Dünyanın Oluşumu Günceli

Bg 5

Ekim 01, 2016


 Önceki Bölüm | Tanıtım | Sonraki Bölüm

[Çn: Arkadaşlar yok çocuk çocuğa sevişmelermiş falanmış, umrumda değil. Ben okuyorum, çeviriyorum sadece. Bu sizin düşünce yapınıza kalmış. Ona bakarsak ben küçükken, daha 3-4 yaşında, akrabamın ailesi ve benim ailem, kızları ile beni tuvalete sokup öpüştürmüşlerdi, ve hatta resmini çekmişlerdi. Evet garip bir anı… Neden anlattım inanın bilmiyorum. Neyse işte, çocuk olduklarını düşünmeyin, ilerde çevirmeyi düşündüğüm seriler, bunun yanında bir çocuk oyunu kalıyor…]



Bölüm 5 - *Spoiler*



>> Dövüş

>> Öğe

>> Cezbet

>> Kaç



Sormaya gerek var mı? Tabi kide cezbet!



Geleceğim, kıdemli kuudereyi fethetmek!

[Çn: Kuudere nedir? Yanlış yazılmış aslında kuru dere olacaktı. (Tamam kabul kötüydü) “soğuk, duygusuz, insani iyiliğe inanmayan, toplumsal değeri küçümseyen ve sevdiceği ölürse takmayan karakter. Dıştan gözüken budur ama aslında sevdiceğini önemser ve onu sever.” Not: Alıntıdır. Alıntı yaptığım adresi yorumda yazarım, eğer yorum yeri koyulursa.]



-Düşündüğüm gibi, ama iyimser değilim… Aslında, onun dikkatini nasıl çekeceğimi bilmiyorum.

[Çn: Safa yatıyor! İki dakikada nasıl hemen öpecek kızı!]



Onun gibi insanlar… Kendilerini daha çok savunurlar, seni göz ardı ederler.Bu hissi bana verdi, kaybedersem ne yaparım...



Onu görmezden gelemem ama… Eğer… Eğer bu gün beni hatırlamazsa, o zaman pes ederim.



Şimdilik, onu pembe olarak işaretleyelim… Çok yakın olursa, anında anlarım.



Madem bir kere alıştıktan sonra, kendimizi tanıtalım.



Düşünüyorum da, bir şekilde, Jenny ve sorumlu öğretmenle birlikte tura katılmaya karar verdi, Kuudere yaklaştı.



“Hey, sen...um, Ina? Ina mıydı? Ina Brew?” (Max)

[Çn: Adı bile güzel <3]



Kötü bir hareket, gerçekten ismini unuttum.



Biraz şaşırdım, bana baktı, ve tanıdık bir yüz olduğumu farketince başını salladı.



Oh, ismi doğru bilmişim.



“...Yakın. Ina Drew. Sen, Teyze Connor’un oğlu, Max’sın değil mi?” (Ina)



...Erken konuşmuşum…



“Benim hatam. Evet. Sanırım okuluna gelecek yıl kaydolacağım. Peki, o zaman benimle ilgilenin lütfen.” (Max)



“...Aynı.” (Ina)



...Konuşmanın sonu…



Sigh, ifadesiz biriyle konuşmak zor… Raharsız edici gibi görünüyor…



Şu an için, başımı salladım ve kalabalığı takip etmeye devam ettik.



Livia ve gerisi heyecan ile etrafa bakındı, Ina’ya eşlik ederken, sadece etrafa baktım.



Belki de bu nedenle, Ina yanlış anladı.

[Çn: Ben bu kaza Inna diye yazabilirim. Cidden, bir sanatçı var, Inna diye, onun ismini yazarsam bilin ki bu Ina dır.]



“...Bana eşlik etmek zorunda değilsin. Sadece ailelerimiz birbirini tanıyor diye, bana eşlik etmek zorunda değilsin.” (Ina)

[Çn: Hohoho, aileleriniz tanıyor diye değil o küçük hanım! Büyüyünce anlarsın ne için olduğunu.]



Ah, belki de, bu kızın… geçekten hiç arkadaşı yok mu?



Fark ettim, ona eşlik etmek zorunda olduğumu mu sanıyor?



“Ah, hayır. Sana eşlik etmiyorum. Eğer ayrı kalırsam, gene yalnız olcağım. Bu çocuklar çok enerjik, bu yüzden muhtemelen beni görmezden gelirlerdi. Bu yüzden, en azından bana eşlik edebilir misin?” (Max)



Cidden… Bu çocuklar, eğer şimdi onların yanına gidersem, beni yakalarlar ve bir yere çekerler gibi bir his var içimde…

[Çn: Düşün artık, ne hale getirdin çocukları!]



En azından, Ina, garip, hoş ve sessiz…



Bu nadir sessizliğin tadını çıkaralım…



Ina bir şekilde anlamış gibi, başını salladı ve artık bana hiç ilgi göstermedi.



Tur böyle devam etti. Bazen, fotoğraf çeken turistlerin yanından geçiyoruz. Gürültülü olan başka bir turist. Ve bazen… bunun için soruyorsunuz.



Rosalline’ye yaklaşan, kırmızı bir işaret, çıktı haritada.



Bu adam Rosalline’yi hedefliyor, çünkü uzun uzun Rosalline’ye baktı. Elinde birde meyve suyu tutuyor.



O zaman şimdi… yapmaya çalıştığı şeyi biliyorum gibi. Bir fikrim olduğundan, Rosalline’ye yakın yürüdüm, bir türbin modeli gibi.



O zaman, adam, Rosalline başka bir yöne bakarken, fırsat buldu ve çarptı, meyve suyunu üstüne dökmek için.



-Böyle birşey olmamalıydı.



“Bayım, bu portakal lezzetli mi?” (Max)



Adam, Rosalline’ye çarptı, ve düşmekte olan şişeyi tuttum, ve ‘merakla’ sordum.



“Max! Bunu yapamazsın! O senin değil!” (Jenny)



“Ama susadım~” (Max)



“Eğer sussuz isen, neden su getirmedin yanında, burada, benimkini iç.” (Jenny)

[Çn: Yanlış anlamayın, benimkini iç derken, şişe içindeki suyu diyor. Gerçi bundada yanlış anlaya bilirsiniz ama. Çeşme suyu varya öyle bir su. (İçimden bir ses tek ben yanlış anlıyorum diyor!)]



“Teşekkürler Jenny~” (Max)



“Beni öğretmen diye çağır!” (Jenny)



Tabi ki, onu göz ardı ettim, ve bana verdiği şu şişesinden içtim.



“Tanrım, bu çocuk… Ah, bu gün için özel dilerim!” (Jenny)



“Tch-”



Jenny’nin özürünü yok sayarak, adam dilini şaklattı ve uzaklaştı.

[Çn: ZAFER! Bir kızımızı daha kurtardık!]



Diğer tarafta, aydınlanmış olan Rosalline’nin gözlerini gördüm… fark edildim galiba?



Neyse, bu konuyu kapatalım.



Ina’nın yanına masumca gittim, ve grubu takip etmeye devam ettik.



Yanımda, Ina meraklı bir bakış ile bana bakıyor.

[Çn: Yol bulundu, bu yoldan yürürsen kızı kapacaksın aslanım!]



Hm.. hayırlayacak mı. Merak ediyorum?



Daha önce gelen adam, zaten kırmızı onu işaretlemiştim. Haritada, diğer beyaz insanlarla, tanıştığını görebiliyorum. Onlarla tanışmadığım için, normal bir insan olarak kabul edebilirim.



Ah, onlardan biri, gruptan ayrıldı ve bize doğru yaklaşıyor…



Önden yaklaşan adam bakarken, Ina’nın gözlerindeki kara bakışları görebiliyorum, bunu yerine Rosalline!



...Anlıyorum… Bu adamların amacını Bilim Merkezi’nin itibarını mahvetmek olduğunu sanıyordum ama… bir önceki olay büyük ihtimal kandırmacaydı.



İstedikleri kargaşayı oluşturamadıkları için, plan B’ye geçtiler.



İstedikleri şey, başından beri istedikleri Ina’ydı.



Sonuçta, ailemin arkadaşları, üst sanıf tabakadan. Ina’da onların bir kızı. Bu adamlar, Ina’yı kaçırmak olabilir.



Hmph, piçler, ben burada olduğum sürece kaçırmayı unutabilirsiniz!



Adam yaklaştı, sonra durdu. Sonra meraklı gibi, sergiye geri döner gibi, çitin üzerine eğildi.

[Çn: %80 Son cümle yanlış. Dediğim gibi 1 cümleden birşey olmaz.]



Bunu görünce, doğal olarak Rosalline seslendi.



Ancak, adam durmayı reddetti ve ‘biraz’ diye söylenip duruyordu, doğal olarak kargaşa biraz daha büyüdü, herkesin gözü, Ina’da dahil, onlara baktılar.



Gösteriye, bende baktım. Ancak,  yine de haritadaya bakıyordum, ve iki kişinin arkadan Ina’ya yaklaştığını gördüm.



Şİmdi!



“Hey, bu ne işe yarıyor?” (Max)



Cam kabın içindeki büyük kırmızı düğmenin ne olduğunu ‘meraklı’ bir şekilde sordum, camı kırdım ve düğmeye bastım.



*Riririririririririririring!!!*

[Çn: Yangın alarmı gibi birşey herhalde.]



Ohhhhh, Yangın Alarmı~



“Max!” (Jenny)



“B-Ben birşey yapmadım! O bastı! Bak, eli uzanık!” (Max)



Ina’yı almaya çalışan adamı işaret ettim. ‘Şans’, elleri ileri uzanıktı, yani düğmeye o basmış gibi görünüyor.



Bana gelince, o an, hemen ellerimi cebime attım.



“Huh?”



“Doğru, bastığını gördün mü?” (Max)



“...Doğru.” (Ina)



Ohh, arkamda durdu! Eğer gerçekten görmediyse de sorun değil, ama cevap verdi, çünkü ben onun için o kadar önemli değilim.



Sonuçta, eğer öyle olmasaydı, o zaman daha fazla sorun olurdu.



Ne düşünüyordum.



“S-Seni velet!”



Opps, başka biri var gibi görünüyor, ve bana doğru geliyorlardı.



Toprağı biraz büyülttüm, adama çarpacak şekilde, ve adama çelmeyi taktım.



Ve yere düşen bir mendil buldum.



“Hm? Bu mendilin kokusu neden garip geliyor? Geo, koklamayı denesene.” (Max)



“Eh?” (Geo)



Geo’yu görmezden gelerek, yüzüne mendili getirdim, ağzını ve burnunu kapatacak şekilde kapattım.



Aniden, bilinçsiz bir şekilde düştü.

[Çn: Zavallı çocuk, kobay faresi olarak kullanılıyor -_-]



“Aiyah! Bu mendile ne koydunuz!? O kadar kötü kokuyor ki, Geo bayıldı!” (Max)

[Çn: Mendili, ayakkabımın içine soktum, sonra arkadaş üstüne osurdu. Ve sonuç, Nakavt!]



“Velet! Geri ver şunu!”



“Şuna bir bakayım.” (Rosalline)



Adam, mendili elimden almadan önce, Rosalline elimden aldı ve hafifçe kokladı.

[Çn: Sonra orada bayıldı, sonra ise topluca… Öyle bir şey beklemezsiniz umarım...]



“Bu… kloroform!? Burada birini kaçırmaya cesaret edersiniz! Güvenlik!” (Rosalline)



Rosalline en kısa sürede bağırdı, ve güvenlik üniformaları giyen, üç kişi yaklaştı.



Ancak, yakına gelmeden önce, kaçıranlardan biri kalktı ve bıçağı ile beni rehin aldı.



…Ciddi misin? Burada düzinelerce çocuk var ama sen, beni mi rehin aldın!?



sigh... Ne olursa olsun, sadece kötü şansınızı suçlayın.



“Kimse yanıma yaklaşmasın! Yoksa, bu velet ölür!”



Üçüncü sınıf bir suçlu…



Beni kaldırdı, böylece ayak parmaklarımın üzerinde oldum. Bu, benim bir çocuk olmak istemememe neden oluyor.

[Çn: Bir me fazla yazmış olabilirim.]



Bıçağı boğazıma bastırdı, böylece aniden hareket ettiğimde kesilmiş olacağım. Ama, üçüncü sınıf bir suçlu olduğu için, kesinlikle insanları insanları işaretliyordur.



“Geri çekilin!”



Gördün mü? Tehtid etmek için sivri birşey çıkarttı.



Buna bir son verelim!



Beni tutan kolunu yakaladım, sonra serçe parmağını tuttum...kırıldı.



“Gaah!!??”



Aci içindeyken, tutuşunu gevşetti, ve hemen oradan çıktım.



Tanrım, gerçekten bir adam tarafından sarılmayı sevmiyorum mu? En azından, bir kadın olsaydı, aslında rehin olmaktan zevk alabilirdim~



Şimdi, doğrudan mücehverlerinin ortasına tekme attım.

[Çn: Toplar! Acıyı buradan hissetim!]



“Guh!!!???”



Toplarını tutarak yere, acılar içinde kıvrılarak, düştü.



Sonra, hayretler içindeki Rosalline’den kloroform mendili aldım ve diğer adamları bayılttım.

[Çn: Bu mendil, bizimkinde kalmasın, yoksa…]



Önce kaçmaya çalıştılar, ama ‘beklenmedik bir şekilde takıldılar’ ve yakalandılar.



Dava kapandı.



Çok kolaydı değil mi?



“Sen sen sen… Neden Geo’nun, onu koklamasına izin verdin!?” (Jenny)



Tanrım, neden hala can sıkıcı olmaya çalışıyorsun?



“Eğer, kloroform olduğunu kanıtlamak için, bayılan kişi ben olsaydım kötü olurdu değil mi?” (Max)



“...Yani başından beri biliyordun!?” (Jenny)



“...Hayır.” (Max)



“Hehe, her halükarda, yardımın için teşekkür ederiz Max. Daha öncekinde de.” (Jenny)



“Rica ederim~ Jenny, abla Rosalline gibi beni suçlamayı bırakmalısın.” (Max)



“Neden senin gibi bir veletten ders alıyorum!? Ayrıca, beni öğretmen olarak çağır!?” (Jenny)



“Tsk tsk tsk, bu yüzden hala bir erkek arkadaşın yok. Kesinlikle abla Rosalline’nin çok talibi vardır.” (Max)

[Çn: Vurdu ve gooool!]



“Birdenbire aşk hayatımı karıştırma!” (Jenny)



“Haha, aslında, hiç erkek arkadaşım yok!” (Rosalline)

[Çn: Artık var…]



“Haii, dünya kör adamlarla dolu gözüküyor…” (Max)



“Playboy, gerçekten çocuk musun?” (Rosalline)



“Eğer değilsem, benim kız arkadaşım olur musun?” (Max)



“Fufu, bakarız…” (Rosalline)



“Eh? Ehh?? Ehhh???” (Jenny)

[Çn: Yaa, işte böyle elden gider Max!]



Sigh, Jenny hala masum bir kadın gibi. Tatlı bir çocuğun, sözlerini bile almıyorsun. Hatta, Rosalline ile birlikte, onu kızdırmak için, oynuyoruz.



...Oyunu devam ettiriyor… Değil mi?



“Hmph, umrumda değil! Geo’nun arkadaşı olduğundan, onu sen taşıyacaksın!” (Jenny)



Sadece bana işi yükleme…



Jenny’nin ayrılışını izlerken, Rosalline, bana göz kırptı, ve bir kağıt parçası verdi.

[Çn: İşte, geliyor! Hareme yeni bir kız! Hemde kadın! Yahahaha!]



Bu… numarası!?



Peki… bu çok ilginç…



Benim şaşırdığımı görünce, kıkırdadı ve sola doğru gitti.



Sonra, Ina yaklaştı.



“Teşekkür ederim.” (Ina)



“Huh? Bana katlandığın için ben teşekkür etmeliyim.” (Max)



“...Muhtemelen beni almaya geliyordu değil mi? Adamın elleri… beni kaçırmaya çalışıyordu… Değil mi?” (Ina)



Oh, fark mı etti? Sosyete insanlar oldukça zeki görünüyor. Acaba daha önce benzer olaylar olmuş muydu?



“Pekala, merak etme. Ben yakınındayım. Daha sonra dikkatli ol, çünkü daha fazla yanında olamayacağım.” (Max)



“Un. Zaten gezi bitti, beni almaları için ailemi ararım.” (Ina)



“Böylesi daha iyi. Bu adamlar bu sefer başarısız olsada, belki daha sonra tekrar deneyeceklerdir.” (Max)



Ina başını salladı, ve gitmek için döndü, ama durdurdum.



“Bekle.” (Max)

[Çn: Seni seviyorum. Lütfen benim karım ol!]



“?” (Ina)



“Burada… ne olur ne olmaz. Eğer kötü birşey olursa, bunu parçala, o zaman seni koruyacaktır.” (Max)



Üzerinde, koruyucu, sihirli, bir daire olan bir tılsım verdim. Kullanımı kolaydır, ve bunun için manaya ihtiyaç yok. Sadece etkinleştirmek için gözyaşı gerekiyor.



Dezavantajı, yerleştirilmiş büyü, zayıf olanlardır. Ancak, büyü olmadığından, bu dünyada yeterli olacaktır.



“...Nasıl?” (Ina)



“Sadece inan bana. Bu bir büyü.” (Max)



Gülümsedim, kafası karıştı, ama başını salladı ve devam etti.



Giderken onu seyrettim, sonra, bayılan Geo’ya baktım ve içimi çektim.



Livia ve kızlar yorgun görünüyorlardı, o yüzden, önümüzden otobüse gittiler.



Tekrar iç çektim, bacak arasındakini küçük şeyi görmezden gelerek, sırtımda taşıdım… Hm?



...Bekle… Nasıl oluryorda, hiç bir şey hissetmiyorum???



“Max! Acele et!” (Jenny)



Koş işareti yapan Jenny’yi görmezden geldim, ve Geo’yu yatırdım.



Sonra… şortunu çıkarttım.

[Çn: Sonra ise, yok birşey, okumaya devam! (Yazacaktı, ama utandı!)]



“Ne- Hey! Ne yapıyorsun!?” (Jenny)



Jenny bağırıp duruyordu, ama her zamanki gibi onu görmezden geldim. Aslında, hiç bağırdığını farketmedim.



Sonuçta, gördüğüm de şok oldum!

[Çn: Bu yaşta bu kadar büyük bir ****!]



Bu… Burada hiç bir şey yok!

[Çn: O kadar ufak yani gözükmüyor!]



Geo’da ejderha yok!

Demek ki…



Geo aslında bir kız!!!???

[Çn: GG!]

Çeviren : Kraldert : Yayıncı : Calosa

Yorum Yap "Bg 5"