Tankların Tarihi Günceli

Tmw 2

Eylül 30, 2016


Abla

Yi Yun kızla ilgili ilk izlenimini ifade etmekte zorlanıyordu.Tuhaf bir şekilde onu sanki tanıyor gibiydi.

Kız tahmimen 15 yaşlarındaydı.Üstünde yamalı yeşil bir bluz altında renkli ama rengi karanlıktan tam olarak belli olmayan bir pantolon vardı.Pantolon yukarı doğru kıvrılmış ve adeta beyaz tenine ihanet ediyordu.Bilekleri çamur izleriyle kaplanmıştı.

Ufak tefek vücudu ve ince beli vardı.Gül pembesi yanaklarıyla yüzünden ışık saçıyordu.
Köy yolundan aşağı doğru yürürken,O adeta taze dağ çiği gibiydi ve Yi Yun’u adeta canlandırmıştı.
kim bu kız?

Yi Yun ve genç kız bir an göz göze geldiler.Kız durdu ve omzundaki sepeti düşürmeden önce bir süre sersemledi.

Yi Yun aniden tuhaf bir hisse kapıldı.Önündeki kız açıkça 15 yaşlarında olmasına rağmen,neden kız ondan daha uzun görünüyordu? O muhtemelen kızın başının yarısına kadar gelirdi.Hatta daha da yakın olsalar Yi Yun genç kıza bakmak için başına yukarı kaldırması gerekecekti!

Bu muhtemelen bitkinliğin neden olduğu bir ilüzyondu…

Yi Yun hala anlamamıştı birden kızın sesini net bir şekilde duydu.

Yun’er!

Kız önündeki sepeti tekmeleyerek Yi Yun’a doğru koşmaya başladı.

Onun güzel gözleri çoktan gözyaşlarıyla dolmuştu.

Bekle… Bekle…

Yi Yun afallamıştı.Şöyle bir etrafına baktığında etrafta ondan başka kimse yoktu yani kız ona doğru koşuyordu!

Yun’er dediği kişi… o muydu?

İsminin içinde sadece Yun vardı ve daha önce hiçkimse onu Yun’er diye çağırmamıştı.Modern toplumda da kimse bu şekilde seslenmeyeceğini bildiği için geç tepki vermesi normaldi.
Tepki vermekte o kadar yavaş kalmıştı ki kız rüzgar gibi koşup onu kucaklamıştı bile!

Kızın ferah kokusu burun deliklerine doldu ve vücudu Yi Yun’u kapladı.Yi Yun iyice afallamıştı ve hiçbir tepki veremedi.Dağ tırmanışında bir mağaraya canlı canlı gömüldü sonra tünel açarak bir mezarın içinde çıktı şimdide kim olduğunu bilmediği bir kız tarafından kucaklanıyordu!

Yi Yun bunu hiç beklemiyordu, yetişkin bir insan olarak küçük bir kız tarafından böyle kucaklanmak.Tüm bunlarda neyin nesiydi?

Yun’er, ablanı çok endişelendirdin.Sen iyi olduğun sürece,sen iyi olduğun sürece…

Küçük kız Yi Yun’a sıkıca sarılmıştı.Çenesi Yi Yun’un omzuna yerleştirmiş hıçkıra hıçkıra ağlıyordu.Bütün gücüyle kavradığı Yi Yun’un vücuduyla adeta bütünleşmek istiyordu.Sanki herşeyin bir rüya olduğunu onu bırakırsa herşey kaybolacakmış gibi düşünüyordu.

Yi Yun heykel gibi kalmıştı.Küçük kız ona sarıldığından beri Yi Yun’un yüzünde anlaşılamaz bir ifade vardı.

Kız kardeş?

O anda,şuana kadar birçok şaşırtıcı olayla karşılaşan Yi Yun sonunda birşeyi anladı.Bu kız mezardaki “kendisinin” ablasıydı.

Sevgili kardeşim,Yi Yun’un mezarı” kelimeleri kesinlikle bu küçük kız tarafından yazılmıştı!
Yi Yun ona küçük kardeşiymiş gibi davranan kızın bu hareketine bakarak,küçük kardeşini çok özlemiş ve beni onunla karıştırıyor diye düşündü.

Yi Yun biran düşündü ve yanlış birşeyler vardı.Bu küçük kız muhtemelen orta okul çağındaydı ve küçük kardeşide muhtemelen 12 13 yaşlarında olmalıydı.Yi Yun gibi bir yetişkinle küçük kardeşini nasıl karıştırabilirdi ki?

Bekle bir dakika…

Onun gibi bir yetişkin?

Yi Yun aniden birşey farketti.Kızla boyunu karşılaştırınca,ağzı kızın sadece omzuna kadar geldiğini farketti.Uğursuz bir hisse kapıldı.

Yi Yun kollarını küçük kızın arkasından uzattı ve ellerine baktı.Gördüğü şey bir çocuğun yumuşak ve zayıf elleriydi.

Bunlar benim ellerim mi?

Nasıl bu kadar genç olabilirim?

Ben…

Yi Yun tamamen şaşkına dönmüştü.

Gençleşmek,aniden bir ablaya sahip olmak,kafa karıştırıcı bir kişilik.Ayrıca eski çağlardan kalma mezarlar,tamamen yabancı bir çevre,okuyup,dinleyip, anlayabildiği yabancı bir dil ve kelimeler…

Herşey tek bir sonuca çıkıyordu ama Yi Yun bunu kabul etmeye cesaret edemiyordu.

Kız titremeye başladı.heyecandanmıydı, korkudanmıydı… Yi Yun bu kızla ilgili hiçbirşey hatırlamıyordu.Ama kızın sıcaklığını ve hislerini anlayabiliyordu.Bu büyülü bir histi.

Kız Yi Yun’un bir yandan elini tutarken bir yandanda gözyaşlarını sildi.Sepeti aldı ve eve doğru gitmeye niyetlendi.

Ama bu sarsıntı Yi Yun’u bocalattı ve midesinin bulandığını hissetti.

Yi Yun’un hissettiği açlıktı.Aniden ne kadar aç olduğunu hissetmişti.

Mağarada mahsur kaldığından beri ağzından bir lokma yemek geçmemişti.Tuhaf mor kristal kart olmasaydı şimdiye kadar büyük ihtimalle ölmüştü.

Yani şuan bu kadar aç olması doğaldı.

Kız Yi Yun’un zayıflığını farketti ve sırtını ona dönerek eğildi.Yi Yun kızın o yumuşak ve narin sırtına bakakaldı.

Yun’er,ablan seni taşıyacak.Hadi eve gidelim.Bir daha asla ayrılmayalım.


Yi Yun duygularını açıklamakta zorlanıyordu.Küçük bir kız onu sırtında mı taşıyacak?

Yun’er,bin hadi! Vucüdün iyileşecek ama şuan zayıfsın…

Bunu dedikten sonra Yi Yun’un çıktığı tünele baktı ve acı hissetti.Küçük kardeşi asla ölmemişti.
Neyse ki, tabut almaya paraları yetmemişti, yoksa küçük kardeşi canlıyken ölecekti! Eğer bu olsaydı, kendini asla affetmezdi.

Neyse ki kardeşi uyanmıştı ve neyse ki çok derin gömülmemişti.

Bu sefer asla küçük kardeşinden ayrılmayacaktı.

Kız Yi Yun’un binmemekte ısrar ettiğini farketti ve utandığı için binmediğini düşündü.Kız sepetin yerini değiştirdi ve Yi Yun’un uyluklarından sıkıca kavrayarak sırtına aldı.

Yi Yun şaşırmıştı.Kızın sırtına nasıl bindiğini anlamamıştı.Tek hissettiği tüm vücudunun hafifçe kızın omuzlarına doğru yükseldiği ve suan bütün ağırlığı bir çift narin bacak tarafından desteklendiğiydi.
Kızın ufak elleri Yi Yun’un bacaklarını tutuyordu,kız yönünü köy yoluna doğru çevirdi.

Yi Yun kızın sırtına yaslandığı anda onun o hoş kokusu hemen farketti.Aroması şehirli insanların parfümleri ve vücud losyonlarınınkinden tamamen farklıydı.Yabani çiçek ve toprak kokusunun o rahatlatıcı tazeleyici aroması hissediliyordu.

Yi Yun bundan sonra neler olacağını düşünmeye başladı…

Kızın onu sırtında gezdirmesini istemiyordu ama ona nasıl söyleyeceğinden emin değildi.
Kendi diliyle konuşmasıda sıkıntılı bir durum yaratabilirdi.

Tam o anda,Yi Yun uzaklardan bir gümbürtü duydu.Arkaya dönüp bakmaktan kendini alamadı.Aynı şekilde kızda dönmüştü.

Tek gördükleri şey bir toz fırtınasıydı.

Kız sırtında Yi Yun’la aceleyle kaçarak büyük bir ağacın arkasına saklandı.

Toz fırtınası büyük bir hızla yaklaşıyordu.Yi Yun dikkatli bir şekilde baktığında aslında gelenin kocaman bir canavar olduğunu gördü.

Canavara dikkatle bakarken nefesi kesilmişti.

Vahşi bir canavar mı?

Boyu 7-8 metre eni 10 metreden fazlaydı.Uzun sivri dişleri çelik bir kiriş kadar kalın bacakları vardı.Jilet gibi keskin pençeleri korkunçtu.

Dünyanın canavarları olarak görülen aslan ve kaplan bunun yanında kedi gibi kalırdı.

Yi Yun’u daha fazla ürküten şey,şu tuhaf canavara binmiş olan orta yaşlı adamdı.Bir kumandan edasıyla,Arkasına doğru uzanmış kılıcıyla canavarın üstünde bacak bacak üstüne atmış oturuyordu.Açıdan dolayı Yi Yun adamın yüzünü göremiyordu ama vahşi bir canavarın üstünde soğukkanlı bir şekilde oturan birisi vahşi bir canavardan 10 kat daha korkunçtu.

Bununla birlikte Yi Yun kazarak çıktığı bu yerin artık kendi dünyası olmadığından emindi.
Gizemli bir dünyaya gelmişti.İsmi Yi Yun’du ve ölümden tekrar dirilmişti.Ayrıca onu taparcasına seven tatlı ve güzel bir ablası vardı.Onun adıda muhtemelen Jiang Xiaorou idi.

Ablası Jiang Xiaorou” yazısı ölen bir kişinin sevenlerinin isimlerini mezartaşına yazdığı genel bir adetti.

Görünüşe göre Yi Yun aile olarak bir tek ablası Jiang Xiaorou’ya sahipti.

Bunların hiçbiri rüya değildi hepsi gerçekten yaşanıyordu…

O uzay-zamanda tünel açmıştı.

Aman tanrım bu bir şakamı!?

Yi Yun ağlamak istiyordu.Bu nasıl bir kötü şans? Dağ tırmanışı onun uzay-zamanda kaybolmasıyla son bulmuştu.

Ölmekten iyi olsada yinede… tamamen yabancı bir dünyaya gelmişti.Kocaman canavarlar ve deli gibi güçlü adamlar vardı.Şu deli adamdaki kılıca bakılacak olursa bu çağ muhtemelen soğuk metalin hüküm sürdüğü bir çağdı.

Bu 12 yaşındaki bir çocuğun zayıf ve küçük vücuduyla bir vahşi hayvanın dişinin kavuğunu bile doldurmazdı.

Yi Yun tüm bunların gizeli mor kristal taşa dokunmasıyla ilgili olduğundan emindi.Muhetemelen mağara çökerkenki anda bile artık kendi dünyasında değildi.Bu dünyanın Yi Yun’una dönüşmüştü.Ve mağaranın karanlığından dolayı bunu fark edememişti.

Eğer bu dünyaya kristal kartla geldiyse geriye kristal kartla dönebilir miydi?

Yi Yun’un ilk düşündüğü şey buydu.Modern dünyada huzur dolu bir şekilde yaşayan biri olarak,bu orta çağı kabul etmesi zordu.Bu onun anladığı bir dünya değildi.Herşeyini kaybettikten sonra geriye sadece birçok soru kalmıştı.

Kristal kart demişken,Yi Yun duraksadı kristal kart nerdeydi?

Bu soru zihninde parlar parlamaz,Yi Yun göğsünde bir serinlik hissetti.Eliyle dokunduğunda kristal kartın göğsünde güvenli bir şekilde durduğunu hissetti.Bu Yi Yun’u şaşırtmıştı.Onu oraya koyduğunu hatırlamıyordu ama ordaydı.

Gerçekten neler oluyor…?

Yi Yun hiçbirşey anlamamıştı ve şüphesiz neler olduğunu anlamak gerçekten zordu.
Onun yeteneklerini şöyle bir muhakeme ettiğinde Yi Yun’un bu dünyada olmasında büyük rolü vardı ve kendi dünyasına dönmesinde büyük rolü olacaktı.

Yi Yun bu kristal kartı anlamak ve çözmek için her yolu deneyecekti.

Aniden, bir isim Yi Yun’un zihninde şimşek gibi çaktı.Mor Kristal Kökenler.

Mor Kristal… Mor Kristal Kökenler…

Niçin bu isim aniden zihnimde parladı? Neden bu kelimeler aniden zihnimde ortaya çıktı? Yi Yun şaşırmıştı.Mor Kristal KÖkenler ismi Yi Yun’un kartı anlamak istemesinden hemen sonra zihninde parlamıştı.

Mor Kristal Kökenler… sadece Mor kristal diyelim…ama… acaba orjinal ismi Mor Kristal kökenler mi?

Ç.N:”Mor Kristal Kökenler” çevirisi aslında pek içime sinmedi ama şimdilik böyle bırakıyorum.İlerde değiştirebilirim.


Yorum Yap "Tmw 2"