Tank Tarihi Günceli

Kumo S1

Ekim 25, 2016

Önceki Bölüm | Tanıtım | Sonraki Bölüm

Çeviri: Kharsmi

Kumo S1: Sıradan Hayatlarımızın Son Günü

Not: Arkadaşlar Kumo’nun yapısı diğer novellerden biraz farklı. Araya yan hikayeler giriyor. Alakasız gözükselerde bazen hikayeyi tamamlıyorlar bazende farklı tatlar sunuyorlar. Bunları da çevirmeyi planlıyorum. Hepinize iyi okumalar.

İnanılmaz derecede sıradan bir gündü. Tüm yapmayı beklediğim okula gitmek, arkadaşlarımla takılmak, eve dönmek, biraz oyun oynamak, banyo yapmak ve uyumaktı. Eh, en azından böyle olması gerekirdi.

Okula yürürken, uykusuzluktan gözlerimi ovuşturdum. Geçen gece online oyunda çok zaman geçirmiş, bugün de geç yatmanın bedelini ödüyordum. Her nasılsa Kel’le aynı partiye düşmeyi başarmış, ve zindanda avlanırken zamanın nasıl geçtiğini anlamamıştım.
\\ Kel bildiğimiz kel arkadaşlar özel isim falan değil gerçek çevirisi keltoş oluyor aslında. :D

Bu arada, Kel oynadığım online oyunda bir tür ünlü. O kel kafasıyla f2p karakterlerin sınırlarını zorlayan sessiz, yaşlı bir centilmen. O tüm statları ve yetenekleri boş vermiş, bunun yerine fiziksel becerilerini inanılmaz bir şekilde yükseltmiş biri. Gülünç bir şekilde inanılmaz da bir oyuncuydu, savaşın ön cephesinde dans ederken terlemezdi bile. Üstelik, chatte de hemen hemen hiç konuşmazdı. Onun bu sessiz, neredeyse erkeksi tarzı diğer oyuncular arasında çok popüler sağlamıştı. Onunla aynı partiye girmeyi başarınca çok heyecanlanmış ve geç saatlere kadar online kalmıştım.

Okula vardım, esneyerek sınıfa girdim.

Sırama giderken sınıf arkadaşım Kyouya
“Hey” dedi.

“Oh, hey,” diye selam verdim.

“Yo!” dedi Kanata.
“İyi misin? Berbat görünüyorsun.’’

Kyouya Sasajima ve Kanata Ooshima benim sınıf arkadaşlarımdı. Birlikte bir sürü online oyun oynamıştık yani oldukça iyi arkadaşlardık. 

“Oh, evet, şunu dinle. Dün gece Kel’le aynı partideydim.”

“Ne gerçekten mi?”

“Evet, gerçekten,” diye cevapladım. “Geç saatlere kadar birlikte oynadık..”

“Wow, kıskandım. Ben çıktıktan sonra mı?” diye sordu Kanata. Dün gece birlikte oynuyorduk, ama onlar yatmak için benden önce çıkmışlardı.“Lanet, bunu olacağını bilseydim biraz daha kalırdım.”

Kanata gerçekten kendine kızmış görünüyor, ama gerçekte o olmasa biz Kel’i asla göremeyecektik. Kanata’dan boşalan yeri doldurmak için birini ararken Kel bizim mesajımıza LFG’den ulaşmıştı.
\\ LFG ya da Looking For Group: Online Oyunlarda grup arayanların kullandığı bir kanal.

“Yani, sen gerçekten Kel’i gördün, huh? Nasıl biri?” diye sordu Kyouya.

Kel’in görkemli figürü zihnimde canlandı. “O bir insan olamaz” dedim. ‘’O Bezebel’in Cadısının büyülerinin tamamını ustaca atlattı, buna inanabiliyor musun?’’

Bezebel’in Cadısı yüksek-seviye zindanlarda rastlayabileceğin en iğrenç bosslardan biriydi. Attığı saçma miktarda büyünün oluşturduğu yayılım ateşiyle tanınırdı. Forumda buna ‘’Büyü Cehennemi’’ deniyordu. Bossla ilgili en kötü şeyse büyü yapmayı asla kesmemesiydi. Saldırganlar aralıksız gelen büyü patlaması dalgaları tarafından vurulurdu. Genelde ne mi yapılır ya elinizdeki her şeyle büyü direncinizi artırır ve bossu indirmek için intihar saldırısı düzenlersiniz ya da süper defansif bir ön hat kurup onunkine denk büyüklükte büyü saldırılarıyla karşılık vermeye çalışırsınız.
\\ Aslında yazar bir Online oyun serisi yazsa gideri olur :D

Diğer taraftan, Kel tüm büyüleri atlatarak ona yaklaşmış ve silahıyla vurarak onu öldürmüştü. Bu tamamen ve düpedüz beklenmedikti. Gidişini izlerken cidden ağzım açık kalmıştı.

“Wow, Kel’den beklediğim gibi. Sanırım bu yüzden insanlar onu Kartikeya diye çağırıyor,” dedi Kyouya.
\\ Kartikeya: Hint savaş tanrısı, hızıyla bilinir. Japonca ismi İdaten’dir. (韋駄天).

“Adamım, sağlam yeteneklerin olmadan o şekilde hareket edemezsin.” diyerek, koluna dokundu Kanata. Şunu kesinlikle biliyorum, eğer Kel’le aynı statlara ve ekipmanlara sahip olsaydım bile onun yaptığı şeyleri yapmazdım. “Ah! Daha iyi olmak istiyorum!”

“Okuldan sonra biraz kasmak ister misin?” diye sordum.

“Evet, kesinlikle!”

“Ben de. Hadi kendimize zorlu bir yer bulalım ve geliştirerek.’’

‘’Hm?’’ diyerek kalem kutumu bulmak için çantamı karıştırdım. Şimdi hatırladım, dün gece oynarken bir şeyler not etmek için çantadan çıkartmıştım ama sonra geri yerine koymamışım. “Ah, yandık…”

“Sorun ne?” diye sordu arkamda oturan Yuika Hasebe.

“Kalemimi unutmuşum!”

“Oh hayır, bunu duyduğuma üzüldüm. Benimkini ödünç almak ister misin?’’ diye sorup yedek kalemini uzattı.

Sevinçle aldım. “Sen kahramanımsın.”

“Bana borçlusun!”

“Haha, tamam,” dedim, çarpıkça gülümseyerek.

Bu tutamayacağım bir sözdü.

Her şey edebiyat dersinde ortasında ben uykuya karşı cesurca savaşırken oldu. Bizim kısacık öğretmenimiz, sevdiğimizden biz ona Oka-chan deriz, bir elinde ders kitabı bazı klasik şiirleri okuyordu. Sınıfın çoğuda ders kitaplarından takip ediyordu.

Uyanık kalmak için kendimi ileri bakmaya zorladım. Ön sıramda oturan bayan ürküncü gördüm, başka bir sınıf arkadaşı. Ürkünç onun gerçek ismi değil, ama o sanki hayaletli bir eve aitmiş gibi gözüktüğünden onu böyle çağırıyorduk. O aşırı cılızdı. Çok solgun bir cildi vardı ve her zaman yüzünde hüzünlü bir ifade olurdu. Genel olarak ürkütücü bir kızdı. Her ne kadar bunu söylemek hoş olmasada, onun hakkında gerçekten kötü bir şeyler var. Ben uykumla mücadele ederken, ürkünç çoktan sırasında horluyordu. Bakışlarımı ondan uzaklaştırdım.

Tam o sırada oldu

Sınıfın ortasında havada yüzen çatlak gibi bir şey vardı ve benim dışımda kimse farkında değilmiş gibi görünüyordu. Uzaydaki bir çatlaktan başka bir şeyle tarif etmek zordu. Görünüşe göre her geçen an daha da büyüyordu. Üzerimdeki havada yayılıyordu ama ben gördüğüm şeyle donmuş ve bir yapamamıştım. Farklı tepki verseydim bile, sonrasında olacaklar hakkında bir şeyin değişeceğini sanmıyorum. 

Bir anda, etrafımızdaki uzay olağanüstü bir ışık patlamasıyla paramparça oldu, ve kör bir acı herşeyi kapladı. Sonrasında ben— hayır, biz— öldük.

Yorum Yap "Kumo S1"