Kilimanjaro Günceli

Lms 4.8 - Weed'in Avı

Ekim 09, 2016


Çevirmen: Şamil Çevik | Düzenleyici : DooDLez213

Bölüm 8: Weed'in Avı

Basra Zindanı!

Krallığın başkentinin yakınında bulunan, sayısız canavarla dolu bir yer.

"Grubumuzda boş bir yer var. Katılmak isteyen kimse var mı? 30 kişiyiz ve hızlı bir av olacağına söz verebilirim."
"Yetenekli bir şavaşçı arııyoruz."
"İyileştirici bitkiler satıyorum. Satıcılarda olduğundan daha ucuz! Toplu alımda indirim olur!"

Basra Mağarasına yeni ulaşan Weed etraftaki grup kurmakla meşgul oyuncuları seyrediyordu. Bazıları mevcut gruplara katılırken, bazıları da yeni gruplar kuruyordu. Hepsi zindanın girişi etrafında dolanıyorlardı.

Basra Mağarasındaki canavarlar iyi miktarda tecrübe vermesine ek olarak, güzel ganimetler düşürme şansı da fazlaydı. Bu yüzden mağaranın girişi her zaman oyuncularla dolu oluyordu. Bir sebebi de tehlikeli mağaraya kimsenin tek başına girmeye cesaret edemeyişiydi.

"Bir partiye katılmak istiyor musun?"

Birkaç insan sessizce duran Weed'e yanaştı. Aralarında, şapkasında kuş tüyleri olan bir savaşçı vardı ve konuşan o olmuştu. Cevap beklemeden devam etti:

"Afedersin, mesleğin ve seviyen ne acaba? Bir kılıç taşıdığını görüyorum. Öyleyse bir çeşit yakın dövüşçü olmalısın ve grupta boş bir yerimiz var, belki bize katılmak istersin?"

Weed kafasında kuş tüyü olan adamı gözüyle şöyle bir süzdü. Ekipmanında göze çarpan bir şey yoktu.

"Dük'ün kaskı, Britanya konfederasyonu'nun zırhı ve silahları, 180 seviye ve üstü için, yaklaşık 800 altın değerinde..."

"Grubumuzda 15 kişi var. Herkes 170 seviye ve üstünde. Benim adın Vintich, ve Mavros Loncasındanız. Ne diyorsun, bizimle birlikte avlanmak ister misin?"

Mavros Loncasından oldukları bilgisi herhangi birinden olumlu cevap almaları anlamına gelirdi. Weed yavaşça kafasını salladı.

"Üzgünüm grup aramıyorum."
"Huh?"
"Kendi başımın çaresine bakabilirim."
"..."

Şaşkın bakışlar eşliğinde Weed mağaraya girdi.

Mağarada 120 seviyeden 300 seviyeye kadar oyuncular avlanıyordu. Zindan dört kattan oluşuyor ve her birinde bir öncekinden daha güçlü canavarlarla karşılaşıyordunuz.

Ama yalnız oyuncuları buradan uzak tutan şey canavarların güzleri değil, aşırı sinir bozucu olan eşya çalma yetenekleriydi. Eğer ölürsen orada soyup soğana çeviriyorlardı. Bazen giydiğin zırhı aşıracak kadar ileri gidebiliyorlardı.

Sonuç olarak oyuncular öldüklerinde tecrübe kaybemekle kalmıyor, normalden 4 veya 4 kat daha fazla eşya kaybediyorlardı. Bundan dolayı gelen oyuncuların tereddütlerini yıkıp avlanmaya başlamaları epey zaman alıyordu. Ama, Basralı hırsızların iyi eşyalar düşürmesi, mağaranın her zaman oyuncularla dolu olmasını sağlıyordu.

"Üçüncü katta olduğunu söyledi."

Weed av gruplarıyla fazla karşılaşmamaya özen göstererek ilk iki katı es geçti.

"Bir anda ortaya çıktığım için iğne yastığına dönmek istemiyorsam dikkatli olmalıyım."

Weed ilk avlanmaya karar verdiğinde Mapan'la iletişime geçmişti. Ama o çok yoğun olduğundan reddetmek zorunda kaldı. Weed'in de bildiği gibi açık artırmadaki satışların ardında seviyesini bu kadar yükseltmişti ve bu epey para kazanmıştı. Bir ünvan satın alıp ve kendi adı altında bir ticari grup kurmakla meşguldu.

Onun yerine, Mapan Hwaryeong'u nerede bulabileceğini söylemişti. Weed de Basra mağarasına gelip arkadaşını ziyaret etmeye karar vermişti.

Hwaryeong'u zindanın üçüncü katında kolayca buldu. Zindanın merkezinde büyük bir partiyle birlikte avlanıyordu. Zarafetle dans ediyor ve canavarları bir bir deviren bir kızı gözden kaçırmak oldukça zordu.

Weed savaşın bitmesini bekleyip ardından ona yöneldi.

"Hey, Hwaryeong, uzun zamandır görüşmedik."
"Oh! Weed? Niçin burdasın?"
"Avlanmaya karar verdim ve kendimi burada buldum."

Burada sıkılmaya başlamış olan Hwaryeong Weed'e sıcak bir karşılama yaptı. Sonrasında mavi cüppeli biri mağaranın derinliklerinden yanlarına geldi.

"Bu adam kim?" Sollon sormadan önce Weed'i tepeden tırnağa süzdü.

Bunu söylediği sırada büyücünün tüm zavallı niyetleri yüzünde açıkça görülebiliyordu. Öfkesini zorlukla kotrol edebilen Hwaryeong cevapladı:
"Bu benim arkadaşın, ismi Weed. O bir Oymacı."
"Oh! Demek öyle!"

Açıklamadan tatmin olmayan Sollon şüpheli bakışlar atmaya devam etti:

"Yani ikiniz arkadaşsınız? Yoksa sevgili mi? Ne kadar zamandır birlikte avlanıyorsunuz?"
"Ortak bir arkadaş tarafından tanıştırıldık. Ve daha önce hiç birlikte avlanmadık. Bir problem mi var?"

Hwaryeong'un cevabı Sollon'u rahatlatmıştı.

"Anlıyorum, öyleyse bi problem yok!"

Ve iyi niyetini göstererek devam etti:

"Weed, belki bizim grubumuza katılmak istersin? Senin mesleğin hakkınde bir şey bilmiyorum ama bununla avlanmak zor olmalı."
"Evet, Weed bize katıl!" Hwaryeong heyecanla haykırdı.

Aslında Weed herhangi bir gruba katılmak istemiyordu. Sadece selam verip Hwaryeong'a onunla avlanmasını teklif edecekti. Ama yüzündeki hevesli ifadeyi görünce basitçe oradan ayrılamadı.

Partiye katılıp bir savaş sona erdiğinde, Weed yapacak hiç bir şeyi olmadığını fark etti. Sollon onun bir oymacı olduğunu bildiğinden, Weed'e savaşa dahil olması için bir şans dahi vermemişti.

Onun yerine Hwaryeong ile havadan sudan konuşacak epey vakti olmuştu. Sürekli etraflarında oyalanan Sollon'un göz hapsindeydiler. Durumu fark eden Weed açıkça belirtti:

"Hwaryeong, epey popülersin."
"Tam olarak öyle değil." gülümseyerek söyleyen Hwaryeong hiç bir şey yokmuş gibi devam etti:
"Mesleğim dansçı. bu yüzden yüksek karizma puanına sahibin. ayrıca bir görünüş özelliğine sahibim.”
"Karizma ve Görünüş?"
"Evet, karizma arttıkça güzelik de artıyor. bir çeşit sahte cazibe olduğu söylenebilir. Daha ışıltlı gözler, daha parlak bir cilt."
"Peki görünüş özelliği ne?"
"Aslında akla ilk gelen şey. Fiziksel görünüşü iyileştiriyor, daha seviml bir yüz, daha çekici kıvrımlar. Ama sadece dansçılar sahip olabiliyor."

Weed Deykram kemerini kullanarak kendisininde karizmasını artırdığını hatırladı.

'Demek bu işe yarıyormuş'

Bu dansçı mesleğinin düşündüğü kadar basit olmadığını gösteriyordu. Ayrıca temel özelliklere ek olarak başka özellikler de geliştirmek zorundaydılar.

Sollon'un neder böyle dibinin düştüğü daha iyi anlaşılıyordu.

"Ve bir dansçı olduğumdan emeklerimin çoğu Karizma ve Görünüş özelliklerimi geliştirmeye yönelik oluyor."

"Başka..."
"Aslında gerçek yüzüm biraz daha düz... Aslında bunları sana söylememeliydim ama geçti artık."

Oyun içinde görünüşün değişmesi doğaldı ama bu normalde fark etmek için keskin gözler gerektirirdi. Tabi Hwaryeong'un durumunda bu fazlasıyla belirgindi.

Eğer kadınlara dikkat etseydin, Görünüşlerinin ışıktan etkilenmediğinin tam bir yalan olduğunu anlardın. Makyaj yapmayan güzel kadınlar bile ışığın pozisyonundan sonuna kadar yararlanıyordu.

Erkekler güzel kadınlara karşı acizler.

Bu bir kural!

Ama her kuralın istisnaları vardı. Ve bu kuralın istisnası da Weed'di.

'Kadın eşittir para. Herhangi bir kadınla ilişki yaşamak etrafta para savurmayı gerektirir. Eğer para harcarsan karşılığında aldığın şey aşk olur. Böyle bir ilişkinin içinde bulunmak istemiyorum...'

Weed bu konuda aykırı bir bakış açısına sahipti. Onun kafasında güzel kadınlar, bir hipopotamı parayla beslemekle karşılaştırılabilirdi.

12 saat süren avın ardından Sollon:

"Ugh! Bugün yorucu bir gündü. Güzel, haydi yarın tekrar burada buluşalım. Sıkı çalışmanız için teşekkürler."

Grup üyeleri birer birer çevrimdışı oldular.

Weed kılıcını sıkıca kavradı. Nihayet! Uzun süredir bu anı bekliyordu.

'Eh, o zaman başlama zamanı geldi?'

Başlamak için bileme taşını çıkartıp kılıcını keskinleştirdi.

Shiiiing-shiiing!

Kılıcını keskinleştirdin!
Saldırı gücü %14 arttı.

Weed'in kılıç bileme becerisi orta düzey 4. seviyedeydi. Bu beceriyi tamir becerisi kadar sık kullanamıyordu. Bunun yanında eğer yağmur yağıyor veya avlanmıyorsa bilemenin etkileri çabucak kayboluyordu. Bu yüzden kendinin ve takım arkadaşlarının silahlarını sadece savaşlardan hemen önce bileyebiliyordu.

"Tamamdır, sırada..."

Yumuşak bir bez parçası çıkartarak zırhını parlayana kadar ovaladı.

Zırhınızı parlattınız.
Savunma %16 arttı.
Sıyrılma şansı %2 arttı.

Zırh parlatma becerisi Parlatma'yla oldukça benzerdi. Kullanmak için çok sık fırsatınız olmazdı ama etkileri iyiydi.

Bu iki beceri partinin toplam gücünü oldukça artırıyordu, ve genellikle gruba alınmaları şartıyla demirciler tarafından kullanılıyordu. Eğer bir demirci olsaydınız ve herhangi bir sebepten bu iki beceriyi geliştirmemiş olsaydınız. Çoğu durumda avlanma gruplarında yer bulamazdınız.

"Şimdi Yemek..."

Weed karidesten yapılmış 'Deniz Çiçekleri' gibi romantik isimli bir yemekte karar kıldı. Normalde oyunda deniz mahsülleri oldukça pahalıydı ama şaşırtıcı biçimde Odein Kalesi'nde Rosenheim'a kıyasla daha ucuza alma imkanı bulmuştu. Bunun sebebi sadece vergilerin olmaması değil, aynı zamanda kalenin ana ticaret yollarından birinin üzerinde kurulmuş olmasıydı.

İş can ve sağlığı yüksetmeye geldiğinde hiç bir şey deniz mahsülleriyle yarışamazdı. Ve karidesler deniz ürünleri arasında en iyi olduğunu kanıtlamıştı!

Yemeğin etkilerini güçlendirmek için tatlı akçaağaç şurubu ve patates, marul ve beşamel sostan oluşan bi salata, hazırladı.

Ağzı beklenti içinde genişçe açıldı.

Pişirdikten sonra altın sarısı bir renk alan ve soyması kolay olan kabukları yavaşça sıyırdı. Şişin üstünde geriye yalnızca  beyaz renkli yumuşak karides eti kalmıştı ve Weed tarafından yalanıp yutulmaya hazır bekliyordu.

Weed'in iradesi dürtüleriyle savaş veriyordu.

Ağzı bir ısırık almak istiyor ancak elleri buna müsade etmiyordu. Özellikle bu basit bir karides yemeği değil Weed'in oyma becerileriyle meydana gelmiş bir sanat eseriydi.

Yemeğe 'Cennetten inmiş melek karidesler' ismini bile verdi.

Bu yemek için daha uygun bir isim bulmayı düşünemezdi. Aroması aklını başından alıyordu. Güçlü ve lezzetliydi. Bu şeyin çağırısına kimse karşı koyamazdı.

Lezzetli!

Beklentileri artarken karidesi sulanmış ağzına yavaşça götürdü...

Grup üyeleri çıkış yaparken Hwaryeong da onları takip etmişti. Sollonun çıkması için yeterince bekledikten sonra oyuna tekrar giriş yaptı.

Zephyr ise Weed'i tanıdığından çıkış yapmak yerine bi kenara geçip nehirde karşılaştığı eski rakibini izlemeye başlamıştı.

Hwaryeong ve Zephyr karidesi tek başına yemek üzere olan Weed'i yakından izliyorlardı.

'Sadece bir tabak var, o yüzden paylaşmasını isteyemem'

Ne varki Hwaryeong'un iradesi geri durmasına yetecek kadar güçlü değildi ve sesli bir sekilde yutkundu.

Sağır edici yutkumna sesi Weed'in consantrasyonunu böyle hassas bir anda dağıttı.

"Eh, Hwaryeong? Senin çıktığını sanmıştım."
"E-evet" Gözlerini karidese dikmiş olan kız yavaşca cevapladı.

Ardından bir kez daha yutkundu.

Hwaryeong paylaşmasını istememişti ama açılmış gözleriyle öylesine istekli bakıyordu ki sözcüklere gerek kalmıyordu. Günlerdir ilk defa yemek görmüş gibi davranıyordu.

Ateşli arzular! Açlık! İçinin erimesi!

'Yemek yüzünden hırpalanmak istemiyorum!'

Weed sessizce iç çekerek teslim oldu. Başka şansı yoktu.

"Eğer istiyorsan, öyleyse... verebilirim... bir altın karşılığında..."
"Memnuniyetle!"

Hwaryeong tereddüt etmeden karidesten bir ısırık aldı. Kaybını en aza indirmeye çalışan Weed'in son söylediklerine üzülmedi bile.

Hıımmmm!

Karides bir anda ağzında yok olup gitti.

Aslında Hwaryeong yemek konusunda takıntılı bir insan değildi. Hatta gerçek hayatta kilosuna çok dikkat eder ve genellikte diyet yapardı.

Ama karidesin kokusundaki yoğun aroma sağ duyusunu yitirmesine sebep oldu. İçinde o karidesi şimdi yemezse hayatının geri kalanında pişman olacağına dair bir his vardı.

Şu an bir bağımlı gibi davrandığı söylenebilirdi. Bunun sebebi ise Weed'in hala gelişen aşçılık yeteneğiydi.

Neşe içinde karidesi bitirdikten sonra Hwaryeong sonunda sakinleşti. İçinde en ufak bir pişmanlık yoktu. Karidesten aldığı her ısırıkta cennetsel bir haz hissetmişti.

'Şimdi düşünüyorum da, Mapan eğer Weed'e yapışırsan, başına her zaman iyi bir şeyler geleceğinden bahsetmişti. Böylesine nefis bir lezzet tattım. Çok lezzetliydi!'

Son olarak karidesin kalan kafa ve kuyruk kısmına pişmanlık dolu bir bakış attı. Eğer Weed ve Zephyr yakınlarda olmasaydı onlarıda afiyetle yiyebilirdi.

'Üzgünüm karides.'

Weed hayıflanarak başka bir karides çıkardı ve sıfırdan hazırlamaya başladı. Karidesler aperatif olarak yenmek için fazla pahalıydı.

Weed için karidesler yatırım demekti.

Dövüş yeteneklerine yönelik bir yatırım! Çünkü karides yemeğinin etkileri mümkün olan en üst düzey yaşam gücü, mana ve diğer özelliklerdeki artışı sağlıyordu.

Bu yüzden 500 tane karides alırken en ufak bir pişmanlık hissetmemişti.

İyice doydun.
Yaşam gücü +400
Mana +400
Dayanıklılık +20
Sanat +15

Açlığın sanatçılara ilham verdiğini söyleyenlere sakın inanma!

Yalnızca midesi dolmuş bir artist açlığı unutup sanatına odaklanabilir. Aslında yemeğin etkileri kişinin mesleğine göre değişebiliyordu. Weed bir aşçı olduğundan daha çok yaşam gücü artışı alabilir, pişirme becerisi artabilir yada yemek daha lezzetli hale gelebilirdi.

Weed eşyalarını toplamaya başladı. Tabiki Hwaryeong'dan 1 altınını almayı unutmadı.

"Avlanmaya devam edeceğim, benimle geliyor musun, Hwaryeong?"
"Evet, tabiki!"

Dürüst olmak gerekirse Weed başka bir cevap gelme ihtimalini düşünmemişti bile.

Dansçı olarak yetenekleri koz olarak kullanılabilirdi. Saldırılarının hasarı düşük olsa bile hareketleri oldukça hızlıydı ve canavarlar ona en ufak bir çizik atamıyordu. Ek olarak, Hwaryeong'la aynı grupta olursa canavarlarla savaşırken özelliklerinde belli bir miktar artış olurdu.

Bir grup oluşturdunuz.

Kontrol menüsünü açıp Hwaryeong'u davet etti.

"Teşekkürler!" heyecan içinde bağıran Hwaryeong daveti kabul etti. Ardından Zephyr'a dönerek sordu:

"Sen de katılacak mısın?"

Balıkçı mutlu bir ifadeyle onayladı:

"Sizin için uygunsa ben de varım!"

Weed de aynı şekilde başıyla onaylayıp Zephyr'i davet etti. Kaşı çıkmak için bir sebebi yoktu. Çok sayıda canavar olduğunda fazladan yardım işine yarayabilirdi. Anlamadığı şey neden Zephyr'in diğer oyuncularla birlikte çıkış yapmadığıydı.

"O zaman biraz bekleyin, Zephyr içinde bir tabak hazırlayayım. Hem de ekipmanlarınızı parlatıp keskinleştireceğim. Ve gerekliyse tamir ederim"

"Waay! Havalı!"
"Savunması yükseldi, ve oltamın saldırısı da..."

Hwaryeong ve Zephyr şaşırmış bir ifadeyle baktılar. Tek bir kişinin bu kadar ceşitli konularda usta olmasını beklemiyorlardı. Maymun istahlı biriyle her şeye güçü yeten bir oyuncuyu ayıran çizgi çok inceydi.

"Teşekkürler Weed! Hadi bir grup bulalım. 3 kişiyiz ve bizi memnuniyetle kabul edecek çok sayıda grup olmalı."

Hwaryeong neşeyle söylemişti ancak Weed yavaşça başını salladı

"Zar zor üçümüze yetecek kadar canavar var."

"Ha? Ne..."
"Sadece üçümüzün Basra Zindanın'da avlanabileceğimize gerçekten inanıyor musun?" Zephyr şaşkına dönmüş bir yüz ifadesiyle sordu.

"Üçümüz rahatlıkla bu işin altından kalkarız. Aslında dört kişiyiz. Buraya gel! Ölü Şovalye!"

Weed'in boynundaki kolyeden dumanlar çıkmaya başladı ve kısa bir süre sonra içinde Ölü Şövalye Van Hawk belirdi.

Çağırılmayalı uzun zaman olduğundan heyecanlıydı

"Beni mi çağırdın, efendim?"
"Evet."

Bir anlığına Weed'in yüzünü kederli bir ifade doldurdu. Ölü Şövalye onun elde ettiği tecrübenin %20'sini sömürüyordu. Weed Vank Hawk'ı yenip emri altına aldığından beri uzun zaman geçmişti.

Birlikte sayısız savaşa girdiklerinden Van Hawk seviyesini oldukça yükseltmişti. Özellikle Moratadayken mümkün oldukça çok vampir öldürmek istediğinden canavarını geri tutmamıştı.

O sırada tam kapasitede kullanılan Van Hawk yalnızca Weed'den aldığı %20 değil ayrıca kendi başına öldürdüklerinden elde ettiği tecrübenin tamamını alıyordu. Bu sayede Weed'e fark atmayı başarıp 290. seviyeye ulaşmıştı.

"Lanet canavar! şimdi her şey için hesap verme zamanı..." Weed hemen homurdanmaya başladı.

Ölü Şövalye'nin de söyleyecek şeyleri vardı. O tecrübeleri güneş banyosu yaparak elde etmemişti. Tonla canavar öldürmüş ve efendisi tarafından tartaklanıp paladinlerin alaylarına maruz kalmıştı. Söyleyecek şeyleri vardı ama şimdilik sessiz kalmayı tercih etti.

Basra Zindanı'nın tarihi oyuncular arasında yaygın bir bilgi değildi. Geçmişte soylu bir aile Basra topaklarında yaşarmış. Britanya Konfederasyonu'na katılmaya şiddetle karşı çıkmışlar, bu yüzden hırsızlar loncasıyla ittifak edip bir ayaklanma için hazırlanmaya başlamışlar. Ayaklanmanın merkez karargahı da burada, Basra Zindanı'nda konuşlanmış.

Önden Ölü Şövalye'yi gönderdikten sonra, Weed ve grubu da dördüncü kata çıktılar.

"Burada hiç kimse yok..." Zephyr zorla duyulabilen bir sesle söyledi.

Yanıldığı söylenemezdi. Basra Zindanı oyuncular arasında popüler olsa da 4. katta avlanmaları oldukça nadirdi. Burada bulunan canavarlar çok güçlüydü. 240 seviye ya da daha üstü...

Titreyen ve zorlukla adım atabilen Zephyr'ın bir şekilde altından kalkacaklarını ümit edip, Weed'i takip etmekten başka şansı yoktu.

'Amin! Neden geri geldim ki! Şu an evde kafa dinliyor olabilirdim...' diye düşündü Hwaryeong.
'Eğer burada ölürsek bir sürü eşya kaybedeceğiz... Bir rahip ya da paladin olmadan buraya geldiğimiz için delirmiş olmalıyız...'

Hwaryeong ve Zephyr öfkelerini zorlukla saklıyorlardı. Weed'in davranışları kafalarını karıştırmıştı. Üçüncü katta avlanmak bile oldukça zorken Weed onları dördüncü kata sürüklemişti!

Bu yüzden kendinden emin adımlarla yürüyen Weed ve Kara Şövalyenin adımlarını takip ettiler.

"Hadi çantasını kontrol edelim!"
"Sonra sıra ceplerinde!"
"Ve seviye atlamalıyız! İsyan için daha fazla güçlenmek zorundayız!"

Bir grup hırsız bir köşenin arkasından fırladı. Demir zırh giymiş ve kılıç taşıyorlardı. Basralı hırsızlar daha fazla bir şey şöylemeden saldırdılar.

"Karanlığın Güçü!" Van Hawk narasıyla savaşa daldı.

Ölü Şovalyeler kara büyüde oldukça uzmandılar. Henüz kulandığı büyü silahın hasarını ve zırhının savunmasını kayda değer miktarda artırıyordu.

"Ölümcül Kılıç!"

Van Hawk kılıcında karanlık enerji biriktirip, ucunu üzerine gelen hırsızlara yöneltti. Kısa bir zaman sonra zifiri karanlığa gömülmüş silahından binlerce ışın çıkarak düşmanlarının göğsünü delip geçti.

Hırsızlar yere yapışmıştı.

'Whoa...'
'290 seviye bir canavar böyle mi oluyormuş? Weed böyle bir yaratığı nasıl kontrol ediyor ki?'

O sırada Weed'in sıradan bir oyuncu olmadığını, Basra Zindanı'nda 4 kişi avlanmanın mümkün olduğunun farkına vardılar. Weed'in sözleri palavradan ibaret değillerdi.

O sırada Weed de arkadaşları kadar şaşırmıştı.

'Wow, hangi ara bu kadar güçlendi?'

Weed sadece onu pataklarken kendi becerilerini artırdığını hatırlıyordu. Şu an daha öncekinden farklı bir açıdan Van Hawk'a bakıyordu. Ölü şovalye tek bir vuruşla dört düşmanı birden haklamıştı. Ölümlülere karşı hasarını artıran karanlık doğasına rağmen hala şaşırtıcıydı.

'Kızıl Yaşam Tılsımı... Ölü Şovalye Van Hawk'ın sonsuza kadar hapsolduğu eşya... Ayrıca sırt çantamda Vampir Lordu Tori için de bir muska var. Bu bir tür ödül mü, yoksa NPC'lerin asi gelip firar edecekleri zamana kadar seviyelerini arttırdıkları bir yöntem mi?'

Weed aniden düşünmeyi bırakıp kılıcının kabzasıyla düşmanların işini bitirmek üzere olan Van Hawk'ın kafasına vurdu.

"Sana emrediyorum! Onları öldürme. sadece etkisiz hale getir, işlerini biz kendimiz bitireceğiz."
"Anlaşıldı efendim." Van Hawk aniden Weed'in yüzüne kükreyerek söyledi.

Seviyesi arttığından büyüyen gücünü hissedebilen Ölü Şovalye 'ezik' Weed'den emir almaya pek hevesli değildi.

'Şu pislik bana cevap veriyor. Onu yeterince eğitmemişim...'

Daha sonra Van Hawk'a bir ders vermesi gerektiğini bir kenara not etti, ama şimdilik savaşa odaklanmalıydı.

"Oyma Bıçağı"

Kendini bu teknik olmadan hayal edemiyordu! Kılıcından çıkan mavi ışıkla düşmanlarının arasına dalıp çok sayıda darbe vuruyordu.

"Öl!"
"Para! Paranı bana ver!"

Rakiplerinin kılıçları tehlikeli derecede yakın geçiyordu. Bir bir sıyrılarak yara almamayı bir şekilde başarıyordu. Dışarıdan bakıldığında ölmeye çalışıyormuş gibi gözüküyordu.

'Burası... daha eğlenceli....'

Düşmanlar tarafından tamamen çevrilmenin verdiği heyecan... Kalp atışların hızlanır, rahiplerinin nefeslerini ve hareketlerini kestirmeye başlarsın. Sarhoş edici hisler seni mutlulukla doldurmaya başlar ve dünyayı fethedebilirmişsin hissine kapılırsın. Böyle bir oyun asla sıkmaz!

Weed kılıçlar hakkında düşünüyordu.

Okulda yalnızca temel beceriler öğretilmişti, bu yüzden kılıç sanatını oyunda kendi başına öğrenmek zorunda kalmıştı. Ama son zamanlarda dojoya işi ehlinden öğrenmeye gidiyordu. An Hyun-Do sıradan bir adam değildi, dersleri de sıradanlıktan uzaktı.

"Bu bir kılıç."

Eğitmeninin ellerindeki kılıç zarif ve yumuşak eğriler çiziyordu. Kılıca böyle hükmeden birinin var olduğuna inanmak zordu. Bu yeni bir başyapıt yaratan gerçek bir ustanın sanatıydı.

'Bu gerçek bir kılıç' Weed büyülenmiş bir şekilde izliyordu...

Ama o sırada düşüncelerine tepki verircesine önündeki görüntü değişmeye başladı. Şimdi etrafta gezinen yırtıcı bir hayvan, ya da gökyüzünden dalışa geçmiş bir kartal...Sonrasında yırtıcının önünde Odein Kalesi belirdi.

'Hayır, Odein değil ama sağlam bir şey, daha muhteşem...'

Kulenin duvarlarından daha uzun ve daha kalın bir şey yolu tıkıyordu. İkinci kez düşünmeyen canavar saldırıp önündeki engeli parçalara ayırdı.

"Kılıç... ustalaşması bir tabancadan daha zor ama bunu yaparak güçlenirsin. Ölüm, hastalık ve diğer zorluklar artık canını sıkmaz. Ben kılıçta ustalaştığımda özgürleştim."

Lee Hyun, An Hyun-Do'dan çok şey öğrenmişti. Kılıca olan tutumu tamamen değişmiş; düzgün nefes almayı, hareket etmeyi ve silahına bakmayı öğrenmişti. Daha güçlü hale gelmişti.

Dojoya gitmeye başlamadan önce kolay bir hayatı olmamıştı. Anne, babasının eksikliği, borçlar ve serserilerle olan daimi kavgalar... Hyun ailesiyle olan değerli anıların her birini korumak için birine öldüresiye saldırabilirdi. Bu onun ruhunu güçlendirdi ve asla bir kavgadan kaçmadı. Şimdiyse öğretmenini izlerken anlıyordu ki eğer kılıç ustalığının bir sınırı varsa bunu ancak Tanrı bilebilirdi.

Her bir hırsız Lavias'taki Ölü şövalyelerden daha güçlüydü. Şövalyelerle savaşırken sadece önüne bakıyordu, ama şimdi yanlarında veya arkasında olan bir şeyi gözden kaçırma lüksüne sahip değildi.

'Woah, Kavga büyüdükçe daha eğlenceli hale geliyor...'

Uzun bir saplama hamlesinden kaçınıp ileri atıldı.

"AAAAAA!"

Elleri kendi etrafında uçuşuyor, bir yandan rakiplerinin kılıçlarını savuştururken saldırmaya devam ediyordu.

Bir kritik vuruş yaptınız.

Ardarda kritik vuruşlar yaptıınz.

Sürekli saldırınız başarılı oldu. Bu hamle dizisini kaydetmek istiyor musunuz?

Becerikli bir şekilde düşmandan düşmana atlarken seri kritik vuruşlar yapıyordu. Oyunda böyle sıradışı hamle dizileri başarıyla yaparsanız bunları daha sonra kullanmak için özel teknik olarak kaydedebiliyordunuz. Ancak Weed mesajı gözardı edip savaşmaya devam etti.

Weed için savaş canlı, öngörülemez ve sıradışı bir şeydi. Bazen içgüdülerine göre hareket etmen gerekirdi ve sabitlenmiş hamleler kullanmak kendini köreltmek demekti.

"Oyma Bıçağı!"

Üç canavar öldürdükten sonra sağdaki canavar grubunun içine atladı. Becerilerine ve parlatılmış zırhına olan güvenerek,iştahla düşmanlarının kanını akıtıyordu.

Sersemliklerinden kurtulan Zephyr ve Hwaryeong da savaşa dahil oldu.

"Büyüleyici Dans"

Kızın erotik ve kışkrtıcı hareketlerini izleyen düşmanlar şaşkınlık ve utanç içinde donakaldılar.

"Ne kadar güzel bir kız."
"Ooooo! Neden şovalyeliği bırakıp hırsız oldum ki? Keşke hala..."
"Taşlaşmış kalbimi eritti!"

Düşmanlarının ilgisini çektiğinde haykırdı:

"Takdime gerek yok! Size ilgim yok!"
"Eeeehhh?!"

Söyledikleri düşmanları şoka sokarken başka bir grupla dans etmek için hareket etti. Gruptakilerle uyumlu hareket etmeyi ihmal etmiyordu.

"Onlar bize saldırmayacak."
"Ne kadar süre?" Zephyr aceleyle sordu. Hayatları bu bilgiye dayanıyordu.
"Yaklaşık iki dakika. Seviyeleri çok fazla, o sırada diğerleriyle ilgilenmelisin."
"Savur!"

Zephyr oltasını savurarak savaşa dahil oldu. Oltası her ileri hareket ettiğinde birkaç düşmanı yere düşürüyordu.

Weed ve Van Hawk merkez kuvvetleri geride tutuyordu. Hwaryeong sağ taraftakileri evcilleştirirken, Zephyr soldakilerle savaşıyordu! Önceki savaşlarıyla kıyaslandığında bu savaş çok karışıktı ve hayatta kalabilmek için ellerinden gelen her şeyi yapmaları gerekiyordu.

Hwaryeong 12 düşmanı daha devre dışı bıraktıktan sonra tükenmiş bir şekilde kendini yere attı.

"Benden bu kadar... devam edemem..."

Tüm manasını harcamıştı ve tamamen kurumuş olarak yerde oturuyordu. Şimdiye kadar savaşa fazla bulaşmadan en zayıf canavarlarla ilgilenmeye çalışmıştı. Ama şimdi elinden gelenin en iyisini yapmak zorundaydı ve dans becerileriyle özelliklerini yeterince geliştiremediğini fark etti. Yeterince güçlü değildi.
'Bu zor... muhtemelen daha önce güçlü rakiplerle karşılaşmalıydım.' bir canavarın hayatına son vermesini beklerken aklından yavaşça bu düşünceler geçiyordu.

Ama o sırada Zephyr belirip düşmanların ona ulaşmalarını engelledi. Balıkçılık sayesinde başta cesaret ve dayanıklılık olmak üzere özellikleri epeyce gelişmişti, bu savaşla bir şekilde başa çıkmasını sağlıyordu.

Zephyr etraflarını saran canvarlara sınırlarını zorlayarak savaştı. Düşmanları bir bir haklamak yerine süpürme hareketiyle hepsine aynı anda vuruyordu. Balıkçılık yeteneği bir grup düşmana toplu hasar vermesini mümkün kılıyordu.

Yaşam güçleri yaklaşık üçte birine düştüğünde aniden beliren Weed bir dizi kritik vuruşla hepsinin işlerini bitirdi. Tam işler yoluna girmişken Hwaryeong tarafından uyutulan düşmanlar kendilerine geldiler.

Şiddetli savaş ara vermeksizin devam ediyordu.

"Oyma Bıçağı!"

Weed en yüksek hızında hareket etmeye çalışıyordu, ama bir düşmanın işini bitirdiği an bir başka düşman ona saldırıyordu. Adımları bir an için duraksarsa düşmanlar hemen etrafını sarardı, ve bu kesin ölüm demekti.

Tekrar biraz güç kazanan Hwaryeong oyalanmadan Zephyr'a yardım etmeye başladı. Bir kelebek edasıyla dans ediyor, düşmanlarını açık verdikleri taraflarından bıçaklıyordu. Savaş hiç bitmeyecekmiş gibi hissettiriyordu. Ancak bir süre sonra svaşacak hiç kimse kalmadığını fark etti.

Nasıl savaştığını ve en son vuruşu kimin yaptığını hatırlamıyordu. Kaos içindeki hatıralarında, bu savaş cehennemden bir kesit gibiydi. Zor uzun ve aşırı tehlikeli... Kazandıklarına hala inanamıyordu!

'Puff.... Çok zordu, ama,,,, eğlenceli...' anlını silerken yüzünde bir gülümseme belirdi.

Hafızasındaki kendinin %110'unu vermek zorunda kaldığı tek savaş buydu. Şu anki ruh hali harikaydı.

Eğer ölü şovalye olmasaydı hepsinin işleri bitmiş olabilirdi. Ama bu onu rahatsız etmedi, tamamen hakedilmiş bir zaferdi.

"Weed, sen her zaman böyle mi savaşırsın?" Hwaryeong savaşın basından beri kafasında beklettiği soruyu sormuştu.

"Evet" Weed sakin bir şekilde cevapladı. O sırada çoktan hasarlı sırhını tamir etmeye başlamıştı.

"Ama bu çok tehlikeli! Ve zor! Senden daha yüksek seviyeli canavarlarla savaşmaktan korkmuyor musun?"

Hwaryeong biraz ürpermişti. Birinin etrafı düşmanlarla çevriliyken, nasıl böyle savaşabildiğini hayal etmekten acizdi. Bir sanal gerçeklik oyunu oynuyor olsalar bile 'korku' gerçekti.

Zorlu durumlarda, kan kokusu ve düşmanın gücünün verdiği korku oyuncuların donakalmasına sebep oluyordu. Ardından kolayca öldürülüyorlardı.

"Hwaryeong biliyorsun, Lavias'tayken çok yükseklere tırmanmak zorunda kaldım ve oradan tüm canavarlar çok küçük gözüküyordu. Parmağımın ucuyla hepsini ezebileceğimi hissettim. İşte o zaman hepsinin yiyecekten ibaret olduklarını fark ettim. Beni daha güçlü yapan yiyecekler..."

Hwaryeong şok olmuş başka bir gülümseme ortaya koydu.

"Gercekten, seninleyken sıkılacak vakit yok."

Ancak kimse savaşın başarıyla sona erişini kutlamıyordu. Zephyr korku içinde Ölü Şövalyeyi izliyordu.

"Zephyr?!"
"Hwa... Hwa... Hwaryeong." sesinde endişe duyuluyordu.
"Ne oldu?"
"Ölü Şovalyeye bak!"
"Huh? Ölü Şovalye?"

Van'a baktığında başka bir yeteneğini hazırlamakta olduğunu fark etti. Hwaryeong neler olacağından habersiz olduğundan merak etmeye başladı.

Zephyr'in uzun zaman önce fark ettiği şeyden habersizdi. Weed'le birlikte uzun süre balık avlamışlardı. o yüzden neyin geldiğine dair bir fikri vardı. Weed'in balık avlamayı bitirip bir gölgede oturup dinlendiğini görmüş müydü? Asla!

Zırhı tamir etmeyi bitirip, Kendine bir miktar bandaj uyguladıktan sonra, Weed ayağa kalktı.

"Hımmm... Bu sefer işler biraz tehlikeli olacak. Çok fazla endişelenmeyin. Gelecek sefer birkaç saldırıdan kılpayı kurtulabiliriz."

"..."

"Biliyorsunuz mükemmel formumda değilim. Uzun zamandır savaşmamıştım. Dürüst olmak gerekirse canımın en son ne zaman %15'in altına düştüğünü hatırlamıyorum. Odein kalesinde bile zayıf rakiplerle karşılaşmıştım."

"..."

"Bakalım. Bu savaştan sonra sabır özelliğim biraz arttı.” Bunun sebebi hesaplamada bir hata yapmış olmam, savaş beklediğim kadar zorlu değildi. Gelecek sefere canımı %3'e kadar düşürmeyi hedeflemeliyim. Size bir sır vereyim. Eğer canınız çok düşerse sabır özelliğiniz çok çabuk artıyor. Bu yüzden gelecek savaşta mümkün oldukça çok can kaybetmeye bakın. İleride meyvesini fazlasıyla alırsınız. Örneğin şu an düşmanların vuruşları bana gıdıklanıyormuş gibi hissettiriyor.

Zephyr ve Hwaryeong nutku tutulmuş boş boş bakıyorlardı.

'Neee? Basralı hıırsızların darbeleri onu sadece gıdıklıyor mu?'
'Nasıl? Orta düzey demircilik yeteneği olsa bile böyle bir şey olamaz...'
'Benim zırhım kesinlikle daha kötü değil ama her bir darbe cehennem gibi hissettiriyor.!'
'Lanet olası mazoşist!'

Ama sonraki sözleri onları daha çok sarstı.

"Güzel, casusluk ve ısınma faslını tamamladık, şimdi sıra gerçek savaşta."

Casusluk? Zephyr ve Hwaryeong'a göre önceki savaş tam bir cehennemdi! Korkudan büzülmüş yüzlerini görünce şüphe içinde sordu:

"Şimdi... Benim takım lideri olmamı kabul ediyor musunuz? Öyleyse av devam ediyor."

Aceleyle onayladılar. Weed'in davetini kabul ettiklerinde onu otomatik olarak takım lideri seçmişlerdi zaten. Üçünün arasında en güçlülerünün o olduğu da barizdi. Her ne kadar Zephyr'ın balıkçılığı ve Hwaryeong'un dansçılığı özelliklerini oldukça arttırsa da, Weed'le aralarındaki mesafe, Ay'la aralarındaki mesafeden daha az değildi.

'Orta düzeyde 5 el becerisine sahip...'
'O bir canavar. Bir makine... Tüm bu şeyleri yapıyor.'

Weed'in garip olduğu konusunda hemfikirdiler.

El becerilerine ek olarak savaş becerisi ve özellikleri de absürt biçimde yüksekti! Anormal olan Weed'di, diğer oyuncularla kıyaslandığında ikisinin normal olduğu aşikardı.

'Demek Weed gibi insanlar var bu dünyada...'
'Biz o kadar işe yaramaz değiliz!'

Grup başkanlığı, karizma ve liderlik özellikleri yüksek olduğundan, genellikle bir savaşçı veya Şövalye tarafından alınırdı. Çünkü liderin bu iki özelliği gelişmiş olduğunda grup üyelerinin panikleme ihtimali düşerken aldıkları tecrübe artardı. Ve böyle oyuncularla karşılaşan canavarlar yeteneklerini tam olarak kullanmaktan aciz olurlardı.

"Aaaaaaa!"
"Ölümcül dans! Büyüleyici dans!"
"Balıkçı Oltası Çelmesi!"
"Hadi gel ve bana vur! Sabrımı artır!"

Savaş başladı.

Basralı Hırsızlara karşı, sonu gelmez ölümüne bir dövüş. Bir grup düşmanın işi biter bitmez sonrakine geçiyorlardı. Sadece çabuk tamirler ve hafif iyileştirmelere vakit vardı.

"Waaaaaa!"

Geçmişte birisi Zephyr'a öldürdüğü düşmanların ganimetini toplamayacağını söyleseydi inanmazdı. Ama şimdi seri canavar dalgalarının arasında buna ayıracak vakit yoktu.

Bu şekilde 16 saattir savaşıyorlardı, sonunda Zephyr yaralanmıştı. Bir hırsız onu karnından bıçaklamış ölümcül bir yara almıştı.

Hwaryeong Öfkeyle Weed'e bağırdı.

"Bu sefer abarttın! Bizler insanız ve yorulduğumuzda dinlenmeye ihtiyacımız var!"

Sonrasında Hwaryeong kıskanarak Zephyr'a baktı.

'Ölüyor... En azında artık dinlenebilir... Bu şeytandan ne zaman kurtulacağımı merak ediyorum?!'

Bu ölen bir oyuncuyu kıskandığı ilk seferdi.

Zephyr bir gülümseme ortaya koyarak konuştu:

"Ben iyiyim, Hwaryeong, Weed, benim için endişelenmeyin. Hahahahaha!"

'Yoksa?.. Hayır, olamaz. O bir rahip değil ve beni kurtaramaz...' Zephyr bir anlığına korktu, ardından karnından akan kanı mutlu bir ifadeyle izlemeye devam etti.

Canı çabucak azalıyordu ve çoktan %23'e ulaşmıştı. Durumu kritik değildi ama bir rahibin yardımı olmadan bu yaranın sonu mutlaka ölümdü.

Ama Weed bandaj çantasını çıkartıp bir bir bandajları uygulamaya başladı.

"Seni şimdi iyileştiricem."
"Ahaha! Bandajla mı? Böyle şakalar yapma..."
"Bandajı uygula!" Weed tekrar tekrar bağırıyor, seri bir şekilde çok sayıda bandaj uyguluyordu.

Kanama durdu
Yara kapandı
Yaşam gücü %26'ya yükseldi
Yaşam gücü %29'a yükseldi

"Wow!" Zephyr'ın gözleri şaşkınlk içinde açılmıştı.

Weed'e korku içinde baktı.

"Hımm... Weed senin ilk yardım seviyen ne?"
"Orta düzey 9. seviye."

İleri seviyeden sadece bir adım uzaktaydı!

Morata'daki uzun av boyunca topla bandaj uygulamak zorunda kalmıştı ve yeteneğin seviyesi şaşırtıcı seviyede artmıştı. Gruplar genellikle bir rahibe sahip olduğundan oyuncular İlk yardım yeteneğini pek kullanmıyordu ve genelde yüksek seviyeli oyuncular için bile yeteneğin seviyesi başlangıç düzeyde kalıyordu.

"Orta düzey 9 seviye ilk yardım..."

Zephyr keder içinde yumruğunu yere vuruyordu. Lanet olası Weed gerçek bir sadist ve şeytan! Şimdi sonsuza kadar avlanmak zorundaydı!

Savaş devam etti...

Weed canavarları bir bir avlıyor ve bunun alında zor olmadığını düşünüyordu. Morata'da elde ettiği tecrübelerle kıyaslandığında Basra Zindanı çocuk parkından farksızdı. Laviasta bile Ölü Şövalyeler onun için  daha tehlikeliydi!

En azından onlar uzun kılıç ve kara büyü kullanıyorlardı. Basralı hırsızlar ise kısa kılıçlar kullanıyor ve toplu saldırmalarına rağmen daha az tehlike teşkil ediyorlardı.

Bu sefer iyileştirme yeteneği olan Alveron yoktu, ama balıkçılık sayesinde yaşam gücü oldukça artmış, neredeyse ikiye katlanmıştı.

Demircilik yeteneği sayesinde de savunmasını arttırarak hayatta kalma şansını yükseltiyordu.

Efsanevi Ayışığı Oymacısı Mesleği!

El becerisi yeteneğini yükseltmek zorunda kaldığından,son birkaç ayda diğer bazı yeteneklerini de orta düzeye getirmişti. Ve bu yetenekler onu eğer avlanarak 280. seviyeye ulaşmış olsaydı geleceği noktadan daha ileri taşımıştı.

Daha çok güçlenmek ve daha zor savaşlara girmek... Weed güçlü rakiplerle karşılaşmaktan keyif alırdı. Bu yüzden Dördüncü kata gelmişti. Ve hatta sadece 110 seviyeyken ölü şövalyelerle savaşırken bile zor olacağını biliyordu ve çok kez ölmüştü ama yeterince güçlendikten sonra savaşları birbiri ardına kazanır olması onu mutlu etmişti.

Bir grup düşmanı daha yendikten sonra, Weed aniden çantasının dolduğunu fark etti.

"Lanet..."

"Yapılacak bir şey yok..." Weed hayıflandı.

Hwaryeong ve Zephyr heyecan içinde kafalarını salladılar.

'Bitirme zamanı geldi. Zorlu bir savaştı.'
'Lanet alsun, bu berbattı.'

Hayatlarının geri kalanında Basralı hırsızların kabuslarına geleceklerine emindiler.

Ama Weed yeniden onları şok etti:

"Yapılacak bir şey yok, köye hızlıca gidip, eşyaları satıp, hemen geri dönmeliyiz. Basralı hırsızlar bizi bekliyor. Hadi acele edelim."

'Laaaneeeeeetttt!!!!!!'

Yorum Yap "Lms 4.8 - Weed'in Avı"