Kilimanjaro Günceli

TLT 27

Eylül 03, 2016
Çeviri için Useless, kontrol düzenleme için Wertyul arkadaşımıza teşekkürler. Keyifli okumalar…



 Bölüm 27: Sessiz Köy (Veba Mezarlığı)

 Gündüz vakti olsa da mezarlığın yolunda çevredeki vebaya yakalanmış bölge sakinleri gözüküyorlardı. İnandıkları ikiz tanrılar onlara yardım etmek için bir şey yapmamış çaresiz bir şekilde ** sesleri çıkaran insanları yalnız bırakmıştı. (Ç.N: sesler yine hayal gücüne kalmış yazar yüzünden 😀 ). Yol kenarındaki çalılıkların her tarafı siyah kemiklerle dolmuştu. Vebanın insanlara olan zararı çok fazlaydı.

Oyundaki gerçekçiliği incelerken ana yolda ilerlemeye devam ediyordum. Bir süre sonra yolun sonuna gelmiştim, önümdeki tek şey veba virüsüyle kirlenmiş otların bile siyah renkte olduğu ormandı. Uzakta 18.seviye orman örümcekleri çalılıklarda davetsiz misafirleri bekliyorlardı.

Neredeyse 17. Seviye olacağım için örümcekleri bu amaç için kullandım.

“Poof~!”

Sistem bildirimi: Orman örümceğinin veba virüsüne yakalandın. Can yenileme hızı %50 azaldı. Herhangi bir iksir kullanman engellendi.

Konuşacak bir şey bulamıyordum. Bu veba virüsü çok muhteşemdi. Rahip olmadan çoğu kişi kısa sürede ölürdü. Her ne kadar iksir almaya gücü yeten çok oyuncu olmasa da iksirleri bile engelliyordu. Tabi ki parayı su gibi kullanan Murong Shan Shan istisnaydı.

Üçüncü örümceği öldürdüğümde çoktan canımın yarısı gitmişti. Neyse ki 17.seviye oldum ve üzerimdeki virüs etkisi yok oldu. Bu olaya çok sevinmiştim. Hemen ketçap içtim. Artık bu kadar temkinli olmama gerek yoktu.

Örümcekten düşen küçük mavi iksiri aldım. Her ne kadar bu küçük iksirin fiyatı belli olmasa da kara borsada tanesi 5 RMB ( 2 TL ) ye satılıyordu. Pahalı olsa da alacak zengin oyuncular çıkıyordu.

Aşağı doğru yürüdüğümde örümceği bırak canlı hiçbir şey görmüyordum. Buradaki atmosfer oldukça iç karartıcıydı zaman zaman ürpertici rüzgarla beraber tiz çığlık sesleri bile duyuluyordu.

Ben cesur değildim. Tüm vücudum titriyordu. Aniden iletişim bölümünü açıp Xin Yu’yu aradım ve “Hey güzel kız. Ne yapıyorsun?” Dedim.

Xin Yu’nun sesi belirsiz gibiydi ve “Ne oldu? Beni mi özledin?” Diye cevap verdi.

“Hayır. Sadece şuan biraz sıkılıyorum. Ortamı hafifletmek için neden şarkı söylemiyorsun?”

Xin Yu kötü bir sırıtmayla ” Hadi ama ben “18 vuruş” dışında bir şey söyleyemem. Dinlemek ister misin?” Dedi.

“Unut gitsin. Yemeğe çağırmayı unutma”

“Gerek yok. Küçük güzellik Xue Han seni çağırır. Bana gerek yok.” (Ç.N: kıskançlık mı sezdim ne )

“…”

İletişimi kapattım. Şarkı söylemese de keyfim düzelmişti. Bir süre Xin Yu’nunda bazen yalnız olduğunu düşündüm.

Terk edilmiş ormanın batısına doğru yarım saat yürüdükten sonra ürkütücü bir mezarlık gördüm. Ağaçlar azalırken yerine mezar taşları çoğaldı. Mezarlığın çevresinde kemikten askerler ileri geri devriye geziyorlardı.

Birçok mezarla çevrelenmiş harap eski büyük bir bina vardı. Bazı açık mezarlardan çıkan kötü koku yüzünden kusmamaya çalışıyordum. İskelet savaşçıların olduğu yeri inceledim. Seviye 22 canavarlar tek başıma kolayca halledebileceğim türden değildi.

Çömelerek iskelet savaşçıların birine yaklaştım. Kılıcımı çektiğim an fark edildim.

İskelet savaşçının reaksiyon hızı çok fazlaydı. Daha kılıcımı bile kardıramadan bir bıçak hızlıca bana vurdu.

“55!”

Bu benim için büyük sürpriz oldu. 21.seviye patron sınıfı golem bile bana bu kadar vurmuyordu. Kılıcımla karşılık verdim.

“184!”

Evet. Yanlış görmemiştim. Kritik vuruş olmamasına rağmen fazla hasar vermiştim. İskelet savaşçının canı yarıya inmişti. Zaman kaybetmeden yeniden saldırdım.

“196!”

Seviye 22 iskelet savaşçı beklenmedik bir şekilde 2 vuruşta ölmüştü.

Aniden ölümsüz ırkındaki canavarların saldırısı çok olsa da savunma ve canlarının az olduğunu anladım. Kazandığım deneyim 18.seviye canavarlarınkinin neredeyse üç katıydı. Bu benim gibi yüksek saldırı ve savunması olan kılıç ustaları için mükemmel bir durumdu. Büyücüler böyle anormal hasarlara karşı koyamazdı yüksek hasarı olmayan savaşçılarda canavarı öldüremeden haşat olurlardı.

Ketçabın faydasına benim iskelet savaşçılardakine benzer reaksiyon hızım la birleşince 1 kere hasar aldığımda onu öldürebiliyordum. Böyle devam ederek çevredeki canavarları temizledim. 1 saat sonra deneyim barım %30 dolmuştu. Böyle devam ederse yemeğe kadar 18.seviye bile olabilirdim.

Veba mezarlığı merkezinde büyük bina olmak üzere dokuz bölgeye ayrılıyordu. Böyle büyük kasılma alanı ağzımın suyunun akmasına yol açıyordu.

Sıralamaya baktığımda şuan şehirde 1. bendim. Mutlu bir şekilde mezarlığın diğer bölgesine gittim. Etraftaki canavarları temizlemem bana tanesi 500 can yenileyen dört tane orta boy can iksiri kazandırmıştı. Şuan onların tanesi 1 altın sikkeye satılıyordu. Onların hepsine satılacak şeyler gibi bakıyordum. Hepsi satılmalıydı. (Ç.N: para diye diye çıldıracak çocuk.)

Canavarları nasıl çekeceğimi düşünürken tepenin yanında içinde küçük bir insan gölgesi olan bir kulübe gördüm.

Kulübenin olduğu yere gidip içeri gittiğimde yatakta zorla nefes alan yaşlı bir adamın olduğunu gördüm. Göğüs bölümü veba yüzünden çürümeye başlamıştı. Yaşadığının tek kanıtı hala nefes almasıydı.

Bu bir görev olmalı.

Vakit kaybetmeden konuşmak için yanına gittim. Konuşmadan önce bana bakıp burada ne olduğunu anlatmaya başladı:

“Ben burada mezar bekçisiydim ancak ne yazık ki 3 yıl önce buraya gelen ruh çağırıcılar peşlerinden ölüm getirdi ve bu vebanın başlamasına neden oldu. O zamandan beri yaşayan kimse buraya gelmeye cesaret edemiyor çünkü eskiden ölü olanlar canlanıp iskelet savaşçı olmaya başladılar. 6 ay önce veba bana da bulaştığında bir keşiş mezarlıkta yetişen bir çiçeğin bu hastalığı geçireceğini söyledi. Ama şuan çiçeği bulacak gücüm yok. Genç adam çiçeği bulmak için bana yardım eder misin?”

—————–ÇEVİRMEN NOTU————-

Okuması iyi dimi beyler arada yapmak lazım böyle bölüm fırtınası ama tek güne sıkıştırınca beni bitirdi 😀

Lin fan çiçeği bulabilecek mi? Xin Yu’ya olan hisleri değişti mi? Shan Shan ne zaman gözükecek? Shan Shan Lin Fan’a karşı ne hissediyor bekleyin okuyun ve öğrenin 😀


Yorum Yap "TLT 27"