Tankların Tarihi Günceli

Lms 2.3 – TAPINAĞIN KAYIP HAZINELERI

Ekim 02, 2016


Çeviri için http://ln.webtoontr.com (Çevirmen kim bilmiyom) , kontrol-düzenleme içinFullbringer‘a teşekkürler.Keyifli okumalar.

CILT 2 BÖLÜM 3 – TAPINAĞIN KAYIP HAZINELERI

————
Çeviri http://ln.webtoontr.com‘a aittir. (%50)
————
“İyi şanslar, Weed-nim”
“Eğer heykeli bana benzetirsen, seni ödüllendireceğim.”
Verilen karar Weed heykeli oyarken, takım arkadaşlarının etrafta dolaşması, ve diğer oyuncularla canavar avlamasıydı.
Kurtulan bir avuç dolusu kertenkele adam hâlâ yerel halkı rahatsız ediyordu ve şehrin yakınlarında güzel avlanma alanları vardı.
Weed çoktan kendini bir oymacı olarak göstermişti, o yüzden diğer oyuncular bu görevin onun mesleğiyle ilgili olduğunu düşündü, ve kimse bunun hakkında soru sormadı.
“İyi yolculuklar.”
Herkes ayrıldıktan sonra, Weed şehir merkezinde hareketsiz olarak durdu.
Etrafındaki birkaç Rosenheim askerini ve geri dönen köylüleri fark etti.
Onu umut dolu gözlerle izliyorlardı.
“Bir kaya bulmalıyım.” Dedi kendisine.
Söylenmesine gerek yok, heykelin taştan yapılması gerekiyor.
Weed en çok tahta oymacılığına alışkandı ve bu onun ilk taş oymacılığı olacaktı.
Şanslıydı ki etrafta amacına uygun bir çok kaya bulunuyordu. Sonuçta Baran, dağ eteğindeki ıssız bir köydü.
Sonunda kayaların arasından bir yetişkin erkeğin kollarıyla saramayacağı büyüklükte büyük bir kayayı seçti.
“Hadi gidelim.”
Weed kayayı oymak için bir çekiç ve keski çıkarttı.

*Ding*
Eşya: Oymacının Çekiç ve Keskisi:
Dayanıklılık: 10/10
Bunlar taş oymacılığı için bir set eşyası. Oldukça ucuz, uçları kör ve kolaylıkla kırılabilirler. Dikkatli kullanım önerilmektedir.
Takıldığında: Oyma Uzmanlığı +1.


Weed Serabourg Kalesindeyken bunları ne olur ne olmaz diye almıştı, yine de bunları seyahatinde kullanacağı aklının ucundan bile geçmemişti.
Klank klank klank!
“Taş ve odun oymacılığı arasındaki tek fark malzeme. Oymacılık tamamen zihinsel resim ve bir nesneyi ona göre şekillendirmekten oluşuyor. Tek yapmam gereken zihnimde resmi tekrar oluşturmak. Bu en iyi heykeli oluşturacaktır, benim heykelim, bu kayadan.”
Weed kayayı dikkatlice işliyordu. Kayayı şekillendirmek düşünebileceğinizden çok daha fazla zaman ve enerji gerektiriyor. Yanlış bir yere küçük bir darbe bütün heykeli çatlatabilir. Bir heykel uzun ömürlü olmalıdır. Konsantre olmaktan ve fiziksel yorgunluktan weed’in anlıdan ter damlaları akıyordu.
Görevinin ikinci gününde, kaya ilk güne göre çok küçük bir şekle kesilmişti, weed ise hala bir tanrıçanın kesin görüntüsünü aklında canlandıramıyordu.
Tanrıça Freya sadece son derece güzelliğe sahip biri olarak biliniyor. Yaşayan hiçbir canlı onun tam olarak nasıl göründüğünü hiç göremedi ve bu yüzden oymacılar ve ressamlar onun sanat eserini oluştururken pek çok kez bu şekilde zorlanmışlardı.
Sanatçılar her zaman Tanrıça Freya’nın güzelliğini tam kapsamda nasıl tasvir edecekleri konusunda kararsızlardı.
Bu sebepten dolayı, O hiçbir resminde veya heykelinde aynı görünümde tasvir edilmemiştir.
Sanatçılar bu sorun için ağır baş ağrıları çekmişlerdir. Ancak, aynı zamanda bu onları motive etmiş ve kendi gururlarına ve bir artist olarak yeteneklerine meydan okumalarını sağlamıştır.
Diyelim ki iki rakip Tanrıça Freya’nın heykelini veya resmini yapmakta. Ya biri diğerinden daha güzel olursa?
Yetenekleri bir kenara, güzellik tanrıçası sadece en güzeli olduğuyla bilinir, o yüzden daha güzel olan sanat eseri tüm övgüleri alacaktır.
‘Güzellik. Tüm adadaki en güzel Tanrıça Freya heykelini oymak zorundayım.’ Weed’in aklındaki tek şey buydu.
Romuna bu yüzden heykel hakkında o şakayı yaptı.
klaaank! klank!
Taş üzerindeki şekli çıkaran çekiç ve keskinin hızı, Weed düşüncelerinde derinlere indikçe azaldı.
Nasılve kimi örnek alarak bu heykeli şekillendirmeliyim?” Weed’in aklı düşünceler birbirini kovaladıkça karmakarışık bir labirente döndü.
Bir oymacı olmak her ne kadar kendi seçimi olmasada, görev başında uyuşuklanmak onun huyuna yakışan bir şey değildi. Eğer ortaya çıkan heykel mükemmel olmazsa, bir oymacı olarak gururunu zedeleyecekti. Ayrıca, öylece kaybolmasına izin vermeyeceği ününü de kaybedecek.
“Kimi örnek almalıyım, kim…”
Tam o anda birinin görüntüsü Weed’in aklına geliverdi.
“Aslında o
klank! klank! klank!
Çekiç ve keski tekrardan hızlanmaya başladı.
Taş sonunda ufalmıştı, heykelin hatları kabaca ortaya çıkıyordu.
Taşın kırıntıları yere düştükçe heykel şeklini göstermeye başladı.
Peçelere gizlenmiş güzellik.
Kutsal diyarlardan inip gülümsemeyi öğrenen bir melek.
Gülüşü tüm dünyaya ışık saçan bir varlık.
Yalnızca bir bakire.
Seoyoon
Weed’in oyduğu heykelin modeli Seoyoon’du. Onun yüzünü eğitmenin evinde sadece bir kere görebilmişti, ama onun güzelliğiyle kapışabilecek başka bir insanın olduğuna inanmıyordu.
Doğal güzellikte onu bir film yıldızı bile geçemezdi, sahip oldukları gizemli ve onurlu auraya rağmen. Ancak kesin bir eksikliği vardı.
Asla gülümsememişti, ve yüzünde hiçbir ifadeye yer vermemişti. Öte yandan, heykelin yüzünde huzurlu bir gülümseme vardı.
Maceracı kostümünde bir kadın, elinde bir kılıç.
Kendi ayıbına, Weed yalnız başına oyduğu heykele aşık olmaya başladı. Seoyoon’un tatlı yüzünü kopyaladığını düşündüysede, saatler geçtikçe, heykelin yüzündeki gülümsemeyi her gördüğünde kalbinin daha hızlı attığını fark etmeye başladı.
Gizemli bir çekiciliğe sahip olan ve insanları durmak bilmeksizin cezbeden heykel bitmeye yaklaşıyordu.
“Aman tanrım!”
“Şuna bak!”
Sadece ana hatları kabaca belli olmuş olsada, Rosenheim askerleri gördükleri karşısında dona kalmışlardı.
Köylüler bile toplanmıştı, inşaat işlerini bir kenara bırakıp, Weed’in heykeldeki ilerleyişini takdir ediyorlardı.

*Ding*
Heykel: Tanrıça Freya’nın Heykeli:
Freya, güzellik ve bereketin tanrıçası, Baran Köyü’nün taptığı tanrıdır. Köyü sel aldığında, köyün ortasında duran heykeli bir ağacın devrilmesiyle hasar görmüştür.
Köyün bilgesi Ghandilva yıkımın yasını tutuyor, ve senden heykeli restore etmeni istiyor



Baran Köyü’ne bir oyuncu geçitten girdi. Gezgin kıyafetlerine bürünmüştü, ancak yüzü giysiyle kapanmıştı.
Seoyoon.
Oyuncuları öldürmeyi bırakıp, tonlarca canavar öldürerek Katil izini çoktan silmişti.
‘Burada daha fazla insan var. Rahatsız edici, sadece dövüşmek istiyorum.’ hayal kırıklığına uğramış bir şekilde düşüncelere daldı.
Seoyoon yavaşça uzaklaştı ve görevini bitirmek için Ghandilva’nın evine doğru yoluna devam etti. Normal halinin 10 katı büyüklükteki ve 10 katı ağırlığı taşıyan sırt çantasında Tanrıça
Freya’nın heykeli vardı.
Aylardır ziyaret etmediği Ghandilva’nın evi, kertenkele adamlar tarafından neredeyse tamamen yok edilmişti.
Tam kapıyı açacağı sırada-
“Sen harikasın! Oyduğun Tanrıça Freya heykeli gerçekten çok güzel!”
“Gururumu okşuyorsunuz, efendim. Heykelin daha yarısı bitti.”
Seoyoon içeridekilerin konuşmalarını duyabiliyordu.
“Sana ne kadar minnettar olduğumu anlatamam bile, Weed-nim. Tanrıçanın heykeli tamamlandığında köyüm tekrar huzurlu bir hayata kavuşacak. Bu iyiliğini asla unutmayacağım.
Lütfen gönlünce ye.”
hart hurt
Seoyoon şimdide birinin yemeğini mideye indirdiğini duyuyor.
Eğitim Alanı’ndaki eğitmenini iltifatlara boğmak- Weed aynı tehlikeli hileyi Ghandilva üzerinde kullanıyor.
“……”
Seoyoon kapı kolundan elini çekiyor.

İki ay önce, Seoyoon eğitmenin evinden ayrıldığında, güneye yol almıştı.
Sadece yerleşim olmayan alanlarda gezinip arada ıssız köylere uğradı, yoldaki tüm canavarlarla savaşarak.
Dağlar veya canavar inleri, Seoyoon için fark etmiyordu, daha fazla savaşıcak canavar oldukça..
Savaş üstüne savaş.
Savaştıkça, herşeyi unutabiliyordu. Ve sonunda, Baran Köyü’ne geldi.
Köy o zamanlarda huzurluydu, kertenkele adamların baskınından önce.
‘Whew… Şimdi ne yapacağım?’ diye düşündü bir an.
Seoyoon savaşlarda kazandıklarını satmak ve kendine yiyecek almak için uğramıştı köye. Köy merkezine doğru ilerlerken, kazara Ghandilva’nın iç geçirişlerine tanık oldu.
Bilge, tanrıçanın hasar görmüş heykeli üzerinde yas tutuyordu, ve Seoyoon’u gördüğü gibi, ondan bir iyilik yapmasını istedi.
“Görünüşe göre köyümdeki Tanrıça Freya heykelini tamir edilebilecek birisin! Ölüm döşeğindeki bu yaşlı adamın son isteğini lütfen yerine getirir misin?” diye sordu Bilge.

*Ding*
Görev: Yıkılan Tanrıça Freya heykelini tamir et:
Freya, Rosenheim genelinde tapılan tanrı. Güzellik ve bereket tanrıçası olarak bilinir.
Baran Köyü’ndekiler Freya’nın sadık duacılarıdırlar ve her zaman barış ve refah için köy meydanındaki heykele dua ettiler.
Görev gereksinimleri: Bilge ölmeden önce tamamlanması gerekmekte.
Ödül: Köylülerin minnettarlığı ve ödeme.


Her zamanki gibi ifadesiz, Seoyoon diğer oyunculara açık olan çoğu görevi alamıyordu. Bu yüzden oyuncular bir yana, npclerle arkadaşlık kuramadı ve Kraliyet Yolu’nun bir çok bilgisinden eksikti.
Gittiği her köyde yapabildiği tek şey elde ettiği eşyaları satmak, ve ihtiyacı olanları almaktı.
Ancak, yas tutan Ghandilva’ya başını salladı ve görevi kabul etti.

*Ding*
Görevi kabul ettiniz!


Doğru seçim Serabourg Şehri’ne gidip herhangi bir kadın heykelini getirmekti, ama gerçek olanını aramaya koyulmuştu.
Hedefi Tanrıça Freya’nın tarikatıydı.
Kuzeydeki Brent Krallığının devamında, ve güneybatıdaki Halkos Çölü’nün karşısında, Somren’in
Özgür Şehri vardı.
Tanrıça Freya’nın Tarikatı orada kuruluydu.
Normal yollarla yaklaşık üç ay süren bir yolculuktu bu, ama bir ay içinde oraya kuzeydeki Bark
Dağı’nı tırmanarak ulaşabilirdi.
Aklı başında olan gezginler kazanmaları gereken sayısız savaştan kaçınmak için bu dağdan uzak dururdu.
Ancak Seoyoon için, savaş çılgını manyak olduğundan, rotasını anında oraya çevirmişti.
Sayısız galibiyetten sonra, Tanrıça Freya’nın Tarikatına vardı ve bir heykel satın aldı, Başpiskopos
Mandolin’in bile onaylayıp kutsadığı bir heykel.
Bunun için, neredeyse tüm altınlarını harcamıştı.
“……”
Seoyoon Ghandilva’nın evinden uzaklaşıp geçide yönelirken, köy merkezinde duraksadı.
Daha önce görmediği bir heykel vardı.
Tamamlanmamış bir Tanrıça Freya heykeli.
“Güzel bir tanrıça değil mi, gezgin?”
Bir bakire Seoyoon’a, gözlerini heykelden alamadan soruyordu.
“Weed, köyümüzün kahraman kurtarıcısı, bize bir Tanrıça heykeli oyuyor. Bittiğinde köyümüz tekrar canavarlardan kurtulacak ve barış içinde yaşayacağız. Bizim için burada olmasaydı, neler yaşardık tahmin bile edemiyorum…”
Seoyoon Weed’in heykeline baktı. Tamamlanmamıştı. Yinede inanılmaz güzeldi. Neredeyse gözlerini kamaştırıyordu.
Heykel izleyenlere rahatlatıcı ve yardımsever gülümsemesiyle huzur veriyordu.
Heykele baktıkça, gülüşünün dünyayı daha pozitif, daha aydınlık bir yer haline getirdiğini hissediyordu.
Diğer getirdiği heykel Tarikat’te bulunan bir şaheseydi, yüksek estetik değeri ve güçlü bir iyimserlik duygusu yayan bir yapıya sahipti.
Ancak, Weed tarafından oyulan heykele baktığında, getirdiği heykelin yanında ufaklık gibi, güneşin yanındaki bir ateş gibi göründüğünü düşündü.
“……”
Seoyoon heykeli biraz daha izledikten sonra Baran Köyü’nü sessizce terk etti- Weed’in yaptığı heykelin onu model alarak yapıldığını anlamadan.

Titreme
Güneşin altında hiçbir şeyden korkmayan Weed bile o an ellerinin titrediğini fark etti. Dolu dolu tam on gününü bu heykelde çalışmaya adamıştı.
Yeni Tanrıça Freya heykelinin haberi geniş alanlara yayıldığından, Baran Köyü’ne gözlemci akını vardı.
Cezalandırıcı birlik ve Rosenhein askerleri bir yana, insanlar yakınlardaki Demeron’un şehirlerinden bile gelmişti. Weed’in heykelin gözlerine yaptığı son dokunuşla heykel bitti.
“Ne dehşet verici bir tanrıça!”
“Tanrıça Freya gerçektende köyümüzü gözetliyor!”
Köylüler ve gözlemeye gelenler haykırıyordu. Analar ağlıyordu, çocuklar ağlıyordu. O gün bir tanrıça heykeli tamamlanmıştı Baran Köyü’nde.
Çocukların gözlerinden dökülen yaşlar, güneşte parlıyordu.
Umut taşıyan göz yaşlarıyla çocuklar etrafta koşuşturmaya başladı, ve yaramazlık yapıyorlardı her zamanki gibi.
Annelerinin onları durdurma çabalarını boşa çıkarıyorlardı, ve köylüler böylece köye huzurun geleceğine dair inançlarını oturtmuşlardı kalplerinde.
Eski çocuk çığlıkları, çocuk ağlamaları köylerinde yankılanıyordu yine.
İyileşeceklerdi, umut vardı Baran Köyü için…
Köylüler ve seyirciler haykırıyordu. Çok fazla gürültülüydü, inananlar heykel önünde secdeye varıp dualarını ediyordu.
Daha sonra sadece Weed’e görünür olan bir pencere belirdi.

*Ding*
Heykel Tamamlandı: Tanrıça Freya’nın Heykeli(Değerli):
Sanat her zaman stili ve iş üstündekinin yeteneğiyle ölçülmez. Değeri iltifatlarla, dokunduğu kalplerle ve temizlediği akıllarla ölçülür.
Tanrıça Freya’nın heykeli, inanılmaz güzelliğiyle, Oyma Uzmanlığındaki düşük hakimiyetine rağmen, duacılarını gözetecek.
Artistik Değeri: 150
Özel Efektler: 25 saatlik +15% Artmış can ve büyü yenilenmesi.
Bu efekt diğer heykellerinkiyle birlikte işlemez.
Oluşturulan değerli eserlerin sayısı: 1


‘Bir değerli eser!’ diye düşündü Weed heyecanla.
Bu sıfat eserlere sadece oyuncular tarafından beğenilirse veriliyor. Oymacılıktaki yüksek kabiliyet seviyeleri tek başına değerli eser, harika eser veya şaheser üretemiyordu.
Bir oymacı sadece yaptığı işe kendini adayıp ruhunu kattığında yukarıdaki ünvanlara sahip bir eser oluşturabiliyordu.
Diğer bir deyişle, tamamlanmış heykel neresinden bakılırsa bakılsın inanılmazdı. Heykel değerli eser ünvanını kazanınca, bir seçim hakkına da sahip olmuştu.
Ancak daha oymacılığın erken seviyelerinde olan Weed, seçim hakkı sunan eserler oymaya hak kazanmamıştı. Yinede, Zahab’ın oyma bıçağı ile, değerli eseri beklenmeyen bir efekte sahip olmuştu.
Bu kendi beklentilerini bile aşan bir hazineydi.

*Ding*
Seviye atladınız: Oyma Uzmanlığı (Acemi Seviye: 9 | 0%):
Daha narin ve ayrıntılı eserler oymanıza olanak sağlar.
Ün 50 Puan arttı(+50 ÜN)
Sanat 15 puan arttı(+15 SANAT)
Azim 10 puan arttı(+10 AZİM)
Sağlık 5 puan arttı(+5 SAĞLIK)
Değerli eser sayesinde kabiliyet puanları kazanıldı.


Weed’in acemi oyma uzmanlığı sonunda yüzde yetmiş gibi bir seviyeye gelmişti, neredeyse orta seviyeye yükselecekti, ve ünüde oldukça artmıştı.
Yinede, hile yapmış gibi hissetti.
“Tüh.”
Bir değerli eser her zaman ortaya çıkmıyordu.
Weed’in şu anki yetenek seviyesi dokuzdu, ama heykeli oymakla meşgulken sadece sekizdi.
Çekiç ve Zahab’ın oyma bıçağı olmasaydı orta oyma uzmanlığındaki sekizinci seviyeye kadar böyle bir eser göremeyebilirdi.
Teknik olarak, değerli eserleri orta oymacılıktan önce oymak neredeyse imkansızdı. Zahab’ın bıçağının yardımı olmasaydı öyle güzel bir heykel oyamayacağının farkındaydı.
Oyma uzmanlığındaki yetenek seviyesi hala yetersizdi.
Eğer Weed oymada orta veya usta seviyeye ulaşsaydı, heykel, harika eserlerin ulusalları arasında anılabilirdi, şaheserden uzak olmayan bir güzellikte.
Ve, beş kabiliyet puanı kazanabilirdi, oymacılara özel avantajlardan biri.
Kıtadaki bir avuç oymacıdan diğerleri, savaş yeteneğinden yoksundu.
Zaten büyü yapmaları engellenmişti, güçleri ve savunmaları da öyle ahım şahım değil.
El sanatı kabiliyeti onlara sadece biraz saldırı gücü kazandırıyor.
Aklı başında hiçbir parti onları kabul etmiyor, bu yüzden tek başlarına avlanmayı öğrenmek zorundalar.
Oymacı sınıfı aynı seviyedeki diğer oyuncularla arasındaki farkı kapatmak için bir şekilde kabiliyetlerini arttırmak zorunda.
Tabii bir oymacı canı istediğinde değerli eser oyamaz. En iyi oymacılar bile canlar istediklerinde harika veya değerli eserler oyamazlar.
Bir değerli eser sadece ve sadece oymacı o esere ruhunu kattığında ortaya çıkar.
Düşününki on gün boyunca üşenmeyip bir heykel üzerinde çalıştınız, ve ortaya orta seviye bir eser çıktı, kabiliyetlerinizi çok az etkileyen, nasıl hissederdiniz?
Gidip kendinizi bir köprüden atardınız büyük ihtimal. Aslında daha önce böyle bir başarısızlıktan dolayı hesabını silen çok oymacı oldu.
Oymacılık böyle zor bir meslek.
Ghandilva, Weed’e yaklaşıp elini sıktı.
“Teşekkür ederim, Weed-nim! Tanrıça Freya’nın inanılmaz bir heykelini yaptın, ve köyümüz sonsuza kadar kutsanacak. Ayrıca, heykelin yayılan haberi köye daha çok gezgin getirecektir. Artık Baran Köyü’nün ikinci kurucususun!”

*Ding*
Görev Tamamlandı: Tanrıça Freya’nın Heykeli:
Ghandilva yaptıklarından içten bir şekilde minnettar!
Baran Köyü’ndeki yeniden dikilen Tanrıça Freya heykeli köylülerin umutlarını ve cesaretlerini destekleyecek. Köye gelişin her zaman gözlenecek.
Ün 30 puan arttı (+30 ÜN)
Seviye atladınız!
Seviye atladınız!
Seviye atladınız!
Baran köyündeki nüfuzunuz: 60%
1.: Weed: 60%
2.: Darius: 45%
3.: Seoyoon: 33%


****
Weed hem lizardmanların sığınağından yağmaladıkları silah ve teçhizatları satarak, hem de tutsak köylüleri kurtarma görevi ve Tanrıça Freya Heykelciği üretimiyle kredi puanı toplayarak kamu hizmetinde tavan yapmıştı.
Darius’a gelince o tabii ki kasabayı geri alacak keşif ekibi görevinin lideriydi.
Seoyoon ise Baran Kasabası’nın çevresindeki tehditkâr yaratıkları kılıçtan geçirmiş ve ‘ne ararsan var’ tarzı bir markete kürk ile eşya satışı yapmıştı.
Weed ve Darius kasabaya gelmeden önce, Seoyoon’un Baran Kasabasındaki nüfuzu şüphesiz ki bir numaraydı.
“Seoyoon mu üçüncü? Daha önce buraya gelmişliği var mı?”
Weed kalbi duracak sandı, belki de durmuştu..
Heykelciği yaparken onu model olarak aldığında, onun gelip de heykelciğin kendisi olduğunu fark etmesine en ufak bir ihtimal bile vermemişti.
Versailles kıtası bir hayli genişti.
Eğer bu heykelciği görseydi, şüphe yok ki sadece donuk bir gülümsemeyle Weed’in kafasını uçururdu.
‘O bir katil, o halde bu çok da uzak bir ihtimal değil!’
Bilhassa Seoyoon Weed’in heykelciğe kazıdığı yazıyı okuyacak olursa, Weed’i defalarca, yüzlerce kez öldürebilirdi. Yok yok, en iyisi Weed kendini daha da kötüsüne hazırlamalıydı.
Heykelciği tamamladıktan sonra, meydana getirdiği şey onu bir hayli tatmin etmişti. Heykelciğin mükemmel bir eser mi, sıradan bir çalışma mı, yoksa umutsuz vaka mı olacağını henüz kestiremiyordu, ancak hâlâ kendi sanat ederinden büyülenmiş bir haldeydi.
Bu yüzden sadece ek olarak, Zahab’ın oyma bıçağıyla Tanrıça Freya Heykeli’nin alt kısmına kısa bir yazı kondurdu.
Hiçbir Korelinin bertaraf edemeyeceği bir özellik!
Weed temkinli bir şekilde ihtiyara sordu. “Affedersiniz, Bilge Ghandilva?”
“Efendim, Weed-nim?”
“Tanrıça heykelciği için başka yer bulmasını istediğiniz kişi Seoyoon muydu?”
“Evet, oydu. O halde onu sen de tanıyorsun? Hoş bir kız. En abuk subuk ricamı bile kabul etti, gerçi henüz geri dönmedi…”
“Anlıyorum.” dedi Weed sakince.
Seoyoon’un henüz dönmemiş olmasından dolayı koca bir oh çekmişti Weed. Eğer heykelciği oyarken geri dönmüş olsaydı, ne tür bir facia meydana gelirdi bilemiyordu.
‘Onun görevini çaldığım için intikam almak adına beni öldürebilirdi!’
Görev tamamlanınca, en kısa sürede Cennet Şehri’ne doğru yola çıkmayı diliyordu. Seoyoon’la tekrar karşılaşmadan önce şehirden gitmek istiyordu. Ancak Ghandilva elini bırakmıyordu.
Ghandilva sesini alçalttı ve “Sana söylemem gereken bir şey var, kasabamızın kurtarıcısı Weed-nim.” dedi.
“Söyleyin, lütfen.” dedi Weed sabırla.
“Kadere inanır mısın? Bu kasabaya gelmen sadece bir tesadüften ibaret değil bence.”
“Efendim?”
“Tanrıça Freya’nın Mezhebi’nden bir rahip bir keresinde bizim kasabaya gelip kötülüğün kol gezdiğini söylemişti. Olduğumuz yerden daha aşağıda, karanlık ve soğuk saklı alemde etki alanlarını genişletiyorlar, Tanrıça Freya’nın Mezhebi’ndeki rahip, sadece ‘Cesur Kişi’nin onları yenebileceğini söylemişti! Ardından bana Cesur Kişi’yi seçme yetkisini bahşetti.”
“……”
“O zamanlar dediklerinin ne demek olduğunu tam idrak edememiştim, ancak şimdi anlıyorum! Bu sırrı sana söylememiştim; ailemde nesilden nesle geçen bu tohum seni yeni bir diyara götürecek. Rahip, Freya Tapınağı’ndan Kayık Hazine’yi geri almak için Seagull (Martı) diye tanınan bir adam bulmamı söylemişti. Bul onu. Kötülüğü yıkıp geçecek Cesur Kişi ol!”

*Ding*
– Freya’nın Kayıp Hazinesi hakkında bilgi edinildi. –


‘Tanrıça Freya’ınn Heykelciği’ne devam niteliğinde bir görev bu! Pek dezavantajı yok gibi görünüyor. Müthiş. Böyle bir fırsatın elime geçeceği hayatta tahmin edemezdim!’
Weed kaderini bir kez daha kabullendi. Bir kısmı yeni bir heykelcik sunamayan Seoyoon’la ilgiliydi, ve şimdi sıra Weed’deydi, fırsat ayaklarına kadar gelmişti.
“Dünyada kol gezen kötülüğü kökünden silip atmak daima yüreğimde var olan bir dilekti. Freya Tapınağı’nın kayıp hazinesini geri getirmek için elimden gelenin en iyisini yapacağım.”
“Teşekkür ederim.”

*Ding*
– Görevi kabul ettiniz! –


Weed Ghandilva’yla olan konuşmasını sonlandırdı ve kendisini bekleyen takım arkadaşlarının yanına gitti.
“İyi iş çıkardın, Weed-nim. Bir heykelciğin bu denli güzel olabileceğini hiç düşünmemiştim.”dedi Pale heyecanlı gözlerle, ki bu çok alışılmadık bir durumdu Pale’i düşündüğümüzde. Ayrıca Surka, Irene ve Romuna da bir hayli etkilenmiş gibi görünüyorlardı.
Durmadan yaratık avlamaları ve Weed’in Freya heykelini oymakla meşgulken çok az uyuması sayesinde levelleri 60’ın ortalarına yükselmişti.
“İnanılmaz. Çok gerçekçi görünüyor. Hayatımda gördüğüm en güzel heykel.”
“Bahse varım ki Tanrıça Freya’nın kendisi bile güzellikte bu heykelle yarışamaz.”
“Bu görüntüyü nasıl oluşturdun? Sendeki mükemmel estetik duygusuna ve sanatçı ruhuna hayranım…”
Weed övgülerinden dolayı minik bir mahcubiyetten ziyade bir utanç hissetmişti.
Mükemmel estetik duygusu? Sanatçı ruhu?
Gözleri gerçek bir sanatçıyı göremeyecek kadar kör olmuştu, yine de o her zaman gözleri önündeydi.
Kim? Weed mi? Ona güç delisi demek çok daha yerinde bir karar olurdu.
‘Aslında işe girişene kadar en ufak bir fikrim bile olmadığını söylesem inanırlar mı ki? Hayır, hiç sanmıyorum.’ diye düşündü Weed eğlenircesine.
Onlara inanmayacakları bir şeyi söylemenin anlamı var mıydı?
İyi bir satıcı sana bir şeyler satmak için kapını çaldığında her şeyi sana söylemez. İyi bir satıcı, satmaya çalıştığı ürünün kusurlarını saklar ve meziyetlerini öne çıkarır.
Özetle: senin için en iyi olan şey en iyi yoldur.
“Hanımlar siz Irene, Surka ve Romuna’yı düşünerek yaptım bu heykelciği. Temiz kalpleriniz ve güzel yüzleriniz hayat buldu bu heykelcikte, işte bu yüzden bu kadar güzel.”
“Ayy!” Weed’in sözlerinden çok etkilenmişlerdi.
Kızlar basit yaratıklar, değil mi? Weed’in takımındaki kızların hepsi böylesine eften püften bir yalan duymaktan mutlu olmuşlardı.
“Hey, sen o Weed’sin, değil mi?” dedi Darius, Weed ve takımının bulunduğu yere doğru yaklaşırken.
“Oyma ustalığında bayağı iyisin. Muazzam bir eser mi?”
Darius pek çok alan hakkında bayağı bilgiye sahipti. 140 levelde, bir yerlerden oymacılar hakkında birkaç bilgi kırıntısı kapmış olmalıydı.
“Hayır.” dedi Weed.
“O halde, iyi bir eser?” diye sordu Darius.
“Evet.” dedi Weed.
“Ah, iyi bir eser göreceğime hiç inanmazdım. İyi eserler meydana getiren oymacıların sayısı yüzü geçmiyor diye duymuştum…”
Darius abartılı mimiklerle şaşkınlığını gösterdi. Ardından, sinsi bir gülüş belirdi.
“Tebrikler. Bununla bir hayli stat elde ettiğini sanıyorum. En azından zaman zaman güç konusunda berbat olan oymacıların talihleri açık oluyor.”
Darius, yalnızca oymacı olduğu için Weed’i hafife almıştı.
Nitekim çoğu oymacı güçsüzdür. İyi eser üretimi gibi şeylerle yükseltilen statlara sahip olsalar bile, dövüş skilleri umutsuz vakadır.
Güçlü bir dövüş skili bilseler bile, doğru dürüst nasıl dövüşeceklerini bilmiyorlar.
Öyleyse neden oymacı olmayı seçerler ki?
Öncelikle dövüşte kötü oldukları için seçerler. Çoğu dövüş iyi dövüşçüler doğurur.
Dövüş-dışı bir sınıfa mensup olan çoğu oyuncu dövüş için uygun değildir.
Genellikle kafaları karışır, düşmanın saldırısına nasıl karşılık vereceklerini bilmezler ve takımda üstlendikleri rolü yitirirler.
Öğrenebilecekleri temel dövüş skilleri genelde etkisizdir ve hatta deneyim oranları takım arkadaşlarına alay konusu olacak kadar düşüktür.
Ayrıca, usta bir oymacı olabilmeleri için oymacılık ustalığında sürekli pratik yapmak zorundalar, bu nedenle diğer akranlarından tüm levellerini de kapsayan her konuda daha güzsüzler, ancak avatarlarını oluşturmaya aynı uzunlukta zaman harcıyorlar.
Tabi ki, Weed bir istisnaydı!
****
“Hey, ağzını topla.”
Weed’in ekibinden Pale tutkuyla öne atıldı. Darius’un takım arkadaşını küçümsemesine tahammül edememişti.
Derken iş çığrından çıktı.
“Bunun gibi bir herifin ne işi var ki dünyada?”
“Sosis kızattıktan sonra yağla kaplanmış tavaya benziyor suratı…”
“Aptallar konuşmadan önce düşünmezler hiçbir zaman. Weed-nim dövüşte çok iyidir…”
Surka, Romuna ve Irene sırayla geri çekildiler.
Genç Surka bunu söyleyebilecek kadar dengesizdi! Zaman zaman onun öfkesini paylaşan Romuna da aynı şekilde. Fakat Pale ve Weed’i esas şaşkına uğratan, hepsinin arasında en sakin ve kibar olan Irene’in gözünün dönmüş olmasıydı.
Kızlar…
Kalın kafalı Pale ve Weed, bu üç kızın bir araya gelince kolayca birini düşman yapabileceklerini tahmin edebilmelerinin imkanı yoktu.
Weed’in sağduyusu iki ya da üç katına çıksa bile, hayatı boyunca kadınların düşünce şeklinin yarısını bile tamamen anlayamayacaktı.
Birkaç iltifatla bir kadını mutlu ettiğin için onları anlayabildiğini sanmak aptalcadır.
“……”
Weed sinirlenme şansını kaçırmıştı. Suçlamalara karşı intikamını kızlar sayesinde almıştı.
“N-neydi bu şimdi?”
Darius’un gözlerinde bir kıvılcım belirdi. Fakat Irene de Romuna da zerre kadar korkmamıştı.
“Neden, yanlış bir şey mi söyledik ki?”
“Ne cüretle…”
“Ne yapacaksın? Bizi öldürecek misin?”
“Bundan paçanızı kurtarabileceğinizi mi sanıyorsunuz?!”
Darius kılıcını çekmek üzereydi. Eğer o, 140 Lv. savaşçı, birazdan ortalığı kan gölüne çevirecek olursa, Weed ve takımı ona karşı koyamazlardı.
Hayır, eğer Weed onun en güçlü halini bulabilirse bir şansları olabilirdi.
Leveli yetmişlerdeydi. Fakat, şişirilmiş statlarla 100 Lv. savaşçıya yakındı.
Hileli skilleriyle ve dövüş yeteneği göz önüne alınırsa, Darius’u yenebileceğinden emindi.
Bir şaşkınlık anından istifade ederek ve Weed’in Darius’un gözünden düştüğünü hesaba katarak, hazır olmadığı bir anda Weed onu göz açıp kapayıncaya kadar alt edebilirdi.
Tek sorun eğer dövüş bir dakikadan uzun sürerse, Weed’in skillere paylaştırdığı doğaüstü gücü tükenecek, ve sonuç olarak da şüphesiz ki ölecekti.
Stat konusunda Darius’tan korkmuyordu, ancak onun zayıf noktası süreydi. Elbette, tüm vaktini doğaüstü gücünü artırmaya harcadıktan sonra şu anki leveliyle ortalama oyunculardan daha güçlüydü.
“Darius, sakin ol!”
“Bırak beni, şu kızlara görgü terbiye öğreteceğim!”
“Sen keşif ekibinin komutanısın. Emrindekilerle dövüşemezsin. Eğey yaparsan, ne kadar ün puanı gidecek biliyor musun? Cümbür cemaat görevi bırakalım mı istiyorsun?”
Parros ve Darius’un ekibindeki diğer üyeler onu zapt etmeye çalışıyorlardı. Öfkeye kapılmadan onunla konuştular, nihayet sakinleşmişti.
“Pekala, bu seferlik sizi affediyorum.”
Romuna Darius’un bu lafını küçümseyici bir şekilde geri çevirdi.
“Kim kimi affedecek diyorsun?”
“Herkes hata yapar, ama o kraliyet ailesinden fırlamış gibi davranıyor.”
Surka’nın son çıkışı tartışmayı bir kez daha körükledi, fakat o vakte kadar keşif ekibinin diğer üyeleri gürültü patırtıyı duyup gelmiş ve onları çevrelemişlerdi.
Darius ve ekibindekiler saygınlık ve güvenilirliklerini çoktan kaybetmişlerdi. Öte yandan, Weed ve takım arkadaşları fazlasıyla saygıdeğerdi. Her şeyden önce Weed yürüyüş boyunca harika yemekler sergilemişti.
Kırılan silah ve zırhları bile tamir etmiş, ve tanımlanamayan eşyalar için beleşe yaptığı tespit hizmeti paha biçilemezdi.
Diğer takım arkadaşları Darius haricindeki diğer oyunculara karşı kibardılar, bu yüzden ünleri ziyadesiyle yerindeydi.
Weed tanrıça heykelini oymakla meşgulken, Pale ile kızlar pek çok av takımına katılmışlardı, istikrarla artan skilleri ve hızlı avlama taktikleri onları her parti için bulunmaz Hint kumaşı yapmıştı.
Weed sonraları öğrendi ki Darius ve takımı yalnız ava çıkmışlardı çünkü hiçbir takım onları davet etme zahmetine girmemişti. Bu şartlar altında, Weed daha güçlü bir vaziyetteydi.
Darius’un arkadaşlarından Parros, suratı beti benzi atmış Darius’un yerine kibirli bir şekilde, “Biz Ica Loncası üyeleriyiz. Eminim ki duymuşsunuzdur. Rosenheim’daki en gözde üç loncadan biri.”
Weed tabi ki Ica Loncası’nı duymuştu. Berbat davranış biçimleriyle adı çıkmış bir loncaydı, Darius’un davranışlarını gördükten sonra şaşırmak pek mümkün değildi.
“Yakın bir tarihte bir şehri ele geçirmeyi planlıyoruz, bu yüzden fiyakalı bir asma levhaya ihtiyacımız var. Daha sonra bir tane oymak için gelir misin? Sağlam ödeme yapacağız.”
Sonunda Darius Weed’in yanına gelerek bir asma levha yapmasını istedi. Fakat çok fena bir ruh hali içindeydi. Keşif görevini gururla tamamlamıştı, ancak elde ettiği tahmininden bir hayli azdı.
Çünkü birileri çoktan lizardmanların sığınağındaki tüm eşyaları ele geçirmişti.
Darius ve takım arkadaşları öfke içinde suçluları arıyorlardı, fakat Weed’den, yani Tanrıça Freya Heykeli’ni oyan bir oymacının tekinden ve objektif olmak gerekirse, düşük levelleri yüzünden şüpheliler listesinden muaf olan takım arkadaşlarından şüphelenmemişlerdi bile.
Özel inceleme sırasında, onlar diğer oyuncularla zıtlığa sebep olan gaflarda bulunurken, Weed yaralarına tuz basarmış gibi bilge Ghandilva’dan sağlam bir görev almış ve Tanrıça Freya Heykeli’ni tamamlamıştı.
Kısacası Darius kıskanmıştı.
Bu yüzden Weed’le kaba saba konuşmuş, ve sonunda her şey karmaşık bir düğüm haline gelmişti.

Baran Kasabasıyla işleri biter bitmez, Darius’un önderliğini yaptığı keşif ekibi onların elindekileri topladı ve Kale’ye dönmek üzere kuzeye doğru yola çıktı.
Yakın çevredeki avlanma sahalarını beğenen oyuncular vardı, fakat kasabanın kendisi onlara pek hitap etmiyordu. Avcıların yoğun geçen bir günün ardında gelip birkaç tek soğuk bira güpletecekleri bir birahane yoktu. Koca gün avlanmanın ardından bir bardak bira.
Herkes boğazlarına süzülen bu leziz tadı kaçırmış ve şehri terk etmek için acele ediyorlardı.
Baran Kasabasının Rosenheim askerleri tarafından korunacağı kararına varılmıştı. Weed ve takım arkadaşları keşif ekibi görevini direkt Ghandilva’ya bildirdiler.
“Her şey için teşekkürler. Biz köylüler için yaptıklarınızı asla unutmayacağız.”
Ghandilva göreve ödül olarak Weed’e 20 ün puanı vermişti.
Diğer oyuncular lizardmanlardan kalanların peşine düşmüşken Weed heykeli oymakla uğraştığından dolayı, ün puanından neredeyse vazgeçmişti, fakat bu hiç umulmadık bir şekilde ona büyük bir kazanç olarak geri döndü.
Keşif ekibindeki leveli seksenlerde olan diğer oyuncular 10 ila 50 arasında ün puanı almışlardı.
Tutsak kasabalıları kurtarmak ve lizardmanların sığınağını talan etmek küçük çaplı bir mucizeye neden oldu diye düşündü Weed.
Weed ve takım arkadaşları hala düşük levellerde oldukları bahanesiyle Darius’a arkada kalıp yaratıkları avlamak istediklerini söylemişlerdi.
“İşte zamanı geldi.” dedi Weed.
Bu laf üzerine takım arkadaşları ümitle gülümsediler.
“Evet.”
“O halde sessiz bir kuytu köşeye gidelim.”
“Tabiki, çok çok sessiz bir yere… Görünmeyeceğimiz bir yere.” Romuna eliyle ağzını kapatarak kıkırdamıştı.
Eğer biri onu duysaydı, yanlış anlayabilirdi.
İki oğlan üç kız Baran Kasabasından ayrılarak Batı Dağlarına doğru yola çıktılar. Bir zamanlar lizardmanların sığınağı olan yer artık sessizlik arayışları için yeterince uygun kuytu köşe bir yer hale gelmişti.
“La la la.”
Kızlar mırıldanıyorlardı.
Çok çok karanlık, sessiz ve ücra bir yere doğru yürüyorlardı.
Çok sürmeden, çevredeki birkaç mil içinde kimsenin olmadığı Batı Dağlarının eteklerine ulaştılar. Uzun bir yolculuk için çoktan hazırlanmışlardı.
“Burası iyi gibi görünüyor.”
“Pekala millet, hazır olun.”
Weed dikkatlice toprağı kazdı ve tohumu oraya gömdü. Ardından biraz suladı. Bir süre hiçbir tepki göstermedi tohum, fakat kısa süre sonra tohumu kaplayan toprak kırmızıya döndü.
~Sarsıntı~
“Kyaaa!” Surka çığlığı bastı.
Büyük bir zelzele yeri çalkaladı!
Sismik merkez Weed’in tohumu gömdüğü yerdi. Toprak ikiye bölündü ve kalın ağaç gövdesi göğe fırladı.
Otuz fit, altmış fit…
Göz açıp kapayıncaya dek tepesiz sütun Weed’in takımının önünde belirdi. Fakat gövde hala büyümeye devam ediyordu.
Bulutların ötesine geçen gövdeyi izlerken Weed “Cennet Şehri yukarıda olmalı. Bence bu asma bizi oraya götürecek.” dedi.
“O halde…”
“Tüm bu yolu geldik, neden kaçınalım. Çabucak tutunalım una. Yoksa yarı yolda asmayı tırmanmak zorunda kalacağız.”
“Lanet! Bunu yapmak istemiyorum.”
Weed sırt çantasından bir halat çıkardı ve takım arkadaşlarını kendine bağladı.
“Ya beraber yaşarız, ya beraber ölürüz.”
“Eveet!”
İlk önce Weed ve Pale asmaya tutunmaya karar verdiler.
Çünkü böylece en güçsüzleri olan Irene ve Romuna tutunamazlarsa, Weed ve Pale onları havadan düşmekten kurtarmış olacaklardı.
Weed ve takım arkadaşları Cennet Ağacı tohumundan filizlenen ağaç gövdesine sıkıca tutundular. Ardından göğe yükseldiler.

Yorum Yap "Lms 2.3 – TAPINAĞIN KAYIP HAZINELERI"