Otto Von Bismark Günceli

TLT 57

Eylül 03, 2016
Çeviri için Useless, kontrol düzenleme için Wertyul arkadaşımıza teşekkürler. Keyifli okumalar…


Bölüm 57: Kasırga Şehri (Altın Atlıların 2. Komutanı) 

 “Hayır! Biz ne krallığa nede insanlara ihanet ettik. İhanet ettiğimiz tek kişi yaşlı ve aptal kral. Vahşi at ovasında biz ne insanları talan ettik nede tüccarları öldürdük. Biz sadece dağda vahşi hayvanları avlayarak yada balık tutarak yaşadık. Ve büyülü hayvanlardan elde ettiğimiz özleri kullanarak tüccarlarla ticaret yaptık.”

Komutanın inandırıcı bir havada heybetli bir şekilde konuştuğunu görünce hemen yalanladım. “Altın atlılar alayında çok fazla asker var. Herkesi bu şekilde beslediğinizi söyleme.”

“Tabi ki hayır.” Lin He’nin yüzü korkunç gözüküyordu. “3 yıl önce Altın Atlılar Alayı hala 50 bin asker içeren gerçekten büyüleyici ve büyük bir orduydu. Ama bu birkaç kısa yıl içinde pek çok asker sürekli bizden ayrıldı. Şuan alayımızda 20 bin asker bile kalmadı.”

“O zaman. Hiçbiriniz gelecekteki gelişiminizi düşünmediniz mi? Neden hala krallığa karşı çıkıyorsunuz? Ben sizin ölümsüz güçlerinin topraklarımızı sürekli olarak lekelediğini bildiğinizi düşünüyorum. İleride ki kereste fabrikası bile onlar tarafından ele geçirildi. Kasırga Şehri büyük bir tehlike içinde. Şu an ülkenin size ihtiyacı var. Ama siz hiç insanlar için savaşıp şövalye onurunuzu yeniden yüceltmeyi hiç düşündünüz mü?”

Neredeyse böyle bir konuşma yaptığımdan tüylerim diken diken oluyordu. General Lin He korktu ve ifadesi uzun bir süre değişti. Ve sonra nihayet konuştu. “Eğer geri dönersek General Drake kesinlikle ihanetten çarmığa gerilip diri diri yakılacak.”

“Bu kadar gevezelikten sonra hepsi boşa gitti.” Gizlice lanetledim. Diğer yandan Lin He yeniden konuşmaya başladı.

“Asker arkadaşım! (Ç.N: bizde ki gibi değil. İkisi de asker olduğundan böyle söylüyor.) Artık kaçamazsın. Ancak beni yenebilirsen seni serbest bırakacağım.”

Olayı anlamam birkaç saniye sürdü. Çift kılıçlı kılıç ustaları savaşlarda piyade gibi davranıyordu. Bu aslında şövalyelerin kılıç ustalarını küçümsemelerinin ana nedeniydi. Buradan yolumdakileri öldürüp kaçacak yeteneklerim olmadığından Lin He ile düello yapmak kulağa çok kötü gelmiyordu. Ama yine de bu bir görev miydi bilmiyordum.

Sistem bildirimi: Altın Atlılar Alayının 2. komutanı General Lİn He’nin düellosunu kabul ediyor musunuz?

Hemen “evet”e bastım. Aynı anda etraftaki Altın şövalyeler General Lin He ve bana daha çok alan vermek için biraz geri çekildiler.

Ata binmiyordu. Sadece bir şövalye kılıcı kullanıyordu. Kalkanını bile bir kenara atmıştı.

“Hooonngggg~”

Lin He’nin tuttuğu kavurucu alevler yayan kılıcı kafama doğru inmeye başladı. Kavurucu sıcaklık bana bu saldırıyı yersem düellonun geri kalan kısmında pasif kalacağımı açıkça söylüyordu.

“Swish~!” buz gibi kılıcımı Lin He’nin vücuduna indirdim. Aniden vücudu havada dona kaldı ve elindeki kılıcın alevleri söndü.

[Kombo] [Ağır Vuruş]

2 saldırıdan sonra Lin He’nin canı 400den fazla azalmıştı. Onun saldırısı da bana isabet etti ve şaşırtıcı şekilde 86 hasar verdi. Bu kadar şiddetli bir darbe almayalı uzun zaman olmuştu. Her ne kadar ayarlarda acı hissetme %1e ayarlanmış olsa da hala acıtıyordu. (Ç.N: çok değil mi koskoca %1 sonuçta 😀 ). Duyduğum kadarıyla Shan Shan acı hissini tamamen kapatmıştı. Sanırım o acıdan benden daha çok korkuyordu.

Lin He’nin saldırı hızı oldukça yüksekti. Neredeyse her saldırıma karşılık veriyordu. Birkaç saldırı sonrası acı bir şekilde canımın abartılı oranda azaldığını fark ettim. Lin He’nin %80 canı duruyordu ama ben zar zor hayatta kalıyordum. Sadece hareket hızındaki üstünlüğüm sayesinde etrafta dolanırken can iksiri içmeme güvenebiliyordum. Şanslıyım ki canavar öldürerek elde ettiğim iksirler önemli bir miktardaydı. Şiddetli Lin He’yi öldürmem mümkündü.

Dünya sıralamasında 6. olan oyuncu zırh kaplı bir şövalye tarafından kovalanıyor ve zaman zaman çığlık atıyordu.

Yarım saat sonra son iksirimi içtim ve neredeyse 10 [Donmuş Bıçak], 100 [Ağır Darbe] ve [Kombo] kullandıktan sonra Lin He’yi sonunda yendim.(Ç.N: 2. komutan buysa Drake nasıl 😀 ). Eğer bir hesap yaparsak Lin He’nin canı muhtemelen 10.000den fazlaydı. 2. komutan bu düzeydeyse o zaman Kaptan Drake tanrı gibi olmaz mıydı? (Ç.N: yazarda benim gibi düşünmüş 😀 )

Her ne kadar Lin He ölmese de yine de ekipman düşürdü. Ve daha şaşırtıcı bir şekilde tam 18 görev eşyası düşürdü. Aniden kafama dank etti. Belki de aslında bu açgözlü bir piçtir. Sonuçta üzerinden bu kadar şey çıkmıştı.

Ekipmana baktığımda mavi kask olduğunu gördüm.

Bu sefer kafama talih kuşu konmuştu. Zırhlı kasklardan az bulunuyordu. Hemen özelliklerine baktım.

[Cesur Altın Koruyucu] ( Mavi Ekipman )

Savunma: 54

Canlılık: +18

Kuvvet : +16

Çeviklik: +8

Seviye gereksinimi: 28


Özellikleri gerçekten mükemmeldi. Verdiği savunma 21. Seviye isteyen mavi zırhımdan fazlaydı ayrıca kuvvet ve canlılıkta oldukça iyi veriyordu. Eğer bu ekipmanı satarsam şuan ki şartlarda diğer oyuncular bunu almak için ölecektir. Ve tabi ki fiyatta zirveyi görecektir. Müzayede evinde ekipmanın sırası satış fiyatına bağlıydı. Sattığım hançer listede en üstteydi. Oyuncular ticaret menüsünü açtıklarında ilk gördükleri şey müzayede evindeki listede ilk 10da olan eşyalardı. Yüksek fiyatlı eşyalar daha çok göze batacağından fiyatları daha fazla artıyordu.

Tabi ki ben bu kaskı satmaya dayanamazdım. İstediğim zaman ekipman avlayabilirdim ve daha iyisini bulduğumda satmak için hala geç olmayacaktı. Seviyemin çoğu oyuncudan oldukça yüksek olması eski ekipmanlarımı bile iyi fiyata satabilmemi sağlıyordu. Lin He’yi yenerek aldığım deneyimle 28.seviye oldum ve sıralamada 5.liğe yükseldim. Önümdekileri kontrol ettiğimde [Impulsive Hotpot] 1.likten 3.lüğe düşmüş ve şuan ki 1. [Release That Girl] isimli bir şövalyeydi. Bu benim keyfimi kaçırmıştı. Şövalyeler yüksek hasarı olmayan bir sınıftı. Nasıl bu kadar hızlı seviye atlamıştı?

Belki de şans eseri dengesiz bir ekipman elde etmişti. Ama yakında [Impulsive Hotpot] onu yakalayacaktı. Onun kişiliğini biliyordum ve kesinlikle başkalarından aşağı olmaya dayanamıyordu. (Ç.N: en büyük rakibin desene 😀 )

Lin He yerde yatarken beti benzi atmış bir şekilde “Yenildim. Geri dönebilirsin ve aptal Roger’a söyle sen beni yensen bile bu onun harika olduğu anlamına gelmez. Bana karşı o sadece birkaç vuruş dayanabiliyor.

Gülümsedim ve “General ben hala kendiniz ve askerlerinizin hatırı için bunu yeniden düşüneceğinizi umuyorum. Bu kadar ayrı kaldıktan sonra kesinlikle ev hasreti çekiyorlardır.” Dedim.

Lin He ağzını hareket ettirse de bir şey demedi. Kalktı ve çadırına gitti. Bende daha fazla bir şey söylemedim ve Altın Şövalyeler benim gidiş yolumu çoktan açmıştı.

Görev eşyalarını saydım ve 2 tane eksik olduğunu fark ettim. Kapıda 2 tane daha altın şövalye öldürürsem görev tamamlanacaktı.

“Beep.” Biri arıyordu ve arayan Shan Shan’dı.

“Lin Fan şehre gel. Çabuk!” Sesi gerçekten endişeli geliyordu.

——————–ÇEVİRMEN NOTU——————

Bölümler güzel yerlerde mi bitmeye başladı ne 😀

Şehirde ne oldu? Shan Shan neden endişeli? Diğer bölümde öğreneceğiniz büyük haber ne? (NOT: hikayeyle ilgili benle değil 😀 ) Shan Shan terfi görevinden ne kazandı? Merak mı ediyorsunuz? O zaman bekleyin okuyun ve öğrenin…


Yorum Yap "TLT 57"