Dünyanın Oluşumu Günceli

TLT 65

Eylül 03, 2016
Çeviri için Useless, kontrol düzenleme için Wertyul arkadaşımıza teşekkürler. Keyifli okumalar…


Bölüm 65: Kasırga Şehri (Süpermarket Şeftalileri) 

 Tabi ki FIRE’nin sahneden beni fark ettiğine dahi en ufak bir fikrim yoktu çünkü tüm dikkatim o an yolda ki çerezcilerdeydi.

“Lin Fan sen Guanqian sokağının kökenini duydun mu?” Shan Shan sırıtarak sordu ve benim kafa salladığımı görünce konuşmaya devam etti. “Guanqian sokağı adını Xuan Miao tapınağının (Ç.N: önemli bir Taoizm tapınağıymış. Her şeyi araştırıyorum sizin için 😀 ) görülmeye değer bir yerinden almış. O hareketli şehir merkezinin kalbiymiş. Tıpkı Shanghay da ki Nanjing Road ve Nankin’in Konfüçyüs Tapınağı gibi. Ayrıca Guanqian sokağının da kendi ne ait bir efsanesi var.” (Ç.N: Burada ki yerler baya ünlüymüş beyler Nanjing Road da bir sokak var yaya dolu diğeri de içinde garip adamlar dolu bir tapınak 😀 )

İlgimi çektiği için sordum. “Ne efsanesi?”

Shan Shan gururla gülümsedi ve “Efsaneye göre Qing hanedanlığı döneminde yahni ve soğuk yemekler satan bir dükkan varmış. Sahibinin soyadı Lu imiş ve müşterinin az olması dolayısıyla sık sık masada uyuya kalırmış. Yine uyuyakaldığı bir gün rüyasında sık sık yardım ettiği yaşlı bir dilenciyi görmüş. Dilenci ona “Ben aslında ölümlü değilim. Bugün gitmeliyim. Bana hediye ettiğin hasır kilim hala köprünün altında ki barınağımda. Geri alabilirsin. İnanıyorum ki gelecekte sana çok yararı dokunacak.” Demiş.

Aniden kahkaha attım. Gerçekten bu hikâyeyi anlatırken Shan Shan’ın gergin yüzü çok ilginçti. Özellikle beyaz elbise giyip kar yağışı altında yürüdüğünde biraz “ölümsüz” hissi veriyordu. Etrafta ki tüm gençlerin ona bakmalarına şaşmamalı.

Shan Shan biraz kızdı ve “Sözümü kesme! Daha bitirmedim.” Dedi.

Gülerek “Tamam tamam. Devam et. Dinliyorum.” Dedim.

“Hmmph. Lu uyandıktan sonra köprünün oradaki kilimi aldı ve geri getirdi. İşe yarayacağını düşünmediğinden onu mutfak sobasına attı. O anda bir mucize oldu. Garip ama kokulu bir aroma tüm Suzhou şehrine yayıldı. Lu derhal kilimin yanmayan yerlerini sobadan çıkararak onu sakladı. Daha sonra ne zaman güveç yapsa kilimden bir hasır sapı alıp ocağa attı. Bu yöntemle ne zaman güveç yapsa daha güzel kokulu ve lezzetli oluyordu. Böylece işini büyüttü.”

O anda Shan Shan gözlerini kırptı ve bana baktı. “Bu efsaneden alınacak dersi biliyor musun?” Dedi.

Kafamı salladım. Hiçbir fikrim yoktu.

“Bu hikaye 3 puan caba 7 puan yakıt diyor. (Ç.N: çok saçma geldiğini biliyorum ama biraz aşağıda anlarsınız ama bence söz çok saçma 😀 ). Her şey böyle olmalı. Ne yaparsak yapalım abartmamamız gerek. Bunu anladın mı?”

Gülerek “Tabi ki. İlk okulda öğretmenim bunu söylemişti.” Dedim.

Shan Shan yüzünü bana çevirdi ve kelimesi kelimesine konuşmaya başladı. “Hayır sen anlamıyorsun. Hesapladığıma göre bir günde maksimum 6 saat dinleniyorsun ve geri kalan tüm zamanı oyunda harcıyorsun. Böyle devam ederse bedenin er yada geç bunu kaldıramaz. Şimdi seni dışarıya yürüyüşe çıkarmam da ki iyi niyeti anlıyor musun?”

Biraz korkmuştum. Shan Shan’ın sözleri bazı gerçekleri içerse de iyi niyet kısmı gereksizdi.

“Hadi gidelim. Açlıktan ölüyorum. Sana steamboat ısmarlayacağım. (Ç.N: steamboat güzel bir şeye benziyor. –https://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/thumb/a/aa/Day177lilybday.JPG/800px-Day177lilybday.JPG )


Eve gittiğimde saat 8 civarındaydı. Mahallede yürürken aniden ilk önce Xue Han’a bir şey almam gerektiğini düşündüm. Sonuçta o bana çok iyi davranıyordu. Bu kadar güzel ve zarif bir küçük güzelliğe saf dersem kimse inanmazdı.

Uzun süre düşündükten sonra Xue Han ve Xin Yu’ya yiyecek bir şeyler almak için aşağıda ki süpermarkete yürüdüm. Kızlar yemeyi seviyordu. Bu yüzden onlara hafif atıştırmalıklar almak iyi bir tercihti.

Süper market küçük değildi. Ama en göze çarpan şey oldukça cilveli kasiyerdi. O 16 kilometrelik bir alanda çok fazla kişi tarafından tanınıyordu. XX’in yakınındaki çoğu erkeğin buraya bir şeyler almak için gelmesinin tek nedeni kasiyerin büyük göğüslerini ve biçimli kıçını görmekti. Ben bir çok kez görmüştüm ama dikkatlice bakıp taktir etmeye zamanım olmadan Xin Yu beni zorla dışarı çıkarıyordu. (Ç.N: bunların millet ağır Abaza diye düşünüyorum bazen yada yazarda var bir şey içinde kalmış şeyleri yazıyor 😀 )

Şaşırtıcı bir şekilde tüm marketi aramama rağmen kasiyeri bulamadım. Bunun içinde hemen atıştırmalıkları alıp çıktım. Yolun köşesine vardığımda el altından kaçak olarak sakız satan birini gördüm. Shan Shan ile o kadar baharatlı yemekler yedikten sonra sakız alsam iyi olurdu. Böylece köşeye gittim ve bir hafta boyunca pişman olduğum bir şey yaptım.

“Bayan Wrigley’s Doublemint mi satıyorsunuz?” (Ç.N: Wrigley’s Doublemint –http://coolspotters.com/files/photos/233576/wrigleys-gum-profile.jpg )

Gözüm tezgahta ki küçük sakız kutularındaydı. Sakızların ambalajları biraz garip gözüküyordu. Üzerine basılmış tahrik edici resimler bile vardı. Acaba sakız çiğnerken yapmak daha mı heyecanlı oluyordu? (Ç.N: bence sen yanlış yerdesin orası da sakız satan bir yer değil 😀 )

“Hey yakışıklı nasıl bir lezzet arıyorsun. Boyutunu söyler misin?” (Ç.N: Yol ortasında ki Xin Yu’nun gelişmiş versiyonu 😀 )

Duyduğum cilveli sesten sonra kafamı kaldırdım ve şaşkın döndüm. Görevli giydiği üniforma ile gülümseyerek bana bakıyordu. Soğuğa rağmen sadece beyaz bir palto ve düşük yaka yün bir gömlek giyiyordu. Loş ışığın altında göğüs dekoltesi son derece çekici gözüküyordu.

“Sadece bir kutu sakız almak istiyorum.” Sesim biraz titriyordu. Bu büyük göğüslü kadın efsanevi süpermarket şeftalileri olmalıydı. (Ç.N: neden şeftalileri demeyin öyle yazıyor belki göğüslerden bahsediyordur kadından değil de 😀 ama çok net bir şekilde kadından bahsediyor gibi yazıyor İngilizce de 🙂 )

Kadın göğüs bölgesini vurgulamak için bedenini doğrulttu ve gülümseyerek “Utanma. Erkekler için en önemli şey sorumluluk sahibi olmaktır. Eğer kız arkadaşın hamile kalırsa kötü olur. Gel bu ablanın büyüklüğüne bakmasına izin ver.” Dedi. (Ç.N: hagsfasjghfvashjasfaksh dedim sadece 😀 )

Boyutumu nasıl ölçeceğine dair bir fikrim olmasa da küçük pembe elleri bana doğru uzanıyordu. Şuan olduğumuz yer kabin olarak yapılmıştı ve çevrede kimse yoktu. Dışarıdaki bir şey almak isteyen müşteriler burada ne olduğunu göremiyordu.

“Ablacım ben gerçekten sadece sakız almak istiyorum.”

Cezbedici bir şekilde kıkırdayıp arkamı gösterdi ve “Sakızlar orada gidip alabilirsin. Ahh doğru. Gerçekten almaya gitmeyeceksin değil mi? Bu ablanın sana numarasını vermesine ne dersin?” Dedi.

Apar topar kaçtım. Kültürlü bir görünümü olan her yakışıklı erkeğe cilve mi yapıyordu? Hmm. Onla takılacak olsam eve gidip Xin Yu ile yapmak daha güzel olurdu. En azından Xin Yu’nun şekli ondan aşağı değildi ve çok daha güzel gözüküyordu.

Atıştırmalıklarla beraber eve yöneldim. Herkes hala oyunda olmalıydı. Aldıklarımı ikiye ayırım yarısını Xu Lin ve Xin Yu’nun odasına diğer yarısını da Xue Han’ın yatağının baş ucuna koydum. Riske girip ellerimle onun pürüzsüz yanaklarına bile dokunmuştum. Fark edip etmediğini merak ederken odama girdim.

Oyuna girdiğimde Doğu kapısında ki köprüdeydim. Xin Yu ve Xue Han büyük ihtimal kasılmaya gitmişlerdi ve Shan Shan da daha çevrimiçi değildi. Ekipmanlarımı tamir ettirdikten sonra vahşi at ovasına gidip yeni haritayı görmeye karar verdim. Belki yeni görevler elde edebilirdim.

————————ÇEVİRMEN NOTU————————–

Devam beyler Devam daha yeni başladık asdsadasdsa 😀

Yeni görevler var mı? Xue Han yanaklarının ellendiğini fark etti mi? Kızlar atıştırmalıklara ne diyecek? Sakız satanın numarası ne? Bu turnuva ne zaman başlayacak? Merak mı ediyorsunuz? O zaman hemen diğer bölüm gelsin de okuyun ve öğrenin. 😀


Yorum Yap "TLT 65"