Dünyanın Oluşumu Günceli

CD3.26 – Gece Melteminin Morları (Kısım 2)

Ekim 27, 2016


Bölüm 26 – Gece Melteminin Morları (Kısım 2)

Gece vakti. Yurt 1987`nin dört biraderi Ernst Enstitüsünün karanlık ve sessiz sokaklarında yürüyordu. Son iki ayda yasadıklarından bahsediyorlardı.
“O kadar kötü mü?“ Reyndols Linley`i gömleğinden çekiyordu. Linley`nin göğsünde birbiriyle kesişen bir sürü yarayı görünce, bir anlık nefesi tutuldu. George da bir anda sessizleşmişti.
Sadece Yale hala gülebiliyordu,
“Haha, sizin hayattan hiç haberiniz yok. Ben çocukken bundan çok daha kötüsünü gördüm.“
Reynolds şaşkınlıkla “Patron Yale, ciddi misin?“ dedi.

Yale kibirli bir şekilde güldü. “Tabii ki ciddiyim. Öyle bir kac tane de değil. Örneğin tutukluların işkenceyle öldürülmesi veya insanların çıplak elle büyülü yaratıklara karşı savaştırılması. Bunlar çıplak elleriyle dövüşürken etrafı bir ringle kaplı oluyor ve baya zengin insanlar toplanıyor. Manzara ise gerçekten kanla dolu oluyordu.“
Yale`i dinlerken Linley`de hayalinde bunları canlandırıyordu.
“Kampüste olmak gerçekten iyi.“ George bir iç çekti.

Linley de ona katılarak kafa salladı. Gecenin bu saati etraf çiftlerle doluydu. Bazıları el ele tutuşuyordu, bazıları büyülü yaratıkların sırtlarında beraber oturmuştu.
Kampus hayati gerçekten rahattı.
“Doğru. Patron Yale, sen bu geceyi kiz arkadaşınla geçirmeyecek miydin? Neden ayrılmaya
hazırlanmıyorsun?“ Reynolds aniden hatırlattı.

Yale hoşnutsuz bir sekilde, “Kız arkadaş mı? Kardeşim o kadar ölüm kalım savaşından sonra Büyülü Yaratık Sıradağlarından geri gelmiş. Ve ben geceyi kiz arkadaşımla mı geçireceğim? Reynolds, bu sözlerimi iyi hatırla:
"Kardeşlerin senin kolların ayakların gibidir, kızlar ise elbiselerin. Ancak oynamak için iyidirler."“
Reynolds`un yüzünde küçümseyen bir ifade oluştu.
“Linley!“ Aniden uzaklardan, sasirmis bir ses geldi.

Linley ve diğerleri kafalarını çevirip, altın saçlı, ince, selvi boylu güzelin mutlu bir sekilde yanlarına koşuşunu izlediler. Yanlarına varınca, şaşkın bir şekilde,
“Linley, Büyülü Yaratık Sıradağlarından dönmüşsün! Harika. İki ay kaybolmuştun. Çok endişelendim. Yaralandın mı?“
“Delia, ben iyiyim.“ Linley gülerek cevap verdi.

Linley, Delia ile okula kaydolduğunda tanışmıştı. Birbirlerine gerçekten cok yakındılar. Linley Delia ile birlikteyken, kendisini cok rahat hissediyordu ve hic ruhsal baski hissetmiyordu. Uc kardeşiyle beraber olduğu zamanlar gibiydi.

“Delia. Amcamın vagonu dışarıda bizi bekliyor. Zaman kaybetmeyelim.“ Arkadan soğuk bir ses geldi. Kafasını çevirince, Linley uzakta duran, uzun bir cübbe giymiş bir genç gördü. Bu Delia`nin abisi, Ernst Enstitüsünün iki dâhisinden biri olan Dixie`ydi. Dixie`nin cübbesi inanılmaz temiz ve düzenliydi. Tek bir kırışık bile yoktu. Gözlerinde ise ne kadar kararlı biri olduğu anlaşılıyordu.
Hayal kırıklığına uğramış bir ses çıkararak, Delia Linley`e bakti.

“Linley, babam, ben ve abimin geri dönmemizi istedi. Yolcu vagonumuz dışarıda bizi bekliyor. Simdi gitmem lazım.“
“Peki. Geri geldiğinde sohbet ederiz.“ Linley`nin yüzünde bir gülücük vardı.
“Doğru, hoşçakal.“ Delia cok acık bir şekilde bu durumdan hoşnutsuzdu. Dixie de yanlarına yürüdü ve sadece Delia`ya bir bakış attı. Delia hemen onunla beraber yürümeye başladı. Fakat sonra Dixie dönüp Linley`e bakti.
“Linley, Büyülü Yaratık Sıradağlarındaki eğitiminden başarıyla döndüğünü duydum. Tebrikler.“
Linley dona kaldi.
Dixie onunla konuşmuştu?

Dixie`nin soğuk ve mesafeli yapısı enstitüde bir efsaneydi. Çoğu insan Dixie`nin yaninda durunca ve özelliklede soğuk gözlerinin üstünde olduğunu anlayınca inanılmaz bir baskı hissediyordu. Öyle bir psikolojik baskı herhangi bir insani çıldırtmaya yeterdi.
“Teşekkürler.“ Linley karşılık verdi.
Dixie cok hafif kafasını salladı ve kiz kardeşiyle okulun kapısına yürüdü.

….

Austoni dikkatlice Linley`e bakti. Hayretle bir ic cekti, “Linley, söylemek zorundayım ki sen bir dâhisin, bir süper dahi! On beş yaşında bir dahi, Yulan kıtasındaki bir numaralı magus akademisinin dâhilerinin arasında bile bir dahi. Ve heykeltıraşlık sanatında inanılmaz yüksek seviyeye cikmis birisin.“
“Senin bu kadar şeyi başarmış olman bir mucize.“
“Dahi bir büyücü olmanı bir kenara bırakalım, sanatçılar dünyasında bile, bu gün ve bu cağda, `Uzmanların Salonu`nda özel sergi alanına davet edilen heykeltıraşların en genci kırk yaşında. Sen en genç olanisin. Bütün tarihimizde bile senin dengin olan emsalsiz sadece iki kişi var. Fakat aradaki fark… sen sadece heykeltıraş değilsin, ayni zamanda da dahi bir buyucusun. Wow… gerçekten inanılmazsın.“

Austoni`nin sözleri Linley`i utancından konuşamayacağı bir hale getirdi.
“Austoni, boşa zaman harcamayı bırak. Acele ette, bitir. Dört kardeş, eğlenmeye gideceğiz.“
Yale yandan sataşmaya başladı. Austoni sonunda kendine geldi. Hemen üst üste duran dokümanları aldi ve içlerinden bir gümüş büyü kartı çıkardı.

Gülerek Liney`e sundu.
“Linley, bu gümüş büyü karti ozel olarak Dört İmparatorluğun Altın Bankası tarafından tasarlandı. Senin uzman heykeltıraşlardan biri olduğunu temsil ediyor. Gelecekte satışlarından gelen herhangi bir gelir direkt olarak bu karta aktarılacak.“

“Şuanda, bu gümüş kartın herhangi bir sahibi yok. Parmak izinle bunu mühürle. Gelecekte bunu
kullanabilirsin.“ Austoni saygıyla kartı Linley`e verdi ve hevesle sordu,

“Linley, bu günkü ziyaretinde herhangi bir heykel getirip getirmediğini öğrenebilir miyim?“
Linley kafa salladı. “Evet, üç tane.“
Austoni`nin gülüşü bir anda daha canlı bir hal aldı.

….

Gece vakti. Yeşim Su Cennetinde. Linley, George ve diğer iki eşlikçisi kendi baslarına sohbet edip, içiyorlardı.

Reynolds ve Yale çoktan kendi yanındaki kadınlarla odalarına çekilmişlerdi bile.

“Bu ikisi var ya… Patron Yale ve dördüncü kardeş…“ Linley bir yandan şarabini yudumluyor, bir yandan da gülerek yanındaki kızla konuşuyordu.
“İkinci kardeş, başım hafiften dönmeye başladı. Çıkıp biraz hava alacağım.“

“Tabi“ George karşılık verdi ve yanındakiyle sohbetine devam etti.

Linley merdivenlerden inip, Yeşim Su Cennetinden cikti. Linley ışıklarla dolu alanı terk edince, anında zihnini temizleyen, tazeleyici, soğuk gece rüzgârını yüzünde hissetti. Yeşim Su cennetine göre dışarısı cok daha sakin ve huzurluydu. Linley Fenlai sokakların da sakin bir yürüyüşe koyuldu.

Serin gece rüzgârı gerçekten rahatlatıcıydı.
Bazı asillerin evleri sokakları aydınlatıyordu ama Yesilyaprak Yolu`na gore, burası, yani Dry sokağı, açık bir şekilde daha aşağıdaydı. Ve iki katli evlerin birinin balkonunda, Alice gece rüzgârının tadını çıkarıyordu.

Gökyüzünde parıl parıl parlayan aya bakarken, elinde olmadan hayatını kurtaran Linley`i düşünüyordu.

Tam umutsuzluk içinde kaybolmuşken, o gökyüzünden inip Kanasusamis Savasdomuzunu öldürmüş ve onu kurtarmıştı. Bu olay onu aşırı etkilemişti. Ruhunu bile sardığı söylenebilirdi.

“Büyük kardeş Linley biraz sessiz ama büyü konusunda konuşmaya başladığımızda, epey yakışıklı oluyor.“

Anılarını hatırlayınca Alice`in yüzünde bir gülücük oluştu.
Aniden sokakta yürüyen bir insan figürü gördü. Şekli tanıdık geliyordu.
Dikkatlice bir bakınca hemen tanıdı ve yüzünde kocaman bir gülücük oluştu.
Aceleyle bağırarak el sallamaya başladı.
“Büyük kardeş Linley, büyük kardeş Linley!“

Serin gecenin tadını çıkararak yürüyen Linley, birinin ismini bağırdığını duyunca şüpheyle baktı.
Uzakta bir balkonda, ay ışığında parlayan mor elbiseli biriydi. Mor elbise gece melteminde dalgalanıyor, sanki ay isiginin altında parlıyordu.

Uzun sacları da elbiselere eşlik ediyordu. Ardından Linley sanki Alice`in kokusunu alır gibi oldu.
Koku, gerçekten büyüleyiciydi…
“Alice…“ Linley hevesle balkona doğru yürümeye başladı.
……

Kitap Sonu



Yorum Yap "CD3.26 – Gece Melteminin Morları (Kısım 2)"