Otto Von Bismark Günceli

TLT 53

Eylül 03, 2016
Çeviri için Useless, kontrol düzenleme için Wertyul arkadaşımıza teşekkürler. Keyifli okumalar…


 Bölüm 53: Kasırga Şehri (Duvara Tırmanmak)

 Xu Lin’in çenesi sanki düşmüş gibiydi. Li Qing’in ağzı açık kalmıştı. Guo Zi bana sanki önünde sürünen bir tarih öncesi Trilobit (Ç.N: Trilobit –https://tr.wikipedia.org/wiki/Trilobitler ) görmüş gibi bakıyordu.

“Hey. Lin Fan nasıl bu kadar cüretkâr oldu? Xin Yu’ya bile sarıldı. Göğüslerine dokunmaktan korkmuyor mu?” Guo Zi bize hilekar gözlerle bakan Joly’e gizlice söyledi. Joly sesini alçaltıp “Sessiz ol. Belki de Lin Fan uzun zamandır bir kadına dokunmamıştır ve şimdi kendini tutamıyordur. Neden? Sende onu rahatlatmak mı istiyorsun?” Dedi.

Guo Zi’nin yüzü kızardı ve kızmış bir şekilde “Saçmalama. Kendine bak… sapık.” Dedi.


Kendimi kontrol eksikliği mi fark edemeden Lu Xue Han alçak bir sesle “Yeterince sarılmadın mı? Lin abla izliyor.” Dedi.

Lu Xue Han’ın büyüleyici yüzünün kırmızıya döndüğünü gördüğüm de kalbimin sallandığını hissettim. Yine de ellerimi geri çektim. Bir şey içmesem de çoktan kendimi kaybetmiştim. Bu çok açıktı.

Xin Yu masada ki yemekleri gördüğünde dudaklarını büzüştürdü ve güldü. Lu Xue Han hala yüzü kızarık bir şekilde fısıldadı. “Yemek hazır. Şimdi yiyebiliriz.”

İçinde birçok malzeme olan çoktan pişmiş tavuk çok güzel kokuyordu. Xin Yu biraz tavuk alıp benim ve Lu Xue Han’ın tabaklarına koyduktan sonra “Biraz daha yiyin. Yemekten sonra uyuyacağız. Bu gece şiddetli kar yağışı olacağını duydum.” Dedi.

“Şiddetli kar yağışı mı?” Şaşırmış şekilde Xin Yu’ya bakıp “Bu sene kış erken gelecek gibi.” Dedim.

“Ancak bazılarımız için baharda erken gelmiş gibi görünüyor.” Xu Lin acı bir hisle konuştu.

Xin Yu ve ben bir şey demedik. Xue Han’ın yüzü daha fazla kızardı. Neyse ki Xu Lin de biraz vicdan vardı ve hemen konuyu değişti. “Çin yeni yılına hala bir ay var. Sevdiklerinizle eve gitmeyi düşündünüz mü?”

Xue Han’ın narin vücudu hafifçe sallandı ve korkmuş bir şekilde.”Hayır. Ben gitmek istemiyorum.” Dedi.

Onun ailesiyle ilgili büyük bir anlaşmazlığı vardı eğer olmasaydı genel evlerin bulunduğu bu bölgeye gelmezdi. O çok güzeldi. Kendini satmayacağını söylediğin de kimse ona inanmamıştı. Çeşitli fırsatlarla engel olmasaydım çoktan  bu sapık kurtlar tarafından uygunsuz şeylere maruz kalırdı. Ve bende onun el üstünde tuttuğum iffetini koruyamayacaktım.

Xue Han bana her zaman minnettardı. Bir şey söylemese bile bunu biliyordum.

Xin Yu tabağıma başka bir et parçası koydu ve ifadesiz bir yüzle “Ailem benden çoktan vazgeçti. Bende eve gitmek istemiyorum. Onlarla yeni yılı geçirecek ruh hali içinde değilim.” Dedi.

Xin Yu ve Xue Han hariç diğer kızlar evlerine girmek istiyordu. Aileleri dışarıda ne yaptıklarını bilmiyorlardı. Xu Lin yalnızdı ve burası da tabi ki onun eviydi gitmesine gerek yoktu. Bir şey dememiş tek ben kalmıştım.

Kolamı içtikten sonra gülümsedim ve “Eğer eve gidersem geri gelmem çok uzun zaman alır. Korkarım ki Xin Yu ve Xue Han’ı özleyeceğim. Gitmesem daha iyi. Bu sene yeni yılı herkesle beraber kutlarım. Ne diyorsunuz?” Dedim.

“Mükemmel.” Xin Yu’nun büyüleyici gülümsemesinde rahatlama izleri vardı.

Xİn Yu’nun güzel yüzünü gerçekten çimdiklemek istesem de herkesin baktığını görünce kendimi zapt ettim.

Yemeği bitirdiğimizde saat çoktan sabah 1 i geçmişti. Yatağa uzanıp gözümü kapadım ama uyuyamadım. Xu Lin’in sözleri beni biraz etkilemişti. En azından şimdi iki güzel kız Xin Yu ve Xue Han bana eşlik etmeye devam ediyordu. Geçmişi düşününce sil baştan başlayabilseydim Xiao Yu’nun gitmesine izin verir miydim?

Büyük ihtimal sonuç yine aynı olacaktı.

İnsanlar böyledir. Yumuşak olmanın sadece kendilerine zarar vereceğini bilseler bile yine de aynı şeyleri yaparlardı.

Hala keder duygusu hissetsem de derin bir uykuya daldım. Rüyalar sanki insana acı veren sonu olmayan bir sunum gibi hiç durmuyordu.


“Beep… Beep…”

Gürültülü cep telefonu kabusumdan beni uyandırdı. Telefonu alıp baktım ve arayan beklenmedik bir şekilde Shan Shan’dı. Camdan baktığımda her yer beyazdı ama görünüşe göre daha gün ışığı yoktu. Bu kadar erken saatte ararken aklında ne vardı?

“Merhaba Shan Shan sen misin? Neden bu kadar erken saatte rahatsız ediyorsun? Ne oldu?”

“Lin Fan çabuk kalk. Daha kalın giyinip beni okuldan al.” Shan Shan’ın sözleri heyecanını gizlemiyordu.

“Sorun nedir? Önce söyle. Sadece 3 saat uyudum…” Saatime baktım. Saat sabah 4 dü.

“Sadece gel. Yalvarıyorum. Okul kapısına geldiğinde beni ara.”

Benzersiz şekilde yalvaran ses tonu yüzünden hayır diyemedim. İsteksizce giyindim. Dişimi fırçalayıp yüzümü yıkadıktan sonra böyle gitmenin uygunsuz olacağını düşündüm. En azından Xu Lin’e söylemeliydim ama onu rahatsız etmek istemiyordum. Seçme şansım olmadığından Lu Xue Han’ın kapısını açmayı denedim. Beklenmedik bir şekilde açıldı.

Görünüşe göre Xue Han uyurken kapıyı kilitlemiyordu. Bana karşı çok korunmasızdı.

Isıtıcı yüzünde Xue Han üzerine sadece ince bir yorgan örtmüştü. Kar beyazı kolu yorgandan dışarı çıkmıştı. Gülen suratındaki iki küçük gamzeyle beraber son derecede şirin gözüküyordu.

“Xue Han. Uyan.” Eğer yumuşak tenine dokunursam yanlış bir şey yaparım diye korkumdan sadece onu yorganın üzerinden hafifçe sallıyordum.

Xue Han miskin miskin gözlerini açtı. Yüzündeki şaşırmış ifadeyle birlikte “Lin Fan buraya nasıl girdin? Hala çok erken sorun nedir?” Dedi.

Açıklayacak zamanım yoktu Shan Shan beni acele ettiriyordu. Gecenin köründe dışarı çıkmak beni kötü gösterecekti. Basitçe uzun hikayeyi kısalttım. “Shan Shan beni bu saatte arayıp çok önemli bir şey olduğunu söyledi. Lin ablaya bu olayı sabah söylemeni istiyorum.”

“Bu kadar mı?”  Xue Han dudaklarını büzerek cevapladı. İfadesi çok garipti. Sanki ilişkisi keşfedilmiş bir erkek gibi çok rahatsız hissettim.

“Evet. Bu kadar. Teşekkür ederim.” Başımla onaylayıp odadan çıktım.

Dışarı çıktıktan sonra kapıyı kilitledim. İçeride 7 tane güzel varken bir yabancının içeri girmesini istemem. Çoğu insan kendini tutamaz. Bana gelince büyük ihtimal Xiao Yu tarafından oluşturulan yara iyileşmediğinden şu an cezbedici ve lezzetli Xue Han’ı nasıl elde edeceğimi bile düşünmüyordum. (Ç.N: bu çocuk dediği gibi temiz bir çocuk mu yoksa sapık mı anlamıyorum bazen…)

Hala karanlık olan sokaklar kalın bir kar tabakasıyla kaplanmıştı. Kar taneleri hala ağır ağır süzülüyordu. Etrafta sadece karı temizlemek için sıkı çalışan birkaç işçi vardı. O anda etrafta ki dükkânların noel süsleriyle donatıldığını fark ettim. Tatil atmosferi çok güçlüydü. Her ne kadar birçok kişi Çinlilerin yabacı tatilleri kutlamaması gerektiğini söylese de ben buna katılmıyordum. Bu tatillerdeki küçük eğlencelerle hayat daha az sıkıcı olmuyormuydu.

XX üniversitesine geldim ve Shan Shan’ı aradım.

“Ana kapıya geldin mi? Talimatlarımı dinle. Duvara tırman sonra batıya 150m yürü. Geldin mi? Orada ki küçük duvarı görüyor musun? Yan tarafında küçük bir ağaç var. Tamam ağaca tırman ve diğer tarafa atla.”

Sessizce küçük ağaca ve duvara bakıyordum.

Çok heyecanlı! Dört sene olmuştu ve sonunda yeniden okul duvarına tırmanacaktım.

—————————ÇEVİRMEN NOTU————————–

Görüşmeyeli nasılsınız? İyisinizdir inşallah. Ben iyi gibiyim ama hafif bir burukluk var üzerimde.

Lin Fan duvardan karşıya geçebilecek mi? Duvar kaç metre? Ağaçta hangi meyveler yetişiyor? Merak mı ediyorsunuz? O zaman söyleyeyim bende bilmiyorum 😀 😀 😀


Yorum Yap "TLT 53"