Kilimanjaro Günceli

Albt 5

Ekim 02, 2016

Çeviri için TROLL KİNG, düzenleme için 1ghostdreamer, kontrol, edit için 1ghostdreamer arkadaşımıza ve verdiği dopingler için Useless arkadaşımıza teşekkürler. Keyifli okumalar…


Okuduğunuz için teşekkürler.
Şef Li gerçekten de arkadaşlarına sadık biriydi. O ve onun gavat güvenlik görevlileri, Zhao Tie Zhu ve Chen Ling Shan’ın etrafını çevirdi. Zhao Tie Zhu’ya baktı ve dedi ki, “Sen bu insanların ağzına nasıl sıçtın, genç velet? Ve sen, sen sadece genç bir kızsın, ama sen şiddet kullanmaya alışıksın değil mi? Şiddet çözüm değildir! Şimdi siz bu insanları sakatladınız. Neden ikinizde bizimle gelmiyorsunuz?”
“Neden seninle gelelim?” huzursuz bir şekilde sordu Chen Ling Shan.
“Neden mi?” dedi Şef Li küçümseyerek. “Sana neden olduğunu söyleyeyim. Ben bu marketin güvenlik şefiyim. Burada sorun çıkardınız, marketin düzenini bozdunuz. Direnmeye devam ederseniz, bir kaç dakikaya polis gelecek. Bakalım o zaman da direnebilecek misiniz.”
Polis lafı geçince, Chen Ling Shan’ın yüzü gerildi. Bu devirde herkes polisten korkuyordu.
“Hâlâ neyi bekliyorsunuz? Hadi gidin!” Şef Li yanındaki gavatlara el işareti yaptı. Bir kaç tane kaslı gavat elinde bastonla Zhao Tie Zhu ve Chen Ling Shan’ın yanına yaklaşıyordu. Polis sirenini duyduktan sonra Chen Ling Shan biraz aptallaştı ve kaçmayı bıraktı.
Zhao Tie Zhu sinirlenmişti. Kızın elini tuttu ve bağırdı, “Nereye bakıyorsun? Acele et, koş!” kızı çekti ve dışarı koşmaya devam ettiler.
Zhao Tie Zhu, Chen Ling Shan’ı kendine çekiyordu. Kız elinde muazzam bir kuvvet hissediyordu. Beklenmedik bir şekilde havada uçarak gidiyormuşçasına hissediyordu.
Etraflarını çeviren 2 tane güvenlik görevlisi hariç hepsi onların arkasından koşuyordu. Aniden bastonlarıyla vurmaya çalıştılar. Şef Li hâlâ durmadan bağırıyordu, “İnsanları dövdünüz ve kaçıyor musunuz? Sosyetemizin kanunları var! Onları durdurun!” Kalabalıktaki hiçbir insan kılını bile kıpırdatmıyordu. Herkes etrafa soğuk bir şekilde bağıran Şef Li’yi izliyordu.
Güvenlik görevlilerinden biri çok hızlı tepki göstermişti belki de bu görevi yada başka bir şeyi yapmaya çok istekliydi. Her neyse, bu adamın neden diğerlerinden daha hızlı olduğunu bilmiyordum. Belki de çok heyecanlanmıştı, okulda koşu antrenmanı yapıyor gibi düşünüyor sanki, belki de bu koşu yeteneğinden dolayı işe alınmıştır. Bu ikisini yakaladıktan sonra, Şef Li minnettarlığını gösterecekti ve kariyerinde kesinlikle bir yükseliş yaşayacaktı, hahaha. O güvenlik görevlisi hâlâ bu konuyla ilgili hayallere dalmışken, Zhao Tie Zhu hiç beklenmedik şekilde hızlı ve öfkeli bir tekme attı! Tam güvenlik görevlisinin sopasına oturtmuştu. Yanlış anlamayın, elinde tuttuğu büyük sopadan bahsetmiyoruz, bacaklarının arasında olandan… Her neyse, bu küçük sopa elindeki büyük sopa kadar dayanıklı değildi. Güvenlik görevlisi birden karides gibi eğrildi ve bir kaç metre uçtu. Acınası halde olan güvenlik görevlisi adı geçen hikayede ki şansını birden saf dışı kalarak şansını kaybetti.
Bir yol açılmıştı, Zhao Tie Zhu hızlandı. Chen Ling Shan, Zhao Tie Zhu tarafından çekildiği için çok hafif hissediyordu. Ayakları yerden kesilmişti ve havada yürüyormuş gibiydi. O, kulaklarının içinde rüzgarın sesini duyarmışçasına nefesi kesildi. Bu canavar çok hızlı koşuyordu.
Zhao Tie Zhu bir hoş olmuştu. Kızın ellerini nazikçe okşamıştı. Kızın dudaklarında farklı bir gülümseme oluşmuştu. Şef Li ona böyle bir fırsat verdiği için çok nazikti. Eğer bu iyiliği ödemezse, Hayalet 👻 ismiyle yaşamaya devam edemezdi.
Zhao Tie Zhu hızla ilerliyordu ve önünde Şef Li’yi gördü. Fazla uzakta değildi. Bir anda bir eliyle biraz güç kullanarak kızı önüne aldı. Diğer eliyle de kızın kalçasından tuttu/sardı,  aynı zamanda iki eliyle baskı yaparak yukarı doğru kaldırdı. Hiç beklenmedik şekilde onu kaldırmıştı. (çn: vay ben senin yazacağın romanın…  😄. Abi kızı kucakladı yazamıyor musun? Kızı kucakladı de geç ya la.)
“Aaaah!” Chen Ling Shan bu durumdan dolayı şoka uğramıştı ve şiddetli bir şekilde nefes alıp veriyordu.(çn: kızma anlamında değil) kız bilinçsizce onun boynuna sarılmıştı. Bir anda yüzü domates 🍅 gibi oldu. Hayatında hiçbir erkek tarafından böyle bir şekilde taşınmamıştı. Bu adam nasıl utanmıyordu? Çaktırmadan koca yürekli Zhao Tie Zhu’nun yüzüne baktı ve kendine şunu söylemeden edemedi, “Oh ben, ben asla bu adamın böyle olabileceğini düşünmedim, zavallı gibi düşünüyordum…”
Zhao Tie Zhu onun kendine baktığını farketti ve kalbinde kıpırtılar hissetmeye başladı. Ah, bu hatun onun koca yürekli yüzünün cazibesine kapılmıştı. Zhao Tie Zhu aniden neşeli bir gülücük attı. Az da olsa bu gülücüğün Chen Ling Shan’ın içinde bulunduğu zavallı durumdan kurtulmasına yardım edeceğini biliyordu…
Kaşla göz arasında Şef Li’nin yanına geldi. Şef Li, adamlarının bu kadar güçsüz olabileceğini beklemiyordu. Hızlıca belindeki bastonu çekip Zhao Tie Zhu’ya doğru savurdu.
Zhao Tie Zhu tek ayağının üzerinde durdu, vücudunu çevirdi. Onun sağ ayağı havada yüksekteydi. Güzel bir bacak hareketiyle Şef Li’nin yüzüne geçirdi. Ağzından uçan sarı diş ile beraber salyaları parlıyordu. Şef Li bir kaç metre uçtu ve patates 🍟 çuvalı gibi yere yapıştı. Katledilen bir domuz 🐷gibi bağırıyordu.
Chen Ling Shan’ı taşıdığı süre boyunca, adamlardan sıyrıldı ve kalabalıktan çıkmaya çalıştı. Arkasındaki güvenlik görevlileri gerçekten çok yavaştı. Onun uzaklaştığını gören bazı zeki güvenlik görevlileri bastonlarını güdümlü füze 🚀 misali ona doğru fırlattılar.
Chen Ling Shan gelen bastonları görmüştü ve şaşırmıştı. Bastonlar çarpmadan önce Zhao Tie Zhu’ya söyleme fırsatı vardı. Fakat bir kaç tanesi Zhao Tie Zhu’nun beline çarpmıştı bile. Ondan inleme sesi çıkmıştı. Yüzü solgun görünüyordu. Bir kaç adım sendeledikten sonra tüm gücünü kullanarak bağırdı ve çok hızlı bir şekilde marketten çıktı.
“Büyük kardeş Zhao, onlar artık yakalayamaz. Beni indirebilirsin.” de aceleyle Chen Ling Shan, bu arada da Zhao Tie Zhu’nun solgun yüzüne bakıyordu.
“Sorun değil.” dedi Zhao Tie Zhu dişlerini sıkarak. “Hâlâ devam edebilirim. Bizim peşimizi kolay kolay bırakmayacaklar. Birazcık daha koşmamız daha iyi olacaktır.” Kalbi neşeyle dolmuştu. Bilinçsizce sağ elini sıkmıştı. Sağ eliyle onun sıkı kalçasını desteklediğini unutmuştu. Bu hoş his ona kanat çarpıyormuş gibi hissettiriyordu. Chen Ling Shan, o yakalandığından beri kendini rahat/iyi hissetmiyordu. Ama o hala ebedi arzulara sahipti. Aynı zamanda solgun olan yüzü hakkında endişeliydi.“Biraz serseriler ve zavallı görünüyordu.” kıza göre, “O bir kahramandı.”
Karanlık bir sokağa girdikten sonra daha fazla ilerlemesi onu şüphelenecekti, bu iyi bir şey değildi. O bir serseriydi ama iyi bir karakteri olan serseri. En azından o böyle düşünüyordu.
Kızı kucağından indirirken derin bir nefes aldı. Yavaşça dedi ki, “Burası…güvenli…olmalı.”
Chen Ling Shan önündeki kişiye bakıyordu. Ona yardım edemediği için kendini suçlu hissediyordu. Zhao Tie Zhu kızı kurtarmıştı… kız ilk onun, Zhao Tie Zhu’yu kurtarmaya çalıştığını tamamen unutmuştu…
“İyi misin?” diye sordu Chen, “Sırtına bir bakayım, Geleneksel Çin Hekimliği okudum.” Zhao’nun arkasına geçti ve kıyafetini çıkarmaya çalıştı.
“Gerek yok, gerek yok.” Dedi Zhao, hemen döndü. Eğer kız baksaydı işi biterdi.(çn: Sanırım bunun sırtında Phantom olduğunu gösteren bir işaret/dövme var.) Daha önceden bu bastonlar bırak gıdıklamayı onun canının bile yakmıyordu. “Ben iyiyim, sadece küçük bir sıyrık. Hadi kalmak/dinlenmek için bir yer bulalım.” diye önerdi.
Biraz suçluluk duygusuyla tereddüte düştü, sonra dedi ki, “Tamam, hadi kalacak/dinlenecek bir yer bulalım.”
Zhao Tie Zhu gizliden gizliye keyifli hissediyordu.
Yarım saat sonra…
“Eeeeh… büyük kardeş Zhao… ben sadece kalacak/dinlenecek bir yer bulalım demiştim, beni buraya neden getirdin…” dedi Chen Ling Shan, rahatsız olmuş bir biçimde.
“Hey, sadece rahatla, ben dinlenirken bir şeyler yerim. Ayrıca, neredeyse akşam yemeği vakti geldi, neden bir şeyler yemeyelim?”Zhao Tie Zhu güldü ve kızın eline verdi(menüyü).
“Bu…” Chen Ling Shan çaresiz bir şekilde etrafında peşin yemeklerin buharlarına bakıyordu. Onun bir restorana getireceğini düşünmemişti. Her neyse, kendini düşünüyordu, sadece akşam yemeği yemeliydi.
Chen Ling Shan sıradan bir yemek sipariş etti. Zhao Tie Zhu ise restoranın spesiyali olan ‘Kunng Pao Tavuğu’ sipariş etti.
“Chen Ling Shan, senin memleket burası mı baba?” diye sordu Zhao.
“Hayır, ben Taijinliyim. Buraya okumaya geldim moruk.” diye cevapladı Chen.
“Oh? Okumaya mı? Üniversiteye mi gidiyorsun?”
“Aynen, bu sene başladım.”
“Hangi üniversite?”
“FJ Üniversitesi. Ya sen büyük kardeş Zhao?”
“Ben mi? Aslında bende öğrenciyim. Hahaha, aslında bende bu sene başladım FJ Üniversitesine. Hangi bölümde okuyorsun?”
“Büyük kardeş Zhao, yani sen FJ Üniversitesinde 1.sınıfa mı gidiyorsun? Chen Ling Shan şaşkınlıkla sordu. “Ben finans bölümündeyim. Ya sen?”
“Bende finans bölümündeyim! Bu bizim kaderimiz, velet sınıf arkadaşım benim.” kaderiymiş gibi rol kesiyordu Zhao. Chen Ling Shan inanmadı ve biraz daha sordu. “O zaman, raporu ne zaman bildirmemiz gerekiyor?”
“Şey… unuttum. Kontrol etmedim…” dedi Zhao beceriksizce.
“Hmmm, yalan söylediğini biliyordum.” Chen kızmış numarası yapıyordu. Zhao da sıçtığından dolayı garson sipariş verdiği yemeği getirdiğinde o yemek hakkında açıklama yapmaya başladı.
“Kung Pao Tavuğu’nun tadı gerçekten lezzetlidir! Buraya her geldiğimde bunu sipariş ederim.” Zhao, diğer tavuk 🍗 bacağını aldı ve anlatmaya devam etti, “Ben küçükken, küçük kız 👧 kardeşlerimle evdeydim. Benimle beraber 3 kişiydik.(zaten 2 kız ve bir erkek 4 eder sanıyorduk. Bizi aydınlattığın için teşekkürler koca yürekli adam) Biz her zaman tavuk 🍗 bacağı yerdik. Annem ve babam biz erkek ve kız kardeşler olarak her birimiz için 1 er tane tavuk bacağı satın alıp onu tabağımıza koyarlardı. Her birimiz 1 er tane yerdik.(yohhhaaaa) Ama bana bunun hakkında hiç bir şey söylemezlerdi. Aynı zamanda ben tavuğun 3 bacağı olduğunu düşünürdüm. Ve gizli olan diğer bacak tavuğun götünün arkasında olmalıydı. Bu sadece ben 3.sınıfa gidene kadar olan bir düşünceydi. Sınıf başkanı olarak bir arazi gezisinde sınıfı gözlemleyen kişi olarak seçilmiştim. Bir köye/kasabaya geldik ve orada dinlendik. Göstermek için, bir tavuk yakaladım. Sonra öğretmen bana ne yapıyorsun diye sordu. Bende dedim ki; tavuğun 3.bacağına bakıyorum. Öğretmen nefesini bıraktı ve bir süre sonra dedi ki, seni küçük köftehor.”
“Büyük kardeş Zhao, sen büyük bir köftehorsun.”Hikaye bittiğinde, hemen onun 3.bacakla ilgili ne demek istediğini anlamıştı. Yüzü kıpkırmızı olmuştu. Çok dokunaklı
(Birazdan okuyacağınız gibi karakterinizin ne kadar köftehor ne kadar sapık olduğunu bir kere daha anlayacaksınız. Niye bu kadar geç geldim lan bu bölüm derseniz. Ne bilim olm ölçmedimki.)
Bu arada baston, sopa veya cop diyebilirsiniz. Ben bastonu daha seksi buluyorum. Köftehor yerine sapık diyin geçin.

Yorum Yap "Albt 5"