Tankların Tarihi Günceli

TLT 89

Eylül 03, 2016
Çeviri için Useless, kontrol düzenleme için Wertyul arkadaşımıza teşekkürler. Keyifli okumalar…


Bölüm 89: Titanların Savaşı (Cesaret Müsabakası 18)  

 “Wow orada kırmızı ismi olan biri var. Ekipmanları da iyi gözüküyor. Ah! O Qing Cai Baiyu Tang millet acele edip ona saldırın!! Belki mor yüzüğü düşürürüz. Hadi.” (Ç.N: yavaş düşür 😀 ilk bir öldür de 😀 )

Kaos ve kargaşanın arasında ismime baktım. Gerçekten kırmızıydı. Karanlığın Kılıcı hafifçe kan kırmızına boyanmıştı. Gerçekten çok güzeldi. Tabi ki sadece sapıklar ve katiller bundan dolayı iyi hissederdi. (Ç.N: sapık mı oluyorsun katil mi yani ? 😀 )

Kaşla göz arasında bir düzine alev topu aynı anda bana isabet etti. Soğuk terler akıtacak kadar çok korkmuştum. Ama dikkatli bir şekilde baktıktan sonra canımın sadece 200 azaldığını gördüm. Sanırım bana saldıran büyücülerle benim aramda ki seviye farkı çok fazlaydı. En yüksek seviyeli büyücünün 27.seviye olacağını tahmin ediyordum ve ben de şuan 35.seviyedeydim. 8 seviye fark büyülerinin çoğuna direnmem için yeterliydi.

Orijinal planım kısa bir süre içinde vadinin kavşağına gelmek ve düşmanları öldürmekti. Ama oraya 10 saniye de güvenli bir şekilde gitmek çok zor yapılabilecek bir şeydi. Çatlak Savaşçının getirdiği onlarca oyuncunun arasında yaklaşık 20 uzun menzilli saldırıları olan oyuncu vardı. Neyse ki okçuların çoğunda sonsuzluk akışı yeteneği yoktu. Ve eğer olsaydı bile beni o yetenekle vurmak kolay olmayacaktı. Bir an için sersemlemek benim hayatımı çok tehlikeye atmıyordu. Müzayede evinden altın sikke kullanarak aldığım büyük kırmızı iksirler her kullandığımda 1.000 can yenilediğinden bunda gerçekten büyük bir rol oynuyorlardı. Kaybettiğim canının daha fazlasını doldurmak için bile yeterliydiler.

Çatlak Savaşçı ve birkaç yüksek seviyeli oyuncu aslında kavşağın merkezini koruyordu. Benim soldan geldiğimi görünce hepsi hemen bana doğru toplandı.

“Whoosh~!”

Alev almış bir Öfkeli Ok omuzumda patladı ve aniden 256 canım azaldı. Çok acı vericiydi.

Yüksek seviyeli bir okçu gelmişti. Onun işini bekleme süresi dolmadan bitirmeliydim aksi taktirde Düşmanları öldürmeden önce ölebilirdim.

Kılıcımı bir kez sallamamla beraber bir tane büyücü şehre gönderdim ve hızlıca düşen asayı aldım. Vakit kaybetmeden ileri doğru koştum. Kombomu kullanarak yüksek seviye bir kılıç ustasını bir anda ortadan kaldırdım ve yeşil kılıç düştü. Seçici olmaya gerek yoktu. Her şeyi alıyordum. (Ç.N: gelecek bölümde Lin Fan’ı Weed2 diye mi çevirsem ne yapsam 😀 )

Savaş alanları… Savaş alanlarını seviyordum.

Düzinelerce oyuncuyu temiz bir şekilde anında öldürdükten sonra birdenbire 10 tane ardışık oyunda sürekli olarak düşmanlarımı öldürdüğüm takım turnuvasına katıldığım zaman dönmüş gibi hissettim. Oyun oynamak için bu tür duygular her oyuncunun sahip olması gereken şeylerdi.

Arkada Çatlak Savaşçı öfkeyle bağırdı. “Bir avuç aptallar acele edip onu yakalamamda bana yardım edin. Okçular sonsuzluk akışlarınızı kullanın! Büyücüler buz büyülerini kullanın! Kesinlikle onun geçmesine izin veremeyiz.”

İçin için güldüm. Ne düzensiz bir grup. Beni yakalamak için tüm sıralar arkamdan kovalıyordu. Bir dizilişleri bile yoktu. Bu grup hakkında sayıları hariç sadece rasgele insanları ısırmayı bilen bir avuç çatlak köpek olduğunu söyleyebilirdik.

“Whoosh~!”

Bir donmuş ok vücuduma isabet etti ve de hareket hızımı düşürdü.

“Lanet olsun! Kavşağı geçtikten sonra bile hala yavaşlatma büyüleriyle vuruluyordum.” İçimden sövdüm ve büyü koruması yeteneğimi aktifleştirdim. Ayaklarımdan hızlıca bir sarı ışık yükseldi ardından vücudumda ki donma etkisi kalktı ve hızım eski haline geri döndü. Ayrıca her üç saniyede bir canım 120 doluyordu.

Sadece 30 saniyem vardı. Buz çiçekleriyle kaplı karanlığın kılıcı ile yolu kapaya Çatlak Savaşçının bedenini kestim ve ardından hemen [Ağır Darbe]yi kullandım. Yaklaşık 1.000 hasar çevredeki herkesi şaşırttı. Ne yazık ki rahipler onun canını hızlıca doldurdu ve böylece bende çılgın bir fikir olan “tek başına patron kesme” planını uygulamaya zorlandım.

Kombomu yeniden kullandım ve kendine aşırı güvenen yüksek savunmalı kalkan sahibi olan şövalye beyaz ışığa dönüştü ve 22. Seviye mavi kalkan ve 25.seviye şövalye mızrağı düşürdü.

Hızlıca düşenleri aldım. Önümde ki kimse beni engelleyemiyordu. Kanla kaplanan Karanlığın kılıcı gecenin karanlığında ölüm aurası yayarak parlıyordu. Korktukları için birkaç kılıç ustası bile geri adım atmıştı.

Çatlak Savaşçı öfkeyle homurdandı. “Lanet olası korkaklar saldırın!!!”

“Ama patron bu çocuğun canı hiç inmiş gibi gözükmüyor ve saldırısı da çok fazla. Onunla başa çıkamıyoruz.” (Ç.N: boşa şehir birincisi değil sonuçta adam.)

“Sikiyim hepiniz işe yaramazsınız. Hepimiz ona aynı anda saldıracağız. Akşamki yemekler benden. İstediğiniz kızı seçin ve istediğiniz şeyi yapın. Bu gece her şey benden.” (Ç.N: epik power-up artık beyinleriyle hareket ediyorlar  😀 Cem yılmaz stili 😀 )

Belki de bu bir avuç serseriyi savaşmaları için para yada kadın motive etmişti. Çünkü bu sefer hepsi sanki toplu bir bilinç kazanmış gibi aynı anda onlarca büyü ve kılıç darbesini vücuduma indirdiler.

Bir süre başım döndükten sonra gözlerimi açtım ve 2.420 canımın yarısından fazlasını kaybettiğimi gördüm. Bu kadar saldırıyı aldıktan sonra bile hala yaşıyor muydum?

En yakın büyücüyü kılıcımı savurduktan sonra öldürdüm ve hemen sanki artık beni tutan bir şey yokmuş gibi vadinin orada ki küçük girişe doğru koşmaya başladım. Düşen ekipmanları almaya bile zamanım yoktu ve doğrudan önümde ki ormana doğru koştum. Hemen ardından arkamdan gelen çeşitli büyü ve okların sesini duydum.

Ormana girdikten sonra büyü koruması yeteneğinin bekleme süresi sonunda dolmuştu ve bende derin bir nefes alabilmiştim. Arkamda bana yetişecek kadar çevikliği olan çok oyuncu yoktu. Bazı hırsızlar beni uzaktan takip ediyorlardı ama yakınlaşmaya cesaret edemiyorlardı.

İletişim hattını açtığımda Xue Han’ın sesini duymaya başladım. “Soluna dikkat et. Orada 27.seviye bir hırsız var. Lin abla artık öldürme yoksa adın kırmızı olacak. Xin Yu onu sersemletmek için sonsuzluk akışını kullan. Eh? Lin Fan çoktan kuşatmayı geçmiş.”

Hemen gülümsedim ve “İki haritanın birleştiği yerin koordinatlarını görüyor musunuz? Orada buluşuruz. Hırsızları yemleyip oraya çekin ve ben de öldürürüm. Adım çoktan kırmızı oldu.” Dedim.

Kuzeye doğru 3 dakika koştuktan sonra Xu Lin, Xin Yu ve Xue Han’ın görüşüme girdiklerinde gülmeyi istemeden edemedim. Üçü de şehirde ilk 10 içindeydi ama yine de böyle korkunç bir duruma düşmüşlerdi. İki kılıç ustasına benzeyen oyuncunun arkasında karanlıkta saklanan çok sayıda hırsız olmalıydı.

“Lin Fan kılıç ustalarını durdur. Xue Han’ın çok fazla manası kalmadı. Artık çok zor dayanıyoruz.”

Xin Yu uzaktan bağırdı ve 2 kılıç ustasının oraya gitmesine neden oldu. Hızlıca onları [Donmuş Bıçak] yeteneğimle sıcak bir şekilde karşıladım.

[Kombo]mu ve arkamdan Xin Yu tarafından oku ekleyince kılıç ustası anında öldü. Diğer kılıç ustası da daha iyi bir durumda değildi. Xue Han’ın laneti ve Xu Lin’nun buz oku onun tüm kaçış yollarını tıkamıştı. Xin Yu ve bende hissettiği acıyı arttırarak onu hemen şehre gönderdik. Yeşil bacak koruması düşürmüştü.

“Swish~!”

Xue Han’ın arkasında kan kırmızısı bir ışık parladı. Hırsız sonunda hamlesini yapmıştı.

———–ÇEVİRMEN NOTU—————-

Bu bölümü 1 TL bağışlayan ve ismini vermek istemeyen isimsiz insana atıyorum ayrıca onun için 1 bölüm fazladan atg atacağım pazar 😀

Gönlünden kopup maddi destek vermek isteyenlerhttps://www.paypal.me/Useless adresinden yapabilir.

Not: Kesinlikle mecburi değildir..

Xue Han ölecek mi? Lin Fan neler yapacak? Kızlar artık bir yemek ısmarlayacak mı bu çocuğa? Shan Shan neler yapıyor? Çatlak Savaşçı bu kadar erkeğe nasıl kız bulacak? Ve merak ettiğiniz her şey için takipte kalın bekleyin okuyun ve öğrenin…

ATG için anket hafta sonuna kadar devam ediyor haberiniz olsun:

http://strawpoll.me/5388939

ATG yi 15-20 bölüm falan bekliyorsanız beklemeyin beyler 😀 geçen ay yaklaşık 120 bin kelime çevirmişim ve bu gerçekten hiç kolay değil bazıları aman ne var sadece yazıyorsun falan diyor bazen rc de ki sohbette ama gerçekte hiç hoş değil. ATG’de dil ağır ve bölümlerde çok uzun olduğundan o kadar atmam gerçekten çok zor tüm gün çeviri yapıyorum bildiğiniz yani uzun lafın kısası o kadar gelmese bile yine de elimden geldiğince atarım 15-20 gelmedi diye hayal kırıklığına uğramayın şimdiden 😀


Yorum Yap "TLT 89"