Tankların Tarihi Günceli

Btth 35

Ekim 04, 2016


Suçluluk


Xiao Mei, Xun Er’in sözlerini duyar duymaz duraksadı ve dikkatlice düşüncelerini toparladı. Eğer bu klandan herhangi bir kız olsaydı, Xiao Mei güzelliği ve yeteneğine dayanarak onu alt edebileceğinden emindi, fakat Xun Er’in karşısında sadece yenilgiyi kabullenebilirdi.

Olanları izleyen Xiao Yan’ın yüzü kayıtsızdı, Xiao Mei kendini küçümseyerek gülümsedi ve sadece yenilmiş olarak orayı terk etti.

Eğitim alanındaki kalabalık, Xun Er’in yaslanmakta olduğu Xiao Yan’a baktı ve hepsi kıskançlığın sancısını hissettiler. Bütün klanın içerisindeki en parlak inci, Xun Er ne zaman başka bir erkek ile bu kadar yakınlaşmıştı?

Xiao Mei’nin garipçe uzaklaşmasını izlerken, Xiao Yan şaşırıp kalmıştı ve gülümsemekte olan Xun Er’i görmek için kafasını çevirdi, alay ederek: “Kızım, ne yapıyorsun sen?” dedi.

Xun Er izlemekte olan kalabalığa göz gezdirirken Xiao Yan’ın koluna tutunmaya devam etti ve masumca: “Zaten Xiao Yan ge-ge onu reddetmek üzere değilmiydi?” diye sordu.

Bunu duyan Xiao Yan gözlerini devirdi – onun aklındaki özür, Xun Er’in ima etmeye çalıştığından tamamen farklıydı. Xiao Mei’nin yüzündeki garip ifadeyi hatırlayınca, Xiao Yan ümitsizce kafasını sallarken düşündü; “Xun Er bunu bilinçli olarak mı yaptı?”

“Xun Er sadece onun hemen bu şekilde değişimini beğenmiyor. Haha, Dou Tekniği öğrenmek için Dou Tekniği Salonuna beraber gitmek mi… Seni geçtiğimiz üç yıl içerisinde hiç davet etmemişti” Xun Er etrafındaki bakışlara aldırış etmeden Xiao Yan’ı yavaşça eğitim alanının dışına doğru çekiştirmeye başladı. Aynı zamanda sadece Xiao Yan’ın duyabileceği şekilde bazı kelimeler fısıldadı, görünüşe bakılırsa Xiao Mei’nin bu kadar hızlı değişmesinden gerçekten hiç hoşlanmamıştı.

Xiao Yan hafifçe omuz silkerek, buruk bir gülümseme ile Xun Er’e hak verdi. Üç yıl önce Xiao Mei ona fazlasıyla yakındı fakat Xiao Yan “sakat” lakabını aldıktan sonra, Xiao Mei’nin ne kadar “gerçekçi” birisi olduğunu görmüştü.

Xiao Yan ve Xun Er’in eğitim alnını terk edişlerini izleyen Xiao Ning’in suratı kasıldı ve ellerini o kadar sıktı ki kemiklerinin kütleme sesi duyulabiliyordu. Kıskançlığı gözlerini bile hafifçe kızartmıştı.

Xiao Ning sinirle eğitim alanını terk ederken, “küçük piç, bundan bir ay sonra, bütün dişlerini dökeceğim!” kelimelerini tükürdü.

Yüksek platformun üzerinde, tam çıkmak üzereyken Xiao Zhan olanları gördü ve dikkatle Xun Er ve Xiao Yan’ı izlerken gözlerinde endişe belirtileri parıldadı. “Yan Er, gerçekten Xun Er’den mi hoşlanıyor? Xun Er’in arkasında… Nalan Yanran bile onunla kıyaslanamaz. Dahi seviyesinde bir yetenekle bile onun arkasındaki güç tarafından onaylanmak çok zor.”

Bir süre düşündükten sonra Xiao Zhan iç geçirerek yavaşça orayı tek etti.

____________________

Yolda yürürken, Xiao Yan bir anda daldı ve az önce neler olduğunu hatırlamaya çalıştı.

Köşeyi döner dönmez, Xun Er bir anda kıpkırmızı bir suratla Xiao Yan’ın kolunu bıraktı. Yanaklarını şişirerek, suçlayan gözlerle Xiao Yan’a baktı..

Kendisini ileri doğru çeken kuvveti kaybeden Xiao Yan, bir anda kendisini boşlukta hissetti ve nedensiz yere iç geçirdi. Ne ima etmek istediğini anlamaya çalışırken gözleri Xun Er’e doğru hareket etti.

Xiao Yan’ın boş bakışlarını üzerinde hisseden Xun Er’in ufak yüzü kızardı ve içgüdüsel olarak ellerini kaldırdı. “Xiao Yan ge-ge, sen…”

“Öhhö… öhhö…” sersemliğinden ayılırken, Xiao yan sertçe öksürdü ve yüzü sağlıksız bir kırmızı rengi aldı. “Ne zamandan beri bu kadar alçaldım ben? Kendi kız kardeşim hakkında bu şekilde düşünmek!”

Gerçekte Xun Er ve Xİao Yan arasında kan bağı olamamasına rağmen birbirleri ile onca yıl yaşadıktan sonra ilişkileri gerçek bir abi ve kız kardeşten çok da farklı değildi. Xiao Yan’ın çoktan Xun Er’i bir kardeş olarak benimsemiş olması ve az önce neler düşündüğünü fark ettiğinde kendinden iğrenmesi çok da şaşırtıcı değildi.

Bu ani farkındalık ortamın bir anda gerçekten garip bir hal almasına neden olmuştu.

Xun Er başını öne eğdiğinde her zamanki zarafeti yerini bir genç kızın utancına bırakmıştı. Ara sıra bakışlarını eğip, dosdoğru ileriye bakmakta olan Xiao Yan’ın profiline göz attı.

Bu garip atmosferin içerisinde, aslında çok da uzun olmayan yol sonuna ulaşması sonsuza kadar süren bir zafer hissi verdi.

Tabi ki yol, zafer ne kadar uzun sürmüş hissettirse de, yolun iki yöne ayrıldığı yerde bir sonu vardı. Xiao Yan hafifçe görüşürüz dedi ve kaçmaya başladı.

“Xiao Yan ge-ge.”

Xun Er, paniklemiş haldeki Xiao Yan’ı görünce, seslenmeden önce kısa bir süre donup kaldı.

“Hmm?” duraksayan Xiao Yan, geri dönüp baktığında Xun Er’in bir söğüt ağacının altında duruşunu görünce kalbi tekrardan hızla atamaya başladı.

Xun Er’in üzerinde rüzgarda salınan mor bir kuşak ile bağlanmış yeşil bir elbise vardı. O ve arkasındaki söğüt ağacı bu dünyadan olamayacak bir resim oluşturuyordu.

“Yarın… Xun Er’e eşlik edecek misin?”

Söğüt ağacının altında duran kızın zarif yüzü hafifçe kızarırken beyaz yeşim gibi dişleri pembe dudağını ısırıyordu. Bir çift güzel göz umut ile Xiao Yan’ı izliyordu…

(ÇN: beyaz yeşim bkz. – sanki inci gibi desek daha hoş olacak yeşim deyince yeşil-yeşil iğrenç dişler geliyor aklıma :D)


Yorum Yap "Btth 35"