Otto Von Bismark Günceli

Lms 2.2 – TANRIÇA FREYA HEYKELCIĞI

Ekim 02, 2016


Çeviri için 0nLin3 ve Soranohikari kontrol-düzenleme için Fullbringer‘a teşekkürler.Keyifli okumalar.

CILT 2 BÖLÜM 2 – TANRIÇA FREYA HEYKELCIĞI


Çevirinin ikinci yarısı http://ln.webtoontr.com‘ye ait. Benim sınava bir ay kaldı, çeviriye ondan sonra devam edeceğim. Şu an aktif çevirmenimiz olmadığı için onlara bir aylığına ortak çalışma teklif edeceğim. Çevirmen değişiklikleri yüzünden uyuşmazlıklar ve hatalar ortaya çıkabilir. Yazın hepsini tekrar elden geçirmeyi planlıyorum.
-0nLin3

Çeviriye devam etmekteyim.
-Soranohikari

Weed ve takım arkadaşları lizardmanların sığınağına yaklaşırken, karşılarına çıkan yaratık sayısı gitgide artıyordu.

“Kırktan fazla lizardmanı alaşağı ettik bile…”
“Hala sınırdayız. İçeri girdiğimizde daha kaç tanesi toplanacak başımıza acaba?”

Irene’yle Romuna konuşuyorlardı. Fakat Weed gülümsedi.
“Bakın, lizardmanların toplu halde yaşadıklarını hepiniz biliyorsunuz, değil mi?”
“Evet, Weed-nim. Orklardan daha çok sürü halindeler.” dedi Irene.
“Aynen. Ayrıca bölgelerini titizlikle koruyorlar. Peki ya birileri o bölgeye ayak basarsa?” diye sordu Weed.
“İstinasız karşılık verirler!” dedi Surka.
“Aynen. İşte bu da oyuncuların gözünde lizardmanları korkunç hale getiriyor.”
“Bu şu an tehlikenin göbeğinde olduğumuz anlamına gelmiyor mu?”

Weed ve takım arkadaşları bir vadiden geçiyorlardı. Doğaüstü güçlerini yenilemek ve boşa enerji harcamamak için orta yerlerde mola veriyorlardı sık sık.

Bu noktada Weed işin aslını çıkardı ortaya.
“Normal şartlarda tehlikede olduğumuzu söyleyebilirdim, ancak artık Darius’a güvenebiliriz.”

Weed’in özgüveninin nereden geldiğini bu sözlerle anladılar.

“Ne demek istiyorsun –ah, anladım!” dedi Surka.
“Darius gerçekten bize yardım ediyor!” dedi Romuna.

Lizardmanların sığınağı.

Şu an lizardmanlar bölgelerini istila eden keşif ekibine karşı canla başla savaşıyor olmalıydılar.

Başka bir deyişle, bu yığınak kampı neredeyse bomboş olacaktı, sadece bir avuç lizardmanın korumasındaydı.

O anda lizardmanların yakın köylerden yağmalayıp çaldıkları hazinelerin de burada olabileceği geldi Weed’in aklına.

Ghandilva’nın görevini tamamlamak için batı vadiyi tırmanıyordu ancak esas planı henüz gizlydi.

“Bu noktadan itibaren çok daha zorlu düşmanlarla karşılaşacağız. Hepsini oltaya getirmeye ne dersiniz?” diye sordu Weed.
“Anlaşıldı!” dedi Surka
“Dikkatli olmalıyız. Birkaç lizardmanın bize ayı anda saldırmasına müsaade edemeyiz.” dedi Weed.

Surka lizardmanları bir bir tuzağa düşürebilmişti. Üstün becerikliliği düşmanları tek başına çekmesini sağlamıştı.
“Gelin sizi çirkin sürüngenler!”

“Kruru!”
“İnsan. Seni öldüreceğiz!” Gözü dönmüş lizardmanlar Surka’nın peşinden gittiler. Weed ile Pale hemen yaylara okları geçirdiler, lizardmanları nişan alıp ateş ettiler. Weed birer birer ok fırlatırken, Pale’in çoklu atışları öyle hızlıydı ki elleri neredeyse görünmüyordu.

Okçuluk skilleri arasında büyük fark vardı, Pale’in diğer skillerinin etkilerinden bahsetmeye bile gerek yok.

Weed’in okçuluğu goblinlere gizli gizli ateş ettiği zamanlardan dolayı toplam levelinden daha çok gelişmişti, ancak elleri yaydan hiç ayrılmayan Pale ile aşık atması mümkün değildi. Çünkü Pale’in oku düşmana isabet etmeden önce diğer ok çoktan hazırlanıp yaydan fırlamış oluyordu.

Korucu sınıfını seçtiği level beşten beri, okları çok daha güçlü kılan Zincirleme Atış ve İsabet skillerini geliştirmişti.

Weed lizardmanlar çok yakınına gelinceye dek ok atmaya devam etti. Verdiği hasar düşüktü, ancak okçuluktaki deneyim puanı her şeye rağmen artıyordu.

Hayır, olay karakteri gereği yan gelip yatarak düşmanını bekleyememesiydi.

Neden EXPleri, hayır, düşmanların gelişini beklemeliyim ki?
Weed düvüşmeyi seviyordu ve asla bıkmıyordu. Artık onu durdurmak mümkün değildi.

“Yatz, yatz, yatz!”
Başka bir savaş narası yükseldi ağzından.

Irene ve Romuna kıkırdadılar. Kendini durduramadığını kabullenen Weed’e daha önce bundan bahsetmişlerdi.

Ona göre bu, sadece aşırı heyecanlandığı zaman ortaya çıkan bir zafer haykırışıydı. Neyse ki yaratıkların onu duyup takıma doğru hücuma geçtikleri bir vakit olmamıştı henüz. Yine de Weed diğer oyuncularla omuz omuza savaşırken ortaya çıkan bu istek-dışı alışkanlıktan utanç duyuyordu.

‘Weed genelde hep sessiz sakin, fakat bazen öyle zamanlar geliyor ki kontrolden çıkıp çocuk gibi oluyor’, diye düşündü Irene.

Absürt bir dövüşte altı lizardmanla karşılaştılar.

Dövüş başlar başlamaz Weed iki lizardmanı kılıçtan geçirdi, geriye kalmıştı dört.

Bu dört yaratığı bıraktı, çünkü hepsini kendi hallederse Romuna, Pale ve Surka kıymetli EXPlerden mahrum kalacaktı.

İşin kötüsü, Irene’de bolca varken Weed’in doğaüstü gücü tükenecekti, ki bu da doğaüstü gücünü yenilemesi için tüm takımı mola vermek zorunda bırakacaktı. Değerli vakitlerini boşa harcayacak ve görevin süre bitimine kadar yetişemeyeceklerdi.

İki lizardman Surka’nın peşinden gitti, fakat diğer ikisi ölen yoldaşlarının intikamını almak için Weed’e saldırmışlardı.

Weed’in kılıcının onarılması gerekiyordu, dayanıklılığı 10’dan azdı. Çok güçlü bir kılıç tekniği, kullanımdaki silaha haddinden fazla bir yük verip silahın dayanıklılığını düşürmesine rağmen, Weed dur durak bilmeden dövüşüyordu şiddetle.

“Demir kılıcı bırak.”
Weed kılıcını bıraktı ve yumruğunu sıktı.

Surka’nın mühür skili!

“Yon-han-kwan!”

Weed aralıksız bir şekilde düşmanı yumruk yağmuruna tutuyordu.

Gerçekten etkinleşmemişti ama yine de Weed skilin adını yüksek sesle tekrarlamıştı. Skili kullanmak şöyle dursun, evvela bunu bile bilmiyordu.

Bunun yerine Surka’nın yumruklarını kullanıp düşmanı yenme şeklini bildiği kadarıyla taklit etti.

Yaratıklara kendi elleriyle vurmak istiyordu, bir yıl boyunca dövüş sporları öğrenmişti ve bu anı bekliyordu.

Pek tabii yumrukları inanılmazdı.

Pabababak!

Weed’in elleri öyle hızlıydı ki görünmüyordu neredeyse.

Lizardmanlara acımasızca darbeleri indirirken orta seviye el sanatı skili, yumruk saldırı gücüne extra elli puan ekledi.

“Oaaahh!”
İnsan yumrukları, acıtıyorlaar!”
Weed düşmanına iyice yaklaştı ve bulduğu her boşluğa yumruk attı. Lizardmanlar misilleme olarak kılıçlarını sallıyorlardı.

Netice olarak lizardmanlar da Weed de kendileri yenilmeden önce düşmanlarının işini bitirmeye kafayı takmıştı.

Weed’in adımları hafifti. Vücudunun her sallanışında lizardmana okkalı bir yumruk iniyordu. Ayak bilekleri ve beli isteği doğrultusunda hareket etti ve lizardmanların sırayla karnına ve göğsüne inecek olan yumruklar için güç topladı.

“Kyuu!”
“Kalleş insan, aynı yere defalarca vurup duruyor!” Lizardmanlar acı içinde feryat ediyorlardı.

“Weed-nim, baskıya aynen devam et!” Irene arkadan ön saftakileri iyileştirmekle meşguldü. Şifadaki deneyimi herkesçe bilinirdi. Ne zaman bir takım arkadaşının canı yüzde yetmiş altına düşse, onun Şifalı Eli imdada yetişirdi. Bu risksiz ve oldukça etkiliydi.

Weed düşmana direkt yumruk atabilmenin verdiği histen büyük zevk alıyordu. Kılıç dövüşleri yerine yumruk yumruğa dövüşleri tercih ederdi, çünkü böylece bunu hissedebilirdi,  ki bu da daha canlı hissettirirdi.

Lizardmanlar ve Weed durmadan vuruyorlardı birbirlerine, fakat eşit değildi. Lizardmanların yüzleri acıyla dolmuştu, ancak Weed’in yüzünde hafif bir gülümseme vardı. Güçlü yumruklarını bir bir indiriyor ve heyecan içinde haykırıyordu.

Bu esnada Romuna ve Pale, Surka’nın peşine takılan iki lizardmandan kurtulmak için ayrı ayrı ok fırlatıyor ve büyü yapıyorlardı.

Görünürde umut zerresi kalmadan, Weed’le yüzleşen iki lizardman cehennemin dibini boyluyorlardı, ancak hala hayattaydılar.

Yeni Stat: Azim


****
Azim statı genelde savaşçıların maceralarının ilk safhasında ortaya çıkar.

Stat geliştirildiğinde düşmandan gelen fiziksel hasarı azaltabilir ve hatta oyuncunun canını ufak bir miktar artırabilir.

Azim statındaki level artışından bonus puan kazanabilirsin, ancak çoğunluk dövüşlerde darbe alarak azmi artırmayı seçerler.

Azim statı, Weed’in statlarına eklendikten sonra hareketleri daha tedbirli hale gelmişti. Irene’nin ne kadar doğaüstü gücü olduğuna baktı ve lizardmanların kılıçlarla kendisine saldırmasına bilerek izin verdi.

Stat darbe aldıkça artıyordu.

Bu sadece acı ve cefa ile kazanılabilecek bir güçtü.

Irene’nin doğaüstü gücü olduğu sürece lizardmanların saldırılarını seve seve kabul edebilecek biriydi Weed.

Royal Road’da yaralandığında gerçekten acısını hissedersin. Weed o acıdan bile zevk alıyordu.

“Kueeek!”
Lizardmanlardan biri nihayet tahtalı köyü boylamıştı bir ölüm çığlığıyla.

Dövüşte bir lizardmanı ölümüne yumruklamanın vermiş olduğu heyecanla bir başarı elde etmişti Weed.

Diğer üç lizardman Romuna, Pale ve Surka arasında kalıp can vermişti.

Weed üçünü tek başına öldürmüştü, ancak Irene’nin sürekli canını yenilemesi olmasa demir kılıçla bile kolay olmazdı bu. Zafer takımdaki herkes için gerekliydi.



Yakınlarda iki ya da daha fazla lizardman grubu varken Surka bir grup lizardmanı avlamaya gitti.

Eğer bu söz konusu olmasaydı Pale hemencecik bir ok atardı, ya da her zaman olduğu gibi Weed harekete geçen
ilk kişi olurdu.
Weed lizardman ordusu arasına dalar ve dilediği gibi kılıcını sallardı. Takım arkadaşları onun peşinden gelip yaratıkların işini bitirirlerdi. Ardından zafer coşkusuyla yollarına devam ederlerdi. Takım arkadaşlarıyla ilgili en sevdiği şey buydu. Genelde çeneleri düşük ve gürültücüydüler ancak iş dövüşe geldiğinde, sessizliğe bürünüp ciddiyetlerini takınırlardı.

Tamamen Weed tarafından eğitilmişlerdi.

Zamanında Kale karşısında çok tilki avladıklarından, yaratıkları nasıl hızlı ve ekonomik şekilde avlayabileceklerini öğrenmişlerdi.

Bir grup lizardman muhafızını etkisiz hale getirdikten sonra lizardmanların sığınağına girdiklerinde, terk edilmiş vadide oraya buraya dağılmış hasır kulübelerle karşılaştılar.

‘Esirler buralarda bir yerlerde olmalı’, diye düşündü Weed.

Gözleri parıldadı.

Çocukların anne babaları ağaç dallarından yapılmış tahta bir kafese hapsedilmişti. Weed durumu gözden geçirdi bir süre.

Tahta kafeste on adam ve on kadın vardı ve etrafında sekiz lizardman bekçilik yapıyordu.

Sekizini birden!

Doğaüstü gücü hesaba katmadan hızlı bir saldırıyla iki, ya da en çok üç tanesini kendi halledebilirdi, ancak o durumda takım arkadaşları kalan beş tanesiyle ilgilenmek zorunda kalırdı.

Weed sonunda başaracaklarından emindi, fakat canda ve savunmada güçsüz olan Irene ve Romuna ölümle yüzleşebilirlerdi. Sihirbazlar ve rahibeler bir lizardmanın sadece üç beş okkalı saldırısıyla tehlike altında kalabilirlerdi.

“Önce esirleri kurtarmalıyız. Ben grubu oyalayacağım.”

Surka harekete geçme zamanı olduğunu anlamıştı, öne atıldı.

“İnsan!”
“Buraya nasıl geldi…”
“Önce öldür!”

Surka lizardmanlara yaklaştığında beşi Surka’nın peşine takıldı. Diğer üç lizardman onu takip etmek yerine geride kalıp esirlere göz kulak oldular.

Tahmin ettiğim kadar aptal değiller. Weed koşuşturma sırasında Surka’yla göz teması kurdu. Kafalarını salladılar.

– Weed-nim, geldiğimiz yerden daire şeklinde koşmaya başlayacağım ve buraya geri geleceğim.
– Teşekkürler, Surka-nim. O kadarı yeterli.

Weed ve Surka ayaküstü anlaşmaya vardılar fısıltı yoluyla.
Surka ve onun peşindekilerin gözden kaybolduğuna emin olduktan sonra, Weed ve Pale kalan kertenkele adamların önünde beliriverdi.
“Daha fazla insan!”
“İnsan, tekrar geldi.” Kertenkeleler yaşadıkları sürpriz karşısında kekemelemeye başladı. “Oymacı Bıçak Tekniği!” “Alev oku!”
“Güç vuruşu!”
Korumalar, beklemedikleri insanların saldırısından son anda kurtulmuştu. Weed ve Pale onları ikinci bir saldırıda yerle bir etti ve ahşap kafesin kapısını açtılar. Yaşlılar korkmuştu, dışarı çıkmadılar. Kertenkele adamlar tarafından yakalanmışlardı ve her an ölüme gidebilecekleri düşüncesiyle orada bekliyordular. Weed’e bu korku anlaşılabilir gelmişti.
“Baran köyünün bilgesi, Ghandilva’nın talebiyle buraya geldik,”
Weed köylülerle konuştu.
“B… Bilge…”
“Evet, bizden sizi kurtarıp evlerinize sağ salim götürmemizi talep etti. Yaralı olan var mı?”
“Bu yoldan, lütfen…”
Weed ahşap kafese girdi ve bitkiler ve bandajlarla yaralılara ilk müdahalelerini yaptı.
Sadece bu bile yaralarını büyük ölçüde iyileştirdi.
“Weed-nim, Surka-nim geri döndü” dedi Pale.
Kertenkeleleri kafesten uzaklaştıran Surka geri dönüyordu.
“Biraz daha kafeste durun. Gitmeye hazırlanın. Çocuklarınızı tekrar görmek istiyorsunuz, değil mi? ” Weed’in konuşmasında şefkat hissi vardı.
Bazıları köylüleri yük olarak görebilirdi, ve aslında bu, partisine köylüleri kertenkele adamlardan kurtarıp evlerine sağ salim ulaştırmanın sorumluluğunu yüklediği için bir bakıma doğruydu.
Ama Weed’in düşüncesi farklıydı.
“Şu tatlı deneyim puanlarına bak!”
Weed’in düşüncesinde kabul ettiği kurtarma görevi vardı.
Kurtardığı her birey için, görev tamamlandığında fazladan deneyim puanı kazanacaktı. Diğer görevden kazanacağı deneyim puanı ve ünün yeterli olmayacağını biliyordu, ama bu görev güzel bir ganimet kaynağıydı.
Weed ve takım arkadaşları Surka’nın peşindeki beş kertenkeleyi de halletti. Hızlıca kurtardıkları köylüleri güvenli bir yere sakladılar ve kurtarılacak olan diğer esirleri aramaya koyuldular.
Ancak, hayal kırıklıkları, kertenkelelerin köyden topladıkları ganimeti görünce ortaya çıktı.
Orklar ve cinler altın ve mücevher toplar. Tam tersi olan bu kargamsı, sürüngen sınıfındaki yaratıklar, yağmaladıkları insanlıktan ganimet elde edememişlerdi.
O yüzden Weed ve takımının tek bulduğu şey dağ gibi yığılmış kalkanlar, zırhlar ve demirden yapılmış silahlardı.

Takım arkadaşlarıyla, Weed bulduğu tüm ekipmanları topladı ve geride hiçbir şey bırakmadı. Bir oyuncunun taşıyabileceği ağırlık, gücü ve dayanıklılığına bağlıydı. Irene ve Romuna bile köye dönerken topladığı eşyaları zar zor taşıyabildi.
Takibi, tek ekipman taşıyanlar Weed’in takımı değildi.
“Sizi kurtardık.” Weed köylülere konuştu. Yüzlerinde tedirgin bir ifade oluştu bu sözlerin ardından.
“Normal olarak yaptıklarımız karşısında bir beklentimiz yok. Tek istediğimiz, lideriniz Ghandilva’nın vaadettiği tohum. Sizi kâr elde etmek için veya ün için kaçırmadık.”
Rahatlayan köylülerin yüzlerindeki gerginlik ifadesi kaybolmaya başladı.
Nazikçe gülümseyerek, Weed ekledi, “Burada çok sıkıntılı günler geçirdiğinizi biliyoruz, ama lütfen bize bu ekipmanları köye taşımaya yardım eder misiniz?”
“……”
Köylülerin yüzlerindeki ifade yeniden büyük bir değişikliğe uğradı.
Açlıktan acayip bitkin gözüküyorlardı. İstedikleri tek şey evlerine bir an önce gitmekti ve bunu tehlikeye atıcak bir şeyi yapmak istemiyorlardı.
“Gördüğünüz gibi, bu vadi girişi imkansız bir kaleye yakın bir görünüme sahip, ve Orkların bu bölgede sık sık ortaya çıktığını duydum.”
Orkların ufak bir bahsiyle, köylüler korku içinde titremeye başladı. Kertenkelelerden zorla kurtulmuşlardı, ve Orklar halletmeleri gereken yeni bir engel haline gelirse bunun umutsuz bir vaka olduğunun farkındaydılar.
“Ne olur ne olmaz, diyelimki Orklar bu yeri buldular – anında buradaki ekipmanların üstüne üşüşeceklerdir. Onları alıp Bayan Köyü’nü yağmalayabilirler. O yüzden ekipmanların buradan kaldırılması gerektiğini düşünüyorum. Lütfen bize yardım eder misiniz?”
Weed tarafından ikna edilen köylüler, kendilerini taşıyabildikleri kadar ekipmanla köyün yolunu tutarken buldular.
O sırada, Baran Köyü’ndeki kertenkele adamlar, Darius ve birliği ile birlikte temizlenmişti.
Köy yerle bir olmuştu, ama kurtulan köylüler geri döndükleri için mutluluk içindeydi.
Baran Köyü’nün girişinde Weed hepsine teşekkür etti, “Çok teşekkür ederim, dostlarım. Desteğiniz olmadan buraya kadar gelemezdik. Buradan sonrasını biz hallederiz, o yüzden çocuklarınızın yanına gidin. Hepsi çaresizce annelerini ve babalarını bekliyor.”
Weed konuşmasını bitirdiği gibi, köylüler ellerindeki ekipmanlarını bırakıp çocuklarını aramaya koyuldu.
Ghandilva çocuklarla kapının yanında bir düzlükte bekliyordu.
“Anne!”
“Baba!”
“Selen, Marron, tanrıya şükür hayattasınız.”
Çocuklarla aileleri arasındaki duygusal bir kavuşma anıydı bu. Ghandilva beyaz sakallarını kaşıyarak Weed’e doğru yürüdü.
“Görevi bitirdin, Weed-nim.”
“Evet efendim,”
Weed alçak gönüllülükle söyledi.
“Tüm dostlarımı kurtardığın için sana minnettarım. Cidden, bu kadarını başarmanı beklemiyordum… Güzel bir iş çıkardın. Yaptıklarını hiçbirimiz unutmayacağız.”

Görev Tamamlandı: Baran Köyü’nün Engeli
Baran Köyü’nün dağılmış aileleri adaleti savunan kahraman savaşçılar tarafından bir araya getirildi.
Köy kertenkele adamların yağmasından sonra harap bir hale geldi, ama horozların ötmesi ve köpeklerin havlaması yakında köyü yine neşelendirecektir.
Çocuklar ebeveynlerini tekrar gördükleri için rahatladılar. Ebeveynlerinden tekrar fırça yiyene kadar, köyün çocukları bu cesur savaşçılara minnettarlık duyacaklar.
Ün 15 puan arttı. (+15 Ün)
Seviye atladınız!
Görev Ödülü: İsimsiz tohum


Ün ve deneyim puanı partideki herkese eşit dağıtıldı, ama tohum grup başkanı olduğu için Weed’e verildi.
“Biz, Baran Köyü sakinleri sana borçluyuz.”
“Hayır, efendim. Biz sadece yapmamız gerekeni yaptık. Her zaman Baran Köyü’nün barış ve refahını korumak için elimizden gelenin en iyisini yapacağız.”
Bir görevin ortaya çıkışını bir çok faktör etkilemekte.
Npcler acil yapılması gereken görevler için yanlarından geçen her oyuncuya yalvarmakta, ama çoğunluğu, varsa, tamamen yabancı bir oyuncu yerine güvendiği favori oyuncuları beklemekte.
“Darius, bana kalırsa bundan pişman olacaksın.”
Weed, bilge Ghandilva’nın büyük güvenini kazanmıştı. Partisi tarafından kurtarılan köylüler kurtarıcılarına karşı borçlu hissedecek, ve bu onların köydeki alışverişlerinde ve başka işlerinde avantaj sağlayacaktı.
Eğer Darius Baran Köyü’nden kazanacağı bir şeyin olmadığını düşünüyorsa, bu onun için kötü değildi. Ama güney eyaletindeki güçlerini cezalandırıcı birliğin kumandanı olarak arttırmak istiyorsa hatasının bedelini ödemek durumunda kalacak.
Apaçık, ödül yerine seçilen bu arkadaşlık ileride çok büyük bir avantaja dönüşecekti.
Darius normal şartlarda görevi kabul ederdi, ama cezalandırıcı birliğin komutanı olarak ordaydı.
Ordusuyla kertenkele adamları yenip büyük bir itibar kazanmak yerine, görevini bırakıp, bir avuç dolusu köylüyü kalelerinden kurtarmak zor bir seçimdi.
Bu yüzden, Weed Darius’u anlayabiliyordu, ama aynı zamanda ona acıyordu.
Fırsatlar ortaya pek çıkan şeyler değildi. Dikkatsiz biz kaza gibi, gelip gidiyordular.
Ghandilva aniden Weed’in elini sıktı.
“Senden bir iyilik daha isteyeceğimi hatırladım, Weed-nim. Sen güvenilir birisin. Cezalandırıcı birlikteki askerlerin birinden oymacı olduğunu duydum. Bu doğru mudur?”
“Doğrudur efendim” Weed sakince söyledi.
“Köy meydanında taptığımız tanrıça Freya’nın bir heykeli vardı.”
Freya Rosenheim genelinde tapılan bir tanrıçaydı. Doğurganlık ve güzelliğin dağıtıcısı olarak bilinirdi.
Ghandilva kasvetli bir yüzle, “Her zaman Freya’nın heykeline barış ve refah için dua ederdik. Ama bu yılın başlarında bir kaza sonucu paramparça oldu. Ve olayların nasıl çirkin bir hal aldığına bakınca, heykelin eksikliğinin bunların sebebi olduğundan şüpheleniyorum.”
“Tanrıçanın heykelini onarmak mı istiyorsunuz?”
“Evet, Weed-nim, senden Freya’nın yeni bir heykelini oymanı istiyorum. Başka bir yabancıdan yerine başka bir tane getirmesini istemiştim, ama ondan daha sonra haber alamadım. Bu acil. Lütfen Freya’nın bir heykelini oyar mısın?”

– Tanrıça Freya’nın Heykeli –
Baran Köyü sakinleri Freya, doğurganlığın ve güzelliğin tanrıçasına tapmaktadır.
Freya’nın heykeli baskın sırasında bir ağacın yıkılmasıyla parçalanmıştır. Kertenkele adamların yenilmesine rağmen, köylüler heykel restore edilmedikçe barış içerisinde yaşayamayacak.
Barışı tekrar sağlamak adına köyde yeni bir Freya heykeli oy.
Görev Zorluğu: Sınıf görevi
Gerensinimler: Sadece oymacılar tarafından alınabilir.


Oymacılara rezerve edilmiş bir sınıf görevidir. Zorluk seviyesi ve ödüllere karar verilmemiştir çünkü ikiside sonuç olarak çıkacak heykele dayalıdır.
Çoğu görev için ödüller aynı şeye dayanmakta.
Ancak sonuç olarak net bir şey beklenen görevlerde, haberciler ve kuryelerinkindeki gibi, ödül büyük ölçüde görevdeki başarıya dayanmaktadır.
“Lütfen burada bekleyin. Takım arkadaşlarıma danışmalıyım.”
Weed bunu söyledikten sonra, takım arkadaşları, konuşmayı zaten dinledikleri için sırıttılar ve onu kutladılar.
“Tebrikler, Weed-nim! Bol şans,” dedi Surka.
“Cezalandırıcı birliğin görevini ektiğimizde hata yaptığımızı düşünmüştüm, ama şimdi gururluyum” dedi Romuna, gülümseyerek.
“Bayanlar Surka ve Romuna, teşekkür ederim” dedi Weed. “Ama bu görevi kabul edersem, sizinle birkaç günlüğüne avlanmaya gelemeyeceğim.”
Weed takım arkadaşlarının iznini almaya çalıştı, ve Pale çoktan vermeye niyetliydi.
“Bizim için sorun değil. Cezalandırıcı birlik görevinden geriye fazla kertenkele kalmadı. Kendi payımıza düşen kertenkele adamlarla karşılaştığımızdan, artık bunu kendi başımıza yapabileceğimizi düşünüyorum. Açık konuşmak gerekirse, Weed-nim, hepimizden oldukça yüksek seviyedesin, o yüzden bu görevi kabul etmeni gerçekten istiyoruz.”
Pale, Weed’in omzundaki yükü hafifletmişti. Aslında, takım arkadaşları kendilerinden çok yüksek seviyedeki biriyle savaşırken tedirgin hissetmişti.
Weed savaşlarda lider ve hasar verici rolünü üstlendikçe, onun macerasında, yanında zayıf kalmış gibi hissettiler. Gerçek takım, onlar için herkesin rolünün eşit yüke sahip olduğu bir takımdı, ve takımdakiler birine dayandıklarının bilincinde olduklarında bunun yürümeyeceğini biliyorlardı.
“Anladım. Öyleyse görevi kabul edeceğim,” dedi Weed, ve Ghandilva’ya doğru yürüdü. “Freya’nın heykelini yapacağım efendim.”
Görevi kabul ettiniz.
“Teşekkür ederim, Weed-nim. Lütfen hazırlanın ve elinizden geldiğince çabuk bitirin,”
dedi Ghandilva.
Weed ve takım arkadaşları köyü terk ettiklerinde, Becker ve Hosram, astlarıyla onlara yaklaştı.
“Seni tekrar görmek güzel, Kumandan” dedi Becker.
“Diğerleri nerede?” diye sordu Weed.
“Kalan kertenkele adamları kovalıyorlar” dedi Hosram.
Weed diğer askerlerin birlik tarafından köyde yenilen kertenkele adamların kalıntılarını aradıklarını düşündü.
“Ya siz?” diye sorde Weed.
“Sör Darius Rosenheim Ordusundan gelen tüm askerlere arkada durmasını emretti” dedi Becker.
Weed, Darius’un tüm itibarı almak için Rosenheim askerlerine köyü korumalarını emrettiğinden şüphelenmişti.
Sadece Rosenheim askerleri bekçilik için köyde bırakılmıştı.

Weed partisindekileri gözlerden uzak bir yere getirmişti. Tohum elindeydi.
“Oh, bu arada, köylüleri kurtarmamızın ödülü olan o tohum aklıma geldi de, ne işe yarıyor o şey?”
Surka’nın sorusu karşısında, Weed elindeki tohuma baktı ve,
“Doğrusunu söylemek gerekirse, garip bir kitap okudum. Kitapta şu hikaye vardı…”
Cennetin Şehri!
Weed, Volk’tan aldığı kitabı onlara anlatınca, genellikle sakin olan Pale bile şoke olmuştu.
Versailles kıtasındaki her maceracının bir hayali var.
Bir fantezi kıtası. Gizemlerin ve efsanelerin kol gezdiği kara. Daha önce kimselerin ayak basmadığı topraklara adını kazımak.
Bilinmeyen bir mağarayı keşfetmek ve sırlara ışık tutmak.
Yeni bir ufuk keşfeden biri ünün yanında çok fazla fırsata erişmekte. Olgunlaşma fırsatı, ve ölme fırsatı.
“Cennetin Şehri-sen ciddi misin öyle bir yer mi var? Yerin altındaki şehri duymuştum…” dedi Pale.
“Yerin Altındaki Şehir?” diye sordu Weed.
“Evet, yerin çok derinlerinde cücelerin yaptığı bir yer altı şehri olarak biliniyor. Orada yaşıyorlar.”
“Cüce ırkını seçen oyuncular oyun başında o şehre mi gidiyor?”
“Bu doğru değil. Duyduğuma göre her cüce şehre alınmıyor. Orayı bile çok az kişi var. Eğer oraya gidersen, usta demircilik yeteneğini ve zanaat yeteneğini öğrenebilirsin.”
Cüceler.
Oymacılık yolunu seçen Weed için baş ağrısından başka bir şey değildiler.
Bir insanın el sanatlarını öğrenmesi için, zanaat ile ilgili bir sınıfı seçmesi gerekiyor.
Bir oymacı el sanatlarını basit oymacılık seviyesinde öğrenebilir.
Weed ise, Zahab’ın varisiyle ilgili olan özel seri görevi bitirdiği için, daha sınıf seçmeden el sanatlarını öğrenmişti. Ama herkes onun kadar şanslı değil.
Ama emin olabilirsiniz ki neredeyse kimse öyle bir talih kuşuna konamaz.
Aşçılar ve demirciler yeteneklerini orta seviyeye getirmeden el sanatlarını öğrenemez. Bir terzi yetenek seviyesini basitte sekizinci seviyeye getirdiğinde el sanatlarını öğrenebilir.
Bir zanaat sınıfını seçmediğiniz sürece, herhangi bir el sanatları yeteneğini orta seviyeye getiremezsiniz. O yüzden eğer el sanatlarını öğrenmek istiyorsanız, terzilik yeteneği bir olmazsa olmaz.
Ama cüceler hesaplarını aktif hale getirdikleri gibi el sanatları yeteneğiyle doğuyorlar.
Sınırsız dayanıklılık ve etkileyici doğal güçleriyle, cüceler birde inanılmaz el becerisine sahipler!
Weed ırka karşı olan açık gözlülüğünü bastıramadı.
Onlara karşın, cüceler, adı üstünde cüceydi, ve cezalı oldukları büyü yapma, at sürme ve uzman savaş yetenekleri gibi alanlar vardı.
Weed, bir gün Yerin Altındaki Sehir’i ziyaret etmek istiyordu.
“Eğer öyle bir fırsatım olursa, gitmeyi mutlaka isterim” dedi Weed.
“Bu kolay olmaz. İnsanlara karşı çok düşmancıl olduklarını duydum. Sadece en iyi zanaatkarlar saygı görüyor. Belli bir tanınmışlığa ulaşmadığın sürece, şehre girişin engellenecektir” dedi Pale.
Zahab ve Geihar Von Arpen gibi oyma ustaları Yerin Altındaki Şehre girebiliyordu.
Oymacılığın gizemiyle ilgili bir şeyin orda olduğuna dair bir his var içimde.
Bu sezgi bir yana, Weed Ghandilva’dan aldığı tanımlanmamış tohumu çıkardı.
“Tamamdır. Haydi bunu yapalım. Eğer yanlışsam, zamanımızı boş bir şeye harcamış olacağız o kadar,” dedi Weed.
“Eminim ki kararın doğru.”
“Bununla ilgili güzel hislerim var.”
Irene ve Romuna Weed’i neşelendirdi.
“Bu eşyayı tanımla,” dedi Weed.
Takım arkadaşlarının beklentilerini omuzlayan Weed, tanımlama yeteneğini dikkatlice kullandı.

– Cennetin AğacınınTohumu –
Dayanıklılık: 1/1
Efekt: Cennetin Şehri’ne giden yolu gösterir.
Gereksinimler: Baran Köyü yakınlarına gömmelisin.


Tanım penceresini kapattıktan sonra Weed, gözlerini bir anlığına kapadı, ve tekrar açtı.
Takım arkadaşları sabırsızca güzel haberleri vermesini bekliyordu.
“Bu gerçek.”
Weed iyi haberi verdiği gibi, partidekiler neşelendi. Ancak, hala tartışılması gereken konular vardı.
“Tohumu ekip Cennetin Şehri’ne tırmanırken görülmek istemiyorum.”
Weed takım arkadaşlarını oraya götürmeyi planlıyordu, ama orayı Darius ve astlarına, veya cezalandırma birimindeki diğer oyunculara bile göstermek ona hiç çekici gelmemişti.
Bencillik.
Veya onu kendini beğenmiş olarakta tanımlayabilirsin.
Yinede, Pale, Surka, Irene ve Romuna bu gayri resmi görevde o kadar şeyi onunla çekti.
“Sana katılıyorum. Eğer öyle bir şehir varsa, illaki biri tarafından keşfedilecek ve halka açılacak, ama onu keşfedenlerin biz olmasına gerek yok” dedi Pale, Weed’in düşüncesine arka çıkarak.
Bilgiyi saklama durumu değildi bu. Daha çok bu bilgiye sahip olanların kullanma fırsatıydı.
Eğer herkes Cennetin Şehri’nin varlığını öğrenseydi, keşfin pek bir önemi kalmayacaktı, ve Weed’in şimdiye kadar yaptıkları boşuna olacaktı.
İyi niyetle yaşamak ve doğruyu yapmaya çalışmak yapılabilecek en aptalca şeylerdi.
Cennetin Şehri hakkında bildiklerini açıkladıklarını düşünün, başka kim kendi sırlarını açıklardı ki, veya onların saflığına karşı kim gizli görevleri açıklardı?
“Bencede. Bunu herhangi birine söylemek için çok erken” dedi Irene.
“Hadi oraya yalnız gidelim” dedi Surka.
Çok geçmeden konuda anlaşmaya vardılar.
Henüz Cennetin Şehri için yola çıkma planı kenara kondu.
Weed Tanrıça Heykeli görevini bitirmeliydi, ve cezalandırıcı birimin görevi diğer oyuncular için devam ediyordu.
Cennetin Şehri’ne gitme fikrini herkes görevlerini bitirdikten sonraya ertelemeye karar verdiler.
Yeni bir yeri keşfetmenin hem heyecanı hemde gerginliği vardı üstlerinde. Eğer onlar için çok zor olursa, büyük ihtimalle havadaki manzaranın tadını çıkaracaklardı ve boş ellerle geri döneceklerdi. Bir keşif gezisi her zaman bu tür tehlikeleri taşımakta.

Weed, geri döndükleri rapor edilen Darius ve astları için güzel bir bahane bulmuştu. Partisinin savaşlarda gözükmemesini sorgulamasından endişeleniyordu.
Ancak, Baran Köyü’ne döndüklerinde, hırpalanmış birlikte yüzden az asker vardı, ve birbiri ardına askerler cansız düşüyordu.
“Bunun sorumlusu sensin!”
“Niye bunun için beni günah keçisi yapıyorsun?”
“Senin zavallı planın Collonya’nın ölümüyle sonuçlandı!”
“Hayatını korumak onun sorumluluğundaydı.”
“Şimdide ölü birini mi suçluyorsun!”
Baran Köyü’nü geri alan, ve kalan kertenkele adamları temizleyen birlik, büyük kayıplar vermişti.
En başında, birbirine tamamen yabancı olan oyuncular toplu hareket etmede yetersizdi, o yüzden savaş ortasında çok fazla ne yapacağını bilmeyen insanı kaybettiler.
Sonuç olarak, Darius askerlerine verdiği değer kadar karşılık almıştı.
“O bir dövüştü, savaşın bir parçası, bizim de dahil olduğumuz” dedi Darius. “Kaçınılmaz kayıplar her zaman savaşın bir parçası oldu, değil mi? Üstesinden gel.”
“Kaçınılmaz kayıplar mı? Sen Collonya’nın ölümüne kaçınılmaz kayıp mı diyorsun? Bu umrunda bile değil miydi? Bunların hepsi senin berbat liderliğin yüzünden!” diye bağırdı arkadaşını kaybeden sinirli oyuncu.
“Benim berbat liderliğimi heyecanla kabul eden değil miydin? Savaşı kazanmışken sana dil dökecek halim yok.”
“Ne diyon’ lan sen!”
Darius ve askerleri arasındaki tartışma alevlenmişti.
O kadar büyük kayıplar karşısında, kimse Weed ve takım arkadaşlarının görev sırasında kaçmasıyla ilgilenmedi.
Weed Darius ve askerlerini inceledi. Hiçbiri yaralı gözükmüyordu.
“Eminim ki deneyim puanının çoğunu cezalandırıcı birime aldı. Diğer oyuncuları tuzaklara ittiler, ve sadece kertenkeleler zayıf düştüğünde saldırıp sürüngenleri temizlediler.”
Orta seviye bir savaşta nasıl dövüşüleceği ordu liderine bağlıydı, ve sonucu tümüyle değiştirebilirdi.
Weed daha sonra kertenkele adamların aralarından bazılarını yollayıp onları tuzağa çektiğini öğrendi.
En iyi savaştıkları yere, ormana.
Büyük bir ordu ormanda hareketsiz kalmakta ve savunmacılar saldıranlardan daha üstün konuma gelmekte.
Darius ve ordu askerleri yollanan yemleri yutmuş gibi gözüktü ve diğer oyuncuları ormana daldırdı.
Ormanda kertenkelelerin tuzaklarına düşüp bir bir ölen oyuncular onları zayıf düşürünce, Darius ve ordu askerleri yemleri bitirerek ormandakileri temizledi!
Toplamak gerekirse, Darius ve askerleri bütün ünü ve deneyim puanını topladı.
“Elimden gelenin en iyisini yaptım. En çok kertenkele adamı ben öldürdüm, ve arkadaşlarım sizi kurtardı. Buna biraz saygı durun” dedi Darius sakince.
“Ne? Ne yapmaya çalıştığını bilmiyor muyuz sanıyorsun?”
“Nasıl böyle bir şeyi söyleyebilir? Düşündüğü kadar zeki değil.”
“Darius sadece bir alt seviye lider.”
Oyuncular kumandanlarını bu kadar sesli bir şekilde alçak düşürünce, sonunda Darius ve dalkavukları gerçek yüzlerini gösterdi.
“Eğer cesaretiniz varsa, boş konuşmayı kesinde erkek gibi benimle bir düello yapın.” dedi Darius.“Seni seçmeseydim burada, cezalandırıcı birlikte bile olamazdın, kadın.”
Weed Darius ve dalkavuklarına alaycı bir bakış attı.
Hepiniz birer malsınız.
Darius güzel bir miktar ün ve kamu servis puanı için tüm generaller arasında kötü bir itibar bıraktı.
Gözlerinin önündeki küçük balık için büyük balığı kaçırdı.
Büyük olanları cesurca yakalarken küçük olanları da ses çıkarmadan yakalamalısın. Ve ardından, etrafına bakıp kaçırdığın bir şey olup olmadığına bakarsın. Doğru olan budur.
Yinede, o oyuncuların yaptıkları aptallık yüzünden affedilmemeleri gerekiyor.
Darius’ta bu kadar körü körüne takip edecek ne görmüşlerdi? Eğer bir anlığına bile durup niyetini irdeleselerdi, oyununu görüp oltaya gelmeyeceklerdi.
Yabancı birine bu kadar güvenmek onların hatası. Eğer biraz daha dikkatli olsalardı, arkadaşları hayatta olabilirdi.

Yorum Yap "Lms 2.2 – TANRIÇA FREYA HEYKELCIĞI"