Otto Von Bismark Günceli

TLT 56

Eylül 03, 2016
Çeviri için Useless, kontrol düzenleme için Wertyul arkadaşımıza teşekkürler. Keyifli okumalar…


 Bölüm 56: Kasırga Şehri  (Altın Atlıların Merkezi)

 8.30 da eve geldiğimde herkes çoktan oyundaydı.

Oyuna girdiğimde vahşi at ovasındaydım. Görev için gerekli olan 100 eşyadan sadece 8 tane toplamıştım. Şuan ki hızım saatte 2-3 tane olduğundan muhtemelen görevi bitirmek için 40 saat uğraşmam gerekiyordu. Bu kadar uğraştıktan sonra ödülün ne tür bir sürpriz olacağını gerçekten bilmiyordum. Tüm serverlarda hala görülmemiş mor ekipman olabilir miydi?

Çok uzakta olmayan küçük bir grup keşif askeri bana doğru geliyordu. Tam harekete geçecekken birden aklıma bir şey geldi. Her zaman bunun gibi keşif askerlerinden oluşan gruplar ovada kayboluyor ve daha sonra başka bir grup gözüküyordu. Ancak bu birliklerin hiç biri Altın Atlıların kampına girmiyordu. Uzun tahta çitlerin dışında başka bir kamp olabilir miydi?

Keşif askerlerini uzaktan takip ettim. 10 dakika sonra Altın Atlıların kampının etrafında dolaşmayı bitirdiler ve kayboldukları çam ormanına ulaştılar. Yaklaştığımda toprak üzerindeki toynak izlerini ve sakin bir yol gördüm.

Diğer kampları buralarda olmalıydı.

Yolumdaki keskin dalları kılıcımı sallayarak kesiyordum. 5 dakika boyunca ilerledim. Önümdeki ovanın manzarası gittikçe genişliyor ve yüksek ağaçların sayısı azalıyordu. Gittikçe daha fazla açık alan görebiliyordum ve biraz zaman geçtikten sonra yükselen bir duman gördüm.

Önümdeki çalıları doğradıktan sonra birkaç tane büyük çadır gördüm. Açıkça burası Altın Atlıların dış bölgede konuşlanan birliklerinin yeriydi. Yüksek çitler yerine keskin kütüklerle basit bir şekilde çevrelenmişti. Sanırım burasının biri tarafından bulunacağını düşünmüyorlardı.

Eğer askerlerini buradan gönderirlerse bu düşmanları için büyük olasılıkla öldürücü bir darbe olurdu. Uçan Şövalye Süvarilerinin tamamen yenilmesine şaşmamak gerekiyordu.

Bir şeyler yanlıştı. Burada konuşlanmış askerlerin hepsi elit gibi duruyordu.

Kampı koruyan askerlerin hepsi altın şövalyeydi. Gümüş şövalyelere gelince onlar kampın dışında konuşlanmışlardı. Bu durum görevi tamamlamak için gerçekten elverişliydi. En azından etrafta altın şövalye aramama gerek kalmayacaktı.

Keskin kütüklerin aralarındaki boşlukları kullanarak içerisinde çok asker olmayan kampa girdim. Sadece benim görev eşyalarını daha hızlı elde etmemi sağlayacak birkaç tane altın şövalye devriye geziyordu. Her grubun 5 altın şövalye tarafından oluşturulduğunu gördüm. Muhtemelen onları yok etmek için bir tane orta boy can iksiri gerekecekti.

Hızlıca karar verdim ve [Pusu] yeteneğimi kullanarak altın şövalyelerin geçeceği yolda kendimi gizledim. 5 altın şövalye yavaşça bana doğru geliyordu. Neredeyse kendi sesimi duyabiliyordum. Önceden sadece düşünmüştüm ama eyleme dökmek tamamen farklıydı. Ayrıca ben matematikte kötüydüm. Özellikle de yüksek cebirde. Okulda olduğum zamanlarda sık sık matematik için Xin Yu’dan yardım istiyordum. (Ç.N: bu konuya nasıl girdin sen 😀 helal olsun ne diyelim 😀 )

Kafamı salladım ve sessizce kendime sövdüm. “Ucuz piç. Neden hala onu düşünüyorsun?”

Altın şövalyeler 5 metre yakınıma geldiğinde gölgelerde gizlenen beni fark ettiler. Ne yazık ki 5 metre mesafeden [Saldırı] yeteneklerini kullanamıyorlardı ki buda benim beklediğim şeydi. [Saldırı] yeteneğinin verdiği hasar göz ardı edilemezdi. Özellikle 5 i birden kullanınca canımın 1/3ü gidebilirdi.

Şövalyelerin kılıçlarını acımasızca bedenime doğru salladıklarında ‘Clink-Clank’ sesleri duyuldu. Neyse ki savunmam yüksekti böylece ölümcül bir hasar almadım. Öte yandan 1 şövalyeyi öldürmek için en az 10 saldırı yapıyordum ve can potlarının azalma hızı fazlaydı. Neyse ki altın şövalyeler oldukça cömertti. Neredeyse yarısından öldürme hızımı korumamı sağlayan orta boy can iksiri ve mana iksirleri düşüyordu. Ayrıca ekipmanlarda daha fazla düşüyordu. Gümüş şövalyelerin eşya düşürme şansı normal canavardan daha yüksekken altın şövalyelerin haliyle daha yüksekti.

6-7 dakika sonra 5 altın şövalyede yerde yatıyordu. 3 tane görev eşyası ve +11 çeviklik, +8 canlılık veren 25.seviye isteyen bir yeşil deri bilek koruması düştü. Şuan da Xin Yu 24.seviyedeydi ve yakında bunu kullanabilirdi. Onun göz kamaştırıcı gülümsemesi ve seksi sesini çoktan hayal edebiliyordum.

Onları çekip öldürmem için gereken zamanı hesapladım. Her 10 dakikada 5 tane altın şövalye öldürüp 3 görev eşyası elde edebiliyordum. Buda saatte 18 ederdi. Bu hızla belki de öğle yemeğinden önce bu çok yüksek zorluğu olan görevi bitirebilirdim.


2 saat sonra saat hala 10.30 iken envanterimde çoktan 74 tane görev eşyası vardı. Düşündüğümden daha hızlı ilerliyor gibi gözüküyordum.

Kampın içinde ki altın şövalyeler gittikçe daha çok azalıyordu. Daha fark edemeden çoktan kampın çekirdek bölgesine giden yoldaki tüm şövalyeleri öldürmüştüm. Önümde son derece büyük ve en az 10 tane altın şövalyenin koruduğu bir çadır vardı.

Bu çadırda kalan kişi bu kampın en yetkili komutanı olmalıydı.

Tam altın şövalyeleri cezbedip kendime çekecekken aniden birisi çadırın girişini açtı daha sonrada sert ve heybetli bir sesle “Düşman saldırısı.” Diye bağırdı.

Şok olmuştum. Bu sözde düşman saldırısı benden bahsediyor olabilir miydi?

Lanet olsun! Benim varlığımı çadırdan bile anlayabiliyorlardı. Kanlı auram yüzünden mi kendimi açığa çıkarmıştım?

Çevremi aniden 10dan fazla altın şövalye sardığı için daha fazla düşünemedim. O anda komutana benzeyen biri elini salladı ve tüm askerler durdu. Soğuk bir tuttukları kılıçlardan yansıyan ışığı gördüğümde bilinçsizce titrememe engel olamadım.

“Kimsin sen? Altın şövalyelerin kampına bile pusu kurmaya bile cüret ettin.” Komutan görünümlü adam korkunç bir sesle sordu.

Biraz düşündükten sonra adalet duygusu barındıran bir tonla “Ben Kaptan Roger tarafından isyancıları yok etmem için gönderilen krallığın bir kılıç ustasıyım.” Dedim.

Altın Şövalyelerden biri kılıcını sallayıp “General Lin He bu saçmalığı dinlemeye gerek yok. Kafasını keselim. Krallıktan gelen bir kılıç ustası? Pffft” dedi.

Lin He soğuk bir kahkaha attı ve “Hmmmph. İsyancılar? Gerçekten de gözünde biz isyancı olabiliriz ama ne fark eder? Ülkenin en iyi elitleri ilan edilen Uçan Şövalye Süvarileri bile bizim tarafımızdan darmadağın edildi. Kral baş komutan Drake’yi öldürmek istiyor. Silah arkadaşları olarak onun için cehenneme bile gideriz gerçekten de bir şey yapmadan kenara çekileceğimizi mi düşünüyorsun? Eğer 3 yıl önce baş komutan Drake Altın Şövalyelerle krallığı korumasaydı o kral çoktan çarmıha gerilip yanarak ölmüştü. Sözde kutsal kilise ölümsüzlere karşı koyabilecek mi?” Dedi.

Derin bir nefes aldım ve “Ne olursa olsun krallığa ve insanlara ihanet ederek şövalye yemininizi bozdunuz. Siz krallığı ve insanları terk edip hala kendinize şövalye mi diyorsunuz?” Dedim.

—————————–ÇEVİRMEN NOTU———————-

Bu bölümde bitti yarın görüşelim 😀

Lin Fan’a atara atar gidere gider diyecekler mi? Drake nasıl birisi? Lin Fan bu durumdan canlı çıkabilecek mi? Merak mı ediyorsunuz? Bekleyin okuyun ve öğrenin…


Yorum Yap "TLT 56"