Tankların Tarihi Günceli

Btth 47

Ekim 04, 2016


Günah


Xiao Yu, Xiao Yao’nun kaba sözlerinden sonra korkmuştu. Geçen her saniyeyle, tüm gücüyle onu tutana karşı mücadele ettiğinden sarf ettiği efor ve kızgınlıkla suratı daha da kızardı. Gel gör ki Xiao Yan daha güçlü olduğunu kanıtladı; ellerinin yavaş yavaş uyuşmasına sebep olarak Xiao Yu’nun bileklerini daha da sıkı sıktı.

Xiao Yu kısa bir süre anlamsızca mücadele ettikten sonra yararsız çabasını bırakmaya zorlandı. Büyük bir utanç içerisinde Xiao Yan’a dik dik baktı, “Küçük piç. Bırak beni!” diye onu azarlarken geniş göğsü yavaşça havalandı.

Xiao Yan yaraların neden olduğu bir acı dalgasıyla yüzünü buruşturup ağzını açtı. Birkaç derin nefes aldı ve küçümseyerek ona baktı. “Seni bırakmak mı? Bir hiç için mi dayak yedim? Sana tecavüz etmeden seni bırakmayacağımı söylemiştim.”

Kendisinden yaşça çok çok genç olan ve sürekli ona tecavüz edeceğiyle kendisini tehdit eden birine karşın Xiao Yu ağlasa mı gülse mi bilemiyordu çünkü kesinlikle Xiao Yan’ın bir şey yapamayacağına inanıyordu.

Bileklerini çevirse de Xiao Yu hala kurtulamıyordu. Yapabildiği tek şey ona bakmak ve durumun abesliği karşısında sinirle solumaktı. “Seni küçük piç, daha yetişkin bile değilsin. Tamamen olgunlaştığında söyle bunları.”

Erkekliği sorgulandığında Xiao Yan anında kaşlarını çattı. Başını eğdi, inadına yanıtladı, “Beni denemek ister misin?”

Xiao Yan’ın derin bakışlarına karşın tehdit edilmiş hisseden Xiao Yu şiddetle yutkundu. Gururundan boyun eğmeyecekti. Bunu yerine, soğuk bir gülümsemeyle alay ederek pamuk beyazı çenesini inatla kaldırdı, “Cesaretin varsa dene, seni hadım edeceğim!”

Dudaklarını büzen Xiao Yan bu kadına bakınca eziklik hissetti. Kendisinden böyle bir şey istense, hatta Xiao Yu tarafından feci şekilde rahatsız edilse bile tecavüz gibi bir suça bulaşacak kadar ileri gitmek istemedi. Ne derse desin, hala onun kuzeniydi.

Fakat içinde bulundukları durumda, eğer Xiao Yan geri adım atsaydı hiçbir şey için acı çekmeyecek miydi?

Gözleri hafifçe kısılırken Xiao Yan dudaklarını ısırdı. Birden, şiddetle onu yere sabitleyip vücudunun üzerine kendi bedenini arada boşluk kalmayacak şekilde bastırdı.

Xiao Yan’ın ani hareketleri Xiao Yu’yu şok etti ve ağzı hafifçe açıldı. Kirletilmenin verdiği şoku hala idrak edememişti.

Xiao Yan birden sessiz Xiao Yu’yu görmezden gelerek sol eliyle, onun iki elini de yere sabitledi. Aynı zamanda sağ eli uzun ince bacakları okşayarak aşağıya kaydı. Xiao Yan uzun zaman önce bir şeyi anlamıştı: erkeklerin kalbini çaldığı gerçeği düşünüldüğünde bile, bacaklarına çok kıymet veriyordu, anormal derecede çok.

Xiao Yan’ın elini bacaklarında hissettiği anda şiddetli bir çığlık atmadan önce Xiao Yu kaskatı kesildi.

Kulaklarının hafifçe çınlamasıyla birlikte Xiao Yan ona dokunmayı bıraktı  ve bir maymun gibi kenara atlayıp dağa doğru kaçmaya başladı. Bu tarz bir muamelenin ardından çılgına döneceğini biliyordu.

Çığlıklar, yatışmadan önce uzun bir süre devam etti. Dağın eteğinde zorlukla seçilen karaltıya bakarken Xiao Yu’nun suratı sinirden kıpkırmızı oldu ve gözleri beyaz kızgın bir sinirle alevlendi.

Uzaklardaki figür sessizce bekledi, hemen ardından gizlice görüş alanından kayboldu.

“Pislik, pislik, pislik!”

Xiao Yan’ın uzaklaşmasını izlerken, hemen yanındaki yeri iki eli ile yumruklamasıyla suratı çirkinleşti.

Hemen yanındaki araziden sinirini çıkartmasının ardından, uzun bir süre sonra Xiao Yu sakinleşebildi. Her biri bacaklarında uyuşukluğa neden olmuş belli belirsiz bir kaç el izine bakarak kızardı.

Xiao Yu dişlerini sıktı ve destekle, vücudunu sarsan acizlik hissiyle savaşarak ayağa kalktı ve kirli kıyafetlerini görünce ağlamak istedi. O küçük şımarık çocuğa bir ders verememesi bir yana, kendisinden istifade edildi; karşılaşmanın sonucu ağzında acı bir tat bıraktı.

Xiao Yu, Xiao Yan’ın hareketlerini düşündükçe utandı ve kızgınlığı arttı. Bu sefer nasıl olduysa yıllar önce yaptığı gibi kılıcını çekip onu kovalamadı.

Şimdi bir yetişkindi ve klandaki herkesin bacaklarının şımarık bir çocuk tarafından ellendiğini bilmesine izin veremez, doğal olarak eskisi gibi davranamazdı. Aniden yürümeden ve kısık sesle sövmeden önce biraz düşünerek öylece durdu, “Küçük piç, bana bir şans vermezsen iyi edersin, aksi halde hiç iyi olmayacak!”

Xiao Yu güzel siyah saçlarının rüzgarda salınmasına izin vererek burnunu kırıştırdı. Kirli kıyafetlerinin tozunu alıp biraz düzeltti, sonra keyifsiz bir şekilde yavaşça dağdan aşağıya yavaşça ilerledi.

……

Duraksamaksızın dağdan aşağı doğru kaçan Xiao Yan sırtından soğuk terler akarak dağın eteklerindeki bir çalılığın arkasına saklandı. ancak Xiao Yu’nun uzaklaştığını gördükten sonra rahat bir nefes verebildi.

Burnunu kaşıdı ve bilinçsizce sağ kolunu diğer kolunun üzerine atarak esnetti, sağ koluyla diğer kolunu kavradı. Yüzünde romantik bir ifade, dalıp giderken fısıldadı: “Birkaç yıl öncesine kıyasla şimdi ona dokunması güzel hissettirdi…”

“Bu aptal kadının karşısında kendimi hiç tutamıyorum. Görünüşe bakılırsa çocukluğumdan kalma kinim düşündüğümden daha da derin.” Xiao Yan boynunu esnetirken acıyla güldü. Derin bir nefes alıp düşünceleri bir kenara attı. Eski sakin ruhsal durumunu tekrar kazandıktan sonra yavaşça yola koyuldu.

Xiao Yan saklandığı yerden çıkınca birden durdu ve bayağı utanmış bir şekilde uzakta bir ağaya dayanmış siyah kıyafetli kıza bakmak için başını çevirdi. Beceriksizce güldü, “Xun Er, burada ne yapıyorsun?”

Uzaktaki Xun Er tembelce ağaca dayanıyordu. Güzel gözleri Xiao Yan’a kayarken bileğini saran küçük mor kayış rüzgarda serbestçe salınıyordu. “Xiao Yan ge-ge, Xiao Yu’yu öfkeyle geçip giderken gördüm. Onu tekrar kışkırtmış olan sen olabilir misin?” derken suratını alaycı bir gülümseme büründü.

Utanarak burnuna dokunan Xiao Yan, ilerledi ve tükürür gibi konuştu.

“Yine neden kötü bir ruh halinde olduğunu kim bilir?”

Xiao Yan’ın kıkırdayışını izleyen Xun Er kafasını sallamaktan kendisini alamadı: “Xiao Yan ge-ge ne zaman Xiao Yu’nun yakınlarında olsa kaçınılmaz bir şekilde düzgün düşünemiyor ve şok edici şeyler yapıyor.”

Xiao Yan, Xun Er’in sözlerini duyunca azıcık suçluluk hissetti ama masumca omuzlarını silkti ve cevapladı: “Bilirsin işte, mecbur kaldım.”

Xun Er, hafifçe gülerek ufak dudaklarını büzdü. Elleri arkasına yerleşti; genç kızlığının zarif güzelliği oldukça etkileyiciydi.

“Yarın yeni Qi Teknikleri bulmak için Qi Metodu Köşküne girilecek. Xiao Yan ge-ge de hazırlanmalı.” diyerek uzaklaştı ama sesi hala oradaydı.


Yorum Yap "Btth 47"