Tankların Tarihi Günceli

USAW 3 - Wu Amca

Eylül 21, 2016

Gece sessizdi. Ay ışığı, evin çatısındaki deliklerden içeri giriyor ve oldukça yamuk bir yatağı aydınlatıyordu. Bir kişi, yatağa eğik bir biçimde yığıldı.
Aniden, evin eskimiş kapısı gıcırtılı bir ses çıkardı. İki silüet kedi gibi gizlice eve girdi.
Yatakta uzanan kişinin, kütük gibi uyuyan bir genç olduğunu görünce, bu iki kişi gardlarını indirdiler ve aşırı dikkatli olmayı bıraktılar.
“Bu, o mu?” Biri diğerine alçak sesle sordu.
Ay ışığından faydalanarak yataktaki kişiye baktıktan sonra, sorulan kişi kafasıyla onayladı: “Doğru, bu o. Hadi işe koyulalım!”
Yatağın kenarına yanaştılar. Biri omzuna bağladığı çuvalı çözdü ve yere koydu. Yatağın üstündeki adamı çuvala yüklemek istiyorlar gibi gözüküyordu.
“Velet, biz kardeşleri suçlayamazsın. Genç efendimizi kışkırtacak kadar şanssız olduğun için sadece kendini suçlayabilirsin. Her neyse, senin için bu aşağılık hayatı yaşamanın da bir amacı yok, bu yüzden gençken öl ve reenkarne ol. Sonraki hayatında, zengin bir ailede doğmak için elinden geleni yap…”
“Abuk sabuk konuşma. Çabuk şu veledi çuvala koy.”
“Oh, neden elinde bir tuğla tutuyor? Hah! Hem de sımsıkı tutuyor…”
“Boş ver onu. Tutmasına izin verelim. Aklımda iyi bir fikir var. Oraya vardığımızda, ona hiçbir silah verme. Zaten her hâlükârda öleceği için bırakalım sadece bu tuğlayla devam etsin. Genç efendi bunu gördüğünde, kesinlikle daha mutlu olacaktır. Belki bizi tekrar ödüllendirebilir bile.”
“Ha ha! Gerçekten alçakça bir düşüncen var ama bunu sevdim…”
Bu iki adamın hareketleri düzenliydi. Bu tarz şeyleri yapmaya alışkın gibi görünüyorlardı. Çocuğu çuvala yüklediler ve dikkatlice bağladılar; omuzlarına yüklendiler, evden çıktılar ve gecenin içinde kayboldular… Bai Yunfei, bu sefer oldukça rahat bir uykuda olduğunu hissetti, vücudu tepeden tırnağa sıcak ve zihni biraz bulanıktı. Nerede olduğunu bilmiyordu ama yine de uyanmak yerine biraz daha uyumak istedi.
“Genç adam, çabuk uyan, uyan…”
Bai Yunfei’nin kulaklarında, aniden aklını başına toplamasına neden olan bir ses yankılandı. Birinin omzuna bastırdığını hissettiğinde sonunda gözlerini açtı ve hemen doğruldu.
Biraz dalgın bir şekilde hafifçe alnına vurduktan sonra mırıldandı: “Benim neyim var? Burası da neresi?”
Aniden beklenmedik bir şekilde kendi evinde olmadığını fark etti. Altında saman kaplı bir yer ve yanında kendisine oldukça endişeli bir şekilde bakan yaşlı bir adam vardı.
“Amca, burası neresi? Ben nasıl burada olabilirim?” Belki de yaşlı adamın gözlerindeki endişeli bakış yüzünden Bai Yunfei biraz rahatlamıştı. Ona tedirginlikle baktı ve sordu.
“Ne? Niçin yakalanıp buraya getirildiğini bile bilmiyor musun? Oh... Genç adam, gücendirmemen gereken birini kızdırmışsın. Seni yakalayıp buraya getiren de Zhang ailesinin hayvanı mıydı?”
“Zhang ailesi… Zhang Yang?” Bai Yunfei’nin bir an dili tutuldu ardından hemen tepki verdi.
“Oh, onu tanıyor musun? Onu nasıl kışkırttın? Yazık…” Yaşlı adam Bai Yunfei’ye baktı ve kafasını sallayarak iç çekti.
Bai Yunfei etrafına baktı ve aynı anda sordu: “Neden bu yerde kilitli tutuluyoruz? Ne zaman dışarı çıkabileceğiz?”
Burası, yerleri samanla döşenmiş büyük bir odaydı ve kesinlikle başka hiçbir şey yoktu. Bir penceresi bile yoktu. Bai Yunfei’nin sol tarafında kütüklerle kapatılmış bir giriş vardı: Bir hapishane hücresi? Bai Yunfei hücrenin kapısından dışarıda birkaç yüz metrekarelik bir alan olduğunu görebildi. 3-4 metre yüksekliğinde bir duvarla çevrelenmişti. Daha da dışarıda basamaklı lüks koltuklar* vardı.
ÇN*= Basamaklı koltuk derken stadyumlarda olan koltuklar var ya onun gibi veya tarihi amfi tiyatrolar olur onlardaki gibi.
Bai Yunfei ve yaşlı adam odanın bir köşesindeydi. Onlardan çok uzakta olmayan bir tarafta, yaklaşık on kişi daha vardı. Bununla birlikte tüm bu insanlar tehlikeli gözüküyordu. Herhangi biri ilk bakışta onların iyi insanlar olmadığını söyleyebilirdi. O tarafta kısık sesle aralarında konuşuyorlar, kendi işlerine bakıyorlardı.
“Dışarı çıkmak?” Yaşlı adam onun böyle dediğini duyunca oldukça garip bir ifade takındı: “Genç adam, sen… vah vah! Zhang ailesinin genç efendisi Zhang Yang’ı kızdıranlardan sadece birkaç kişinin hayatta kalabileceğini bütün Luoshi Şehri biliyor...”
“Ne? Ben… ben ölecek miyim?” Bai Yunfei şok olmuştu. Sesi elinde olmadan biraz yüksek çıkınca önündeki grup ona düşmanca bakışlar attı. Hemen sesini alçalttı ve oldukça endişeli bir şekilde sordu: “Amca, söylediğin şeyi mi kastediyorsun?”
“Vah! Genç adam o kadar çok korkmana gerek yok. Olacağı varsa olur. Korkman sana bir fayda sağlamaz.” Yaşlı adam omzuna hafifçe vurdu ve rahatlatıcı bir şekilde devam etti: “Ayrıca duydum ki, bir süre sonra bizi biriyle dövüşmemiz için bırakacaklar; hayatta kalabilirsek bizi serbest bırakacaklar…” O esnada yaşlı adam zorla yaptığı gülümsemeyi devam ettiremedi. Besbelli kendisinin ve Bai Yunfei’nin, bir yaşlı adam ve bir gencin, hayatta kalmak için pek şansı olduğunu düşünmemişti.
“Dövüş…” Bai Yunfei içten içe ürperdi ve daha da çok korktu. Ama yaşlı adamın gözlerindeki rahatlatıcı, kibar ifadeyi gördükten sonra bir şekilde yavaş yavaş sakinleşti. Belki de yaşlı adamın kibarlığı ona kendi dedesini hatırlatmıştı…
“Amca, sen…”
“Benim soyadım Wu. Bana Wu Amca de.”
“Iı, Wu Amca, sen niçin buradasın?”



Ama beklenmedik bir biçimde bu sorusu, aslında kibar görünen yaşlı adamı birdenbire aşırı mahzun birine çevirdi. Dişlerini gıcırdatırken gözleri acımasızca parladı. Birini yemek üzere olan vahşi bir hayvan gibiydi.
Yaşlı adamın ani değişimi Bai Yunfei’yi ürküttü. Biraz korkmuş bir şekilde geri çekildi.
Uzun bir süre sonra, yaşlı adamın gözlerindeki nefret kayboldu, “Üzgünüm, seni korkuttum mu…?” diyerek derin bir iç çekti.
Yaşlı adamın normale döndüğünü gören Bai Yunfei rahat bir nefes aldı, ardından ellerini sallayarak dedi: “Hayır, korkutmadın… Wu Amca, eğer bu konuda konuşmak istemiyorsan konuşmaya gerek yok…”
“Aslında konuşulmayacak bir şey de değil. Zhang ailesinin genç efendisi Zhang Yang’ı bir palayla öldürmeye çalıştığım için adamları beni yakalayıp buraya kilitlediler.”
“Ne?” Bai Yunfei, Wu Amca’nın buraya kapatılma nedeninin bu olduğunu düşünemiyordu.
“O hayvan Zhang Yang… o… o, benim torunumun ölümüne neden oldu!” Wu Amca’nın vücudu biraz titredi, zihni karışık bir durumdaydı. “Benim zavallı Xiao Yu’er’im sadece on altı yaşındaydı!”
“Üç gün önce, torunum bir kumaş parçası satın almak ve bana kıyafet yapmak istediğini söyledi. Yakında kışın geleceğini ve beni donmaya terk edemeyeceğini söyledi…” Bu sırada Wu Amca’nın gözlerindeki bakış, kibarlık ve sevgi doluydu, yüzünde de bir gülümseme vardı. Bai Yunfei, torunu için olan sonsuz sevgisini hissedebildi. Çünkü kendi dedesi de eskiden ona bakarken böyle bir ifade takınıyordu.
“Ama… ama bu sefer dışarı çıktığında, sonsuza kadar ayrıldık!” Gözyaşları Wu Amca’nın gözlerinden aktı, yüz ifadesi üzüntü doluydu.
“Kapı komşumuz koşarak geldi ve bana Xiao Yu’er’in, Zhang Yang’ın adamları tarafından yakalandığını söyledi. Onu geri istemek için Zhang ailesine koştum, ama vardığımda… o, çoktan buz gibi soğuk bir bedendi!”
“Xiao Yu’er, benim sevgili torunum, Zhang Yang’ın aşağılamalarına tahammül edemedi ve sonunda o hayvan tarafından ölümüne dövüldü!”
Bir insanı yemek üzere olan vahşi bir hayvanın ifadesi Wu Amca’nın yüzünde tekrar belirmişti, ama bu sefer Bai Yunfei hiç korkmadı. O sadece üzgün ve öfkeli hissetti.
“Sevgili torunumu gömdükten sonra, bütün komşularım, Zhang ailesiyle savaşamayacağımı söyledi ve öfkemi tutmamı tavsiye ettiler. Bunu ben de biliyordum, Zhang ailesi bizim gibi halktan kimselerden daha fazlasını öldürse bile belediye başkanı ve adamları bunu görmezden gelecektir. Bizim gibi insanların canları, onların gözünde karıncalarınkinden farksızdır.”
“Ama ben buna dayanamadım! En azından bir şeyler yapmazsam, nasıl benim iyi torunuma layık olabilirdim? Ebedi bir pişmanlıkla ölürdüm! Bu yüzden evimdeki palayı aldım. Kerhaneden sarhoş olarak çıkmasını fırsat bilerek atıldım. Onu bin parçaya bölmek istedim! Torunumun hayatını ona canıyla ödetmek istedim!”
“Sonunda… daha kıyafetinin köşesine bile dokunamadan adamları tarafından yakalandım, sonra… buraya kilitlendim. Çoktan bir gün ve bir gece oldu… Öhhö Öhhhö…”
Wu Amca konuşmayı bitirince, çok üzüldüğü için oldukça rahatsız edici bir şekilde öksürmeye başladı.
Bai Yunfei başından beri sessizdi. Yaşlı adamı rahatlatacak bir söz bulamamıştı bu yüzden titreyen ellerini tuttu, sırtına hafifçe vurdu ve ilgili bir tavırla söyledi: “Çok üzülme, Wu Amca. Bu vücudun için iyi değil. Böyle bir insan hayvandan da aşağılıktır. Günün birinde hak ettiği cezayı çekecek…”
Wu Amca biraz sersemlemiş bir tavırla Yunfei’ye baktı. Uzun bir süre geçtikten sonra söyledi: “Yazık… benim Xiao Yu’er’im de sıklıkla ellerimi tutar, sırtıma hafifçe vurur ve böyle çok üzüldüğüm için beni azarlardı… genç adam, hâlâ senin adını sormadım.”
“Ben, Bai Yunfei. Bana Yunfei diyebilirsiniz.”
“Ee, Yunfei, senin iyi bir çocuk olduğunu söyleyebilirim… şimdilerde senin gibi çok ama çok az insan var. Bu günlerde insanlar hem görünüşte hem de içlerinde sadece kendilerini düşünüyorlar. Hiçbir şey yapmıyorlar, başka insanların ölmesini veya yaşamasını umursamıyorlar. İnsanlığı bile bir kenara attılar. Bir insan, yaşamını temiz bir vicdanla yaşamalı…” Amca Wu konuşmayı bitirdiğinde Bai Yunfei’nin kendisine biraz sersemlemiş bir şekilde baktığını görünce sordu: “Ne oldu? Söylediklerime katılmıyor musun?”
“Hayır, sadece merhum dedemi düşünüyordum. O da… önceden aynı kelimeleri söylemişti.”
Tam bu esnada, hücrenin kapısının dışında birkaç insan belirmişti. Kapının dışına bir kova buğulanmış kurabiye ve bir kova su koyup ardından yüksek sesle içerideki insanlara seslendiler: “Hey sizler! Buraya gelin ve yiyin! Ne kadar gerekiyorsa o kadar yemelisiniz. Böylece hayatlarınızı riske atmak için bir sürü gücünüz olacak!”
Kovada çok fazla buğulanmış kurabiye olduğundan Amca Wu, ancak önlerindeki on veya daha fazla kişi doyana kadar yedikten sonra kalkıp biraz kurabiye aldı. Aynı zamanda bir kâseye de kepçeyle su doldurdu. Ardından Bai Yunfei’nin yanına döndü, yemeği uzatıp dedi: “Aç mısın? Hadi yiyelim. Anca karnımızı doyurduktan sonra yaşamak için gücümüz olacak.”
Bai Yunfei, kısık sesle Wu Amca ile konuşurken buğulanmış kurabiyelerden yedi. Wu Amca’nın gözlerindeki kibar bakışı görünce, Yunfei kalbinde hafif bir titreme hissetti. Dedesi öldüğünden beri bu tarz bir hissi tekrar yaşamamış gibiydi; bu tarz ‘sıcak’ bir hissi.
Birkaç buğulanmış kurabiye yedikten ve biraz konuştuktan sonra Wu Amca yorulmuş göründü. Dinlenmek için duvara yaslandı. Bunun üzerine Bai Yunfei bir köşede büzüşmeye devam etti. Ancak şimdi önceki gün olanları hatırlamak için zamanı olmuştu.
“Vücudumdaki bütün yaralanmalar nasıl kayboldu?” Dün dövülmesinden dolayı oluşan tüm yaraların beklenmedik bir biçimde gittiğini Yunfei anca şimdi fark etti! Vücudunda en ufak bir rahatsızlık da yoktu.
“Dün akşam… sanırım bayıldım? Neden? Evet! Yükseltme… tuğla!”
Bunu düşününce, Yunfei refleks olarak yanındaki alana elini uzattı. Beklenmedik bir şekilde belirgin köşeleri ve kenarları olan bir nesneye dokundu; bu, önceki gece bayılırken tuttuğu o tuğladan başka bir şey değildi!
“Dün akşam buraya getirildiğinde, bu tuğlayı elinde sıkıca tutuyordun… Onun senin için önemli bir anlamı olabilir mi?” Wu Amca onun tuğlayı aldığını görünce kuşkuyla sordu.
“Ee… Hayır, sadece yatağımın ayaklarından birinin altına koyduğum bir tuğla…” Yunfei nasıl açıklayacağını da bilmiyordu. Şansına, onu nutku tutulmuş hâlde gören Amca Wu üstelemedi. Biraz güldükten sonra tekrar sormadı.
Yunfei kafasını eğdi ve elindeki tuğlaya baktı:
“Eşya kalitesi: Normal”
“Yükseltme seviyesi:  +10”
“Hasar: 9”
“Ek hasar: 16”
“+10 ek etki: Saldırılar rakibi %1 şansla en fazla 3 saniyeliğine sersemletir(Kafaya saldırırken, sersemleme şansı %5’e çıkar.).”
“Yükseltme gereksinimi: 12 ruh gücü”
“Sahiden, dün akşam olan her şey gerçekmiş…”
“+10 ek etki? Sersemletme? Bu ne demek? Eğer birine bu tuğlayla saldırırsam, elbette onu sersemletebilirim. Yine de neden burada birkaç yüzdelik bir şans var ki?”
“Tekrar yükseltip görelim mi?”
Ama kısa süre sonra bu fikirden vazgeçti. Dün akşam, sadece bu tuğlayı yükselttiği için bilincini kaybetmiş gibi görünüyordu. Dolayısıyla, bugün burada gelişigüzel bir şekilde yükseltmeye nasıl cesaret edebilirdi ki?
Tuğlayı tutarken Bai Yunfei düşüncelere daldı. Ne kadar olduğu belirsiz uzun bir süreden sonra, aniden bir dizi gürültü tarafından zıplayarak uyandırıldı. Arkasını döndü ve dışarıdaki gösterişli koltuklarla çevrili çemberin çoktan gösterişli kıyafetler giyen insanlarla dolduğunu gördü. Herhangi biri ilk bakışta onların zenginler ve aristokratlar olduğunu söyleyebilirdi. Hepsi heyecanlı, beklentili bir ifade takınmıştı. Aralarında kısık sesle konuşuyorlardı. Bazıları ise etrafındaki insanlarla konuşurken burada tutulan esirleri işaret ediyorlardı.
“Millet! Kolezyum’a hoş geldiniz!”
Birden bire, yankılanan bir ses alanda çınladı. Fısıldaşan zenginler ve aristokratlar geçici olarak konuşmayı kesti ama yüzlerindeki ifade daha da heyecanlı hale geldi. Hatta bir bakıma… çılgıncaydı.

“Bu aşağılık yaşamlar hayatta kalmak için mücadele edecek ve vahşi hayvanlar gibi birbirleriyle savaşacaklar! İşte heyecanlı ve kanlı Kolezyum! Hadi bugünkü görsel şölenin keyfini çıkaralım!”

Yorum Yap "USAW 3 - Wu Amca"