Tankların Tarihi Günceli

Lms 1.5 – KELIMELERI KAYBETMIŞ KIZ

Ekim 01, 2016


Çeviri için 0nLin3, kontrol-düzenleme için Fullbringer‘a teşekkürler.Keyifli okumalar.

CILT 1 BÖLÜM 5 – KELIMELERI KAYBETMIŞ KIZ

Kahretsin… Bugün yine o gün.
Sabahın erken saatlerinde, Lee Hyun çoktan tükenmiş haldeydi.
Güney Kore Parlamentosu, toplumdan dışlanmış olanları ve uyumsuz tipleri ayıklamak için oluşturulmuş Kimseyi Geride Bırakma adında istenmeyen bir yasa tasarısını onaylamıştı.
Tüm bu aptallık sorunlu sosyal çevrelerde doğmuş ya da büyümüş kişilerin ağır suçlara ve boşanmalara daha yatkın olduğunu iddia eden bir teori yüzündendi.
Yasaya göre, sosyal çevrelerinde fark edilebilir kusurlar olan yirmi yaş ve üstü tüm Kore vatandaşları zihinsel muayene için düzenli olarak bir psikiyatrisi ziyaret etmek zorundaydılar.
Kısacası, Lee Hyun çocukluğunda ailesini kaybettiği ve gençliğini tefecilerle dolu olduğu için buna uygundu.
Lee Hyun Harika Toplum Rehabilitasyon Merkezi’ne gitti.
Altmışlara zaman yolculuğu yapmış gibi hissediyorum. Harika Toplum,  ne saçma.” Şikayetlerini mırıldanarak Lee Hyun tesise girdi. İsim klasik şekilde döşenmiş odaları akla getiriyordu. Resepsiyon odası Sosyal Açıdan Yetersiz kanunu altında tıbbi testler için gelmiş yirmili yaşlarda kişilerle doluydu, bu yüzden kayıt için sırası gelene kadar bir saati daha boşa harcamak zorunda kaldı.
Merhaba, ben Lee Hyun. Kimseyi Geride Bırakma için zihinsel muayeneye gelmiştim.
Anlıyorum. Lütfen bu formu doldurun.” Beyaz elbiseli bir hemşire Lee Hyun’a bir parça kağıt verdi.
Bu nedir ?
Bu anketteki cevaplarınıza göre zihinsel durumunuzun tam bir incelemesini yapacağız. Eğer sosyal açıdan yetersiz kategorisine düşüyorsanız, rehabilitasyon merkezine girmek ve periyodik tedavi almak zorunda kalacaksınız. Bu olursa, hükümet tazminat olarak ailenize aylık çek yollayacak.
Ne kadar insafsız bir yasa. Hükümet mağdurlar korkunç çocukluklar yaşarken, aileleri tarafından şiddete uğrarken ya da okullarında dışlanırken hiç bir şey yapılmamıştı.
Şimdiyse liseden mezun olduklarında bir üniversiteye kaydolmak istiyorlarsa bir dezavantajı kabul etmek zorundalar. Daha kötüsü, devlet memuru olmaya bile izinleri yoktu. Terörle savaş sahip olanlarla olmayanları ayırmak için geçerli bir bahane sunmuştu.
Pekala.
Lee Hyun formu aldı ve hızlıca doldurdu. Kalem kâğıdın üzerinden hiç kalkmadı. Lee Hyun bu soruları yıllardır düşünüyordu, bu yüzden cevaplar kalbinden taşıyordu.
Bitirdim. Artık gidebilir miyim ?
Elbette. Otobüs masrafını karşılamak için bunu alın.
Sonunda hükümet bir parça vicdan göstermişti. Lee Hyun bozuk paraları aldı ve akıl hastanesini terk etti. Bu sırada, onun doldurduğu anket merkezdeki psikiyatristler arasında bir tartışma başlatmıştı.

Cha Eunhee, psikolojide profesör doktor gülmekten yerlere yatmıştı. Davranışları ona Buz Kraliçesitakma adını kazandırmış doktorun toplum içinde gülme krizine girmesi hemşireler için alışılmadık bir görüntüydü.
Sonunda evcil köpeğiyle iletişim kurmayı filan mı başardı ki ?
Hiç şaşırmam. O doktordan her şey beklenir.
Dr. Cha henüz küçükken ikisi de diplomat olan ailesiyle birlikte Amerika’ya göç etmişti. Harvard Üniversitesinden yirmi yaşında burslu olarak mezun olmuştu ve doktorasını yirmi üç yaşına girmeden almıştı.
Güzellik ve kültürün gurur ile karışımı olan o daha önce hiç bu seviyede insanlığını göstermemişti, sonunda herkesin konuştuğu bir konu olmuştu. Sonunda başhemşire cesaretini topladı ve gidip sordu.
Dr. Cha, bu kadar komik olan nedir ?
Şuna bir bak.
Gözlerinden yaşlar gelecek kadar gülen Dr. Cha başhemşireye elinde tuttuğu şeyi verdi. Bu Kimseyi Geride Bırakma için birisinin doldurduğu formdu. Sekiz kısa soru ve aynı şekilde kısa cevabı.
İsim:Lee Hyun
  1. İsminiz nedir?
-Lee Hyun
  1. Mesleğiniz nedir?
-Dünya barışını tehdit edecek büyük bir suçluyum.
  1. Ne yapmaktasınız?
-Bu anketi dolduruyorum.
4.Hayatınızda yaptığınız sizin için en değerli ya da unutulmaz üç şey nedir?
-Continent of Magic’te en üst seviyeye ulaştım. 204 saat yemeden ya da uyumadan aralıksız online oyun oynadım. Hesabımı sattım.
  1. İktidardaki siyasetçiler hakkında ne düşünüyorsunuz?
-Niçin onları direk Çin’e ya da Japonya’ya ihraç etmiyoruz ki?
6.Toplumdaki konumunuzun ne zaman farkına vardınız?
-Maymunlar Cehennemi’ni izledikten sonra.
  1. Kendinizi tek cümle ile nasıl tanımlarsınız?
-I am Da Dragon.
Hemşire okumayı bitirdiğinde şaşırmış görünüyordu.
Yoksa bu bir çizgi romandan filan alıntı mı ?
Hayır. Görünüşe göre bunu sabah hastalardan biri doldurmuş. En alttaki onay damgasını görmedin mi ?
Tipik bir deli.
Yine hatalısın. Eğer bir deli olsaydı, toplumu bu ankette yaptığı kadar açık ve iğneleyici bir şekilde inceliyor olmazdı.
Sağduyuya ters bir şekilde, Dr. Cha bu kişinin zihinsel olarak normal olduğu kanısına vardı. Bir psikiyatrisin bakış açısından, bu cevaplardan neredeyse umutsuz bir çığlığı duyar gibiydi.
Toplumu bu şekilde alay etmek, Lee Hyun adındaki bu genç adam acımasızlıklar dünyasında renksiz bir yaşam sürmüş olmalıydı.
Ahh.” Başhemşire iç çekmekten kendini tutamadı.
Doktorun kararına karşı çıkmak için bir sebebi yoktu. Yinede, ya Amerika’da psikiyatride profesör doktorluğa ulaşmış ve dünya çapındaki sağlık dergileri tarafında övgüler almış Dr. Cha normalüstüydü, ya da bu Lee Hyun normalin altındaydı.
Basitçe ikisi de anormal. Ya da onlar normal ve ben odadaki tek deliyim. Belki de aslında tüm dünya kafayı yedi.’ Başhemşire kafası karışık şekilde bunun gibi şeyler düşündü.
Dr. Cha formu aldı ve yerinden kalktı.
Toplumun farklı tip insanlara ihtiyacı var. Bırak kalsın. Fazla detaya inmene gerek yok. Bu arada, ben bunu gidip Seoyoon’a göstereceğim.
Hasta Jeong Seoyoon mu ?
Evet.
Sence okur mu ?
Okuyacaktır. Kendini topluma karşı kapamış kişilerin dışarıdan gelen şeylere ilgi duyma olasılıkları daha yüksek oluyor. Umarım bu sefer en azından gülümser.” Dr. Cha Lee Hyun’un doldurduğu formu aldı ve koğuşlara yöneldi. Gittiği yer 12. Kattaki özel bir odaydı.
Yepyeni sağlık malzemeleriyle ve en iyi doktorlarla, bir yüzme havuzu ve kapalı spor salonuyla donanmış bu özel oda, günlük neredeyse 20 milyon Won (~42.000 TL)  ediyordu.
Selam, Seoyoon, Seni görmeye geldim.
Hastasını işaret ederek, Cha Eun Hee söze başladı. Soluk tenli bir kız kafasını okuduğu kitaptan kaldırdı. Ancak ve ancak görünüşleri ilgi çekici olan süper modellerden biri onun güzelliğini gölgeleyebilirdi, fakat yüzü duygu yoksunuydu. Fransız porselen bebekleri gibi cansız ve ruhsuzdu.
Tanrı ona kaldırabileceğinden daha çok güzellik vermiş.’ diye düşündü Dr. Cha.
Kız çok güzel olduğu için, korumacı babası onu çok fazla sevmişti. Baba ile kızı arasındaki çizgiyi bulanıklaştıran tabu hiç kırılmamıştı, fakat annesi, babasından şüphelenecek kadar paranoyaktı.
Annesi kendi öz kızını kıskanmıştı, bu da ilk zamanlarda merhametsizce davranışlara ve daha sonra kaçınılmaz bir günde faciaya dönüşmüştü. Kız o zamandan beri, kelimelerin gücünü kaybetmişti.
Çocukluğuna döndüğümüzde, Seoyoon dünyevi bir bedene hapsedilmiş bir melekti. Onun yakın arkadaşı olan Dr. Cha, masumiyet ve sevginin eşit paylaşımından mahrum edilen bu kız için hep bir burukluk hissetmişti.
Şuna bir bak. Ofisimden herhangi bir belge çıkarma iznim yok ama bunu sana göstermek istedim.” Dr. Cha kıza Lee Hyun’un gönderdiği belgeyi uzattı.
Seoyoon’un karanlık gözleri kağıdın üzerinde gezindi. Dr. Cha onun kahkahaya boğulacağını umut etmişti.
Biliyor musun, eğer bu zımbırtıya gülersen, bu son beş yıldaki ilk gülüşün olacak.’ diye düşündü Dr. Cha.
Fakat o donuk surat doktorun umutlarını darmadağın etti. Kız ankete baktı ve öylece geri verdi. Seoyoon’un bir zamanlar ne denli hayat dolu olduğunu hatırladıkça doktorun yüreği sızladı.
Pekala, başka bir şeye ihtiyacın var mı ?” diye sordu Dr. Cha.
Seoyoon hafifçe kafasını salladı.
O halde, bir şeye ihtiyacın olursa beni aramaktan çekinme.
Dr. Cha sessizce odayı terk etti.
Güldü mü ?” diye sordu hemşire, odaya girme izni yoktu.
Dr. Cha acı acı gülümsedi.
Yine işe yaramadı demek.” dedi hemşire.
Hayır, ona ulaşacak bir yol bulamıyorum.” dedi Dr. Cha. “Başkanın bana olan güvenini sürdürebilmem için — hayır, Seoyoon’un iyiliği için onu tedavi etmem gerek…
Sayısız psikolog, psikiyatrist ve şaman Seoyoon’un durumunun çaresine bakmak için kiralanmıştı, nafile. Hiçbiri buz kesmiş kalbini eritemediler. Şu an neredeyse herkes kızdan umudu kesmişti.
Hemşire ayrıca ağlamaklıydı. Böyle tatlı bir kızın konuşmadan, gülmeden, dört duvarla çevrili odasında kapalı kalmış olmasına çok üzülüyordu.
Ona yardım edebilecek bir ilaç ya da bir terapi yok mu ?” diye sordu hemşire.
Psikiyatrik bir tedavi zihnini açmaz ve gerçeği kabul etmezse işe yaramaz.” dedi Dr. Cha.
O halde hayatının kalanında hep böyle yaşayacak…
Onu geri döndürmek için bir şeyler yapmalıyız. Sadece bir işarete ihtiyacı var, onu gerçeklikle yüzleştirecek bir şey.
Ama çoktan beş yıl oldu. Zihni şimdiye dek her şeye kapanmış olabilir.
Bu bizim işimiz. Ne olursa olsun, onu geri getireceğim.” Dr. Cha’nın cevabı sertti.
Uzmanlık alanı psikiyatriydi ve Seoyoon’u kurtarmak için gönüllü olarak hastaneye gelmişti.
Bir yıl önce yeni bir tedaviye başlamıştım.
Bunu bilmiyordum.
Bilmezsin tabii. Çünkü bunu sır olarak saklıyordum. Royal Road, ilaç tedavisi ve danışmanlık vakitleri haricinde günlerini ve gecelerini oyunda harcıyor.
O halde—
Aynen. Bırakalım, sanal dünyada her şeye yeniden başlasın. Onu bu odadan çıkaralım ve başkalarıyla iletişim içerisinde olacağı yerlere gitsin yavaş yavaş. Umarım ki, en azından sanal gerçeklikte de olsa insanlara olan inancını geri kazanır ve daha önce hiç hissetmediği duygular hisseder.
Lee Hyun eve geldiğinde Royal Road’a girmeden önce eşya işlem sitesine girdi.
Lee Hyun şimdiye dek sadece bir eşya koymasına rağmen statüsü üç elmasa çıkmıştı. Continent of Magic hesabı 3 milyar Won (~6.300.000 TL) değerindeydi.
Bu tek başına onu VIP seviyesine yükseltmeye yetmişti.

[Satın al] Demir Kılıç: +20 GÜÇ – 400,000 Won (~800 TL)
[Satın al] 4 Savaşçı Yüzüğü. Teklif.
[Satın al] Korucu Sınıfı için Mavi Çizme300,000 Won (~600 TL) – pazarlık yapılır.
[Satın al] Sihirbaz Küpeleri. Royal Road Kelly Kitabı, değer + ekstra


Rağbet gören liste veya eşyalar binlerce sayfa uzunluğundaydı. Anahtar kelime milyon tane arama sonucu çıkarttı, fakat sadece az bir miktarı görülmeye değerdi.
Birçok oyuncu havalı eşyaları elde etmek istiyordu, talep fazlaydı. Öyle ki kaynak yetersiz kalıyordu.
Sistem satıcıları destekliyordu ve onlardan biri bir eşya gönderdiğinde, açık artırma dakikalar içerisinde başlıyordu.

[Sat] Kızıl Ruhun Topuzu 105/105 Dayanıklılık w/96-105dmg+15 SRT [100,000 Won (~200 TL)+@]
[Sat] Shine’ın Kutsal Yüzüğü: Rare / Heals 3 MP saniye başı 5 dk [3,000,000 Won (~6.000 TL) ]
[Sat] Mesih’in Küpesi: Mag def. Up. Ateş Büyüsü + %8 masraf. [4,000,000 Won (~8.000 TL) ]
[Sat] Demirci Thomas’ın Çekici: %15 ? silah dövmekteki başarı oranı. 5,000,000 Won (~10.000 TL) ile son model silahlar üretmene yardımcı olur.


Açık artırmadaki eşyaların ilk %10’u aşırı fiyatlar sunmuşlardı.
Hemen altında en azından yüz bin won (~200 TL) değerindeki biraz daha ucuz eşyalar bulunuyordu.
Yükselen fiyatlar eşyaların yetersiz olduğunu gösteriyordu.
Weed en başında demir kılıcı alacak kadar şanslı olmasaydı, sıradan görevleri tekrar edip anca birkaç bakır bozukluk toplayabilirdi ve göreve gitmeden önce bir demirci dükkanından sadece yavan bir kılıç alabilirdi.
Aksi halde korkuluğa vurarak biriktirdiği statlara güvenerek, hayvanları yumruklarıyla avlamak zorunda kalırdı.
Bu durumda, kılıç ustalığının etkisi olmadan saldırı gücü yarı yarıya inmiş olurdu. Epey iyi yapılandırılmış silahlar ve donanımlarla kıyaslandığında el yapımı demirci ya da terzi eşyaları için gerekenler ucuz kalıyordu. Oymacılık sınıfıyla alakalı eşyalar mevcut bile değildi.
Royal Road açılalı sadece 15 ay olmuştu. Oyuncular levellerini artırmaya ve maceralara dalmışlardı bile. Lee Hyun başka bir zanaatkâr görmemişti.
Kıtanın yüzde yetmişi henüz keşfedilmemişti, işte bu yüzden birçok zindana henüz ayak basılmamıştı ve birçok görev tamamlanamamıştı. Gözlerinin önüne serilen sayısız fırsatlarla sadece birkaç oyuncu zanaatkâr olmayı hayal etmişti.
Rosenheim Krallığı nispeten, (gerçek dünya zamanına göre) sadece altı ay önce keşfedilmiş yeni bir dünya sayılırdı. Krallığı ilk bulan sefer heyeti çok büyük bir miktar maddi kazanç elde etmişti.
Rosenheim kıtanın merkezine uzaktı, ama etrafı keşfedilmemiş bölgeler ve ayak basılmamış zindanlarla doluydu ve güçlü hayvanlar oldukça fazlaydı. Bu Lee Hyun’un, macerasına başlamak için Rosenheim’i seçmesinin temel nedeniydi.
Çok mu geç başladım? Hayır, hâlâ yetişmek için bir şansım var.” dedi kendi kendine.
Lee Hyun kafasını salladı. Rakipleri level artırıp maceralara atılırken Lee Hyun bütün bir yıl hazırlanmak yerine egzersiz yapıp bilgi topluyordu. Artık hesabını satmak istemiyordu.
Online oyun hesabı satma prosedürleri, oyuncunun kimliğini belirlemek için iris taraması alınan bir sanal gerçeklik oyununda daha zordu. Ayrıca, Lee Hyun kolayca para kazanmaktansa görev yapmayı tercih etmişti.
Royal Road onun ailesini en az önümüzdeki beş yıl boyunca mali bakımdan desteklemeliydi.
Bu şekilde devam ederse Royal Road aileme gelecek beş yıl, hayır on yıl boyunca geçimlerini sağlamak için bir şeyler verecek. Sonra, Hayan’ı okula gönderebilirim. İstikrar önce gelir. Ben liseden terk’im, fakat Hayan daha iyi bir hayatı hak ediyor.” dedi kendi kendine.
Dırırırın
Telefon aniden çalmaya başladı.
Lee Hyun etrafına bakındı ve büyük annesiyle Hayan’ın evde olmadığını fark etti, bu yüzden istemeye istemeye telefonu eline aldı.
Alo, kimsiniz ?
Lee Hyun, bu sen misin ? Hâlâ telefonda kaba konuşuyorsun, dostum. Benim, Sanghoon.
Oh, demek sensin, Sanghoon.
Lee Hyun bu sesi uzun zamandır duymamıştı. ‘Okulu bıraktığımdan beri’ diye düşündü hüzünle.
Hey, n’aber ?” diye sordu Lee Hyun.
Bu akşam mezunlar toplantısı var—
O umurumda bile değil. Sadece mezunların katılması gerekmiyor mu? Benim gibi okulu yarım bırakmış birinin buluşmaya katılması komik bile değil.
Ama—
Aması maması yok. Biliyorsun, okulu bıraktım. Şu an okulla ilgili bir şeyler yapmak istemiyorum.
Bana bir iyilik yap, Sanghoon. Bir daha beni arama.
Çat
Lee Hyun telefonu yerine koydu ve derin bir nefes aldı. Bu zerre kadar bile istemediği bir aramaydı.
Eğer MIB (Men in Black, Siyah Giyen Adamlar filmine gönderme) tipi bir hafıza siliciye sahip olsaydı, o zaman tereddütsüz, en kötü anıları ve zamanı olan lise hayatındaki üç yılın tümünü silerdi.
Geçmişe bakınca, Lee Hyun tefeciler tarafından dövülüp tehdit edilmişti. Okula gizlice girmek zorundaydı. Saklambaç oynuyormuş gibi okula gece yarısında ve tan vaktinde gidiyordu.
Le Hyun birkaç gün boyunca tefecileri atlatmayı başarmıştı ama onlar düşündüğünden daha akıllıydılar. Sokak gangsterleri kiralayıp öğretmenlere baskı uygulamışlardı.
Sınıf öğretmeni bile Lee Hyun’a tüm sınıfın ortasında borcunu geri ödemesini söylemişti.
Öğretmen, bu deliliğe dahil olmak istemediği için gözyaşları içerisinde yalvararak telef olmuş öğrenci önünde diz çöktü.
Bardağı taşıran son damlaydı. Ertesi gün okulu bırakacağım.” dedi kendi kendine.
Lee Hyun okuldaki arkadaşlarının nasıl olduklarını merak ediyordu biraz. Ama buluşmada ortaya çıkmak sadece utanç verici anıları canlandırırdı.
Bu kaçınılmaz gerçek, sanal gerçeklik oyunu oynamaktan başka yapabileceğim bir şey yok.’ Lee Hyun yemeğini bitirdi ve tekrar oyuna girdi.

Weed Rodriquez’in malikânesinin karşısında şafak vaktinden gün batana kadar bekleme rutinini bir gün bile aksatmamıştı. Başka kim böyle sıkıcı günlerle başa çıkabilirdi?
Batı Vadisine avlanmaya gidelim, ne dersin? Hippilerin leveli yüksek, ama takım oluşturursak onlar çantada keklik olurlar.
Eline Köyü’ne gitmek üzere kafileye eşlik edeceğini duydum ?
Son zamanlarda trol kanı fiyatı neredeyse üç katına çıktı. Büyük bir savaşın patlak vermesinden korkuyorum.
Böyle birçok konuşma Weed’in kulağına çalındı.
At arabasını süren atlar hafif hafif kişnedi.
Weed ana bulvarda oturarak birçok bilgi edinebilmişti. Dünyada neler olup bittiğini öğrenmişti. Böyle bir eğlence olmasaydı çoktan pes etmiş olurdu.
Weed korkuluğa vururken, en azından daha güçlü olmanın verdiği hazla eğleniyordu. Haşin güneşin altında hareketsizce oturmak bir işkenceydi.
Buda günlerce duvara dönük meditasyon yapmamış mıydı ?’ diye sordu kendine.
O da aynı ona benzer bir deneyim geçiriyordu, Rodriguez’i bekleme deneyimi.
Son iki gündür Weed, Pale ve Irene’yle, birlikte ava gitmek için buluşmuştu. Onlar Weed kadar güçlü değillerdi, bu yüzden daha yavaş EXP kazanıyorlardı.
Yine de istediklerinde hayvanları gece gündüz avlayabiliyorlardı. Esnek programları sayesinde Weed’in leveline ulaşmışlardı.
Gece yüzde 30 bonus EXP, gün içindekine kıyasla hayvanların yarı yarıya daha güçlü olması nedeniyle teknik olarak dengeleniyordu. Sık sık, gündüz avlanma düşük level oyuncular için daha etkiliydi.
Ayrıca, Weed sınıf seçimi yapmamış olduğundan dolayı cezalıydı, bu yüzden hiç skill elde edememişti. Ortalama bir oyuncudan daha yüksek bir sınıfa geçseydi, skill levelinde geri kalırdı. Ayrıca sokağın ortasında bekleyerek değerli vaktini harcamak sabrını ölçüyordu.
Şimdi ne yapayım ? Oymacılık ustalığı… heykeller…’ Weed etrafına bakındı. At arabasının tekerinden fırlamış gibi görünen bir tahta parça buldu. Weed tahta parçayı tutarak oymacılık skilini etkinleştirdi. “Oy bunu.”
Vıyt
Weed’in eli hareket ederken, tahta oradan buradan kesildi.
Bu da nesi!—
Skill oymayı bitirdiğinde, Weed derin bir iç çekti. Kare tahta parçası, küçük yuvarlak bir hal almıştı.
Bunu kendim yapsam daha iyi.
Weed başka bir tahta parçası daha kaptı ve oyma bıçağıyla kesmeye başladı. Bir kumaş fabrikasındaki geçmiş deneyimleri ellerini daha iyi kontrol etmesini sağlıyordu, zanaat ona bir alışkanlık gibiydi.
Oyma bıçağı o kadar keskindi ki, ufak bir dokunuşla tüm tahtayı oymuştu. Birkaç deneme yanılma girişiminden sonra, nihayet tahta parçadan ufak bir kılıç oyabilmişti.

*Oyma Ustalığında deneyim kazandınız.*



*El sanatı Skilinde deneyim kazandınız.*


İki anlık mesaj penceresi kademeli bir şekilde belirdi.
Weed bir şey öğrenmişti, bir nesneyi oymak için oymacılık skiline bel bağlamak zorunda değildi ve skili kullandığı zaman, tam olarak hangi şeklin üzerinde çalıştığını bilmeliydi.
Oymacılıkta daha sık pratik yapmalıyım.
Weed sıkılmış bir şekilde birkaç tahta parçası topladı ve onların oymaya başladı.
Bu da bir şekilde eğlenceli.
Bir anda Weed kendini ilkokul zamanlarında buldu, resim öğretmenleri onu bir şeyler üretmek konusunda övmüştü. Weed’in oyduğu şeyler daha çok kullanışsız şeyler oldu, fakat birkaçı Weed’in gözüne bile makul göründü.
Beş saat boyunca tahta parçalarını oymuştu. Bir adamın oturup oyma bıçağıyla tahta kesip biçmesi tuhaf görünüyordu, ama Weed boşa zaman harcamaktansa bunun daha iyi olduğunu düşündü.

Level Artışı: Oyma Ustalığı [2]
Daha çetrefilli çalışmalar üretmeni sağlar.
Skilde başarısız olma oranını azaltır.


Weed’in el sanatı skili ve oyma ustalığı hızla level atlamıştı çünkü onların kıyaslanıldığındaki düşük leveli, yüksek levellere ulaşmak için daha ufak bir miktar EXP gerektiriyordu.
Vay.” Weed’in ağzı açık kalmıştı.
Oyma ustalığındaki leveli arttıkça, o tahta parçasını oyarken çeşitli pencereler belirdi.
Yuvarlakta nereyi kesmeli, hangi şablonlar mevcut gibi görsel ipuçları verildi. Weed otomatik olarak yönlendirilen ipuçlarından birini seçebilirdi.
Bir hata yaptığında bile, oyma ustalığı düzeltmek için onu çalışmanın son haline ekliyordu.
Artık kaliteli heykeller yapıyordu. Weed önceki gece avladığı bir tilkinin heykelini oydu ve kurt heykeli düşündüğünden daha kolaydı. Tamamlanmış canlı heykelleri yanına koydu.
Weed’in skil leveli 2’ydi, fakat Zahab’ın Oyma Bıçağı onu 4’e çıkarmıştı.
Bıçak, her oymacının uğrunda öleceği eşsiz bir eşyaydı. Sorun kimsenin umursamamasıydı.
Oymacılık sınıfı yok olmanın eşiğindeydi. Birkaç tane oymacı olmak isteyen kalsa bile, levelleri ortalama düzeydeydi. Bu nedenle Zahab’ın Oyma Bıçağı’na iyi bir fiyat biçilmesini beklemek anlamsızdı.
Weed çalışmaları bitirdiğinde—

Yeni Stat: Sanat

Sanat ?

– Sanat –
Güzelliği kavrama ve uygulama yeteneği, sanat estetik ve pratik yönüyle yiyecekleri ve ürünleri zarif kılar.
Güzel şeyleri gördüğünde, duyduğunda, kokladığında, tattığında, dokunduğunda veya sanat eseri ortaya çıkarttığında gelişir.

Weed sanat statının vaat ettiği sayısız gücü hesaplarken sessizliğe büründü. Ardından, hızlıca bir karara vardı.
Sanat statını sil!
Bu stat silinemez
Lanet olsun!
Bir oyuncu sonsuz stat oluşturamazdı. Maksimum stat sayısı on beşti.
Weed için bir statının sanata boşa harcanması dayanılmazdı. Yine de, boş stat yerlerini sadece ve sadece kesin lazım olanlar için kullanmayı planlamıştı.
Yapacak bir şey yok.
Sanat statı Weed’in zerre kadar umurunda değildi. Ona hiç stat puanı harcamayacağına dair yemin etti.
Statın otomatik artacağı konusunda rahatlamıştı, ancak bunun nasıl olacağı konusunda şüpheliydi.
Weed tahta parçalarını oymaya devam etti. Yine de, oyma ustalığının kendisinden çok yan etkileriyle ilgilenmişti.
Oyma ustalığı bir işe yaramaz. Fakat el sanatı skili her alanda güç sarf etmeye değer, kılıcın saldırı gücünü artırır ve de okçuluk ellere dayanır. Hassas çalışmalar da yapabilirim.
El sanatı skili her şeyi her yerde etkileyebilecek bir ihtiyaçtır.

*El sanatı ustalığında seviye atladın!*
El Sanatı: [3]
Aşçılık ve Terzilik yeteneklerini öğrenmeni sağlar.
Yakın ve uzak mesafe silahlarla saldırı gücünü arttırır. (+ %3 SALDIRI)
Yumruklarla saldırı gücünü arttırır. (+ %5 SALDIRI)


Oymacılık sanatı daha hızlı tecrübe puanı elde etmesini sağladığından el sanatı yeteneği çabucak üçüncü seviyeye ulaştı.
Bu gerçekten işe yarıyordu.
Weed el sanatları becerisinin hızlı yükselişinden memnundu. Bu kısmen Zahab’ın Oyma Bıçağı sayesinde ürettiği sanat eserlerinin dördüncü seviye olmasından kaynaklansa da, asıl etken oyma ustalığıydı.
Pişirme ve terzilik yetenekleri, el sanatları yeteneğini büyük ölçüde etkiliyordu. Ancak bu yetenekler incelik ve ustalaşma konusunda oymacılığın rakibi olamazdı.
Basitçe söylemek gerekirse, oymacılık el sanatları yeteneğini geliştirmek için gerekliydi. Yine de hiç kimse el sanatları yeteneğini geliştirmek amacıyla oymacılık öğrenmek istemezdi.
Asla terzilik yeteneğini öğrenmeyeceğim, terzilerden nefret ediyorum!
Weed temel pişirme yeteneğinin sayesinde yemek tarifleri kullanarak yapması eğlenceli ve çok lezzetli yemekler yapabilirdi.
Malzemeleri doğrudan bakkaldan alıp, yemeği kendin pişirmek iyi bir restoranda bir öğün yemekten daha ucuzdu.
Bir hafta ya da daha uzun bir süre şehirden uzakta avlanmaya gittiğinde kendi pişirdiği yiyecekleri konserve yaparak kullanabilirdi. Zaten hazır yiyecekler dayanıklılık statını tamamen yenileyemezdi.
Ayrıca Weed’in tekstil fabrikasında geçirdiği yorucu günlerin hatıraları onu hala rahatsız ettiği için, terzilik yeteneğini öğrenmekten kaçınmaya kararlıydı.
Terzilikten, nefret ettiğim her şeyden daha çok nefret ediyorum. Asla, asla ve asla bu saçma işe elimi sürmem.” dedi kendi kendine.
Weed oyduğu heykelin üstünde çalışırken, bir şeyler tarafından gölgelendiğini tuhaf konuşmalar duyana kadar fark edemedi.
Vay canına, bu çok sevimli.
Gerçekmiş gibi görünüyorlar.
Daha önce hiç bu kadar gerçekçi bir sanat eseri görmedim.
Weed gölgelerin olduğu yöne doğru bakınca hayranlıkla onun oyduğu heykelleri inceleyen bir grup insanla karşılaştı.
Minicik, sevimli bir kız tavşana benzeyen heykeli parmağıyla göstererek;“Merhaba amca, bu satılık mı ?” dedi.
Weed tıpkı otuzlarında bekar bir kadının ‘Teyze‘ sıfatına vereceği tepki gibi, kibarca hala genç birisi olduğunu belirterek kızın söylediğini düzeltecekti. Fakat…
Evet, sizin için ne yapabilirim, genç bayan ?” dedi. Paranın kokusunu almıştı.
Bunlardan bir tane istiyorum. Ne kadar ?
Aklından bedava vermek geçti bir an için.
Bu…” Weed makul bir fiyat söylemekte zorlandı.
Heykellerinden ya şimdi kâr edecekti ya da bunlar sonsuza kadar burada bekleyecekti, en sonunda da çöp kutusunu boylayacaktı. İki parmağını kaldırdı.
Bu kadar istiyorum.” dedi Weed.
İki gümüş ? Bu benim düşündüğümden daha ucuzmuş.
Kız iki gümüş sikke ödedi ve heykeli satın aldı.
Bu tavşan gerçekten çok tatlı, hatıra olarak saklayacağım.
Weed küçük kızın gidişini şaşkınlıkla izliyordu. İki parmak iki bakır sikke anlamına geliyordu. Sadece iki bakır sikke. Ama kız onun dediğinin yüz katını ödemişti.
Hey, ben de bir tane almak istiyorum.
Bana da. Bu iki tilkiyi alacağım.
Küçük olanları iki gümüşten, büyük olanları üç gümüşten fiyatlandırdı.
Weed’in avladığı tilkilerin ve tavşanların heykelleri, kılıç ya da kalkan heykellerinden daha çok popüler olmuştu.
Hayvanlar sevimli görünüyorlardı ve müşteriler acemi zamanlarının anısı olarak saklamak için onları tercih ediyorlardı.
Yüzüncü seviyede olan bir oyuncu bir günde kolayca birkaç altın kazanabilirdi. Onlara göre iki gümüş bir hiçti.
Weed hazırladığı bütün heykeller kısa sürede satıldı.
Bizim için tilkiye benzer bir heykel yapabilir misiniz ? Dokuz kuyruklu bir tilki olacak ama.
Weed bir süre düşündü ve başıyla onayladı.
İstedikleri kulağa zor gelmiyordu. Normal bir tilkiden farkı dokuz kuyruğu olmasıydı. Neden olmasın, yapabilirdi.
Tabi, bayım. Ancak normal tilki heykelinden daha pahalı olacak.
Ne kadar istiyorsunuz ?
Beş gümüş yeterli olacaktır.
Weed beş gümüş dediğinde biraz fazla söylemiş olabileceğinden korktu, ama alıcılar hemen kabul etti.
Harika. İstiyorum. Lütfen heykelin çok güzel görünmesini sağlayabilir misiniz ?
Kalenin içinde, bir oymacı dükkânı vardı. Buradaki altınlar ve değerli mücevherlerle süslenmiş özel heykeller, çoğu oyuncu için çok pahalıydı. Başka kimsenin oymacılık ustalığına ilgisi olmadığından, Weed’in oyduğu heykeller değer kazanmıştı.
Vay canına, bu çok havalı.
Birileri bu heykelleri heyecanla aldığında, başka kişiler de peşinden geliyordu.
Bir heykel daha almak istediğimde sana ulaşabilmem için ismini verir misin ?
Weed- Oyma Ustası Weed. Eğer zevkinize göre bir heykel isterseniz çekinmeden benimle iletişime geçebilirsin.
Teşekkürler, görüşmek üzere.
Gün batımından önce, oyma ustasıyla ilgili söylentiler kalenin ta öbür ucuna yayılmıştı, herkes Weed’i görmek için geliyordu.
İşte o, orada.
Bizim için birkaç heykel yapmanı istiyoruz.
Weed gece boyunca avlanarak dört gümüş kazanabilmişti, ama bir ya da iki heykel ile artık daha çok para kazanıyordu. Bir heykeli yapmak yaklaşık on dakika sürüyordu ve malzemelerin maliyeti oldukça düşük olduğundan kazancı yüksek oluyordu.
Ertesi gün, marangozun önünde durdu ve toplu olarak odun aldı. Daha çok heykel üretmek için işe koyuldu.
El sanatları yeteneğinin ve oymacılık yeteneğinin yükselmesi sayesinde daha güzel heykeller yapabiliyordu.
Yüksek seviyedeki yeteneğinin sayesinde, daha hızlı ürettiği heykelleri daha yüksek bir fiyata sattı. Hatta başarılı başyapıtları, bir ya da iki binde bir, açık arttırmaya konulmuştu.
Oymacılık hakkındaki görüşleri biraz olsun değişmeye başlamıştı – memnun edici miktarlarda cep harçlığını sağlama almak için yarı zamanlı bir iş.

Yorum Yap "Lms 1.5 – KELIMELERI KAYBETMIŞ KIZ"