Otto Von Bismark Günceli

TLT 75

Eylül 03, 2016
Çeviri için Useless, kontrol düzenleme için Wertyul arkadaşımıza teşekkürler. Keyifli okumalar…


 Bölüm 75: Titanların Savaşı (Cesaret Müsabakası 4)

 Yemeğimizi önceden restorandan sipariş ettiğimizden oyundan çıktığımızda çoktan gelmişti.

Sebzelerle salamura yapılmış iyi pişmiş balık, bir tabak baharatlı tavuk, bir kase domuz eti ve birkaç garnitür. Kendimi bu kızlarla yaşadığım için şanslı hissetmeden edemedim. Eğer kendi başıma yaşasaydım her öğün anlık erişte yerdim. Bir ay geçtikten sonra yüzümün kötü gözükmemesi garip olurdu.

Xu Lin buzdolabından kırmızı şarap çıkardı ve gülümseyerek “Öğleden sonraki maçlar ikiye kadar başlamayacak. Bu yüzden sabahki maçlardaki başarımızı kutlamak için biraz içelim. Bu şarap sizi sarhoş etmez.” Dedi.

Xin Yu gülerek “Bu sabah sadece bir avuç işe yaramazla karşılaştık hiç uzman bir takım rakibimiz olarak gelmedi aksi halde bu kadar kolay kazanamazdık. Tehlikeye bile girmedim.” Dedi.

“Çünkü kimse sana bakmıyordu.” Xu Lin yalanladı ve bu sabah 5 hırsızın olduğu takım tarafından kovalandıkları utandırıcı durumu hatırlattı.

Bende biraz depresif hissettim. Sadece bakarak bile Xin Yu’nun yayının mavi olduğu belliydi. Ancak 12 maçta da kimse ona saldırmamıştı. Büyük ihtimalle bu kadar güzel ve seksi bir elfe ellerini süremiyorlardı.

Xu Lin’in aklına aniden bir şey geldi ve bana bakıp “Ah bu arada Lin Fan şuan ki saldırın kaç? Nasıl bu sabah ki büyücü ve rahibi anında öldürdün?” Dedi.

Kabaca hesapladım ve “Temel saldırım 425-550. Xin Yu’nun savaş tanrısının baskısının %10luk pasifini ve benim pasifimden gelen %10u eklediğimizde 513-665 gibi bir şey oluyor.” Dedim.

Xu Lin’in şaşkınlıktan dili tutuldu ama Xin Yu ve Xue Han artık şaşırmıyorlardı. Böyle yüksek bir saldırı olmadan seviye 20 büyücüyü anında öldürmek olası değildi.

Xu Lin zarifçe şarabını yudumladı ve Guo Zi’ye dönüp “Sizin takımınız ne yaptı?” Dedi.

Guo Zi sırıttı ve “Biz zar zor 12 maçı geçmeyi başardık. Özellikle son maçta 2 takımdan da bir oyuncu kalmıştı ama neyse ki benim ekipmanlarım daha iyiydi ve seviye 23 büyücüyü yendim.” Dedi.

Guo Zi’ye bakan Xin Yu “sadece 3 kişi olduğunuzdan takım kurmak için 2 kişi daha buldunuz. Diğer ikisi nasıl insanlar?” Dedi.

Joly ağzını kapatıp güldü ve “Kılıç ustası ve rahip. Yakışıklı kılıç ustası 24.seviye ve iyi ekipmanları var. Liu Yun da gözü olduğu için takıma katıldı. Onun birkaç arkadaşı bu davranışı yüzünden ona kızdı.” Dedi.

Liu Yun öfkeyle Joly’e baktı ve ifadesiz olarak “kendi işine bak.” Dedi.

Liu Yun hep herkese böyle soğuktu. Her ne kadar neredeyse 6 aydır beraber olsak da onun sadece bir kez güldüğünü gördüm. Oda eski erkek arkadaşının en son aradığı zamandı. Daha sonrasında kendini odasına kapayıp tüm gece ağlamıştı ve kim onu sakinleştirmeye çalışırsa çalışsın bir işe yaramamıştı. O zamandan beri daha soğuk oldu. Onla nadiren konuşurdum.

Guo Zi uzun zamandır Liu Yun ile birlikteydi ve onun soğuk bir görünümü olsa da aslında içinde sıcak biri olduğunu biliyordu. Bu yüzden gülümseyip “Ama kılıç ustası gerçekten kötü değildi ve oldukça yakışıklıydı. Ekipmanları ve yetenekleri de çok iyiydi.” Dedi.

Yanımda Xin Yu hor görerek “Yakışıklıymış hıh. Benim Lin Fan’ımdan daha yakışıklı olabilir mi?” Dedi.

Açıkca yüzümdeki kasların seğirdiğini hissedebiliyordum. “Lütfen….Kim seninmiş?”

Xin Yu sadece sırıttı ve başka bir şey demedi. Diğer tarafta Xue Han güzel gözlerini kırptı büyük ihtimal Xin Yu’nun bana ne dediğini merak ediyordu.


Muhtemelen bir saat falan yemek yedik ve ardından çay içtik. Kimse bir şey tartışmak istemediği için dağılıp oyuna girdiler. Hiçbirimiz elenmediği için kimse kasılmayı düşünmüyordu.

Oyuna girdiğimde şehirdeydim. Birçok oyuncu dışarı doğru koşuyordu. Hızlıca birini çekip “kardeşim neden herkes heyecanla dışarı koşuyor? Canavar saldırısı olamaz değil mi?” Dedim.

“Şey. Canavar saldırısından daha ilginç bir şey. 4 büyük grup büyük bir kavga yapıyorlar.”

Dışarı çıktığımda büyük kavganın ne olduğunu anladım. Şuan kimse klan kuramadığından sistem birini düşman yada dost olarak tanımlamıyordu. Bu yüzden onlarda sadece rastgele birilerine saldırıp çok kaotik bir manzara yaratmışlardı.

Mavi donmuş oklar ve kırmızı alev topları havayı yırtıp kalabalığa isabet ediyorlardı. Bir büyücü yüksek sınıf, alan yeteneği olan ve kullanıldığında parlak ışıklar yayan kar fırtınasını kullanıp birçok canı az kalmış okçu ve hırsızı öldürdü. Seyirciler düşen yeşil ve beyaz ekipmanların yağmalanmasını ilgiyle  bekliyorlardı. Çok çok karışın durum gittikçe kontrolden çıkıyordu.

Arkamdan tanıdık bir ses geldi. “Bu gerçekten harika. Şanghay’ın dört kuvveti gerçekten göz ardı edilemez.”

Arkamı döndüğümde bunu söyleyenin büyük bir ağaca yaslanıp bu sahneyi heyecanlı bir yüz ifadesiyle izleyen Shan Shan olduğunu gördüm.

“Ah!” Bir şövalye saldırı yeteneğini yanlış yöne doğru kullanarak direk olarak Shan Shan’ın yaslandığı ağaca isabet ettirdi. Şaşırtıcı bir şekilde canı çok az olduğundan sadece kendisini öldürdü.

Kalabalığın bakışları altında Shan Shan şanssız şövalyeden düşen yeşil kalkanı alıp envanterine koydu ve herkese sakince gülümsedi. Onun gülümsemesini gören bazı sapıklar anında yeri salyalarıyla ıslatmaya başladı.

“Lin Fan sende mi buradasın?” Shan Shan beni kalabalıktan çekti ve bana bakarak “bu kadar çirkin bir gülümseme göstererek ne istiyorsun?” Dedi.

“Kalkanı. İzleyici payı eşit olarak bölüşmeliyiz.”

“Çok aç gözlüsün. 50-50 bölüşmemizin yolu yok. Sana 40 ve bana da 60.”

Bir şey demeden sadece gülümsedim.

Shan Shan gözlerini fal taşı gibi açarak “Olamaz. Hepsine kendin mi sahip olmak istiyorsun?” Dedi.

Onunla alay etmeyi bıraktım. Önümdeki oyuncu öldüren grubu gösterip “bunlar kim? Neden burada savaşıyorlar? Turnuvanın ortasında ölünce seviye kaybetmekten korkmuyorlar mı?” Dedim.

“Onlar mı? Bir avuç Şanghay serserisi.” Shan Shan konuşurken onları dikate almıyordu.

“Yaklaşık bin kişi büyük ölçekli bir savaş yapıyor ve sen onların sadece bir avuç serseri olduğunu mu söylüyorsun? Eğer bu gerçek olsaydı polisin buna karışmaya cesaret edeceğini düşünüyor musun?”

“Neden olmasın? Silah sesini duyduklarında beş dakika içinde kesinlikle kaybolurlar.”

Artık daha fazla tartışmaya girmeden “sabahki maçlar nasıldı? Umarım takımlarımız zamanından önce karşılaşmaz.” Dedim.

“Hala sorunsuz devam ediyor.” Shan Shan gizlice bana bakıp konuşmaya devam etti. “Eğer takımlarımız karşılaşırsa benimle ölümüne savaşacak mısın?”

“Tabi ki.”


Shan Shan bana biraz boş boş baktı ve daha sonra gülerek “Lin Fan hadi düello yapalım.” Dedi.

———————ÇEVİRMEN NOTU————————–

Evet bir bölüm daha bitti devam edelim güzel ilerliyor 😀

Derbiyi kim kazanacak? Nasıl bir maç izleyeceğiz? İlk vuran kazanacak mı yoksa ilk darbeyi yiyen mi kazanacak? Kaybeden kazanana ne verecek? Merak mı ediyorsunuz? O zaman bekleyin bölüm gelsin birazdan ve hemen okuyup öğrenin…


Yorum Yap "TLT 75"