Tankların Tarihi Günceli

Lms 1.1 - Bir Karanlık Oyuncunun Doğuşu (Y)

Ekim 01, 2016



Sadece dizilerde bulabileceğiniz, fakir ama mutlu bir yaşamı hayal edin. Ne kadar fakir olsanız da, bu sizi başkalarına karşılıksız sevgi göstermekten ve tek bir ekmek dilimini bile yüzünüzde bir gülümsemeyle paylaşmaktan alı koymasın.

Eğer birisi böyle bir illüzyonun gerçek hayatta var olduğunu iddia ederse, Lee Hyun onu hastanelik edinceye kadar döver ardından da işini bitirmek için bir kez daha saldırırdı. Hayat fakir için fazla acımasızdı. 

Parlamentonun İşçi Sağlığı Yasasında yaptığı düzenleme reşit olmayanlara tüm iş yollarını kapatıyordu. Yasa dışı olmasına rağmen, Lee Hyun akla gelebilecek her türlü işte çalıştı.

14 Yaşında bir fabrikada dikiş dikmeye başladı. Maaşın oldukça düşük olmasına rağmen ücretsiz yemek yiyebiliyordu. Ama yer altında, sadece iki havalandırma fanının çalıştığı bu ortamda sağlığı son derece kötüleşti. Hasar gören ciğerleri yüzünden, ağır hastane masraflarının altında kaldı. Ardından bir benzin istasyonunda çalışmaya başladı ve ara sıra da bir el arabası ile hurda topladı. Ama ne kadar sıkı çalışırsa çalışsın, cebinde kalan para yeterli değildi.  Reşit olmadığından işlerini yasa dışı bulmak zorundaydı. Bu gerçek iş verenleri tarafından onu canı çıkıncaya kadar çalıştırmak için kullanılıyordu.

Bu koşullar 20 yaşına kadar devam etti. Yaşadıkları yüzünden, Lee Hyun paranın değerini çok iyi biliyordu. Fakat artık işler farklıydı. Sonunda reşit olmuştu ve onun yasal olarak çalışmasına izin verecek bir kimliğe sahipti.

Lee Hyun kimlik kartını cüzdanına yerleştirirken mırıldandı.
“Yıkılıncaya kadar çalışmalıyım. Bir günde 3 işi kaldırabiliyor olmalıyım.”

O daha bir çocukken, anne ve babasını kaybetmişti. Ailesi şimdi sadece kardeşi ve büyük annesinden ibaretti.
“Pekala. Şimdiden itibaren, zengin olacağız.”
Lee Hyun bunu gerçekleştireceğine ant içtikten sonra evine  döndü.
“Ah, yeni mi geldin?”

Büyük annesi bir battaniyeye sarılmış yatıyordu. Birkaç gün önce merdivenlerden düştükten sonra belini incitmişti, bu yüzden çalışamıyordu. İlaçlarını almasına rağmen, evdeki maddi durumlar yüzünden hastaneye gidip doğru dürüst bir tedavi olamıyordu, bu nedenle dinlenmekten başka yapacak bir şey yoktu. Tedavi edilemediğinden, her gece acıyla inliyordu.

Ne zaman Lee Hyun eve gelse, göğsü sıkışıyordu. Bu, yaşlı bir büyük anne ve soğuk bir kardeşle cansız bir evdi. Farkında olmasa da, büyük ihtimalle bu, eve gelmeyi giderek daha az sevmesinin nedeniydi.

“Hye Yeon?”
“Hiçbir fikrim yok. Bir ara evden çıktı ve geri gelmedi. Emin değilim ama yine o işe yaramaz grupla takılıyor olabilir.”

Lee Hye Yeon onun kız kardeşiydi.  Son zamanlarda onu pek göremiyordu.

“Bir sorun çıkmaz. Ne olabilir ki?”
“Sen onun tek abisisin. Bir abi kardeşini korumalı.
“Tamam”

Lee Hyun zorlama bir şekilde gülümsedi ve odasına çıktı. Ağır işler yapmak yada taksi sürmek zorunda kalsa bile kardeşini üniversiteye göndermeye kararlıydı.

Son zamanlarda biraz yoldan çıkmıştı, ama o Lee Hyun’un aksine neşeli ve zekiydi. Kardeşinin üniversitede iyi bir koca ile tanışıp doğru düzgün bir hayat sürebileceğine inanıyordu. Ayrıca onu ve kardeşini yetiştirirken feda ettikleri için büyük annesine olan borcunu ödemek istiyordu.

“Pekala, yarın iş ara. Büyük ihtimal iş görüşmesi de olur.....”

Lee Hyun mırıldanarak bilgisayarını açtı. Eski bilgisayar vızıldayarak hayata döndü. İnternete bağlanır bağlanmaz, her zamanki gibi, bir oyuna giriş yaptı. Adı Büyü Kıtası olan, 20 yıl önce piyasaya sürülmüş bir oyundu. Bir zamanlar Kore’deki oyuncular arasında bir çılgınlık yaratmış bir oyun.

Oyun üç yıl öncesine kadar hala zirvedeydi. Lee Hyun’un oradan buradan toplama antika bilgisayarı çoğu oyunu açamıyordu. Continent of Magic dışında hiçbir oyun düzgünce çalışmıyordu.
Bu oynadığı ilk oyundu, ama ancak oyun sırasında eğlendiğini hissedebiliyordu.

Lee Hyun’un oynayış stili oldukça tuhaftı. Etrafındaki insanlarla ilgilenmiyordu. Bunun yerine tüm gün boyunca avlanıyordu. Canavarları öldürdükten ve seviyesini yükselttikten sonra , daha zor avlanma alanlarına gidiyordu. Kuşatmalara ve lonca savaşlarına hiç katılmıyordu.
Oyunda karakterinin becerilerini ve ekipmanını git gide güçlendirmek ona zevk veriyordu. Bir keresinde 200 saat boyunca gözünü bile kırmadan aralıksız avlanmıştı. Onun için sadece bir seviye yükselmek ya da tek bir canavarı yakalamak için bir ay boyunca uğraşmak alışılmadık değildi.

Bazıları ne tür bir eğlence aradığını merak edebilir, ama onun için, karakterinin güçlenmesini izlemek eğlenceliydi ve daha önce yenemediği canavarları yenebilmek son derece sevindiriciydi.

Kısa süre içinde, Lee Hyun en yüksek seviyeye ulaştı. Artık seviyenin daha fazla yükselmediği en son evreyi elde etmişti.

Büyü Kıtası'nın yirmi yıllık tarihinde bu ilk ve son rekordu. Lee Hyun arkasına baktığında, karakterinin üstünlüğüne meydan okuyabilecek kimseyi bulamamıştı. Diğerlerinin grup olarak çırpındığı avlanma alanlarında, o tek başına tüm canavarları temizledi. 

En yüksek seviyeye tırmandıktan sonra sadece o, tek başına tüm efsanevi canavarları avladı, ejderhalar da dahil.

Buna rağmen, Lee Hyun tüm ilgisini kaybetmişti.  Bu günlerde, teknolojik gelişmelerle birlikte tüm oyunların en büyük hedefi kendisini sanal gerçeklik sistemiyle donatmaktı.

Kraliyet Yolu adında gerçekten olağan üstü bir oyun sanal gerçekliğin ölçütü olarak gösteriliyordu. Tamamen gerçekçi dünyasının yanı sıra, oyun on binlerce oyuncu ve ırk barındırıyordu. On binden fazla meslek ve yüz binlerce yetenek.

Arzu ettiğin gibi maceraya atılabiliyor, ya da arkadaşlarında denizde günlerce balık tutmaya gidebiliyordun, arada sırada çıkan fırtınalardan birine yakalanmazsan tabi.

Oyunun bahşettiği devasa ölçüdeki özgürlük inanılmazdı, fakat hepsinden öte en iyi özelliği akıl almaz sistemiydi. Kraliyet Yolu bir insanın bir oyundan isteyebileceği her şeye sahip olmakla ünlüydü.

“Ama benim için bunların hepsi imkansız bir hayal.”

Lee Hyun diğerlerinden biraz daha karışık olan internet sitelerinde yavaşlayan bir bilgisayardan ne bekleyebilirdi ki?

Popüler de olsa, sanal gerçekliği mümkün kılan donanımı kurmak 10,000,000 Won (~20,500 TL) üzerinde tutardı. Eğer böyle bir parası olsaydı, ne olursa olsun bunu büyük annesinin hastane masraflarına ve kardeşinin üniversite öğrenimine harcardı. Ve şimdi, daha çalışkan bir şekilde para kazanmak için oyun sona ermek zorundaydı.     
                            
Hesabınızı silmek istediğinizden emin misiniz?
Evet | Hayır

Lee Hyun farenin imlecini ‘Evet’ yazısı üzerine getirdi. Artık, tek bir tıklama ile buraya kadar getirdiği değerli karakteri sonsuza kadar yok olacaktı. Parmağını bükmek üzereyken aklına bir fikir geldi.

‘Hesabımı para için satabilir miyim ki?’

Bir yerlerde, sanırım bir gazetede yada ona benzer bir şeyde, karakter alım-satışının oldukça yaygın olduğunu okumuştu, ve bu hikaye para anlamına geliyordu. Eğer Lee Hyun karakterini zaten silecekse, bunun yerine bir başkasına satmak o kadar da kötü bir fikir değildi.

Lee Hyun internette bir karakter alış-veriş sitesi aradı. Tek bir arama düzinelerce siteyle sonuçlandı, ve aralarından en büyük kullanıcı sayısı olana tıkladı.

“Öyleyse sadece karakterimi buraya koyup fiyatı yazıyorum, ve halloluyor?”

Lee Hyun karakteriyle birlikte resimler de yolladı.
Büyü Kıtası’ nda en yüksek seviye, fiyatları 30 trilyon mark (Oyun para birimi) tutan ejderhalardan gelen en iyi eşyalarla.
Açık arttırmayı 50,000 Won (~100 TL) ile başlatmaya karar verdi. 
Eğer çok yüksek bir fiyat isterse kimsenin arttırmayacağından endişelenmişti.

Açık arttırma sınırı bir gündü.

Büyük miktarda para gelmesi için uzun süre beklemek pek olası değildi. Bir iş bulmak için doğru düzgün bir takım elbise gerekliydi, bu yüzden parayı direk almak için acele ediyordu.

Genellikle, fiyatı belirlemek için karakter ve eşyalarına bakılıyordu. Fakat diğer kişilerin açık arttırma detayları sadece para ödeyen üyeler tarafından görülebiliyordu. Bu yüzden Lee Hyun’un erişimi yoktu.

Lee Hyun paylaşımını bitirdi ve uyumaya gitti. Ertesi gün erken uyanıp bir iş bulma ofisine gitmeyi planladı.

Lee Hyun paylaşım yaptıktan sonra daha bir saat olmadan, sanal dünyayı mesken edinmiş kişiler, internetin altını üstüne getirmeye başlamıştı.

***

Başlangıçta hiç kimse açık arttırmanın gerçek olduğuna inanmadı. Büyü Kıtası'nın en son güncellemesiyle birlikte seviyelerin oldukça arttığının farkındaydılar.
En yüksek seviye sınırı 200’ dü.

Tüm sunucuda, böyle bir konuma ulaşmış hiç kimseyi bulamazdınız, böyle bir rakama ulaşmak pratik olarak imkansızdı.

Şimdi ise, en yüksek seviyeye ulaşmış karakter bir açık arttırmada satılıktı.

“Birisi bizi kandırmaya çalışıyor.”
“Nasıl bir aptal böyle sıkıcı bir şeyi paylaştı?”
“Bu artık o kadar sık oluyor ki komikliğini yitirdi.”

Birkaç kişi bu tip yorumlar yapmıştı. Kimisi diğerlerini kanmamaları için uyarıyordu, kimisi ise onu güldürdüğü için teşekkür ediyordu.

21. yüzyılın başlarından beri bu şekildeki dolandırıcılıklar moda olmuştu, o kadar çok kişi kandırılmıştı ki, yine böyle bir dava olduğunu sandılar.

“Hayır, olamaz…”
“İmkansız…”

İnternet sakinleri açık arttırmayı görmezden gelmeye çalıştı. Fakat meraklarına karşı çıkamadılar ve paylaşıma bir kez daha bakmak için geri döndüler.

Açık arttırma konusunda karakterin ekran görüntülerinin gösterilmesi zorunluluktu.

Paylaşıma konulan tüm dosyalar tek tek açıldı. Karakter bilgisi gerçekten inanılmazdı. Pek çok stat sınıra dayanmıştı ve giyilen eşyalar gerçekten olağan üstüydü.

“Bu silahları nereden bulmuş bu böyle?”
“Kızıl Ejderha Zırhı seti, ek olarak Kızıl Ejderha'nın Omurga Kalkanı? Wow…”
“Cesaretin Siyah Tanrısı tarafından verildiğini söylüyor.”

İnsanlar buna hayran kalmıştı. Bir şekilde, bu basit bir dolandırıcılık gibi görünmüyordu. Böyle detaylı resimleri yapmak için oldukça fazla emek gerekirdi.

“Adam kesinlikle bunun üzerinde epeyce vakit harcamış.”
“Arayüz Büyü Kıtası'na ait. Ama ekipmanları hangi oyundan almış ki?”

Açık arttırmaya bakanlar arasında grafik tasarımcıları da vardı. Fotoğraflara bakıp kör bir nokta aradılar.

“Fotoğraf ne kadar iyi yapılmış olursa olsun, mikroskobik izler kalır. Dışarıdan bakıldığında mükemmel gibi gözükse de,  en son teknolojiyi uygularsan sahte kısımlar açığa çıkacaktır.”

Tasarımcılar fotoğrafların sahteliğini kanıtlamak için 10,000 kat büyüttüler, pikselleri incelediler, her bir gölgeyi araştırdılar, hatta fotoğrafları üç boyutta taradılar. Ama çabaları boşa çıktı. Sonuçta onaylamaya mecbur kaldılar.

“Bu fotoğrafların tamamı gerçek.”
“Ben LK şirketinin baş tasarımcısıyım. Size bu fotoğrafların hiçbir şekilde değiştirilmediğinin garantisini verebilirim.”

Beklentilerinin aksine, grafik tasarımcıları fotoğrafların gerçekliğini onaylamaya başladılar.

Ardından Continent Of Magic’in gerçek oyuncuları belirdi. Resimleri gördükleri anda, şaşkınlık içinde haykırdılar. En başından beri, hiç bir şeyden şüphelenmediler.

“Bu gerçek. Weed adındaki karakter. Bu kullanıcı deli gibi ünlü.”
“Bu ekipman onun, fakat en yüksek seviyeye ulaştığını bilmiyordum. Gerçekten etkileyici.”

Lee Hyun, bilerek çok fazla kişi olan avlanma alanlarından kaçınıp hep yalnız başına oynadı. Kuşatmalara hiç katılmadı, ve ufak tartışmalar görmezden gelindi. Fakat hakkındaki dedikodular hiç kesilmedi.

Ejderhaları ve deniz canavarlarını avlamak, basitçe yenilmez kabul edilmek ve en yüksek seviye avlanma alanlarını tek başına temizlemek.

Diğer insanlarla ilişki kurmaması, onu tanımayacakları anlamına gelmiyordu. Geriye kalan oyuncular arasında, şimdiden bir efsaneydi. Kendi ününün farkında olmayan tek kişi Lee Hyun’du.

“O zaman ekipman gerçek?”
“Öyleyse turnayı gözünden vurduk…”

Açık arttırmanın başlangıç fiyatı 50,000 Won’du (~100 TL). Karakterin değerini ve ekipmanını dahil edince, şu anki fiyatlara göre fiyat çok düşüktü.

İnsanlar aceleyle fiyatı arttırmaya başladı. Göz açıp kapayıncaya kadar fiyat 50,000 den 300,000 e (~600 TL),  hatta 700,000 e (~1,500 TL) kadar fırladı. Daha bir saat geçmeden fiyat 1,000,000 Won’un (~2,000 TL) üstüne çıktı.

Sadece tek bir ekipmanı satmakla bile elde edilecek kar ile, kaybedeceğin para hakkında tereddüt etmek için zaman yoktu. Fiyat iyice uçmaya başladı.
Artık bu vakitte, çoğu insan umutsuzluk ile katılmaktan vazgeçti. Çünkü bir bakıma açık arttırmanın kapanış fiyatını hayal edebiliyorlardı.

Büyü Kıtası'nın oyuncu sayısı zamanla azalmış olsa da, sunucular birleştikten ve oyun ücretsiz olduktan sonra hala pek çok oyuncusu vardı.

İlk başta fiyatı yükseltenler büyü Kıtası oyuncularıydı. Onları takiben zengin ofis çalışanları fiyatı daha da arttırdı.

Bir zamanlar, oyun ilk yapıldığında, Büyü Kıtası Kore’yi geceler boyunca uyanık tuttu. O oyundaki en yüksek seviye karakter, böyle değerli bir antikaya sahip olmak o kadar özeldi ki onu herkese göstermek isterdin.

Ofis çalışanları arasında kurnaz olanlar, yaşları yakın olan patronlarını aceleyle aradılar.
“Patron, sen misin?”
-Niçin beni gecenin bu vaktinde arıyorsun kovulmak mı istiyorsun?
“Eh? Şey… Patron, eskiden Büyü Kıtası oynamış mıydın?"
-Evet, ne olmuş?
“Büyü Kıtası'ndaki en yüksel seviye karakter şu an açık arttırmada. Patronumun kesinlikle ilgileneceğini düşünmüştüm."
-Ne! Weed’i mi kastediyorsun?
“Evet. Demek patronun da haberi var. Karakter seviye 200. Statlar ve ekipmanlar ise sınıra dayanmış.”
Ardından açıklama geldi.
-Hemen şimdi. Kendi paranla 30,000,000 Won’u (~60,000 TL) hemen şimdi yatır. Ben hemen eve  kontrol etmeye gidiyorum, en yüksek fiyatı vermeye çalış.

Şimdiki devirde, şirketlerde önemli mevkilerde bulunan kişiler gençliklerini çevrimiçi oyunlar ile geçirmiş bir nesle aittiler. Üst fiyatı daha da çok arttırdılar.

Büyük forumlarda ve oyun ile ilgili her sitede en çok konuşulan konu Büyü Kıtası'ndaki en yüksek seviyenin açık artırmasıydı. Pek çok insanın aramasıyla, konu da üst sıralara çıktı. Bu noktadan itibaren, asıl açık arttırma başladı.

***

Bu sırada ise, Lee Hyun hiçbir şeyden habersiz derin bir uykudaydı.

“Sıkı çalış…Günlük 50,000 Won (~100 TL). Restoranda bulaşıkları yıkamak, 30,000 Won (~60 TL). Akşam yemeği, kızartma…”

Rüyalarında ertesi gün ne yapacağını planlamakla meşguldü.

***

Herkesin dikkatinin tek bir kişi üstünde toplanmasıyla, açık arttırma fiyatı çılgınca artıyordu.

Şimdiye kadar, hiç kimse Büyü Kıtası'nın en yüksek seviyesinin kim olduğunu bilmiyordu, ama bu bir zamanların en iyi oyununun ölümsüz karakterine sahip olma ve gösteriş yapma arzusu uyandırmıştı.

Açık arttırma fiyatı sonunda 100,000,000 Won’u (~200,000 TL) geçti.
Bu noktada, karaktere sahip olmanın fiyatı karakterin ekipmanlarının fiyatlarını aşmıştı. Bazı kişiler  paralarının olmamasından yakındı ve açık arttırmadan çekildi.

“Sanırım bu karakteri satan kişi oldukça tuhaf birisi”
“Nasıl bu kadar paha biçilemez bir karakterin açık arttırma süresini bir gün yapabilir?”
“En yüksek fiyatı alabileceğinden bu kadar mı emin?”

İnsanlar üzüntülerini dindirmek için açık arttırmaya böyle yorumlar yazdılar. Fazla süre geçmeden, yorum sayısı 900’ü aştı.

Açık arttırma birkaç kez otomatik olarak uzatıldı, ve 300,000,000 Won’u (~600,000 TL) aştığı zaman, birkaç şirket etkin olarak ilgilenmeye başladı.

Açık arttırma hakkında insanların bildikleri bir şey varsa o da sonunun görünmediğiydi. Eğer açık arttırma devasa bir miktarla sona ererse, sayısız insan bunu haberlerden ve diğer kişilerden duyacaktı. Kamu oyuna etkisi inanılmazdı.

Sadece tek bir reklam yerleştirmek bir yığın para gerektiriyordu, ayrıca bir reklam yapmak için o kadar para harcadıktan sonra insanlar bakmaya bile üşenmiyordu. Peki, en yüksek level karakterin küçük bir servete satılması haberine ne demeli? İnsanların ilgisi ve dikkati bunun üzerine yoğunlaşırdı.
Her bir şirketin halkla ilişkiler bölümü olaya bu açıdan yaklaşıyordu. Dijital medyanın yoğun rekabetinde, oyun yayıncıları en yüksek seviye karakteri elde etmek istiyordu. Karakterin değeri veya market fiyatı önemli değildi. Eskiden ünlü olan oyun hakkında özel programlardan oluşan bir seri düzenlemek, ardından söz konusu karaktere rol vermek yayıncıların güvenilirliği ve imajını artırırdı.

Bu ateşli rekabet fiyatın tavan yapmasına ve alım satım sitesinin artan ziyaretçi sayısı ile yüzünün gülmesine sebep oldu.

Açık arttırma sonunda bitti.

Beş oyun yayıncısı birbiriyle kapıştı, ama rekabetin ortasında en yüksek fiyatı veren ve karakteri alan CTS Medyaydı. Son zamanlara hızla genişleyen ve reytingini arttıran, gelecek vadeden bir şirketti. Şirketin müdürünün sekreterinin yaptığı müdahale ile kazanan rakamın yazılması ve yollanması açık arttırmayı sona erdirdi.


***

“Alo?”

Lee Hyun sabah onu uykusundan uyandıran bir telefon aldı.
-Merhaba.

Beklenmedik bir şekilde, telefondan güzel bir bayan sesi geliyordu.
“Um… sanırım yanlış numarayı aradınız.”

Lee Hyun, aklı başında hiç kimsenin bu evi aramayacağından emindi, ahizey yerine koymaya çalıştı.
Fakat.
-Hesabını internet üzerinden satmaya çalıştın, öyle değil mi?
“Doğru.”
-Burası CTS Medya. Ben müdürün sekreteri, Yoon Nahee. Açık arttırmada en son fiyatı hesabına aktardık,  alışveriş sitesinden onaylayabilirsiniz, ayrıca bizimle temasa geçmekten de çekinmeyin.
“Durun bir dakika, açık arttırmada başarılı bir teklif mi var?”
-Hmm. Evet var. Henüz kontrol edip etmediğinizi sorabilir miyim?
“Hayır, biraz meşguldüm.”

CTS Medya’dan Yoon Nahee.
Müdürün sekreteri, maddi kaynaklarda bile çalışan, normal dışı bir kadındı. Ayrıca sekiz dil bilmesi ile, etrafındakiler hep onu övmekle meşguldü. Ama böyle bir servetin açık arttırmasını kontrol etmemiş olması Yoon Nahee’ni şok etmeye yeterli olmuştu.

“En yüksek teklif ne kadardı?”
Lee Hyun oldukça tedirgindi. Hastane masraflarını ödeyebilmek için 200,000 Won (~400 TL) üzerinde olmasını umut ederek sormuştu, fakat telefondan duyduğu ses onu sersemletti.
-3,090,000,000 Won. (~6,300,000 TL)

Orjinalde, Lee Hyun'un karakteri, Weed, market fiyatına göre 150,000,000 Won’du. (~300,000  TL)

Bu günlerde, oyunların popülerliğinin zirvesinde, sadece eşyalar bile 100,000,000 Won’u (~200,000 TL) geçebiliyordu. Ama söz konusu eski bir oyunsa, market fiyatı oldukça düşüyordu.

Fakat, pek çok etkenden dolayı, kısıtlı açık arttırma süresi, türünün tek örneği nadirliği ve ünü de dahil olmak üzere sonunda fiyatın 3,000,000,000 Won (~6,000,000 TL) üzerine çıkmasına sebep olmuştu. Açık arttırmanın kendisi haberlere çıkmaya layıktı, ki bu tam da CTS Medyanın hedeflediği şeydi.

Fakat, Lee Hyun açıkça cevap verdi.
“Şaka mı yapıyorsunuz?”
-Ne?
“Beni bunun gibi aptalca bir şey için aradığınıza inanamıyorum. Telefonu şimdi kapatıyorum.”

Ahizeyi yerine koyduktan sonra Lee Hyun acı bir şekilde güldü.
“Açık arttırmadan nasıl haberi oldu ki? Ayrıca bu şakayı yapmak için telefonumu nereden buldu?”

Lee Hyun hiç birine inanmamıştı. Bu kulağa aşırı saçma geliyordu.
Fakat siteye girdiği anda, açık arttırmasının alışveriş sitesini ana sayfasında olduğunu gördü. Sayısız insan hala yorumlar yazıyordu ve açık arttırmanın son teklifi söylediği gibi 3,090,000,000 Won’du! (~6,300,000 TL)

Lee Hyun bayılmadan kalmayı zar zor başardı.
 ‘Eğer bu bir rüyaysa, uyanmak istemem.’

Ertesi gün, Lee Hyun hesabına 3,000,000,000 Won’un (~6,000,000 TL) üzerinde yatırılmış olduğunu makbuzunu alarak onayladı.

Kolunu kanatıncaya kadar çimdikledi, şüphesiz gerçekti! Lee Hyun büyük annesinin yanına banka cüzdanını göstermek için aceleyle gitti. Hala doğrudan söylemeye cesareti yoktu.

“Büyük anne, ben para kazandım.”
“Öyle mi?”

Büyük annesi umutsuzca yanıtladı. Kimlik kartı çıkalı daha üç gün olmuştu. Pek fazla kazanmış olamazdı.
“Pekala, iyi iş Hyun.”
“Çok zor değildi, büyük anne.”

Lee Hyun banka cüzdanını ona verdi.
“Bu nedir?”
“Bak, buradaki kazandığım para.”

Büyük annesi banka cüzdanına bakarken soluk gözlerini birkaç kez ovuşturdu. Cüzdanda yazılı olan miktara, tepkisi şüpheydi.
“Sen, çaldın mı? Hayır, hayır, bu miktarda para öylece çalınmış olamaz…”
“Yaptığım hesabımı satmaktı.”
“Hesap?”
“Anlatması biraz karışık… Her neyse, bu parayı yasal yollarla elde ettim.”
“O zaman gerçekten…”

Büyük annesinin duygulanarak gözleri yaşarmıştı.
“Hyun, diğerleri gibi elektrik ve su faturası hakkında endişelenmeden yaşayabilir miyiz?”
“Elbette. Artık kendi evimiz bile olabilir.”
“Sen okula geri dönebilirsin… Hye Yeon da üniversiteye gidebilir. Artık başkalarına imrenmeden yaşayabiliriz.”

Büyük annesi daha fazla tutamayarak ağlamaya başladı. Lee Hyun için de aynısı geçerliydi.

Katlandığı tüm acılar bir bir aklından geçiyordu.
“Artık mutlu bir şekilde yaşayabiliriz, büyük anne.”
“Evet, elbette.”

Zor zamanları birlikte geçiren bu ikisi oldukça heyecanlıydılar. Birkaç gün sonra, yeni bir ev satın aldılar ve hastanede muayene oldular. Büyük annesi belinin dışında pek çok açıdan hastaydı ve hastanede yatması gerekiyordu. Kardeşi Hye Yeon da oldukça keyifliydi. Ama mutlulukları fazla uzun sürmedi.
Siyah takım elbiseli adamlar. Görmeyi en az istedikleri, hastaneye gelmişti.

Siyah giyimmiş bu adamlar, kutusu yeni açılmış ayakkabılarıyla odaya daldılar. Yapılı oldukları için sadece beş kişi olsalar bile oda dolmuş gibi gözüküyordu.
Tüm diğer hastalar korkuyla panikledi, bu yüzden hasta bakıcıların yardımıyla sessizce dışarıya kaçtılar.

Sadece Lee Hyun, büyük annesi ve adamlar kaldı. Lee Hyun geldiklerinde kız kardeşi burada olmadığı için şanslı olduğunu düşündü. Ama bu adamlardan hiç bir zaman iyi bir haber gelmezdi.  Yine aynı şekilde olacağını az çok tahmin ediyordu.

“Lee Hyun. Ailenin başına talih kuşunun konduğunu duydum…”
Sarı saçlı olan adam konuştu.
Lee Hyun ise sert bir şekilde cevap verdi.
“Yani?”
“Eskiden baban bizden borç almıştı. Sadece borcunu almaya geldik.”
“Borç?”
“Evet. Ve şimdi paran olduğuna göre, geri ödemeye hazırsındır diye düşünüyorum.”

Lee Hyun yutkundu. Ailesi vefat ettiğinde, 100,000,000 Won’luk (~200,000 TL) borç Lee Hyun’un üstüne kalmıştı.

Eğer mirası reddetmiş olsaydı bir sorun çıkmazdı, ama o zamanlar Lee Hyun gençti ve yasaları pek bilmiyordu. Ek olarak, büyük annesi çocuğunu kaybetmenin acısıyla, mirası reddetmek için mahkemeye başvuramamıştı ve üç ayın geçmesi sonucu itiraz haklarını kaybetmişlerdi.

Böylece, Lee Hyun tefecilere 100,000,000 Won (~200,000 TL) borçlanmıştı. Ne kadar acımasız olduklarını biliyordu, fakat şimdi oldukça parası vardı ve korkacak bir şey yoktu.

“Borcu ödeyeceğim. Ne kadar?”
“Sohbet etmeye pek niyetli değilsin gibi. Her neyse, biz müşterilerimize önem veririz. Ödemen gereken miktar 3,000,000,000 Won (~6,000,000 TL)”
Adamın sözleri üzerine Lee Hyun’un tepesinin tası attı.
“Bu çok anlamsız… Babamın aldığı miktar açıkça 100,000,000 Won’du (~200,000 TL)”
“Hey, 8 yıl oldu. Zaman geçtikçe faiz birikiyor.”
“Bu kadar saçma bir şey… Sizi polise şikayet edeceğim.”
“Şikayet? Kendine gel. Polisin sizin tarafınızı tutacağını mı zannediyorsun?”
“Polis halkın koruyucusudur.”
“Fuhahahahaha!”

Adamlar Lee Hyun’un sözlerine güldüler. Özellikle, sarı saçlı olan, söylediklerinin saçmalığını duyunca elini alnına koyup uzun süre kahkaha attı. Arkada sessizce duran adam konuştu. Ortamdaki değişime bakınca büyük ihtimal patronlarıydı.
“Çocuğa direk açıklayın. Gereksiz sorun çıkartmayın.”
“Evet patron, kusura bakma. Pekala çocuk, iyi dinle. Bizim yaptığımız hiçbir yasayı çiğnemiyor. Yasal olarak faizde anlaşmıştık. Zaten, faiz yıllık %50’ ydi. Hesaplamamı ister misin? İlk yıl 100,000,000’ den 150,000,000’ e (~300,000 TL) ikinci yılda ise yuvarlarsak 220,000,000’ e (~450,000 TL) çıktı, üçüncü yıl 330,000,000’ u (~670,000 TL) geçti, dördüncü yıl ise neredeyse 500,000,000’ e (~1,000,000 TL) yakındı.

Hesaplamayı dinledikçe Lee Hyun daha da umutsuz hissetti. Borç sadece dört yılda beş katına çıkmıştı. Sekiz yıl geçmişti, öyleyse borç 2,500,000,000 (~5,000,000 TL) olmalıydı, ama tam olarak geçen zaman sekiz yıldan biraz uzundu. Bu yüzden 3,000,000,000 (~6,000,000 TL) demek yanlış olmazdı.

Lee Hyun, çete üyeleri tarafından rahatsız edilirken, ne kadar borcu olduğunu bilmiyordu. Farkında olmadan, borcu 3,000,000,000 (~6,000,000 TL) kadar olmuştu.
İflas!

3,000,000,000 (6,000,000 TL) borcu olan diğer kişiler iflas ettiklerini ilan ederlerdi. İflas ettikten sonra bile, büyük ihtimal hala birkaç bin Won borçlu kalırdın. Lee Hyun iflası dikkate almadı bile. Sadece iflas ettiğini açıklamak bile para tutuyordu. Mahkemeler ve avukatlar. Onlara para ödedikten ve gerekli işlemleri hallettikten sonra iflasını onaylatabiliyordun.

Lee Hyun’un iflas etmeye gücü yetmezdi. Zaten, paran bile olsa, tefecilerin senin rahat rahat iflasını ilan etmene izin vereceklerini sanmıyordu.

“3,000,000,000 (~6,000,000 TL) istiyoruz.
“Hayır, imkanı yok.”
“İmkanı yok? Sen bilirsin. Eğer istemiyorsan, yarın yine geliriz. O zaman ödemen gereken miktar biraz daha artmış olur. Senin seçimin."
Siyah kıyafetli adamlar özgüvenle konuştular.
Böylece, Lee Hyun eğer yapabilirse ödemenin daha iyi olacağını biliyordu. Zaten başka seçenek yoktu, parası olduğunu bilerek gelmişlerdi. Sırıtarak güldüler.

“Zavallı büyük anne yaralanmış ve hastaneye yatmış, ama hastanede rahatı yerindeymiş gibi gözüküyor. Tıpkı koridordaki kardeşin gibi. Oldukça güzel bir kız kardeşin var, eminim bir adada yüksek bir fiyata satılabilir…”
“Hye Yeon’a dokunmayı aklınızdan bile geçirmeyin!”
“Rahatla, hiçbir şey olmadı, henüz. Şimdilik sadece konuşuyoruz. Ya üç kişilik ailesinin tamamı birlikte hastanede yatmak zorunda kalsaydı? Bu oldukça üzücü bir görüntü olurdu.”

Lee Hyun artık bu üstü kapalı tehditlere karşı koyamıyordu. Yapacak bir şey yoktu. Sadece onların artık peşlerini bırakması bile yeterliydi. Kenar mahallelerde, aldıkları parayı ödeyemeyenler, yeterince parası olmayanların kaderine gözleriyle şahit olmuştu. Eğer bir suçları varsa, en başta onlardan para almaktı.

Yasaya bile güvenemeden, Lee Hyun banka cüzdanını vermek zorunda kaldı. Adamlar parayı aldıktan sonra bir çantadan 90,000,000 Won (~200,000 TL)
nakdi çıkardılar. Ailesinin sekiz yıl önce yazdığı çek de yanındaydı. En başından beri her şeyi biliyorlardı, iyice hazırlıklı gelmişlerdi.

“Teşekkürler, ve rahatsızlık için özür dileriz.”

Adamlar hastane odasını terk ederlerken, Lee Hyun arkalarından bağırdı.
“Durun bir dakika!”
“Ne oldu çocuk? Bir şey mi var?”
“Bir gün, size bunu ödeteceğim.”
“Ne?”
“Para ödendi diye her şey bitti sanmayın. İleride sizinle hesabımı kapatacağım.”

Genç, vahşi bir canavar. Gözlerindeki ürkütücü bakış enselerinden soğuk terler dökülmesine sebep oldu.

“Görüyorum ki içinde hala cesaret var. Senin gibi korkusuz bir çocuğa dünyanın nasıl bir yer olduğunu öğretmemiz gerekiyor.”
Adamlar kollarını sıvadılar. Ama Lee Hyun en ufak bir korku belirtisi göstermedi yada geri çekilmedi.

“Yeter, paramızı aldık. Gereksiz şeyler yapmayın.”
“Ama…
“Gerçekten hastanede olay mı çıkartacaksınız?”
“Anlaşıldı patron.”
Adamlar homurdanarak uzaklaşmaya başladı.
“Ve sen çocuk.”

Adamların patronu Lee Hyun’a baktı ve ona bir tavsiye verdi.
“Ben Myongdong’dan Jinsup. Gözü pek olmanın bu zehirli dünyada bir işe yarayacağını mı düşünüyorsun? Eğer adil olmadığını düşünüyorsan, beş yıl içinde 3,000,000,000 (~6,000,000 TL) kazan ve beni bul. O zaman seni patronum kabul edeceğim ve hizmetine gireceğim.”

 Tefeciler gittikten sonra Lee Hyun çaresizce yere oturdu. Kardeşinin koridordan gelen ağlama sesiyle, büyük annesi derin bir iç çekti.

***

3,000,000,000 (~6,000,000 TL) çaldırdıktan sonra, kendinde bir şeyler yapacak güç bulamıyordu. Kendini bomboş hissediyordu. Fakat, parayı kaybetmesinin üçüncü gününde, ayağa kalktı.

Hala umut vardı. Bu yüzden oturup tereddüt edemezdi. Belli belirsiz bir gülümseme yüzünde belirdi. Göz yaşlarının arasında, kahkahalar duyuldu.
Sadece bir anlığınaydı, büyük miktarda para kazanmanın tecrübesi, bir anlığına da olsa, bu dünyada yaşamını sürdürmek için bir yol.

‘Doğru ya. Eğer bir kez kazandıysam ikinci kez de kazanabilirim.’

Lee Hyun oldukça meşguldü. Elinde hala 90,000,000 (~200,000 TL) vardı, ama bu hepsini kullanabileceği anlamına gelmiyordu. Çünkü evin anlaşmasını zaten imzaladığı için, 50,000,000 Won’u (¨100,000 TL) bir kenarı ayırmıştı.

İptal edebilirdi ama ceza olarak bir miktar ödemek zorunda kalırdı. Bunu ödemektense ölmeyi tercih ederdi.

Sonuç olarak, kullanabileceği miktar sadece 40,000,000 Won’du! (~80,000 TL)

***

Kalan paranın bir kısmını kullanarak, Lee Hyun aikido, kendo ve tekvando gibi dövüş sanatı kurslarına kayıt oldu. Günde altı kadar yeri dolaştığı sıkı bir program hazırladı. Vücudu sayısız spor salonunda yoğrulurken, dövüş sanatlarında ustalaştı.

Oradaki eğitimciler onu Vahşi Hayvan diye çağırıyorlardı. Dayanıklılığını arttırarak, her gün elleri kanayıncaya kadar kılıcını sallıyordu.

Sanal gerçeklik oyunu!

Vücudunu hareket ettirebildiğin bir yer demek, gerçek hayattaymış gibi davranabilmen demekti. Öyleyse, dövüş sanatlarını öğrenmek ve oyunun sitemini biraz daha iyi anlamak, faydalı olmaz mıydı?

Elbette, dövüş sanatı öğrenenler tamamen üstün değildi. Ama Seviye 1 iken bile biraz daha güçlü olmak için, dövüş sanatlarını öğrenmiş olmak daha iyiydi.
Oyun boyunca %10 daha güçlü olduğunuzu, bunun yaratacağı muazzam etkiyi düşünün. Bu nedenle, Lee Hyun gündüzleri dövüş sanatları öğrenirken geceleri de sanal gerçeklik oyunları hakkında araştırmalar yaptı. Hangi oyunun oyuncu sayısı daha fazla olduğunu ve oyun sistemlerinin işleyişini iyice inceledi.

Her bir meslek, şehir ve yetenek için Lee Hyun tablolar hazırladı ve odasının duvarlarına astı. Odasının her yeri kağıtlarla dolmuştu.

Bir yıl.  Lee Hyun dövüş sanatlarını ve sanal gerçeklik oyunları hakkındakileri öğrendi. Bu bir yıl sadece bir hazırlık zamanı değildi, ayrıca Kraliyet Yolu'nun gelişimini incelemek için kullanılmıştı.

Seçtiği sanal gerçeklik oyunu, tahmin ettiği gibi Kraliyet Yolu oldu. Adının da söylediği gibi bir imparatorun yolunu takip ettiğin bir oyundu. Dünya oyun marketinin %75’inden fazlasını kaplayan oyun, Koreli oyuncuların %90’ı tarafından oynanıyordu.

Özellikle kralların savaşlarında, herkesin gözünün üzerinde olduğu bir noktaya geldi.  Dünyada, her hangi birinin şöhret, güç ve para elde edebileceği tek oyundu. Kraliyet Yolu ustaca yapılmış bir sistemin sanal gerçeklikle buluşmasının ürünüydü.

“Harika. Her şey plana göre ilerliyor.”

Lee Hyun’un soğuk gözleri ekrana bakıyordu.

O gün, Royal Road’a bağlanmak için gerekli olan kapsülü 10,000,000 Won’a (~20,000 TL) satın almıştı. Gözlerinden yaşlar gelmesine sebep olacak kadar pahalıydı, ama kendisine sürekli bunun gerekli bir harcama olduğunu hatırlattı. Tüm hazırlıklar tamamdı. Artık oyunun başlangıcıydı. Kendisini savaş alanına giden bir asker gibi hissediyordu.

Kraliyet Yolu’na bağlanmak ister misiniz?
Evet | Hayır

Mesaj gözüktüğünde, Lee Hyun tereddüt etmeden bağırdı.
“Evet!”


Yorum Yap "Lms 1.1 - Bir Karanlık Oyuncunun Doğuşu (Y)"