Otto Von Bismark Günceli

DD 0

Ekim 04, 2016



Douluo Dalu Tanıtım: Tang Üçüncü Genç Efendi’nin (Öbür Tarafa) Geçişi

ÇN: ‘öbür taraf’ anlamına gelen bir kelime veya kelime grubu yok ama anlatmak istediği o

Ba-Shu, her zaman bollukların diyarı olması ile tanınan topraklar ve içinde barındırdığı en ünlü ve baş edilemez tarikat; Tang Tarikatı.

ÇN: ‘Ba-Shu’ yada ‘Sichuan’ da denilebilir çinin bir vilayeti yazarın memleket galiba🙂

Tang Tarikatı’nın bulunduğu alan esrarengiz bir alandı. Çoğu insan onun sadece bir dağın orta hizasında olduğunu ve Tang Tarikatı’nın bulunduğu dağın Cehennem Tepesi adında korkutucu bir bölgesi olduğunu biliyordu.

ÇN: ‘鬼见愁’ aslında ‘hayaletler için korkutucu’ gibi bir anlama sahip hayaletler nereden korkar? Cehennem olabilir mesela😀

Cehennem Tepesinde bulunan uçurumdan aşağı bir taş atılsa dibine düşüş sesi yankılanana kadar tam olarak on dokuza kadar saymak mümkündü, böylece ne kadar yüksek olduğu anlaşılıyordu ve bu on dokuz saniyenin Cehennemin on sekiz katmanından bir daha fazla olması nedeni ile bu adı vermişlerdi.

ÇN: ‘Cehennemin On Sekiz Katmanı’ Çin Mitolojisinde cehennemi ayırdıkları kısımları ifade ediyor merak edenler için – https://en.wikipedia.org/wiki/Diyu

Gri elbiseli bir genç Cehennem Tepesinin ucunda duruyordu, soğuk dağ rüzgarlarının ısırıkları onu azıcık bile titretmiyordu. Karın bölgesinin tam ortasında kocaman bir ‘Tang(唐)’ katakteri görülüyordu. Tang Tarikatı’nın bir üyesiydi ve gri elbiseler ise Tang Tarikatı’nın Dış Grubu’nun bir öğrencisi olduğunu ifade ediyordu.

Bu yıl yirmi dokuz yaşındaydı, doğduğunu anda hemen Tang Tarikatı’na katıldığı için dış grubun içerisindeki en kıdemli üçüncü öğrenciydi ve bu nedenden dolayı dış grup üyeleri ona ‘Üçüncü Genç Efendi’ lakabını taktılar. Tabi ki bu isim iç grup öğrencilerinin dilinde bozularak Tang San’a dönüştü.

ÇN: 唐家三少 – tang üçüncü genç efendi ve 唐三 – tang san

Tang Tarikatı kurulduğu andan itibaren iç ve dış gruplar olmak üzere iki gruba ayrılmıştı. Dış grup dışarıdaki ailelerden Tang Tarikatı’na katılan yada Tang adı ile doğanlardan ve iç grup ise doğrudan Tang Tarikatı üyeleri ile akrabalığı olan ve ailenin içinden gelen öğrencilerden oluşmaktaydı.

Şuanda Tang San’ın yüzünde bir duygu seli yaşanıyordu, kimi zaman gülüyor, kimi zaman ağlıyordu. Fakat hiçbiri kalbinin derinliklerinde hissettiği heyecan selini gölgeleyemiyordu.

Yirmi dokuz yıl boyunca, daha ufak bir çocukken yirmi dokuz yıl önce büyükbaba Elder Tang Lan tarafından Tang Tarikatı’na getirildiği andan bu yana, Tang Tarikatı onun ailesi olmuştu ve Tang Tarikatı’nın Gizli Silahları onun her şeyi olmuştu.

Birdenbire, Tang San’ın yüz ifadesi keskin bir değişime uğradı ama hemen ardından tekrardan rahatladı, hafif üzüntü ile kendi kendisine söylendi:

“Sonunda, Her şey olacağına varır.”

On yedi siluet, on yedi beyaz siluet dağın orta hizasından tepesine doğru kayan yıldızlar gibi fırladı. Bu siluetler ustalardı, en genci bile en az elli yaşındaydı, her birinin yüzünde ciddi bir ifade vardı, beyaz renkli elbiseleri onların iç gruptan olduklarını anlatıyordu ve göğüslerindeki altın rengi tang karakteri Tang Tarikatı Elder’leri olduklarını ifade ediyordu.

Tarikatın Lideri olan Tang Da bile o on yedi elderin içerisindeydi ve şuanda o on yedi kişilik grup dağın tepesine doğru tırmanıyordu. Savaş Sanatları Birliği’nin genel toplantısı bile bütün bu Tang Tarikatı Elder’lerini aynı anda bir araya getiremezdi. Ayrıca bilinmelidir ki Tang Tarikatı Elder’lerinin içerisindeki en yaşlıları çoktan yüz yirmi yaşını geçmiş bir şahıstı.

Bütün bu Tang Tarikatı Elder’leri gelişimlerinin doruk noktasına ulaşmış kişilerdi ve göz açıp kapatana kadar çoktan dağın tepesine ulaşmışlardı.

Normalde dış grup öğrencileri iç grup Elder’leri ile karşılaştıklarında hemen dizlerinin üzerine çöker ve selamlarlardı fakat şuanda Tang San hiç hareket etmiyordu, sadece ciddi suratları ile önündeki Elder’lerin ona doğru gelişlerini izliyordu. Bütün kaçış yollarını kapatmışlardı ve arkasında sadece Cehennem Tepesi vardı.

Elindeki Buddha’nın Hiddeti Tang Lotuslarını yere bırakan Tang San onlara son bir defa gönülsüz bir bakış attı, dudaklarının kenarında memnun bir gülümseme görülüyordu. Sonuçta başarmıştı. Yirmi sekiz yıllık çabalama sonucu Tang Dış Grubun üretebileceği ikinci en iyi şeyi üretmeyi başarmıştı, bunun gibi bir tatmin duygusunu kelimeler ile tarif etmek mümkün değildi.

İşte tam bu anda Tang San kendi kendisine, artık her şeyin önemsiz olduğunu düşündü. Tarikat kurallarını çiğnemek de sıkıntı değildi, yaşamak yada ölmek de artık önemli değildi. Görünüşe bakılırsa her şey önünde açılmış duran bu üç Tang Lotusu ile sona erecekti. Buddha’nın Hiddeti Tang Lotusu, dünyanın en ölümcül gizli silahı onun elinde hayat bulmuştu. Bütün hayatında gizli silahların hayranı olan Tang San’ı ne bundan daha mutlu edebilirdi ki?

“Biliyorum, iç grubun bölgesine girip gizli bilgileri çalma suçunun affedilmesi mümkün değil, tarikat kurallarına göre tolerans gösterilmesi mümkün değil. Fakat Tang San Cennete yemin ediyor ki çalınan bilgilerin en ufak bir parçası bile dışarı sızmayacak. Bütün bunları Elder’lerin merhametini kazanmak için söylemiyorum sadece siz Elder’lerin Tang San’ın köklerini asla unutmadığını bilmenizi istiyorum. Ne geçmişte, ne şuanda, ne de gelecekte asla!”

Elder’lerin söyleyecekleri sözleri yoktu. Şuanda Buddha’nın Hiddeti Tang Lotusu’nun varlığından dolayı kafalarını toplayamadılar. İki yüz yıl, tam iki yüz yıl sonra Buddha’nın Hiddeti Tang Lotusu beklenmedik bir şekilde dış gruptan bir öğrencinin elinden belirdi, bu ne anlama geliyordu? Bu topraklarda, bu olağan dışı,Tang Tarikatı’nın kendi üyelerinin bile karşı koyamadığı, gizli silah Tang Tarikatı’nın başka bir zirveye yükseldiği anlamına geliyordu.

Elder’lerin hiç ses çıkarmadan başlarını eğdiklerini gören Tang San etrafına ışıklar saçarak gülümsedi

“Tang San’ın olan her şey ona Tang Tarikatı tarafından verildi, gerek hayatı gerek yetenekleri olsun hepsi Tang Tarikatı tarafından bağışlandı. Hayatının ne zamanında olursa olsun Tang San, Tang Tarikatı’na aittir, ölümünde bile hayaleti Tang Tarikatı’nındır. Elder’lerin tarikat kuralarını çiğneyen dış gruptan olan bir öğrencinin cesedini Tang Tarikatı bünyesinde barındırmayacağını biliyorum, bu nedenle izin verinde Ba-Shu’da doğal olarak çürüyeyim.”

Tang San o kadar sakindi ki neredeyse heyecanlı sesi sonunda Elder’lerin dikkatini çekti, kafalarını kaldırıp ona doğru batkılarında vücudundan süt beyazı qi akıntılarının yayıldığını gördüler.

“Esrarengiz Cennet Hazinesi Kaydı, tarikatın iç gruba ait en üst seviye güçlendirme tekniği Esrarengiz Cennet Hazinesi Kaydı’nı bile mi öğrendin? diye düşündü Tang Da içten içe.

Büyük bir patlama ile Elder grubu beklenmedik bir şey olma ihtimalinden kaçınmak için geri çekildiler tamamen çıplak olan Tang San’a bakarken.

Tang San kocaman Gülümsedi.

“Çıplak olarak geldim ve şimdi çıplak olarak terk ediyorum. Buddha’nın Hiddeti Tang Lotusu, Tang San’ın tarikata olan son hediyesidir. Kendimin dışında Tang Tarikatına ait olan hiçbir şey taşımıyorum, gizli kitapların hepsi odamdaki ilk tuğlanın arkasında. Tang San her şeyi Tang Tarikatı’na iade ediyor.”

“Hahahahahahaha…….”

Tang San gökyüzüne bakarak çılgınca gülümsedi, birden bire geri doğru adım attı. Tamda bu anda bütün Tang Tarikatı Elder’leri onu durdurmak için hiçbirinin yeterli zamanı olmadığını anladı. Vücudu beyaz ışıkla kaplanmıştı, kendisini Cehennem Tepesinden aşağı saldı, havada süzülüyordu ve dağın etrafındaki bulutlara dokunabiliyordu.

“Dur!”

Tang Da sonunda tepki verdi ama şuanda bir şeyler söylemek için artık çok geçti.

Bulut ve sis tabakası çok yoğundu, havadaki nemi arttırıyor, güneşin görünmesini engelliyor ve ayrıca bütün hayatını Tang Tarikatına ve Gizli Silahlara adamış olan Tang San’ın içine çekiyordu.

Sanki zaman durmuş gibiydi. Tang Da’nın elleri titriyordu göz yaşlarıyla, o üç Tang Lotusu’nu tutarken.

“Tang San, ah, Tang San, neden bu cefayı çektin ki? Bize yaşattığın bu şaşkınlık gerçekten çok fazla, çok fazla…”

“En büyük ağabey.”

İkinci Elder öne doğru geldi.

“Neden bir hainin arkasından yas tutuyorsun ki?”

Tang Da’nın bakışları bir anda sertleşti, vücudunun etrafındaki hava soğudu, İkinci Elder’e bakarak:

“Kime hain diyorsun sen? Daha önce en nadir kitapları ele geçiren ve kaçmaya yeltenmeyen bir hain gördün mü sen? Peki idealleri için ölümü seçen bir hain? Tang Tarikatını yok etmeye yetecek kadar gücü olan gizli silahlar üreten ama onları kullanmak yerine ölmeden önce son yaptığı iş onları tarikata veren bir hain gördün mü? Tang San bir hain değildi, bizim iki yüz yıldır sahip olduğumuz en değerli dahilerden birisiydi!”

İkinci Elder afallamış haldeydi,

“Ama o tarikatın kutsal bilgilerini ça…”

Biranda lafını kesti Tang Da,

“Eğer sende bir Buddha’nın Hiddeti Tang Lotusu üretebilseydin, sen de ne çalarsan çal önemsemezdim. Sen yanıldın, ben de yanıldım, geçmişte Tang Tarikatı’nın tekrardan o eski şanına yükselmesi için bir yol ararken aslından onun elimizden kayıp gitmesini izledik.”

Elder’ler bir araya toplandı, hepsinin yüzlerinde karmaşık ifadeler vardı, kiminde kafa karışıklığı, kiminde hüzün, kimi iç çekiyordu ama çoğunluğu pişmandı.

“Söyleyecek başka bir şey kalmadı. Emirlerimi iletin, bütün öğrencileri Tang San’ı bulmak için Cehennem Tepesi’nin altına gönderin. Eğer hala hayatta ise onu görmek istiyorum. Eğer öldü ise cesedini görmek istiyorum. Aynı zamanda bu andan itibaren Tang San artık bir İç Grup Öğrencisi konumuna yükselmiştir. Eğer hala hayatta ise benden sonra başa geçmek için tek aday odur.”

“Evet, Tarikat Lideri.”

ÇN: Başgan-Reis-Müdür kimin ne hoşuna gidiyorsa ona göre okusun😀

DN: Tarikat Lideri yazdım tam benlik😀

ÇN:😦 ok ‘Reis’ sensin😀 *wink*wink* benim ne yazdığımı tahmin edersiniz heralde😀

Bütün Elder’ler aynı anda saygı ile eğildiler.

Eğer Tang San hala orada, tepenin ucunda, olsaydı, hala Tang Da’nın sözlerini duyabiliyor olsaydı, ölmüş olsa bile kesinlikle memnuniyet ile dolardı. Harcadığı onca çaba boşa gitmemişti. Ama artık her şey için çok geç kalınmıştı.

Cehennem Tepesi, aşağı atılan bir taşın yere değmesinin on dokuz saniye sürdüğü, cehennemin on sekiz katmanından bile daha kudretli görünen o yer, nasıl olabilir de birisinin o bulut ve sis tabakasından canlı olarak dönmesine izin verebilirdi ki? Tang San ölmüştü, bu dünyadan sonsuza kadar ayrılmıştı ama diğer kaderi daha yeni başlıyordu.


Yorum Yap "DD 0"