gerçekçi ifadeleri ve hareketleri karşısında etkilenmekten alıkoyamadı.  



Ancak, kalbinin içindeki karıştırılmış duygularını daha önceden olduğu gibi söndürdü ve  normale döndü.

Momonga kendini güçlü duygu eksikliği içinde huzursuz hissetti ve eğer şimdi yoldaşının kelimeleri olmasaydı neler olurdu merak etti.

Ama bu gerçekten de böyle miydi?

Momonga başını salladı. Şimdi bunları düşünmenin zamanı değildi.

“...Lütfen ‘GM Çağrısı’ ile Yüce Kişiler’e soru soramadığım için yetersizliğimin kusuruna bakmayın. Beklentilerinizi karşılayamadığım için özür dilerim. Önceki hatamı telafi etmek için lütfen bana bir şans verin. Lütfen uygun gördüğünüz gibi bana emir verin.”

… İkisi konuşuyorlardı. Bu konuda hiç şüphe yoktu.

Büyük ölçüde bu gerçeğin farkına varan Momonga, şok olduğu için konuşamadı.

İmkansız. Bunun imkansız olması gerekirdi.

NPCler’in konuşmasına en yakın şey belirli bir şekilde programlarındaki otomatik cevap ve tepkiler olurdu. Bazı kükreme ve oyuncular için tezahürat sesleri indirilebilirdi ama aslında sohbet edebileceğin bir NPC yapmak imkansız bir şeydi. Hatta Sebas bile şimdi sadece basit emirleri kabul edebilirdi.

Nasıl böyle imkansız bir olay meydana gelmişti? Bu fenomen sadece Albedo ile mi sınırlıydı?

Momonga el sallayarak Albedo’yu geri gönderdi, geri çekilirken hayal kırıklığı onun yüzünde görülebiliyordu. Momonga gözlerini baş uşak ve altı hizmetçinin vücuduna çevirdi, başları hala yere bakıyordu.

“Sebas! Hizmetçiler!

“Evet!”

Koro halinde sesleri çıkan uşak ve hizmetçiler, başlarını kaldırdı.

“Tahta yaklaşın.”

“Anlaşıldı.”

Bir olarak cevap verdi ve ayağa kalktılar. Sonrasında, gururla başlarını indirip bir dizlerinin üstüne çökmeden önce tahtın önüne yürüdüler.

Momonga bundan iki şey öğrenmişti.

İlk olarak; NPCler’e niyetini anlatmak ve emirlerini yerine getirtmek için, klavyeye özel bir komut girmeye gerek yoktu.

İkincisi, Albedo konuşabilen tek kişi değildi.

En azından, bu odadaki tüm NPCler anormal davranışlarda bulunuyordu.

Momonga bu konularda düşünürken, aniden kendisi ve Albedo hakkında çok yanlış bir şey olduğunu hissetti. Tam olarak ne olduğunu keşfetmek için Albedo’ya gözünü dikerek keskin bir şekilde baktı.

“--B -bir sorun mu var?  Ben bir hata mı yaptım…?”

“....!”

Sonunda sorunun ne olduğunu anlayınca bağıramadı, sessiz de kalamadıi; ama sadece belli belirsiz bir şekilde içini çekti.

Yüz ifadelerinin beklenmedik genişliği. Ağzının hareketleri ve onun konuşmasının sebebi--

“...mk..ansız!”

Momonga aceleyle elini çenesine koydu ve konuştu.

-- Ağzı hareket ediyordu.

DMMORPGler hakkında bildiklerine göre, bu imkansız olmalıydı. Bir karakterin ağzı onların sözleriyle hareket edemezdi.

Temel fikir, dış görünüşün sabit olmasıydı. Bu nedenle, yüz ifadelerinin tasarlanmış olması  imkansızdı.

Buna ek olarak, Momonga’nın yüzü, dil ya da boğazı olmayan bir kafatasından ibarettiı. Aşağıdaki ellerine baktı, aynı kullandığı etsiz elleriydi. Gerçekten akciğer ya da hiçbir iç organının olmadığını görebiliyordu.Buna rağmen, nasıl konuşabiliyordu?

“İmkansız..”

Ç.N: Kün feyekün…

Momonga sürekli büyüyen huzursuzluğunun kesin bir şekilde dünyadan kaybolduğunu hissediyordu. Haykırma arzusunu bastırdı ve beklendiği gibi kabaran duyguları aniden kaybolmuştu.

Momonga zorla tahta yumruk attı, ama beklenenin aksine, herhangi bir hasar değeri ortaya çıkmadı.

“...Ne yapmalıyım.. Yapabileceğim herhangi bir şey var mı?”

Ne olup bittiği hakkında hiçbir şey bilmiyordu. Sinirlense bile kimse ona yardımcı olamayacaktı.

Sonra, öncelikli olarak yapması gereken ilk şey── ipuçları aramak.

“──Sebas.”

Sebas’ın yüzünde ciddi ve samimi bir ifade olduğunu görebiliyordu. Gerçek bir insan gibi görünüyordu.

Ona emir vermekte sorun olmaması gerekir, değil mi? Ne olacağı konusunda hiçbir fikri olmamasına rağmen, Mezar’ın tüm NPCleri’nin ona sadık olduğunu varsayabiliriz, değil mi? Bütün bildiği, önündeki bütün NPCler’i herkes ile birlikte yapmış olduğuydu.

Huzursuz bir denizde yüzen çok sayıda soru zihninde yükseldi, ama Momonga bu duyguları zorla bastırdı. Sonunda, keşif için uygun olan tek seçeneğinin Sebas olduğuna karar verdi. Albedo’ya kısa bir bakış attı, ama sonra çelik gibi duygularından dolayı Sebas’ı dışarı göndermeye karar verdi.

Patronun çalışanlarından birine emirler yağdırışı gözünün önünde canlandı. Momonga üstün, hakim bir tavır aldı ve konuştu:



“Mezar dışına çık ve çevresini araştır. Eğer akıllı yaratıklarla karşılaşırsan, barışçıl bir şekilde onlarla etkileşime geç ve Mezar’a onları davet et. Müzakereler sırasında karşı tarafa mümkün oldukça uyum sağlamaya çalış. Mezardan bir kilometreden fazla uzaklaşma ve gereksiz mücadelelerden kaç.”

“Anlaşıldı, Momonga-sama. Hemen yapacağım.”

Yggdrasil içinde, Lonca üssünü korumak için yapılan hiçbir NPC hangi koşulda olursa olsun üsten ayrılamazdı. Ancak, bu katı kısıtlama ortadan kalkmış gibi görünüyordu.

Hayır, sadece Sebas döndüğü zaman bundan emin olabilirdi.

“Pleiadesler’den birini sana eşlik etmesi için seç. Eğer savaş başlarsa, derhal geri çekil ve öğrendiğin her şeyi bana ilet.”

Bu sadece ilk adımdı.

Momonga, Ainz Ooal Gown Asası’nı bıraktı.

Asa yere düşmedi, sanki birisi hala onu tutuyormuş gibi havada süzülüyordu. Fizik kurallarını  tamamen hiçe sayıyordu ama bu oyunlarda alışılmış bir manzaraydı. Yggdrasil’de sahipsiz bırakıldığında havada süzülebilecek epeyce item vardı.

Acı çeken ruhların auraları, Asa’nın gitmesine izin verdiği gibi sanki Momonga’nın eline sarılmak istiyordu ama Momonga buna aldırmadı. Bu manzara ile karşılaşmayalı uzun zaman olmuştu...ya da yok, sanırım sebebi bu gibi büyük emirlerin sıradışı olmaması, Momonga parmaklarıyla aura dalgasını devre dışı bıraktı.

Momonga iki eliyle başını tuttu.

Bir sonraki adım olabilir mi──

“...Oyun şirketi ile irtibata geçmeli miyim?”

Oyun şirketinin Momonga’nın mevcut anormal durumu hakkındaki çoğu şeyi biliyor olması gerekiyor.

Sorun aslında onlarla nasıl temas kuracağıydı. Normalde, sadece /seslen komutu veya GM çağrısı ile temas kurabilirdi, ya da eğer bu yöntemler işe yaramazsa…

“Mesaj?”

Bu oyunda iletişim kurmak için kullanılan bir büyüydü.

Normalde kullanımı belirli yerlerde ve şartlarda sınırlı idi, ama belki de onun bu mevcut durumda bu büyüden faydalanması mümkün olabilirdi. Asıl sorun, bu büyü aslında diğer oyuncularla iletişim kurmak için tasarlanmıştı, bu yüzden GM’ye ulaşmak mümkün olmayabilirdi.

Ve işlerin bu garip durumunda, büyünün bile işe yarayacağı konusunda bir garanti yoktu.

“....Ancak…”

Bunu denemek zorundaydı..

Momonga 100. seviye bir büyücü (spellcaster) idi. Eğer büyü olmazsa, onun hareket kabiliyeti, bilgi toplama yeteneği ve tabii ki savaş yeteneği büyük ölçüde yok olurdu. Böyle bilinmeyen durumlarda, büyü kullanma yeteneğini hızlı bir şekilde doğrulamak zorunda kaldı.

Şimdi büyümü test etmek için nereye gidebilirim… Momonga bu soruyu düşündü, Taht Odası’nın etrafına yavaş yavaş baktı ve sonra başını salladı.

Bu acil bir durum olmasına rağmen, sessiz ve neredeyse kutsal olan Taht Odası’nda büyülü deneyler yapmayı hiç arzulamadı. Büyüsünü test etmek için uygun yerleri düşünüyordu ve sonra umut verici bir konum zihninde belirdi.

Kendi yeteneklerine ek olarak, otoritesinden emin olmak istedi. O, Ainz Ooal Gown’un lonca lideri olarak yetki ve ayrıcalıklarının hala var olup olmadığını bilmek istedi.

Şimdiye kadar tanıştığı bütün NPCler ona sadıktı. Ancak Nazarick’in Büyük Yeraltı Mezarı’nda, onunla eşit birkaç NPC vardı. Hala onların kendisine sadık olup olmadıklarından emin olmak zorundaydı.

Ç.N: eşit derken seviye olarak Ainz Ooal Gown’un NPCleri arasında 100 lv NPCler var. Max. seviye 100 olduğu için Momonga da 100. seviye yani aynı seviyedeki diğer NPCler’den bahsediyor.

Ancak──

Momonga, diz çökmüş Sebas ve Hizmetçiler’e ve daha sonra yanıbaşındaki Albedo’ya baktı.

Albedo gülümsüyordu. Güzel bir gülümsemeydi, ama bunun arkasında başka bir şey gizliyormuş gibi görünüyordu. O “başka bir şey”in ne olabileceğini merak etti ve huzursuzluk Momonga’ya yavaşça sokuldu.

NPCler ona sadıktı, ama böyle kalmaları iyi miydi? Bu gerçek dünya olsaydı, astları böyle sürekli oynayan üstlerine sadık olacaklar mıydı? NPCler de böyle olur muydu? Ya da onlar sadık olmaya programlandıkları için sonsuza kadar sadık mı olacaktı?

Eğer sadakatleri sallantıya düşerse, nasıl bunu yenileyecekti?

Ödüller? Hazinesinde engin bir servet vardı. Eski yoldaşları tarafından geride bırakılan hazineleri tüketmek fikri ona acı gelse de Ainz Ooal Gown uğruna olduğu için, muhtemelen bunu anlarlardı. Asıl soru ne kadar büyük bir ödül vermeliydi.

Buna ek olarak, yüksek seviyeli bir varlık olarak diğerlerinden üstün olup olmadığını bilmesi gerekiyordu. Ama üstünlüğünü hangi kriterlere göre ölçmesi gerekiyordu? Bu konuda henüz net değildi. Bu labirent içinde ileriye doğru giderken hissetmeye devam ettiği sürece, sonunda bir cevap bulacağına dair içinde bir duygu vardı.

Ya da bunun cevabı──

“Güç mü?”

Sol elini açtı ve avucunun içine gelen Ainz Ooal Gown Asası’nı kavradı.

“Her şeyden üstün olan güç mü?”

Asanın içine yerleştirilmiş yedi taş, sanki yalvarırcasına ustalarının devasa güçlerini kullanmaları için parlıyordu.

“...Unut gitsin, bu konuyu daha sonra düşünmek için zaman ayıracağım.”

Momonga elindeki asayı serbest bıraktı, ve sanki ona kızmış gibi titreyen asa yere düştü.

Her durumda, liderin rolünü oynadığı sürece, onlar muhtemelen ona karşı hemen elini uzatmayacaktı. Hayvanlar ya da insanlar arasında olsun, eğer düşmanları veya avları bir zafiyet göstermediği sürece saldırmazlardı.

Momonga güçlü bir sesle ilan etti:

“Pleiades, size emrediyorum! Sebas’a eşlik edecek hizmetçi hariç, geri kalanlar göreviniz 9. Kat’a gitmek ve 8.Kat’taki işgalcileri püskürtmek olacak.”

“Anlaşıldı, Momonga-sama.”

Sebas’ın arkasındaki hizmetçiler saygıyla onun emirlerini dinledi.

“Hemen başlayın.”

“Anlaşıldı, Efendim!”

Bir kez daha seslerin korosu duyuldu. Sebas ve Hizmetçiler, tahtta oturan efendilerine bir kez daha boyun eğdi, akabinde aynı anda ayrıldılar.

Dev kapılar açıldı ve tekrar kapandı.

Sebas ve Hizmetçiler kapıların ötesinde kayboldu.

Onların “Hayır” ya da benzer bir şekilde ile cevap vermemeleri iyiydi.

Büyük bir ağırlık Momonga’nın göğsünden kalkmış gibi görünüyordu, ve aynı zamanda onun yanında kalmış olan kişiye baktı. Yanında kalan kişi Albedo oldu, emir bekliyordu.

Gülümsedi, ve ona sordu, “O zaman, Momonga-sama şimdi ne yapmamı istersiniz?”

“Ah, ahhh… anladım.”

Momonga Asası’nı almak için tahtından doğru uzandı ve bunu yaparken konuştu:

“Yanıma gel.”

“Evet.”

Gülümseyen Albedo yaklaştı. Momonga siyah asa ve üzerindeki küreye dikkat etmesine rağmen, dikkati bir anda dağıldı ve geçici olarak varlığını görmezden gelmeye karar verdi. Sadece Momonga düşünmeyi bitirdiğinde, eğer isteseydi Albedo’yu kucaklayacak kadar yakındı.

Güzel kokuyor──Bekle, ben ne düşünüyorum.

Momonga yine içinde yükselen duyguları bastırdı. Şimdi eğlenmenin zamanı değildi.

O, Albedo’ya dokunmak için elini uzattı.

“...”

“Hmm?”

Acı çeken bir ifade Albedo’nun yüzünde çıktı. Sanki elektrik çarpmış gibi hemen elini çekti.

Bu nedir? Onu rahatsız mı ediyorum?

Birkaç kötü anı zihninde canlandı──sanki gökyüzünden düşen bozuk para tarafından vurulmuş gibi──ama Momonga sonunda bunun cevabını buldu.

“...Ah─”

Overlord olabilmek için ırkının Elder Lich sınıfı olmak zorundaydı, ve Elder Lichler’in sahip oldukları yetenekler arasında dokundukları her şeye negatif enerji ile zarar verme yeteneği vardı. Sebebi bu muydu?

Ancak, sebebi gerçekten bu olsa bile, hala soracak soruları vardı.

Yggdrasil içinde, Nazarick’in Büyük Yeraltı Mezarı’ndaki görünen yaratıklar ve NPCler, Ainz Ooal Gown’a ait olarak kabul edilecektir. Her lonca üyesi aynı zamanda Ainz Ooal Gown’a ait bayrak altında birleştiği için, eğer birbirlerine saldırsalar bile hiç sorun olmamalı.

Ç.N: Sanırım burada demek istediği aynı guilde üye olan iki kişi birbirine saldırsa bundan ceza almıyorlar. Yani P.K (player kill)serbestliği var guild içinde, genel ayarlardan biri olması gerek bazı büyük oyunlarda bu tarz ayarlar var. Normalde başka bir oyuncuya belirli koşullar (raid savaşları, arenalar, pwp istekler) haricinde zarar verdiğinizde sistem tarafından ceza alırsınız. Ainz Ooal Gown’da bu serbestlik olduğundan ve NPCler de bunun bir parçası olduğundan ceza almaması gerek demek istiyor.

O artık bizim loncamızın bir üyesi olmayabilir mi? Ya da dost saldırısı etkin mi?

İkinci ihtimal sanki daha olası gibi.

Momonga bu sonucu göz önüne aldığında, Albedo’dan özür diledi.

“Beni affet. Negatif enerji dokunuşu yeteneğimi devre dışı bırakmayı unuttum.”

“Lütfen buna aldırmayın, Momonga-sama. Bu hasar aslında neredeyse hiç zarar vermedi. Ve hasar veren Momonga-sama olduğu sürece, ben seve seve her türlü direnirim──kya!”

Ç.N: kya! japon hatunlarının inleme ve çığlık arasında çıkardıkları bir ses. Bizim hatunların söyleyiş şekli “ayy!”. Karate filmlerinde falan da bazen erkekler ‘kya’ ‘hua’ die sesler çıkartıyor lütfen onlarla karıştırmayalım…

“Ah... mm.. şey.. öyle… mi…. Hayır, hayır, benim hala özür dilemem gerek.”

Momonga, Albedo’nun tapılası inlemesi ve utanarak yüzünü kapatmasına hazırlıksız yakalandı ve cevabı umduğundan daha az asil olarak sona erdi.

Yani sonuçta negatif enerji dokunuşundan dolayı olmuştu.

Momonga, Albedo’dan gözlerini kaçırdı, bu onun bekaretini kaybetme acısı ile karşılaştırıldığında bir hiçti ve her zaman aktif olan becerisini nasıl devre dışı bırakacağını düşünmeye başladı──ve sonra aniden nasıl yapacağını buldu.

Bir Overlord’un gücüne sahip olan Momonga için, bu basit bir şekilde nefes almak kadar kolay oldu.

İçinde bulunduğu garip durumdan dolayı kendine gülmeden edemedi. Şimdiye kadar aldığı bütün şoklar ve sürprizlerden sonra, bu konuda panik yapmaya değmezdi. Durumuna bu kadar iyi adapte olması onu daha çok korkuttu.

“Sana dokunacağım.”

“Ah.”

Beceriyi devre dışı bıraktıktan sonra, Albedo’nun eline dokundu. Bu yüzden “elleri çok ince”, “teni çok beyaz” gibi düşünceler kafasına doluştu ama o, bu erkeksi arzularını bir kenara iterek bir şey üzerinde yoğunlaştı -- onun kalp atışı.

Nabzını hissetti.

Bu, lub-dub, lub-dub gibi düzenli bir ritimdi. Yaşayan bir varlık olduğu için, bu gayet doğaldı.

Gerçekten, yaşamak için bir kalp atışına sahip olmak, gayet doğal bir olaydı. Momonga onun elini bıraktı ve kendi kollarına baktı. Tüm gördüğü, deri ve etten yoksun geniş cilalı beyaz bir kemikti. Bir kalp atışı hissedemiyordu, çünkü onun hiç kan damarları yoktu. (bence de problem damarda knk kalp de neymiş) Gerçekten, bir Overlord ölümsüz bir yaratıktı, kendisi insanoğlunu aşan bir varlıktı; çok açıktır ki kendisinin bir kalp atışı olamazdı.

Bakışlarını tekrar Albedo’ya çevirdi.



Momonga, Albedo’nun nemli altın sarısı gözlerinde kendi yansımasını gördü. Yanakları pembeleşmişti, muhtemelen vücut ısısı giderek arttığı içindi. Vücudundaki değişiklikler onu şaşırtmıştı.

“...Bu nedir?”

O bir NPC değil mi? O saf elektronik veri değil mi? Neden gerçek bir insan gibi hissediyor? Ne tür bir yapay zeka bunu yapabilirdi? Daha önemlisi, neden Yggdrasil gerçek bir dünya gibi hissettiriyor…

İmkansız.

Momonga inkar ederek başını salladı. Böyle fantastik bir senaryonun oluşmasına imkan yoktu. Ama fikir bir kere kök saldı, ortadan kaldırmak kolay değildi. Momonga, Albedo’nun değişikliklerinden tam olarak emin olamadı.

Bir sonraki adım… evet, son adım. Eğer teyit edebilirse, daha sonra kehanetlerin tümü haklı çıkacaktı. Bu gerçek hayat mıydı, yoksa sadece bir fantezi miydi?

Bunu yapmak zorundaydı. Eğer karşılık olarak kendisine silahıyla saldırırsa, bunu engelleyemezdi.

“Albedo… göğüslerine dokunabilir miyim?”

Ç.N: Buradan ‘aydehan’a selam çakıyorum. Hiç sulanmayasın he :)



“Eh?”

Aralarındaki hava donmuş gibiydi.

Albedo’nun gözleri pörtledi.

Momonga bu kelimeleri çıkarmak için çok zorlanmıştı. “Ben bunu yapmak zorundayım”, ne halt düşünüyordum ki ben?! “Müstehcen!” diye çığlık atmak istedi. Elbette, kişinin kendi üstün konumunu kullanarak cinsel tacizde bulunması, akla gelebilecek en rezil şeydi.

Fakat onun başka seçeneği yoktu. Gerçekten, bunu yapmak zorundaydı.

Ç.N tamam knk inandık biz zorlamana gerek yok mecburdu herkes biliyor. Demi beyler mecburdu :)

Momonga’nın soğukkanlılığı yavaş yavaş ona dönerken, tüm gücüyle kendini ikna etti.

Bir hükümdara yaraşır bir şekilde, zorla devam etti:

“Birşey… olmaz, değil mi?”

Hiç de güçlü değildi.

Momonga’nın gergin talebine kıyasla, Albedo sevinçten havalara uçuyor gibi görünüyordu.

“Tabii ki ama, Momonga-sama. Lütfen, tatmin olana kadar bana dokunmaktan çekinmeyin.”

Albedo, Momonga’nın onun kocaman göğüslerini teftiş etmesi için kendini düzeltti. Eğer hala tükürüğü olsaydı, şimdiye kadar sulanmış olan ağzından birkaç yudum yutmuş olurdu.

O, elbise üzerinden göğüslerine dokunmak için elini kaldırdı.

Gerilim ve heyecanın ötesinde, Momonga’nın beyni sessiz, sakin bir şekilde kendi eylemlerini gözlemliyordu. Ne kadar aptalca olduğunu biliyordu ve bu düşüncesini gerçekleştirmek için neden hala devam ettiğini düşündü.

Gizlice Albedo’yu gözetledi, gözleri parıldıyordu ve göğüsleri “acele et ve bana dokun” der gibi hafifçe sallanıyordu.

Çünkü bunun heyecan ya da utanç nedeniyle olup olmadığını bilmiyordu, Momonga yalnızca irade gücü ile ellerinin sallantısını durdurdu, azmi çelikleşmişti ve uzattı.

Ç.N herkes pür dikkat buraya odaklandı şuan demi :)

Momonga’nın hissettiği ilk şey elbisenin altında sert bir şey olduğuydu, ardından onu bir  yumuşaklık hissi takip etti.

“Mmmmnn… ahhh…”

Albedo tutkuyla inlerken, Momonga başka bir deneyi tamamladı.

Eğer beyni normal olsaydı, onun bugünkü durum için iki olası açıklaması olurdu.

İlki, bunun yeni bir DMMORPG olduğuydu. Yani Yggdrasil kapandığı an, yeni bir oyun olan “Yggdrasil II” hemen onun yerini almış olduğu söylenebilirdi.

Ancak, bu deney ışığında, bu durumun olma ihtimali yok denecek kadar azdı.

Çünkü R-18(+18) eylemler bu oyunda kesinlikle yasaklanmıştı. Kim bilir, belki de R-15 eylemler bile yasak olabilir. Bu kuralı İhlal edenler alelen oyunun resmi web sitesinde listelenir veya hesapları silinir ya da daha kötüsü olurdu.

Bu R-18 eylemlerin kayıtları bir kere halka açık bir şekilde yayınlandığı vakit, Sosyal Düzen Bakım Yasası tarafından manevi kültüre zarar vermekten ceza alabilirdi. Bu nedenle, çoğu insan bu eylemlerin yasa dışı olduğunu düşünüyordu.

Eğer hala bir oyun dünyasında olsalardı, şirket oyuncuların böyle imkansız şeyler yapmalara göz yummazdı. Eğer GM ve oyun şirketi izliyor olsaydı, Momonga’nın iffetsiz eylemlerini gerçekleştirmesine engel olurlardı. Ancak bir direniş ya da karışmaya ait herhangi bir iz yoktu.

Buna ek olarak, DMMORPGler ile ilgili temel  yasalardan biri, izinsiz bir şekilde oyuna katılması için bir oyuncuyu zorlamak, siber adam kaçırma olarak kabul edileceğiydi.

Bunun gibi, bir oyuncunun bu şekilde oyunu test etmesi için zorlamak kesinlikle bir suçtu, özellikle oyundan zorla çıkış gibi bir yolunun olmadığı durumlarda. Bir şirketin böyle şeylerden ötürü para cezası ya da hapis cezası alması beklenmedik bir şey değildi. Eğer bir oyuncunun oyundan çıkış yapamadığı bir durum olursa, oyun etkinliğinin bir haftalık süreyi kayıt altında tutması yasal olarak zorunlu bir durumdu; bu durum yaptığı ihlalden dolayı şirketi dava etmek için kolaylık sağlayacaktı.

Bu nedenle, Momonga bir haftalığına işten rapor almadığı için birileri bunu tuhaf bulup onun evini kontrol etmeye gelir. Sonra polisin tüm yapması gereken, özel bir konsol ile kayıtlara erişmektir ve böylece sorun çözülür.

Hangi şirket tutuklanma riski olan böyle kurumsal bir suç işlerdi ki? Tabii ki, onlar ”bu Yggdrasil II için bir kapalı beta testiydi” ya da “burada kullanılan 3. parti programlar vardı” diyerek kendilerini temize çıkartmaya çalışabilirdi. Ama gerçekte, böyle riskli bir konu oyun şirketlerine hiçbir yarar sağlamazdı.

Ç.N: İçimden bir ses Momonga bunları düşünürken hala Albedo’nun göğüslerini avuçluyor diyor acaba doğru mu :)



Durum böyleyken, mevcut şartlar altında tek cevap burada 3. parti programlar vardı ve bu konuyla oyun şirketinin bir ilgisi yoktu. Eğer durum buysa, onun bütün teorilerden vazgeçmesi ve başka bir yönde düşünmesi gerekir, aksi halde asla cevap bulamazdı.

Sorunun nereden başladığı konusunda hiçbir fikri yoktu. Ve başka bir olasılık vardı…

….Sanal dünyanın gerçeklik haline geldiği  ihtimali.

İmkansız.

Momonga derhal bu fikri reddetti. Nasıl böyle mantıksız ve aptalca bir şey olabilirdi?

Ç.N: Momonga kabul et artık yoruldum lan..

Ama öbür tarafta, bunu düşündükçe kendini daha da güçlü bir şekilde cevabın doğru olduğunu hissetti.

Ve sonra── Momonga Albedo’nun güzel kokusunu hatırladı.

Sanal gerçeklik oyunlarının yazılımında, mevzuata uygun olmadığı için bu tür koku ve tat alma duyusal verilerine izin verilmezdi. Yggdrasil’de yiyecek ve içecek itemleri olmasına rağmen, bunları tütekmek oyun sisteminde bir değeri değiştirmekten başka bir işe yaramazdı. Buna ek olarak, dokunma hissi gerçek dünya ile karışıklığı önlemek amacıyla yoğun olarak sınırlandırılmıştı. Bu kısıtlamalar VR‘nin (sanal gerçeklik) seks endüstrisi için çok yararlı olmadığı anlamına geliyordu.

Gel gelelim, şu an yürürlükte olan herhangi bir sınırlama yoktu.

Ç.N: knk bence en büyük sınırlama senin iskelet olman… malum anladınız neyden mahrum olduğunu..

Bu gerçekleri fark edince Momonga şok geçirdi. “Yarınki iş ne olacak?”, “Eğer böyle devam ederse ne olacak” gibi sayısız sorular, zihninde parladı; ama sonra bu soruların hepsini kestirip attı.

“...Eğer bu sanal dünya, gerçek dünyanın bir simülasyonu ise… o zaman ilgili veri miktarı inanılmaz olmalı…”

Momonga var olmayan bir boğaz ile yutkundu. Mantığı durumu kavrayamamış olmasına rağmen, kalbi anlamış olabilirdi.

Ellerini nihayet Albedo’nun büyük göğüslerinden çekti.

Uzun bir süredir onu okşadığını fark etti, ama Momonga kendi kendine başka seçeneğim yoktu diyerek onu bu kadar uzun süre okşamasını haklı çıkardı; kesinlikle değildi çünkü yumuşak göğüslerini sıkma hissi o kadar güzeldi ki bırakmak istemedi── ya da başka bir şey.

Ç.N: asdawfawdada gülmekten yıkıldım ya.. Sonuçta Momonga da bir erkek anlıyorum :)

“Üzgünüm, Albedo.”

“Fuahh…”

Şehvetli bir inilti yüzü kızaran Albedo’dan geldi, ve Momonga hemen hemen vücudunun çevresindeki yükselen sıcaklığı hissedebiliyordu. Bunlardan sonra, utanarak Momonga’ya sordu:

“İlk seferim burada mı olacak?”

Ç.N: Öhhö öhhhöö öhö … laaaan reddetme :)

Momonga ona sorulan soru ile gafil avlandı ve açıkça düşünmeden şöyle yanıtladı:

“...Eh?”

Zihni aniden dondu ve ona yöneltilen soruyu idrak edemedi.

İlk sefer? Bu da ne demek? Tüm bunlar ne hakkında? Ve neden bu kadar utangaç görünüyor?

Ç.N: yemin ederim malsın.. O kadar olasılık düşündün sabahtan beri bunu mu anlamıyorsun ???

“Kıyafetlerimi ne yapacağımı sorabilir miyim?”

“....N?”

“Kendimi soymam daha mı iyi olur? Veya Momonga-sama beni siz mi soymak istersiniz? Ya da biz bir süre yaptıktan sonra ben kıyafetlerimi giyerim, daha sonra… kirlenecektir… Hayır, eğer Momonga-sama benim bu elbisemi giymemi istiyorsa, itirazım yok.”

Beyni nihayet Albedo’nun sözlerini anlamayı başardı. Ancak, gerçekten de kafatasının altında bir beyin olup olmadığını görmek mümkün değildi.

Momonga, neden Albedo’nun bu tepkiyi verdiğini fark ettikten sonra, içinde büyük bir mücadele gerçekleşti ve dedi ki:

“Şimdilik bu kadar yeter, Albedo.”

“Eh? Anlıyorum.”

“Şimdi zamanı değil… hayır, bu tür şeyler için zaman yok.”

“Ben, ben özür dilerim!. Acil bir durum olmasına rağmen ben kendimin arzum tarafından yönetilmesine izin verdim.”

Hızlı bir hareket ile, Albedo diz çökerek özür dilemek istedi, ama Momonga onu durdurdu:

“Hayır, bütün bunlar benim hatam. Seni affediyorum Albedo. Ama bunun dışında… sana bir emrim var.”

“Lütfen bana arzu ettiğiniz herhangi bir emir verin.”

“4. ve 8. Kat hariç tüm Kat Muhafızları’na, bir saatlik süre içinde 6. Kat’ın Kolezyum’unda buluşmak istediğimi söyle. Aura ve Mare ile ben kendim temas kuracağım, bu yüzden onları bilgilendirmene gerek yok.”

“Anlaşıldı. Emri tekrar etmeme izin verin; 6. Kattaki Aura ve Mare hariç tüm Kat Muhafızları’na bir saat içinde Kolezyum’da buluşma emrinizi ileteceğim.”

“Doğru. Git.”

“Emredersiniz.”

Albedo hızla Taht Odası’ndan ayrıldı.

Albedo’nun ayrılışını seyrederken, Momonga nefesini bıraktı, iyice yorgun düştüğü görülebiliyordu. Taht Odası’ndan ayrıldığında, Momonga acı ile inledi:

“...Ah, ben ne yaptım? Bunun aptalca bir şaka olması gerekiyor… Eğer bilseydim bunu yapmazdım. Ben… Ben Tabula Smaragdina-san’ın oluşturduğu NPC’yi kirlettim.”

Düşününce, Albedo’nun böyle tepki vermesinin tek sebebi vardı.

Ayarlarını “Momonga’ya Aşık” şeklinde değiştirdiği zaman olmuş olmalıydı.

Onun böyle davranmasının sebebi bu olmalıydı.

“...aah…. Kahretsin!”

Tabula Smaragdina’nın özenle tasarladığı NPC’si Albedo ve daha sonra bir başkasının gelip onun oluşturduğu baş yapıta leke sürmesi hakkında düşünerek Momonga kendi kendine mırıldandı; Albedo şimdi böyle olmuştu.

Başkasının zor emeklerini mahvettiği bilgisi onu perişan etti.

Ancak, kızgın Momonga-- bir iskelet olduğu için kızgınlığı yüzünden okunamamasına rağmen-- sonunda Taht’tan kalktı.

Momonga, bunu zihninin derinliklerine atmak zorunda olduğunu kendisine söyledi. Önemli şeyler halledildikten sonra, acı çekmeye devam edebilirdi.

// Arkadaşlar 1.bölümün 3. Kısmı da bitti. Bir sonraki bölüm kpssden sonraki ay gelecek ve düzenli olarak her ay bir bölüm atacağım tabi eğer yardımcı bir çevirmen daha gelirse daha hızlı da olabiliriz ;) Sizlere serinin durumu hakkında bir kaç bilgi vereceğim.

-Öncelikle seri hala devam ediyor. Tamamlanmış bir seri değil yanı.

-Yazar sezon sezon bölüm veriyor.

-Şu anda 9.sezon bitmiş durumda 10. sezonu bekliyoruz ( ne zaman gelir hiçbir fikrim yok)

-Her bir sezonda 5 bölüm var

-Şuan birinci sezonu çeviriyorum. Birinci sezon şu şekilde.

Prolog

1.bölüm-1.kısım

1.bölüm-2.kısım

1.bölüm-3.kısım(Bu bölüm)

2.bölüm

3.bölüm

4.bölüm

5.bölüm

Epilog(sonuç bölümü)

Son söz/ çizimler

-Her sezon bu şekilde ilerliyor.

-Serinin her bölümü en az 20.000 kelime en fazla 27.000 kelime civarı.

Son olarak. önceki bölümde Albedo’yu betimlerken çeviride bir eksiklik olmuş eksik olan kısmı yazıyorum önemli çünkü.

“Altın sarısı gözleri ve dikey yarık göz bebekleri ile kendine özgü, tuhaf olmasına rağmen kusursuz bir güzelliği vardı. Ancak, onun sağ ve sol şakallarından çıkmış iki kalın boynuzu vardı ve belinde siyah melek kanatları vardı. Boynuzlarının gölgesinin altındaki tanrıça gibi gülümsemesi, belki de onun gerçek benliğini gizleyen bir maskeydi.”

Hatalarımız olabilir bu konuda fark ettiğim zaman düzeltiyorum :) Kpss’den sonra bölüm gelecek seriyi bırakmıyorum merak etmeyin :)

Okuduğunuz için Teşekkürler hepinizi… Seviyorum ;) Yorum atmayı da unutmayın...

Yorum Yap "[Overlord Bölüm 1.3 ]"